Etiket arşivi: Roma

Şiddet 34 | Hıristiyanlık’ta Kadının Konumu 1

  • Hem Yaradılış hem de ilk günah açısından Yahudi ve Hıristiyan kültürü benzerlik gösterir ancak İsa’nın kişilik özelliklerinde kadın düşmanlığı yoktur ve ona inananlar arasında çok sayıda kadın olduğu; Musevi Peygamberlerden hiçbirinin etrafında bu kadar büyük bir kadın grubunun toplanmadığı; ilk dönemlerde Hıristiyanlığa giren kadın sayısının erkeklerden fazla olduğu söylenir. İsa’nın on iki yıldan beri kanaması olan bir kadının eteğini öptüğü Matta İncil’inde yer alır.
Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28. Fotoğraf: Pinterest

Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28.
Fotoğraf: Pinterest

  • Birinci yüzyılın ortalarında Aziz Pavlus, mektuplarında36 inançlı kişiden söz eder, bunların 16’sı kadındır; hepiniz İsa nezdinde birsiniz, aynısınız der. Kadının bedenine hükmetme hakkı erkeğinindir; aynı şekilde erkeğin bedenine hükmetme hakkı da kadınındır, diye yazar. Ama “Erkek, kadının başıdır. Erkek kadından değil, kadın erkektendir. Kadın, erkek onu istediği için vardır” diye de yazar ve kiliseye giderken kadının başını örtmesini ister. Havari Paulus’tan beri cinsellik, inananlar için utanılacak bir olguydu.
  • İstenmeyen bebeklerin çöplüğe atılma töresi, Hıristiyanlığın Roma’da yayılmasına ve kabul görmesine kadar sürdü. Yeni inançta bebekleri öldürmek ve düşük yapmak yasaklanmıştı; dul bir kadını yeniden evlenmeye zorlamak yoktu; evlilik yaşam boyu sürmeliydi; sadakatsiz taraf ister kadın ister erkek olsun aynı derecede günahkar sayılıyordu. Bakirelik yüksek bir değerdi; bu yüzden kadınlar erken yaşta evlenmeye zorlanmıyordu. Kadınlara da erkekleri reddetme hakkı tanınıyordu.
  • Hıristiyan inancında ruhsal kurtuluş, ancak cinsellikten uzak durarak kazanılabiliyordu. 3. yüzyıldan başlayarak kadının cinselliğinden nefret güçlendi. İnsan topluluklarından uzak kalarak kadınlara yönelik arzudan uzak durmanın aracı, mağaralar, çöller, sütunlar üzerinde ve manastırlarda yaşam sürmek oldu.
  • 393 yılında çıplak bedenle yapılan Olimpiyat Oyunlarına son verildi.
  • Erkekle kadın arasındaki fark, değiştirilmesi mümkün olmayacak kesinlikte Tanrı tarafından belirlenmiş olduğu için homoseksüel ilişkiler lanetlendi.
  • Aziz Augustinus (354-430), kadın düşmanlığına vurgu yapan felsefi temelleri oluşturdu. Platon’un saf ve sonsuza kadar değişmeyen biçim (İdealar) düşüncesini Augustinus Tanrı ile özdeşleştirdi.
  • 4. yüzyılda tutucu Hıristiyanlara göre, kadınla aynı yatağı paylaşmak ahlaksızlıktı.
Meryem'in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769. Meryem Ana'nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil'deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta. Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

Meryem’in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769.
Meryem Ana’nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil’deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta.
Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

  • Bakir bir doğurganlık çelişkili gibi görünebilir ama çok eskidir. Mısır tanrıçası Net, partenogenesis (döllenmesiz üreme, kendini dölleme) ile Ra’yı yaratmıştır. Hera ve Afrodit yılda bir kere kutsal pınarda yıkanarak bekaretlerini geri kazanırdı. Aynı ikilik, hem bakire avcı hem de doğumun simgesi olan Artemis’te de görülmektedir. Yüce Ana da anne olmak için erkeğe ihtiyaç duymayan bir bakiredir. Bakir doğurganlık, Hıristiyanlıkta da devam etmiştir.
  • 431 yılında Meryem, Tanrı’nın Annesi makamına yükseltildi. Yaklaşık 50 yıl önce de bir başka kilise konseyi, Meryem’in ebedi bakireliğini ilan etmişti. Efes’te yaşayanlar, o çağda bakire Tanrıça Diana’ya tapıyorlardı. Meryem, Adem ile Havva’nın işledikleri günahı işlememiş, temiz ve kusursuz kalmıştı. Cinsel arzu, Kilise tarafından kirli ilan edilmiş oldu.
  • Katolik Kilisesi’nin ikonografi örneklerinde Meryem, ayağı ile yılanın başını ezerken şehvetin başını ezmektedir.
  • Musevi ve Hıristiyan geleneğinde insan, Tanrı imgesi ile canlandırılır; Mısır’ın aksine hiçbir zaman hayvanlara tapılmamış Yunan dininde Tanrı insan imgesi ile canlandırılmıştır. Yunan tanrılarının hayranlık uyandıran insani güzellikleri söz konusudur. Oysa Musevilik, yaratıcılığı Tanrı’ya özgü kılarak, sanatı ve sanatçıyı baskı altında tutmuştur.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 299|Çağdaş Mimarlık 3

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti. 1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.  Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır. Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.  Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.  Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir. Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti.
1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.
Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır.
Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.
Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.
Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir.
Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan. Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan.
Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin. Fotoğraf:www.dezeen.com

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin.
Fotoğraf:www.dezeen.com

  • Irak asıllı İngiliz vatandaşı Zaha Hadid (1950-2016) küreselleşmeyi savunan bir mimardı. Bilgisayar destekli, parçalı geometriler içeren kıvrımlı, dekonstrüktif tasarımları neo-fütüristik olarak adlandırılıyordu. Çalışmaları, çağdaş özgür düşüncenin kalıpları, üslupları reddeden çoğulculuk anlayışına uygun bulunmuştu. Roma’daki MAXXI Müzesi, Bakü’deki Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Dubai Operası, Guanzhou Opera Binası, 2020 Tokyo Olimpiyatları için uzay gemisi biçiminde tasarladığı stadyum, İstanbul’da Kartal’ın dönüşümü için açılan yarışmada birinci olan Sanayi Bölgesinde Merkezi İş Alanları Projesi projelerinden bazıları.
Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı. Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu. Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı.
Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu.
Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor. Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor.
Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş. Fotoğraf: Zaha Hadid Design

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş.
Fotoğraf: Zaha Hadid Design

 

 

 

Fasces 1

Roma, pek çok şeyin başlangıç noktasıdır. İlk orada kullanılmış, uygulanmış şeyler daha sonra dünyada genel kabul görmüştür.

Ancak Fasces, bir Etrüsk mirasıdır.

Minos Uygarlığı’ndaki çift başlı balta lybris’in Etrüskler tarafından İtalya’ya taşındığı ve oradan esinlenildiği tahmin edilmektedir.

Fasces. Fotoğraf: Encyclopedia Britannica

Fasces.
Fotoğraf: Encyclopedia Britannica

Fasces bir demet. Tüylü huş ağacı çubuklarından oluşan sembolik bir demet.

Güç ve yargı yetkisini veya birlikten kuvvet doğacağı fikrini temsil ediyor.

Ahşap çubuklar halkı,

Demetteki balta, devletin gücünü,

Kırmızı deri şeritler, devlet gücünün sınırını simgeliyor. Yani “devletin kırmızı çizgileri.”

Daha az kırmızı şerit, daha güçlüyüm, sınırım az, anlamına gelirdi.

Roma Cumhuriyeti’nde (MÖ 509-27) demeti sivil hizmetli korumalar, liktorlar taşıyor.

Lictorlar, üst düzey görevlilere, magistralara eşlik ederdi.

Liktorlar magistraların önünde yürür ve bayrak gibi taşıdıkları Fasces sayısı ile magistranın statüsünü belli ederdi.

Pomerium Roma’nın kutsalı olduğundan orada Fasces’e balta takılmazdı.

Cumhuriyet’in durumu tehlikede olduğunda atanan diktatörler döneminde lictorlar Pomerium içerisinde de demetlere balta takarak, diktatörün elinde olağanüstü güç bulunduğunu ifade ederlerdi.

Diktatörlerin Faces şeritleri kırmızı değildi; güçlerinin sınırı daha belirsizdi.

Fotoğraf: The Westologist

Fotoğraf: The Westologist

Fasces, Fransız İhtilali’nde, halkın elindeki devlet gücünü sembolize etmiştir. Devrim sonrası Kuba’da da aynı anlamda kullanılmaktadır. Fotoğraf: CRW Flags Inc

Fasces, Fransız İhtilali’nde, halkın elindeki devlet gücünü sembolize etmiştir. Devrim sonrası Kuba’da da aynı anlamda kullanılmaktadır.
Fotoğraf: CRW Flags Inc

Fotoğraf: World News

Fotoğraf: World News

İtalyan faşizminin adı Fasces’ten türetilmiştir.

Faşist ilke ve öğretiler Giovanni Gentile (1875-1944) tarafından, Benito Mussolini (1883-1945) için yazılmıştır.

İtalyan Ulusal Faşist Parti Fasces’i sembollerinden biri yapmıştır.

Sembolün üçlü anlamı devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik 1922 yılında iktidara gelen Mussolini’nin propagandasında kullanılmıştır.

Fasces, 1926 yılından itibaren İtalya’nın resmi devlet sembolü olmuştur.

Fasces daha sonra da kullanılmaya devam etmiştir. Günümüzde en az 17 ülkenin arma, ordu ya da bayrağında kullanılan bir semboldür. ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nde, Beyaz Saray’da Oval Office’de, ABD mahkemelerinde, ABD Milli Muhafız Bürosu ambleminde halen kullanılmaktadır.

 

Şiddet 3

Şiddet Nedir?

Diğer bir kişiye/gruba/topluma, kasıtlı olarak fiziksel ve/veya psikolojik zarar ya da acı vermeye yönelik davranış saldırganlıktır ve türleri vardır.

*Zarar vermeyi, incitmeyi amaçlayan faaliyetsizlik hali pasif saldırganlıktır.

*Bir amaca ulaşmak için gösterilen saldırganlık araçsal saldırganlıktır. Ana amaç saldırganlık değil, hedefe ulaşmaktır.

*Öfke ya da kızgınlık duygusuyla ortaya çıkan düşmanca saldırganlık,bir başka türdür.

*Toplum tarafından onaylanan özgeci saldırganlık, genelde kendini korumaya yöneliktir.

*Suikast, dövme, cinayet, saldırı gibi toplumsal normları çiğneyen ve onaylanmayan saldırganlık, anti sosyal saldırganlıktır.

*Toplum kurallarının içinde olan ve açık bir onay verilmese de meşru olarak algılanan izin verilmiş saldırganlık için maçlarda gösterilen sözel taşkınlıkları örnek verebiliriz. Barışçı bir toplum için, saldırgan enerjinin sosyal olarak kabul edilebilir yollarla boşaltılması, yıkıcı saldırganlıktan kaçınmak için önem taşır. Yarışmacı sporlar, bir sosyal supap olarak görülür.

İnsanın şiddete başvurdukça kendini daha az kırılgan hissettiği, şiddet uygulamanın güç duygusunu artırdığı düşünülüyor.

Şiddete başvurmak, güçsüzlüğü çaresizce güce dönüştürme çabasıdır. Gerçekten güçlü olan (hükümdar, baba vs) iktidarını sürekli şiddet tehdidine borçlu değildir. Zorla ele geçirilen güç kırılgandır; bu iktidar, şiddetin neden olduğu çatlaklar yüzünden yıkılır.

İktidar olayı ile hiç ilgisi olmayan bir şiddet olayı da mümkündür.

Şiddet, özü gereği bölücüdür.

Şiddet yıkar ve geride bir boşluk bırakır.

Şiddet, sınırları ortadan kaldırır, ölçüsüzdür.

Verili ölçüyü aşan HER ŞEY şiddet içerir.

Fransız filozof Simone Weil (1909-1943), 1940’da kaleme aldığı İlyada, ya da Şiirin Gücü adlı denemesinde “Şiddet ona kulluk eden herkesi şeyleştirir” diye yazıyor.

Antik toplum bir kan toplumu iken modern toplum bir ruh toplumudur. Arkaik toplumdaki dışsal şiddet, ruhun yükünü hafifletir. Modernitede ruhsallaşan şiddet, psikolojiye içkin şekiller almıştır.

Arkaik dünyada insan şiddetten bizzat kendisi şiddet uygulayarak korunur. Ölmemek için öldürür. Güç, henüz bir iktidar ilişkisi anlamına gelmez. Savaşçı öldürdüğü herkesin kuvvet özüne (Mana) sahip olur ve yendiği düşmanın bir vücut parçasını üzerinde taşıyarak biriktirdiği manaları vücuduna aktarmış olurdu. Reisi özel kılan şey manasıydı, manasını kaybederse egemenliğini yitirirdi.

Modern öncesi toplumda şiddet her yerdedir, alenidir, sahnelenir, iktidarın aracıdır. Modernitede şiddet sergilenmez, gizlenir; sahneden, odalara geçer.

Geç modernitenin öznesi, kapitalist üretim ilişkileriyle bağlantılı olarak, kendini bir proje haline getirir ve tükenişe kadar kendini sömürür. Proje, başarıya ve performansa odaklı öznenin kendine yönelttiği şiddete dönüşür.

21. yüzyıldaki siber savaşın faili ise görünmezdir.

İsimsiz, İnci Eviner, 2003. Baksı Müzesi koleksiyonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, İnci Eviner, 2003.
Baksı Müzesi koleksiyonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şiddetin dönüşümüne baktığımızda:

*Egemenlik toplumunda kafa kesme, işkence,

*Disiplin toplumunda deformasyon,

*Başarı ve performans toplumunda depresyon söz konusudur.

Ya da;

*Modern öncesi toplumda kelle uçurucu (dekapitasyon) bir şiddet egemendi.

*Modern toplumda hakim olan disiplindir; şiddet türü deformasyondur.

*Geç modern toplumda artık olumluluğun şiddeti egemendir; bu yeni şiddetin patolojik tezahürü ise depresyondur.

Doğadaki tüm canlı türlerinin hayatta kalmak için kullandığı savunma ve saldırı birçok bilim insanına göre içgüdüsel şiddettir.

Arkaik öldürme edimi, yırtıcı hayvan statüsü elde etme, yani av hayvanı statüsünden çıkma çabası olarak yorumlanır.

Bir toplum, kendini şiddet ve savaş tanrısıyla özdeşleştirince, kendisi saldırgan ve şiddete eğilimli olur. Öldürücü şiddet bir büyüme, güç, iktidar ve hatta bir ölümsüzlük duygusu üretirdi. Tıpkı Roma ve Aztek toplumunda olduğu gibi.

 

 

Libya 49 Fizan ve Metkanduş Vadisi

  • Gıdamis’ten sabah ayrıldık. Yağmurlu bir havada 13 saat içinde Karyat-Sebha-Germe yolunu yaptık.
  • Sebha, Fizan’ın merkezi. 11. yüzyıldan beri kervan yollarının geçtiği işlek bir nokta. Günümüzde de bir ticaret ve taşımacılık merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ertesi sabah Metkanduş Vadisi’ne gitmek üzere 4x4’lerle Fizan Çölü’nü geçtik.
  • Tarihçi Heredot, Fizan’dan Garamantlar’ın Ülkesi diye söz eder. MÖ 19’da Romalılar bölgeyi kendilerine bağladılar. Bir dönemde Vandal istilasına uğrayan bölge, 666 yılında Araplar tarafından alındı ve halkı Müslüman oldu.
  • 1842’de Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Senusiye Tarikatı bölgede tekkeler kurarak en etkili güç haline geldi. Önce Afrika’nın Ekvator bölgesinden yayılan Fransızlar, 1911’de de İtalyanlar bölgenin egemeni oldu. 1912’de Osmanlı-İtalyan Savaşı’nı sona erdiren Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Fizan İtalyan egemenliğindeki Trablus ve Berka ile birleştirildi. 1951 yılında ilan edilen Birleşik Libya Krallığı altında Fizan bir eyalet oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Metkanduş artık var olmayan, kurumuş bir nehrin adı.
  • Vadi’nin Messak Settafet bölgesinde bulunan prehistorik kaya sanatı gerçekten görülmeye değer: Çok geniş bir alana yayılıyor, pek çok çizim var.
  • MÖ 8500’lerde tropik bir iklimi olan Sahra’nın MÖ 4000’li yıllarda çöl olduğu biliniyor.
  • Çizimler, kumtaşı oyularak yapılmış. Daha sonra parlatmak için üzerleri zımparalanmış ve şu anda kireçtaşının içinde bulunmayan mineraller içeren koyu renk bir vernik ile mikron kalınlığında kaplanmış. Demir ve manganez oksidin 5000 yıl önce, iklim daha nemli iken bölgede bulunduğu düşünülüyor. Figürlerin önce çizildiği, sonra oyulduğu sanılıyor.
  • Kaya oyma resimlere petrogrif deniyor.
  • Resimler, MÖ 2000’lere tarihleniyor.
    Güney Fransa’da bulunan Chavet Mağarası’nda 32 bin yıllık olduğu tahmin edilen insan yapımı resimlerle dolu mağaranın, ayinler ve saklanmak için kullanıldığı düşünülüyor. İspanya’daki Altamira Mağarası ise 16 bin yıllık resimlere ev sahipliği yapıyor.
  • Resmedilmiş hayvanların çoğu Sahra’nın kuzeyinde bulunmayan hayvanlar.
  • Bir şey iyi taklit edilirse ona ulaşılabileceği inancı vardır. İyi av resmi çizersen, avın iyi olur, diye inanılmıştır. Ama buradaki resimlerin çok azı av ile ilgili. Burada anlatılan hikaye çözülebilmiş değil. Belki sembolik, belki dini inanç var anlattıklarında? Çizimlerin hangi koşullarda, kimler tarafından yapıldıkları da bilinmiyor.

 

Kaya oyma resimlerden bazılarının fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Akakus Dağı ve Metkanduş Vadisi çevresindeki duvar resimlerinin, kaya oyma resimlerin ve yazıların Cezayir’in Tasili Dağı’nda da uzantısı görülüyor. Bu yazılar günümüzde Berberiler ve Tuaregler tarafından kullanılan Tıfinagh yazılarıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu