Etiket arşivi: Romantizm

Kötücüllük

KÖTÜCÜLLÜK
(Maltreatment)

Mother Theresa, Banksy, 2006. Global Karaköy sergisi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mother Theresa, Banksy, 2006.
Global Karaköy sergisi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kötücüllük, Kötü’nün terbiye olmuş biçimidir: Gaddarlığın barbarca, bedensel biçiminin yerine incelmiş, zihinsel bir biçim koyar.
  • MÖ 5. yüzyılda Demokritos, kötücüllüğü kadınlara özel bir disiplin olarak görmüştür.
  • MÖ 4. yüzyılda yaşamış olan Sokrates’inson sözleri arasında Asklepios’abir horoz borçlu olduğu vardır. Ölüme duyduğu şükranın ifadesi olarak, hayatın korunmasını temsil eden şifa sanatı tanrısına kurban kesmek, filozofun onu hukuka aykırı olarak ölüme mahkum edenlere yönelttiği bir kötücüllüktür.
  • Kaba kötücüllük hakaretin sınırlarında gezer, nezih kötücüllük ise ironinin sınırlarında.
  • Kötücüllük Felsefesi ile uğraşan Nietzsche, kötücül insanın birincil gayesinin hasmının acı çekmesi değil, kendi zevki olduğunu; bu zevkin, üstün gelmenin verdiği iktidar duygusundan kaynaklandığını söyler.
  • Kötücüllüğü bir sanat formuna dönüştüren, küstah edası ile Oscar Wilde (1854-1900) olmuştur.
  • Kötücüllük, ilk romantiklerin Romantizm’den anladıkları şeydir: Gönüllerinde yatan yarılma ve kutuplaşma idi. Kötücüllük kutuplaştırır. Ötekiliği en iyi anlatan romantik şairlerden biri Heinrich Heine’dir (1797-1856).
  • Kötücüllükten asıl beslenen sanat biçimleri komedi, karikatür ve kabaredir. Hayatla başa çıkmaya dair soruları, gündelik durumları, zamanın şartlarını, politik karışıklıkları zevkle tiye alırlar. Komedi ve kabarenin komik kötücüllüğü ironi, hiciv, parodi, polemik ve sarkastizmi kullanır.
Monkey Queen, Banksy, 2003. Global Karaköy sergisi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, Banksy, 2003.
Global Karaköy sergisi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • Düşmanlığın Faydaları, Wilhelm Schmid, İletişim Yayınları, 2017.

 

Edebiyat Hakkında

  • Romantik edebiyatın tipik ilgi alanı çirkinlik ve kötülüktür. Romantizm’e kadar olan dönemde kahramanlar daima yakışıklıdır, kötüler çirkin, korkunç veya sefildir. Kötü, biri kahramana dönüştürüldüğü zaman ise hemen yakışıklı olur.
  • Gotik romanda durum tersine döner: kahraman huzursuz edici ve dehşet vericidir; anti-kahraman da, kasvetli yönlerinden dolayı çekici değilse de en azından ilginçtir.
  • Italo Svevo (1861-1928), İtalyan yazarlar arasında, zirvesinde Marcel Proust’un (1871-1922) olduğu pasif analitik edebiyata en yakın yazardır.
  • Eserlerinde genellikle “ben”in “biz”e dönüşmesi  konularını işlemiş, kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı kalmış, Objektivizm ve Liberteryenizm/Özgürlükçülük, yol gösterici norm olarak negatif özgürlük fikrini savunan siyasi akıma ait olan yapıtlara kolektivist roman diyebiliriz. Umberto Eco şöyle derdi: “Biz ‘kolektivist roman’ talep ettiğimiz zaman, insan ilişkilerinin, sosyal hayatın, aşkın ve içinde yaşadığımız hayatın tamamının yeni ahlakı ve hayatı çözmenin yeni yolunu oluşturan o yeni görsel açıdan ele alan bir roman talep ederiz.”
  • Otobiyografiler, kendini beğenmiş günlükler, insanın kendi bilincinin psikolojisini anlatanlar, bireysel ve burjuva dekadan roman kategorisine girer.
  • Yazınsal metinlerde yazarın kendisini hissettirmemesi gerektiğini kararlı biçimde dile getiren ve yazdığı romanlarda uygulayan ilk yazar, Realizm akımını başlatan Gustave Flaubert (1821-1880) olmuştu. Flaubert, önemli olanın, “yokluğunda parlamak” olduğunu söylüyordu.
İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015. Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme. 14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015.
Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme.
14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sanatçı psikolojisinin, biyografisinin, kişilik yapısının ve bilinçaltı gibi hususi özelliklerinin eserine yansıdığı üzerine temellenen psikanaliz, sanatçıya dönük bir eleştiri kuramıdır. Biyografik malzemeler, bir edebiyat eleştirmeni için, edebi eserin anlam alanını artıran bir malzemedir. Sigmund Freud, psikanaliz üzerine olan tezlerinde edebiyattan faydalanmıştır. Ödipal kompleks terimini Yunan tragedyası Kral Oedipus’tan almış, Shakespeare’ın Hamlet’ini de aynı bağlamda kullanmıştır. Freud, esas vurguyu bilinçaltına yaparak; sanatçının bastırma süreci sonunda başta çocukluktan kalma kompleksleri olmak üzere tatmin edemediği arzu ve isteklerinin sanatı yoluyla doyuma ulaştığını öne sürmüştür. Psikanalitik edebiyat kuramı, sanatçının biyografisini, kişilik yapısını anlayarak bilinçaltı sürecini tespit etmeye çalışmış; bunun için de iki yol kullanmıştır: Sanat eserinden sanatçıya ve sanatçıdan esere dönük bir inceleme. Bu amaçla sadece sanatçının eserleri değil sanatçının yaşadığı zaman, çevre ve hususi hayatı, içinde bulunduğu toplumsal olay ve durumları da konu alan çalışmalar yapılmış; yaratma sürecine etki eden tüm motivasyonlar inceleme konusu olmuştur. Edebi metinlerdeki kişilerin psikolojisini anlamaya dönük çalışma, bu tarz bir incelemenin sonucudur. Sanat eseri içerdiği simgeler vasıtası ile sanatçının bilinçaltını yansıtır. Bu kuram doğrultusunda eser veren sanatçılar; rüya, otomatik yazı gibi kavramları önemserler ve bilinçaltının ifade edilmesi için noktalama işaretleri gibi bağlayıcı kuralların kullanılmaması gerektiğini; sanat eserinin oluşma nedeninin, insanın ölüm karşısında geliştirdiği bir savunma mekanizması olduğunu savunurlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Bakış Açısı, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 21.08.2015.
  • Ayna İnsan/Sunuş : Umberto Eco’yu Sonsuzluğa Uğurlarken, Sayı:18, 6 Nisan 2016.
  • Liberteryenizmin Kadın Öncüleri, liberplus.com.tr.

 

Sanat ve Sanatçıya Dair

  • “Canlı bir at gördüğümüzde onun güzelliğinden çok, o atın resmindeki güzellikten etkileniriz. Çünkü onu yapan aklın güzelliğine hayranlık duyarız. Sanatçı, sanatsal taklit ile maddeye biçim verir ve ruhun duygularını maddede görünür kılar. Sanatçı, kendi duygularını çalıştığı maddeye işleyen kişidir..” Bizanslı akademisyen Manuel Chrysolaras (1350-1415).
  • Rus yazarını toplumun geri kalanından farklı ve daha asil biri olarak görmek, ona ayrıcalıklı bir konum vermek geleneğinin kökleri 19. yüzyıldaki Romantizm’in sanatçıyı yücelten tavrına dayanır. Bu tavır, belki deRusya’nın dünyanın geri kalanından yalıtılmışlığına bağlı olarak, Batı Avrupa’ya nazaran, daha uzun sürmüştür.

    Puşkin’in Peygamber (1820) adlı şiirindeki şairin ayrıcalıklı konumu teması, Rus kültüründe 1980’lere kadar devam etmiştir.

  • “Sanat, tuhaf mucizesiyle, bayağılığı, ruhun düşkünlüğünü törpüler. Ruhun yüceldiği bile olur.” Selim İleri, Hepsi Alev.

  • “Yazma deliliği, gerçek deliliğin panzehiridir.”
    “Sanatsever kişi, sanatçıların sıradan insanın lanetlenmesine yol açacak kusurlardan muaf tutulması gerektiğini bilir. Sanatçı, herkesin temsilcisidir, korkusuzca konuşan kişidir, ona teşekkür edilir ve o da bunun bedelini öder. Sömürgeciliğin bütün saçmalıklarını tek tek ortaya döken Forster; ortalığı koklayıp, bela ve ölüm arayan Graham Greene; hemen her şeyi gören ve gördüklerinden nefret eden Evelyn Waugh; farelere işkence eden ve ailesinin eşyalarını genelevlere bağışlayan Proust; karısının üzerine duvar örerek onu çocuklarından uzak tutan Dickens; yalancının teki olan Lilian Hellman; Simone de Beauvoir’ın genç fıstıklar ayarladığı Sartre; ikinci karısını bıçaklayan Mailer; aşıklarından ikisi intihar eden Ted Hughes….” Hanif Kureishi, Son Söz.
  • Goethe, ayaklarını sıcak suya sokup yazarmış.
  • Wagner, tütsü ve parfümlerle donatılmış bir odada, ipek sabahlığını giyerek beste yaparmış.
  • Haydn, beste yaparken tören peruğunu takarmış.
  • Nabokov, kürsünün başında dikilir, kitabını küçük not kağıtlarına yazarmış.

 

Çağdaş Sanata Varış 60 | Modern Sanat Akımları

  • Modernizm              1860-1930
  • Geç Modernizm       1930-1960
  • Postmodernizm       1960-1980
  • Çağdaş Sanat         1980- günümüz
  • Tarihsel Avangard   İki dünya savaşı arası dönem 1918-1939
  • Neo Avangard         1945 sonrası

 

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir. Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir. Oslo Ulusal Müze.

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir.
Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir.
Oslo Ulusal Müze.

 

  • Tarihsel, toplumsal, ekonomik ve felsefi bağlamlar sanatın ortaya çıkışını, gelişimini ve yorumlanmasını etkiler.

 

  • Kimi uzmanlara göre Modernizm 1750-1960 arasında neredeyse iki yüz yıl sürmüştür.
  • 1980 sonrası için Geç Modernizm ve Postmodernizm dönemi diyenler de vardır.
  • Çoğu sanat tarihçisi 1950-1970’lerin sonları arasında geliştirilen sanat felsefesinin bugün Çağdaş Sanat olarak gördüğümüz şeye temel oluşturduğunu savunurlar.
  • Bazı yorumcular bu dönemi, Modernizm’in sonu ve Postmodernizm’in başı olarak niteler.
  • Bazıları, 1950’lerden bu yana yapılan sanatı, modernist avangard çalışmaların devamı olarak görür ve Geç Modernizm olarak adlandırır. Bu eleştirmenlerden bazıları, Postmodernizm’i tanımlanabilir bir dönem olarak ele almaktan kaçınır.
  • Bazı eleştirmenler ise, Postmodernizm’in Modernizm’in değerlerine bilinçli bir karşı çıkış olduğunu savunur.
  • Bazıları tarafından Postmodern bulunan şeyler diğerlerine göre yeni bile değil, 20. yüzyıl modern sanatının devamıdır.
  • Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihini Berlin Duvarı’nın yıkıldığı; Tiananmen Meydanı’ndaki gösterilerin bastırıldığı ve Sovyet kömünizminden sapan Çin’in kapitalizmin oyununa katıldığı yıl olan 1989 olarak tespit eden, Çağdaş Sanat’ı Soğuk Savaş sonrasının sanatı olarak tanımlayan uzmanlar vardır.

 

Dosyamızda, Modernizm       1860-1960
Postmodernizm 1960-1989
Çağdaş Sanat   1989-Günümüz olarak kabul edilmiştir.

 

Birbirinden çok farklı bu yorumların gösterdiği gibi, Modernizm, Postmodernizm, Geç Modernizm ve Avangard gibi terimlerin kesin ve güvenilir tanımlarının olmadığını söyleyebiliriz. Terimler, kullanıldıkları bağlama ve kullananların görüşlerine bağlıdır.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.  Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.
Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

MODERN SANAT AKIMLARI

Şu ana kadar değindiğimiz akımların kesin çizgilerle birbirinden ayrılmadığını, akımların başlangıç ve bitiş tarihlerinin de bulanık olduğunu hatırlatmak isteriz. Örneğin Art Nouveau’nun başlangıç tarihi olarak bazı kaynaklar 1880, bazı kaynaklar 1905 yılını kabul ederken; aynı akımın bitiş tarihi olarak ise 1910 ve 1939 yılları zikredilmektedir.

 

  • Romantizm 1800-1850
  • Barbizon Ekolü 1830-1870
  • Ön Rafaelciler 1848
  • Realizm 19. yüzyılın ikinci yarısı
  • Empresyonizm 1874
  • Post Empresyonizm (Geç İzlenimcilik) – 1886 – 1905
  • Neo Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik)- 1886 – 1906
  • Art Nouveau – 1905 – 1939 veya 1880-1910
  • Sembolizm – 1880 – 1900′ların başı veya 1886-1910
  • La Belle Epoque ve Nabiler   1888-1900
  • Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) – 1890 – 1939
  • Fovizm – 1898 – 1906 veya 1898-1908
  • Die Brucke 1905-1913
  • Kübizm – 1908 – 1939 veya 1907-1939
  • Orfik Kübizm 1912
  • Kübo Fütürizm 1913
  • Neoplastisizm ve De Stijl 1912-1917
  • Süprematizm – 1913 veya 1915-1920’ler
  • Fütürizm – 1909 – 1939 veya 1909-1920’ler
  • Der Blaue Reiter 1911
  • Konstrüktivizm 1916 veya 1920’ler ve sonrası
  • Dadaizm – 1916 – 1923 veya 1916-1922
  • Sürrealizm 1924 veya 1922-1939
  • Art Deco 1920’ler-1930’lar

Modern sanatın 1930’ların sonuna kadar gelen akımlarını sizlerle paylaştık. Modern sanat akımlarına devam etmeden önce bir gözden geçirme yapmak istedik. Modernizm denen dönemi meydana getiren temel noktaları toplu halde gördükten sonra Modernizm akımlarına devam edip, Postmodernizm’e, daha sonra ise Çağdaş Sanat’a  geçmeyi planlıyoruz.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 54 | Avangard 1

Bloğumuzda Avangard konusunu daha önce kısaca incelemiştik. Şimdi ise Çağdaş Sanata Varış dosyamız için konuyu biraz daha genişletmek istiyoruz.

AVANGARD 1

  • Avangard akımın hedefi bizlere dünyayı farklı gözlerden yorumlatmak, arkaik veya egzotik modellere, düşlerin evrenine, akıl hastalarının fantezilerine, uyuşturucuların neden olduğu halüsinasyonlara, malzemenin yeniden keşfine tanıklık yaptırmak, gündelik eşyanın yeniden sunumundan zevk almayı öğretmektir.
  • Avangard, aslen askeri bir terimdir ve öncü birlik demektir.
  • Avangard sanat, kültür ve politikada geleneksel sınırları zorlayan, deneysel, yaratıcı kişi ve eserler için kullanılır.
  • Avangard, köklü dönüşümlerin bayraktarıdır.
  • Politik ve toplumsal radikalizm ile ilişkilendirilmiştir. Kendine has politik ve sosyal motivasyonlu sanat anlamını taşır.
  • Erken dönem Avangard hareketlerin doğası, içerik yerine biçime, konudan ziyade estetik etkiye önem veren kurallara meydan okumaktır. Avangard figürler, sanatın fikir ve kavramlarla ilgili olduğu kanısını paylaşmıştır.

  • Avangard kültürel kurumlara, kültürel hiyerarşiye, “büyük sanat” kanonuna; sanatçıların, satıcıların, patronların, galerilerin ve müzelerin oluşturduğu sisteme karşıdır.
  • Avangard teriminin sanata yönelik olarak ilk kullanılışı 1825 yılında St. Simeon Kontu taraftarlarından Olinde Rodrigues (1795-1851) tarafından, sanatçının halkın öncüsü olarak tanımlanmasıyla oldu. Rodrigues sosyal, politik ve ekonomik reformların sanatın gücü ile en hızlı ve etkili şekilde yapılabileceğini öne sürmüştü. Bu görüş, toplumu sanat yoluyla dönüştürmeyi önerir. Sanatın bize en ileri toplumsal eğilimleri bildirip yol gösterdiği, sanatın misyonunun öncülük olduğu düşünülmüştü. Bu tespitten sonra sanat, ondan yararlanmayı uman siyasetçiler tarafından yüceltilir, adeta seküler bir kült, yeni bir din gibi olur.
  • Sanat 1848’de kült olmaktan çıkar. Fransa’da monarşiye birlikte son veren burjuvazi ile işçi sınıfı 1789’da organik ve armonik toplum hayalleri kurmuşlardı. 1848’de barikatlarda yalnız bırakılan işçiler hunharca ezilince, burjuvazi ile işçiler saflaşır, kurulan toplum hayalleri tükenir. Baudelaire, tanık olduğu şiddetin ardından “faydacılık sanatın en beter düşmanıdır”, “sanatın amacı ahlaktan bağımsızdır” tespitlerini yaparak sanatın özerkleşmesi gerektiğini öne sürer.
  • 1848’deki büyük düş kırıklığının ardından sanat ve edebiyat, sadece geleneğinden değil, çağdaş ahlak, bilim ve siyaset söylemlerinden, davalarından ve popüler kültürden kendini yalıtır. Burjuva zihniyetine düşman olur. Vahşi olanı, primitif olanı yüceltir. Sanat artık sadece kendisini temsil eder, biçimi içeriği olur. Sanat artık hayattan kopmuştur, kendine özgü bir iktidar peşindedir.
  • Sanat düşünsel özerkleşmesine koşut olarak:
    *aristokrasiden kalma ilişkilerden,
    *klasik zanaat geleneğinden,
    *1648 yılından başlayarak, sarayın ve kilisenin sanat üzerindeki egemenliğini yürüten Akademi’den arınır.(Çağdaş Sanata Varış dosyamızın 2. yazısı Akademiler’dir.)
  • Bir yandan da, kadim himaye sistemi yerini modern sanat piyasasına, Salon’lar galerilere, toplu/resmi sergiler de kişisel/özel sergilere bırakır; sanat kurumlaşır.
  • İşte Avangard’ı ayırt eden, bu kurumlaşma karşısında başlattığı muhalefet ve sanatı yeniden hayatla bağdaştırma arzusudur.
  • Avangard, 1848 öncesinde, Romantizm ile başlar.
  • Avangard ile Modernizm yer yer aynı ruhu, aynı bilinci paylaşır: her ikisinin de sanatçının topluma ve kendine yabancılaşmasıyla burjuva zihniyeti karşısında aldığı tavır aynı olur.
John Lennon ve Yoko Ono.

John Lennon ve Yoko Ono.

  • Politik ve sanatsal ilericilik anlamında Avangard Courbet ile zirve yapar.
  • Modern Avangard’ın mucidi ise Manet’dir. Avangard yabancılaşma demektir. Sanat ve edebiyatta topluma ve kendine yabancılaşma, Manet ve çağdaşları sayılabilecek Baudelaire ve Flaubert’e özgüdür.
  • Farklı bir anlatım ise şöyle:

*İlk evrede yenilikçi kimi gruplar Akademilerin kayıtsızlığına karşı işlerini korumaya girişirler.

*İkinci evrede bu gruplar radikalleşerek kendi alternatif kurumlarını oluşturmaya yönelirler.

*Üçüncü evrede kültürel kurumlara ve giderek bütün düzene hükmeden eserlerinin düşmanlarına karşı saldırıya geçerler.

Modernizm İkinci evre ile, Avangard son evre ile başlatılır. Yani, bu anlatıma göre, Modernizm gelişip, şiddetlenerek Avangard’a evrilir.

  • 20. yüzyılın başlarında modern sanat terimleriyle eşanlamlı olarak kullanılır. Bu kullanıma göre Avangard, Modernizm’in ayırıcı özelliğidir.
  • Dadacılık, Sürrealizm, Konstrüktivizm ve Realizm gibi bazı akımlar genellikle avangard olarak sınıflandırılır.
  • Bir görüşe göre, burjuvaziye karşıt tutumuna rağmen, Avangard’ın bütün aykırılığı, aslında bu sınıfa özgüdür: Başarılı olmuş, evrim sürecindeki burjuvazi, kişisel özlem ve ilişkilerinde Avangard’dır. Uçtaki siyasi görüşlere itibar eder: Fütürist Marinetti İtalyan faşizmini desteklerken, Fütürist Mayakovski Bolşevizm’den yanadır.
  • Habermas Avangard’ı Modernizm’in zirvesi gibi görür, Avangard’ın henüz ele geçmemiş bir geleceği fethettiğini düşündüğünü söyler.
  • İki dünya savaşı arasındaki dönemde Avangard taraftarlığı ya da Avangard düşmanlığına dönüşen kamplaşma gerçek ile gerçeküstü, bilinç ile bilinçaltı, gelenek ile Modernizm arasındaki çatışmalarda sembolleşir.
  • Adorno, sanatın topluma katkısı toplumla iletişim kurmak değil, direniştir, der.
  • Benjamin Sürrealizm’in politik rolünden, radikal özgürlük kavramından umutludur.
  • Troçki ile Sürrealistlerin lideri Breton birlikte sanat ve siyaset üzerine tezler geliştirirler. Sanatçının bağımsızlığını savunarak, sanatın da kendine sadakatini kollayarak kültürel krizin üstüne yürümeleri doğrultusunda çağrı yaparlar.
  • Duchamp, reddedileceğini bile bile 1917’de New York’ta Müstakiller Salonu’na sunduğu heykel ile sergilediği Modernist estetiğin kavram ve kurumlarıdır: özgünlük, yenilik, biriciklik, otantiklik, yararsızlık/çıkarsızlık, öznellik, ….sergi, müze, müellif/telif, tarih, eleştiri, değer, norm, kanon…Çeşme (pisuar), Modernliğin de ötesinde, sanat-zanaat, sanat-sanayi ve mimesis gibi kadim meseleleri de uyandırır. (Dadacılık bölümünde bunu işlemiştik.)