Etiket arşivi: Saddam Hüseyin

Şiddet 70| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 6

Gözetim, Mitra Tabrizian, 1990. Okuduğu Westminster Universitesi’nde şimdi ders vermekte olan İran kökenli İngiliz fotoğraf sanatçısı ve film yönetmeni Mitra Tabrizian’ın (1959-) temaları sosyal ve politik konulardır.  Gözetim adlı eserde İran tarihinin üç dönemi ve bu dönemlerde Batı’nın ve İranlı politikacıların rolleri betimleniyor. Solda, demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı, 1953 yılında ABD ve İngiltere tarafından düzenlenen darbe temsil ediliyor.  Merkezde, İran İslam Devrimi sonrasında başlayan İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) ilk yılları çarşaflı kadınlar ve bir asker figürüyle gösteriliyor. Sağda ise 1979 yılındaki devrim ile Humeyni’nin iktidara gelişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nde tek yetkili oluşu canlandırılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, Victoria&Albert Museum, 2017.

Gözetim, Mitra Tabrizian, 1990.
Okuduğu Westminster Universitesi’nde şimdi ders vermekte olan İran kökenli İngiliz fotoğraf sanatçısı ve film yönetmeni Mitra Tabrizian’ın (1959-) temaları sosyal ve politik konulardır.
Gözetim adlı eserde İran tarihinin üç dönemi ve bu dönemlerde Batı’nın ve İranlı politikacıların rolleri betimleniyor.
Solda, demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı, 1953 yılında ABD ve İngiltere tarafından düzenlenen darbe temsil ediliyor.
Merkezde, İran İslam Devrimi sonrasında başlayan İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) ilk yılları çarşaflı kadınlar ve bir asker figürüyle gösteriliyor.
Sağda ise 1979 yılındaki devrim ile Humeyni’nin iktidara gelişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nde tek yetkili oluşu canlandırılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, Victoria&Albert Museum, 2017.

  • Irak Savaşı, 2003′te Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekatla Irak’a girmesiyle başladı. Kitle imha silahları yalanı ile ve diktatör Saddam Hüseyin’i devirme amacıyla başlatılan savaş, Saddam’ın devrilmesi ve ölmesine ilaveten bölgede daima alttan alta devam eden etnik ve mezhep ayrılıklarının körüklenmesi ve alevlenmesine de neden oldu. Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri ülkeden çekildi ama terör olayları ve iç savaş devam ediyor.
Fotoğraf: https://twitter.com/drsteveneu/status/684099332421767168

Fotoğraf: https://twitter.com/drsteveneu/status/684099332421767168

  • Libya’da 2011 yılında iç savaş başladı.
    Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’nin kararına dayanarak Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin önderliğinde Libya’ya 18 Mart 2011 akşamı havadan askeri operasyon başlattı. Operasyonun gerekçesi, Libya lideri Muammer Kaddafi‘ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi olarak açıklandı. BM ve halk 22 Ağustos 2011′de Kaddafi’yi devirdi. Ayaklanmanın sonlarında Sirte yakınlarında Kaddafi’nin konvoyuna NATO destekli saldırı düzenlenmiş, bu saldırıdan yara almadan kurtulan Kaddafi, 20 Ekim 2011 tarihinde saklandığı bir geçitte isyancılar tarafından yakalanarak linç edilmiştir.Bazı yorumlara göre, Libya’da hükumet ve Muammer Kaddafi karşıtı gösteriler halkın, 2010-2011 yılı boyunca Arap dünyasını saran protestoların bir ayağı olan 2011 Mısır Devrimi’nden/Arap Baharı’ndan etkilenmesiyle başlamıştır.

    Başkanlığının son yılı 2016’da Barack Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslararası arenada konuşulan konular oldu.

    İç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybının 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olduğu söyleniyor. Ülkede sivillere karşı (kaçırma ve işkence gibi) savaş suçlarının işlendiği de basında yer aldı.

  • Filipinler’de de ordu ile isyancılar arasında yaklaşık yarım yüzyıldır iç savaş sürmektedir.
  • Dünya üzerinde, 1914’ten beri var olan ve yönetim biçimleri şiddet yoluyla değiştirilmemiş yalnızca sekiz devlet bulunuyor. Bunlar Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu’nun eski dört üyesi, ABD, İsveç ve İsviçre’dir. Geriye kalan ülkelerin tümü etnik çatışmaya sahne olmuştur.

 

Libya 15 Kaddafi Sonrası 2 Kaddafi Ailesi

  • 2011 yılında yaşanan iç savaştan sonra Kaddafi’nin eşi Safiye Kaddafi, 29 Ağustos 2011 tarihinde isyancılar başkent Trablus’u ele geçirdikleri sırada, kızı Ayşe ve üvey oğlu Muhammed ile birlikte Cezayir’e geçti. Safiye Kaddafi’nin şu anda Cezayir’de turistik bir kasabada iyi korunan bir villada yaşadığı düşünülüyor. Cezayir hükumetinin Safiye Kaddafi’ye Libya ile ilgili işlere karışmaması ve bu konularla ilgili hiçbir açıklama yapmama koşulu getirdiği söyleniyor.
  • Muammer Kaddafi’nin sekiz öz, iki de evlatlığı vardı.
  • Muammer Kaddafi’nin en büyük çocuğu, birinci eşi Fethiye’den doğma oğlu Muhammed Kaddafi, Libya Olimpiyat Komitesi Başkanı ve Libya Telekom’un da Yönetim Kurulu Başkanı idi. Bu şirket ülke çapında tüm iletişim ağını elinde bulunduruyordu. Muhammed Kaddafi hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi savcıları tarafından getirilmiş bir suçlama yok. Ayaklanmayı bastırma çabalarında önemli bir rolü olmadığı düşünülüyor. Cezayir’de sürgünde.
Muammer Kaddafi’nin tek kızı Ayşe, belki de politika ile en ilgili çocuğu. Avukat. 2004'te Saddam Hüseyin'in savunmasına katıldı. Ayşe'ye, annesi ve ağabeyiyle birlikte, Cezayir iltica hakkı verdi. Cezayir'e sığındıktan üç gün sonra doğum yaptığı ve bir kızı olduğu açıklandı. Kızına annesi Safiye’nin adını verdi. Ayşe, siyasi faaliyetlere karışmaması konusunda titizlenen Cezayir hükumetinin sıkı takibi altında olmasına rağmen, bir Suriye televizyonuna çıkarak Libyalıları yeni yönetime karşı ayaklanmaya çağırdı. Ayşe bir de Nick Kaufman adında bir İsrailli avukat tutarak babasının ölümünün araştırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuru yaptı. Libya medyasında yer alan haberlerde, Ayşe Kaddafi'nin bir futbol maçında yeni Libya takımının kendisini temsil etmediğini söyleyerek Cezayir takımını desteklediğini yer aldı. Ayşe’nin, Muammer Kaddafi’nin gözdesi olduğu biliniyor. Fotoğraf: www.milliyet.com.tr

Muammer Kaddafi’nin tek kızı Ayşe, belki de politika ile en ilgili çocuğu. Avukat. 2004′te Saddam Hüseyin’in savunmasına katıldı. Ayşe’ye, annesi ve ağabeyiyle birlikte, Cezayir iltica hakkı verdi. Cezayir’e sığındıktan üç gün sonra doğum yaptığı ve bir kızı olduğu açıklandı. Kızına annesi Safiye’nin adını verdi. Ayşe, siyasi faaliyetlere karışmaması konusunda titizlenen Cezayir hükumetinin sıkı takibi altında olmasına rağmen, bir Suriye televizyonuna çıkarak Libyalıları yeni yönetime karşı ayaklanmaya çağırdı. Ayşe bir de Nick Kaufman adında bir İsrailli avukat tutarak babasının ölümünün araştırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Libya medyasında yer alan haberlerde, Ayşe Kaddafi’nin bir futbol maçında yeni Libya takımının kendisini temsil etmediğini söyleyerek Cezayir takımını desteklediğini yer aldı. Ayşe’nin, Muammer Kaddafi’nin gözdesi olduğu biliniyor.
Fotoğraf: www.milliyet.com.tr

  • Petrol endüstrisinde çalışan Anibal Kaddafi’nin 2005 yılında Paris’te hamile kız arkadaşını feci bir şekilde dövdüğü iddia edildi. Lübnanlı Hristiyan bir fotomodel ile olan evliliği, Kaddafi yönetiminin sona erdirilmesine kadar gizli kalmıştı. Çift Cenevre’deki lüks bir otelde iki çalışanı dövdükleri gerekçesiyle tutuklanmışlar, iki gün sonra kefaletle serbest bırakılmış, hizmetçilere tazminat ödenmesinden sonra suçlamalar geri çekilmişti. Bu olay, İsviçre ile Libya arasında büyük bir diplomatik krize neden olmuş, Libya İsviçre mallarını boykot etmiş, Bern’deki diplomatlarını geri çekmiş, Libya İsviçre’ye petrol sevkiyatını durdurma ve bu ülkedeki banka hesaplarını kapatma kararı almış, Muammer Kaddafi  İsviçre’nin lağvedilmesi ve topraklarının Almanya, Fransa ve İtalya arasında paylaşılması çağrısında bulunmuş, İsviçre Cumhurbaşkanı 2009′da Trablus’a gidip Kaddafi’den özür dileyince ülkesinde tepkilere hedef olmuştu. Ülkesinden kaçmayı başaran Anibal, 2015 yılında Lübnan’da 1978 yılında ortadan kaybolan Musa el-Sadr ve iki arkadaşı hakkında bilgi almak amacıyla kaçırılıp serbest bırakılmıştı.
  • Babasının iktidarı döneminde bir tugaya komuta eden Hamis Kaddafi Bingazi’deki protesto eylemlerine yönelik uyguladığı şiddetle gündeme gelmişti. Hamis Kaddafi, devrim sürecinde özellikle Zaviye, Trablus ve Misrata kentlerinde muhaliflere yönelik operasyonların başındaki isim olarak biliniyordu. Hamis Kaddafi’nin ölüm haberi, Muammer Kaddafi’nin 20 Ekim 2011′de öldürülmesinin üzerinden tam bir yıl geçtiği güne denk geldi.
Babasına muhalefet ederek 2006 yılında ülkesini terk etmiş ve London School of Economics'de eğitim görmüş olan, Kaddafi'nin ikinci eşinden doğan çocuklarının en büyüğü olan Seyf el-İslam Kaddafi’nin daha modern bir Libya istediği konuşulmuştu. Dünya onu 20 Şubat'ta ülkedeki huzursuzlukların baş gösterdiği tarihte ekranlarda gördü. Muhalifleri terörist ilan etti ve ülkesine reform sözü verdi. Kaddafi'nin yerine geçeceğine kesin gözüyle bakılan oğlu Seyf el-İslam, babasının ölümünden bir ay sonra Nijer'e kaçmaya çalışırken çölde yakalandı ve Libya'daki dağlık Zintan kasabasında cezaevine kondu. Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, kendisini insanlığa karşı suç işlemekten yargılamak isterken, Libya yetkilileri de mutlaka Libya'da adalet önüne çıkması gerektiğini söyledi.  Başkent Trablus'ta onun için basketbol sahası da olan modern bir tesis hazırlandığı, hatta özel aşçısının bile olacağı yolunda haberler çıkmıştı. 2015 yılında Seyf el-İslam, eski Başbakan Mahmudi, istihbarat şefi Senusi, Dış Güvenlik Teşkilatı Başkanı Buziyd Durda gibi rejimin sembol isimlerinin de aralarında bulunduğu 37 kişi, 17 Şubat 2011'de başlayan halk ayaklanmasında "gösterileri şiddet kullanarak bastırmak ve göstericileri öldürmek, köy ve şehirleri kuşatma altına almak ve kamu mallarını zarara uğratmak nedeniyle idam cezasına çarptırıldı. Fotoğraf: libyasos.blogspot.com

Babasına muhalefet ederek 2006 yılında ülkesini terk etmiş ve London School of Economics’de eğitim görmüş olan, Kaddafi’nin ikinci eşinden doğan çocuklarının en büyüğü olan Seyf el-İslam Kaddafi’nin daha modern bir Libya istediği konuşulmuştu. Dünya onu 20 Şubat’ta ülkedeki huzursuzlukların baş gösterdiği tarihte ekranlarda gördü. Muhalifleri terörist ilan etti ve ülkesine reform sözü verdi. Kaddafi’nin yerine geçeceğine kesin gözüyle bakılan oğlu Seyf el-İslam, babasının ölümünden bir ay sonra Nijer’e kaçmaya çalışırken çölde yakalandı ve Libya’daki dağlık Zintan kasabasında cezaevine kondu. Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, kendisini insanlığa karşı suç işlemekten yargılamak isterken, Libya yetkilileri de mutlaka Libya’da adalet önüne çıkması gerektiğini söyledi. Başkent Trablus’ta onun için basketbol sahası da olan modern bir tesis hazırlandığı, hatta özel aşçısının bile olacağı yolunda haberler çıkmıştı. 2015 yılında Seyf el-İslam, eski Başbakan Mahmudi, istihbarat şefi Senusi, Dış Güvenlik Teşkilatı Başkanı Buziyd Durda gibi rejimin sembol isimlerinin de aralarında bulunduğu 37 kişi, 17 Şubat 2011′de başlayan halk ayaklanmasında “gösterileri şiddet kullanarak bastırmak ve göstericileri öldürmek, köy ve şehirleri kuşatma altına almak ve kamu mallarını zarara uğratmak nedeniyle idam cezasına çarptırıldı.
Fotoğraf: libyasos.blogspot.com

  • Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Libya ordusunda üst düzey bir komutan olan Mutaassım Kaddafi çok uzun yıllar Mısır’da yaşadıktan sonra ülkesine geri döndü. Uzun yıllar önce babasını alaşağı edip yerine geçeceği söylentisi dolaşıyordu. İsyancılar tarafından babasıyla aynı gün yakalandı ve isyancı güçlerce öldürüldü.
  • Hakkında çok fazla bilgi olmayan, bir dönem Almanya’nın Münih şehrinde öğrenci olarak yaşadığı bilinen, 2008 yılında Daily Telegraph gazetesinde, egzozundan çıkan yoğun gazdan dolayı, aracına el konulduğuna dair bir haber çıkan Seyf el-Arap Kaddafi, 2011′deki devrim sırasında öldürüldü.
  • Eski bir futbolcu olan El Saadi Kaddafi, 2011′de Libya İç Savaşı’nda Libya Özel Güçleri’nin başındaydı. Sahra çölünü aşarak komşu Nijer’e sığındı. Nijer, Libya’dan gelen iade taleplerini bir süre reddetmiş, Interpol hakkında kırmızı bülten çıkartmış, 2014’te Nijer’de tutuklanarak  Libya’ya iade edilmişti.
  • Muammer Kaddafi’nin evlat edindiği kızı Hannah‘nın 18 aylıkken 1986 yılında ABD tarafından düzenlenen hava saldırısı sırasında öldüğü mü, yoksa doktor olup Trablus’ta bir hastanede çalıştığı mı doğru, halen bilinmiyor. Muammer Kaddafi’nin yeğeni Milad’ı da evlat edinmiş olduğu söyleniyor. Milad hakkında, Kaddafi’nin 1986’daki saldırıda hayatını kurtardığından başka bilgi bulunmuyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 230|Çağdaş Dönem 6 11 Eylül

  • 11 Eylül 2001’de ABD’ye saldırılar gerçekleştirildiğinde ABD başkanı George W. Bush idi.
  • ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından ilk olarak Afganistan’a sonra Irak’a yönelik askeri harekat gerçekleştirdi. Bu harekatları, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yaptığı genel kabul gördü.
  • Soğuk Savaş politikasının esas stratejisi olan caydırma ve korunma ilkeleri terk edildi. Bunlar yerine George W. Bush yönetimi, İç Güvenlik Bakanlığı oluşturdu, teröristlere karşı mücadele etmek için Vatanseverlik Yasası çıkardı; düşmanla doğrudan savaşmayı öngören doktrinini açıkladı ve Irak’a saldırıp Saddam Hüseyin rejimini yıktı.
  • Baudrillard’a göre, milyonlara TV kanalları aracılığıyla izletilen Saddam heykelinin yıkılışının otantik olmadığı; heykeli yerde sürükleyen kişilerin çoğunun foto muhabiri olduğu ortaya çıkmıştı. O nedenle gerçek artık hayatımızdan çıkmıştı. “Gerçeğin öldüğü” daha önce de ilan edilmişti. Baudrillard’a göre ölen taklit, mimesis idi. Mimesis, hem bilimin hem de sanatın özüydü. Batı kültürünü ve metafiziğini bu yöntem oluşturmuştu. 20. yüzyıl sonunda ise insanlar nesneleri de, sanatı da doğaya değil, bizzat kendileri tarafından üretilmiş nesnelere bakarak üretiyordu. Baudrillard buna simulacrum (Yun. taklit) diyordu.
11 Eylül 2001'de, Amerika'ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City'de Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi. Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

11 Eylül 2001′de, Amerika’ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City’de Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi.
Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

  • 11 Eylül saldırısı sanatın bir kez daha mistisizmle buluşmasına yol açtı. Bunun en önemli nedenlerinden biri korkunun öne çıkması, güven duygusunun yok olmasıydı. ABD’yi, özellikle New York’u saran Retro (geriye dönüş) akımının altında sığınma duygusunun yer aldığı düşünülüyor. Retro’nun, Modernizm’in attıklarını baş tacı etmesiyle 11 Eylül, Modernizm’in gerçek sonu olarak da adlandırılıyor.
  • New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin El-Kaide’nin hava saldırısı sonucu yıkılması, üç binden fazla kişinin ölümüne yol açması bir kent-kıyımı (urbicide) biçimidir; sivillerin katli olduğu kadar kent yaşamının ve gündeliğin güven veren rutininin de yıkımı olmuştur.
  • 11 Eylül’den beri Amerikalılar terörden, İslam’dan, Müslümanlardan korkuyor. Son zamanlarda İŞİD ve mülteci dalgası da bu korkuyu artıran faktörler oldu.
  • Korkunun sistemli bir süreç haline dönüşmesi, 1960 sonrasına güvensizlik çağı adının verilmiş olmasından sonra, bu döneme de risk toplumları adının yakıştırılmasına neden oldu. Sanayi üretimi mekanizmalarının oluşturduğu kirlilik ile çevre koşullarında ortaya çıkan yıkım ve küresel ısınma da güvensizlik ortamının artmasına katkıda bulunuyor. Önce mekanın yitimini yaşayan dünya, sonra da gerçeğin yitimini yaşıyor ve mistik-metafizik arayışlar ve Gerçeküstücülük artıyor, deniyor.
  • Slavoj Žižek 2002 yılında yayınlanan kitabında 11 Eylül’ün ardından köktencilik ile demokrasi arasında sahte bir seçim sunulduğunu; bu seçimle, demokrasinin emperyalizmin gerekçesi haline sokulduğunu; böylece, küresel kapitalizmin köktenciliğinin örtüldüğünü öne sürer.
  • Susan Sontag’a göre, Batı, giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladı. Aklın ölümü, entelektüelin ölümü, ciddi edebiyatın ölümü gibi gerçekliğin ölümünü bildiren haberler, birçok insan tarafından da üzerinde fazla kafa yormadan kabullenilmekte.
  • Sanal gerçeklik için her gün yeni yolların geliştirilmesi ile, sanal gerçekliğin fiziksel ortamların yerini almasının getireceği sorunlar da tartışma konuları arasına girmiş oldu.
  • Francis Fukuyama’ya göre, Afganistan’da ve Irak’ta işler ABD’nin istediği gibi gitmedi. ABD’de iktidarda olan Neo-con’lar (Yeni Muhafazakarlar), önleyici savaş doktrinini dış politikanın mihenk taşı haline getirerek yanlış yapmış oldular. Diğer ülkelerin çıkarlarına ve görüşlerine, uluslararası normlara ve kurumlara saygılı olmayan bir dış politika izlediler; büyük ölçekli sosyal mühendisliğin zorluklarının farkına varamadılar.
  • Slavoj Žižek 2003 yılında bir Donald Rumsfeld analizi yapmış, Rumsfeld’in Irak’ta yapılan işkenceleri bildiğini bilmemesi,  Lacan’ın söylediği kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir ve Žižek’in değerlendirmesine göre bu tam anlamıyla Freudçu bilinçdışıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 229|Çağdaş Dönem 5 Körfez Savaşı

  • Saddam Hüseyin güçlerinin 1990’da Kuveyt’i işgali, 1991’de ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır’ın da aralarında bulunduğu 40′a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücünün Irak’a düzenlediği askeri harekat, dünya tarihinde Körfez Savaşı, Basra Körfezi Savaşı, Kuveyt Savaşı, Çöl Fırtınası Harekatı adıyla anıldı. 2003 yılında başlayan Irak Savaşı’ndan sonra ise bunlara Birinci Körfez Savaşı veya Birinci Irak Savaşı adları da eklendi.
1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Steve McCurry’nin çektiği fotoğraf. Fotoğraf:haberdokuz.com

1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Steve McCurry’nin çektiği fotoğraf.
Fotoğraf:haberdokuz.com

  • Francis Fukuyama’ya göre, ABD siyasetinde şahin kanadı temsil eden Neo-con (yeni muhafazakar) düşünce, 1990’larda güç kullanımını aşırı biçimde vurgulayan bir ABD dış politikası uygulamış ve Irak Savaşı’na yol açmıştı.
  • Kökleri 1930’lara uzanan Neo-con düşünce kabaca beş ana ilkeye dayanıyor:
    *Demokrasi, insan hakları ve devletlerin iç politikaları ile ilgilenilmesi,
    *ABD’nin gücünün ahlaki amaçlar için kullanılabileceği (iyiliksever hegemonya),
    *Ciddi güvenlik sorunlarının çözülmesinde uluslararası hukuk ve kurumların gücü konusunda şüpheci yaklaşım,
    *Göç ve serbest ticarete karşı olma,
    *Hırslı sosyal mühendisliğin çoğu kez beklenmedik sonuçlara yol açtığı ve kendi amaçlarını baltaladığı, sosyal adalet aramaya yönelik çabaların sol görüşlü toplumları daha kötü hale getirdiği görüşü.
    Neo-con düşünceyi şekillendiren ilk savaş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Stalincilerle; ikincisi ise 1960’larda Yeni Sol ve onun doğurduğu karşı kültür ile yapılmıştı.
  • Teolojik-politik sorunla uğraşan Leo Strauss’un (1899-1973) anlayışına göre din de rejimin bir parçasıdır.
  • 1991 yılında Baudrillard, insanlığın ilk kez Körfez Savaşı ile birlikte bilinç tarihinde başka bir düzeye geçtiğini söylüyordu. Savaş bize, televizyonlardan bütün anlamlarından soyutlanmış olarak ulaşıyordu. Televizyonu açtığımızda oradaydı, kapattığımızda yok oluyordu. Görüntüye, “canlı” olduğunda bile müdahale edilebilirdi. Gerçeğin doğru olması, gerçeği yakalamanın yolu, insan elini işin içine sokmamaktı. Tanklara yerleştirilmiş kameralar durumun yalnızca bir parçasını aktarabilirdi. Ortaya çıkan görüntünün, savaş denilince anladıklarımızla ilgisi yoktu. Belki bir bölümü etik nedenlerle geriye itilmişti ama, tasarım, görüntünün nesnelliğini, el değmemişliğini engelliyordu.
  • 1990’ların ortalarında, Avrupa’nın harekete geçme kabiliyetinin sınırlı olması sonucunda ABD, Bosna savaşını sona erdiren ve Sırp saldırılarını durduran taraf oldu. Bu olay, Amerikan Maksimalizmi olarak adlandırıldı.
  • Baudrillard, artık sadece görüntülerin, simülasyona uğramış gerçekliklerin var olduğunu iddia eder. Artık savaş da, gerçek olduğu düşünülen başka her şey gibi, medyatik bir etkinlik olmuştur. Savaş Bosna’da meydana gelen şu ya da bu gelişmeden dolayı değil, medyada olup biten gelişmelerden yön bulacaktır. Bir başka kanı da, Batı’nın giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladığıdır. Gerçeklik seyirlik bir manzaraya dönüşmüştür.