Etiket arşivi: Rodos

Şiddet 10 | Ritüellerdeki Şiddet 2 |Kurban Olarak İnsan 1

  • Tanrıların bedenlenmişi olarak bakılan insanların kurban olarak seçilmesi pek çok yerde görülen bir uygulamaydı.
  • Eski Mısır’daki Osiris mitine göre ürünün kötü olmasını ve kıtlığın yeniden başlamasını önlemek için her yıl insan kurban edilirdi. Kurbanın cesedinin en az bir parçası yağmur büyüsü olarak ve Nil’in taşmasını önlemek amacıyla Nil Nehri’ne atılırdı.
  • Keltler toprağın verimini artırmak için sazdan dev tasvirler kurar (belki de onları bitki ruhu olarak düşündükleri için), suçluları, savaş esirlerini canlı olarak bunun içine koyup yakarlardı. Her beş yılda bir suçlular tanrılara kurban edilirdi. Kurban sayısı ne kadar yüksek olursa toprağın veriminin o kadar artacağı düşünülürdü.
  • Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin odak noktası kurban ayinleriydi.
  • Uganda’da, kral erişkin yaşa ulaşınca, iki ya da üçü dışında bütün erkek kardeşleri yakılır, diğerleri krallığı sürdürmek için saklanırdı.
  • Tanrı-kralın güçlerinin zayıfladığına inanıldığında öldürülür, bu insan-tanrının ruhunun kaybolması ve dünyanın da bu bozulmaya sürüklenmesi böylece önlenmiş olurdu.
  • Yüzü kırışan, saçı kırlaşan kralı öldürmek bir Zulu töresiydi.
Aztekler, tanrıları ve kurbanları. Fotoğraf: Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

Aztekler, tanrıları ve kurbanları.
Fotoğraf: Forum – Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

  • Eski Çin’deki Shang (MÖ 1600-1027) ve Chou (MÖ 1122-256) Hanedanları döneminde, köleler efendilerine ve hanımlarına ölümden sonraki hayatta hizmet etmek üzere diri diri gömülürlerdi.
  • Viking savaşçılarının, ölümden sonraki hayatta şeflerine eşlik etsin diye köle kızları kurban ettikleri düşünülüyor.
  • İnsanlar zayıf düşmeden ölürlerse, gelecek yaşamda ruhlarının taptaze ve güçlü olacağına inanılırdı. Fiji’de yaşlı erkeklerin kendi ölümlerine karar vermesi yaygındı. O zaman yakınları onu canlı canlı gömerlerdi. Yaşlı aile reisinin bu töreye uymaması ailesi için bir yüz karasıydı. Habeşistan’da yaşlının boğazının bir rahip tarafından kesilmesi, ruhunun kutsanmış kişilerin sarayına kabulü için bir garantiydi.
  • Bazı halklar ise kralı en canlı döneminde öldürmeyi yeğlerdi. Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde kral on iki yıl hüküm sürer sonra kendini kurban ederdi.
  • Bu inancı taşıyan yerlerde öldürülen kral, tanrı kimliğinde öldürülmektedir.
  • Batı Asya’nın Sami ırkları arasında kral, ulusal bir tehlike olduğunda kendi oğlunu halk adına kurban ederdi. Yahudiler arasında, büyük bir tehlike anında kentin ya da ulusun yöneticisinin, öç alıcı meleklere bir fidye olarak bütün halk adına kendi oğlunu kurban vermesi eski bir töreydi. Samiler arasında çocuklarını kurban etmek yalnızca krallara ait değildi; Fenikeliler en sevdikleri çocuklarından birini Baal’e kurban ederlerdi. Daha sonra çocuklar satın alıp kurban olarak yetiştirmek adet olmuştu. Çocukların, özellikle ilk çocukların tanrılara kurban edilmesi töresi, Samilere özgü değildi. New South Wales’de her kadının ilk doğan çocuğu dinsel bir törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi. Florida Kızılderilileri ilk erkek çocuklarını kurban ederdi. Doğu Afrika’da bir halk ilk doğan oğullarını kurban vermek zorundaydı. Ruslar, çoğunlukla ilk çocuklarını tanrı Perun’a kurban ederlerdi.
  • İnsan kurban etme ayininin Keltler, Tötonlar ve Slavlar tarafından uygulandığına kesin gözüyle bakılır.
  • Rodos’ta da her yıl Baal’e insan kurban verilirdi.

 

Bizans İmparatorluğu 90| Dördüncü Haçlı Seferi ve Konstantinopolis’te Latin Krallığı 6

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1187 yılında Kudüs’ün Selahattin Eyyubi tarafından fethi ve Üçüncü Haçlı Seferinde yalnızca Akka şehrinin geri alınabilmiş olması, Kudüs’ün geri alınabilmesi için Dördüncü Haçlı Seferi’ni zorunlu kılar.
  • Kardeşi III. Aleksios Angelus Komnenos tarafından gözleri kör edilen İmparator II. İsaak Angelus ve oğlu Aleksios Angelus Anemas Zindanı’na atılmışlardı. Aleksios Angelus  hapisten kaçarak ablası İrene’nin kocası Swabia Prensi Philip’e sığınır ve babasının tahta iadesi için yardım ister. Karşılığında Haçlıların kutsal topraklara gitmesi için gerekli parasal yardımı yapmayı ve Konstantinopolis Patrikliği’ni Roma Kilisesi’ne bağlayacağını vaat eder. Philip bu isteği Haçlılara ve Venedik doçuna iletir. İstek uygun bulunur ve Dördüncü Haçlı Seferinin yönü Kudüs’ten Konstantinopolis’e çevrilir.
  • Kadıköy ve Üsküdar önüne gelen büyük savaş filosu başkentte şaşkınlık yaratır.
  • Haçlılar Galata bölgesine çıkartma yapıp oradaki kuleden (günümüze ulaşmamıştır) idare edilerek Haliç’in ağzını kapatan zinciri kaldırırlar, Venedik donanması Haliç’e girer ve saldırıya başlar. Blakhernai Sarayı’nın bir kısmı yanar. İmparator kaçar, kör II. İsaak Angelus ve oğlu IV. Aleksios Angelus müşterek imparator ilan edilir. Hazine bomboş olduğu için Aleksios Angelus söz verdiği parayı Haçlılara ödeyemez. Kaçan imparator hazineyi boşaltarak kaçmıştır. Halk konan yeni vergilerden, özellikle de Roma Kilisesi ile birleşme fikrinden çok rahatsızdır.
  • Venedikliler ve Latinler arasında yapılan çözüm bulmaya yönelik müzakereler tamamlanmadan Latinler Bizanslılara saldırır ve savaş başlar, şehir üçüncü kez ateşe verilir, yağma başlar. Aya Sofya’nın gümüş tırabzanları ve parmaklıkları sökülüp mabedin içine sokulan katır ve eşeklerle taşınır.
  • Altı Latin ve altı Venedikliden oluşan komite I. Baldwin’i (1204-5) Konstantinopolis’in ilk Latin imparatoru seçer. Bir Venedikli de patrik olur. Ama esas güç Venedik Doçu Enrico Dandolo’dadır.
  • Latin İmparatorluğu Trakya’nın bir kısmını, Kocaeli Yarımadası’ndan aşağı doğru (Bursa, İznik hariç), Balıkesir’i içine alarak Saroz Körfezi’ne kadar olan bölge ile Midilli, Sakız ve Sisam adalarını alır. Venedik ise Adriyatik kıyısındaki limanları, Ege adalarını, Girit ve Rodos’u, Gelibolu, Tekirdağ ve Marmara Ereğlisi ve Edirne’yi alırlar. Böylece Adriyatik, Ege ve Marmara sahillerinin kontrolü onların eline geçer. İmparator, Konstantinopolis’in 5/8’ine, Venedik ise 3/8’ine sahip olur. Önceleri Bizans imparatorları tarafından Venediklilere verilen ticari imtiyazlar da devam edecektir.

 

Kütüphane Geleneği 8| Ephesos / Efes Kütüphanesi

  • Helenistik dönemde Pergamon’dan başka merkezlerden de bahsetmek gerekir.
  • Atina, özellikle felsefe ve retorik alanındaki kütüphaneleri ile ileri düzey öğrenimin başlıca merkezi olmayı Helenistik dönemde de sürdürmüştü. Romalı edebiyatçılar buradaki akademilere geliyorlardı.
  • Atina veya Antiokheia’da (Antakya) yüksek öğrenim görmek çok pahalı idi. Retorik eğitimi kaçınılmaz olarak paganlığa yakın olduğundan, Bizans İmparatoru Justinyen 529 yılında Platon’un Atina’daki Akademia’sının kapanması emrini vermişti.
  • Rodos, politikacı olmak isteyen ve Latince konuşanların azınlıkta olduğu bir dünyada, politik açıdan gelişebilmek için dağarcığa Yunan kültürü katmaya ihtiyaç duyanların gittiği, ünlü bir görgü okuluna sahipti. Marcus Antonius burada eğitim almıştı.
  • Helenistik öğrenimin başlıca merkezlerinden biri olan Antiokheia önemini, Suriye’nin Roma eyaleti olmasının ardından da korumuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun Yunanca konuşulan eyaletlerindeki eğitimli sınıflar için, yüksek öğrenim, Yunan edebiyatının incelenmesini zorunlu kılıyor, bunun için kitaplara ihtiyaç duyuluyordu.
  • Ephesos yöresindeki en eski yerleşim, Geç Kalkolitik Çağ’a, MÖ 5.-3. binyıllara gitmektedir. Minos, Miken uygarlıklarından sonra MÖ 11. yüzyılda Peloponnesos’ta yerleşik İonların Akhalar tarafından kovulmasıyla yöreye İon göçü olmuş, İonlar Batı Anadolu’da 12 kent kurmuşlardır, bunlardan biri de Ephesos’tur. Yöre Lidya, Kimmer, Med, Pers, Büyük İskender, Selevkos Hanedanı, Ptolemaios Hanedanı, Pontus, Roma hakimiyetine girmiş, stratejik önemi daima büyük bir yöre olmuştur.
  • MÖ 133 yılında Roma’nın Asya eyaletine katılmış İonia bölgesinin merkezi olmuş, Roma’nın genel valisinin görev yeri, denize doğrudan bağlı Ephesos olmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun İskenderiye, Antiokheia ve Atina’dan sonra Doğu’daki dördüncü büyük şehri Ephesos’tu.
  • Ama İlkçağ’ın dünya başkenti olan bu zengin liman kenti, Küçük Menderes Nehri’nin getirdikleriyle derin körfezinin dolması ile bir kara kentine dönüşmüş; sismik ve jeolojik olaylarla deniz seviyesinin ve kıyı şeridinin değişmesi ile Ortaçağ’ın ilerleyen dönemlerinde Ephesos denizden uzaklaşmıştır. Yeni liman Cenevizliler tarafından kurulmuştur (Kuşadası). Yerleşim alanı tarih boyunca birkaç kez değişmiştir.
MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi. Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı. Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır. Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır. Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir. Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi.
Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı.
Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır.
Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir.
Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

  • İki kenarında heykel kaideleri bulunan, dokuz basamaklı merdivenle çıkılan kütüphaneye üç kapı ile giriliyor.
  • Üst kattaki pencereler alt kattaki giriş kapılarıyla uyumlu olarak yerleştirilmiş. Kütüphane için hareketli bir cephe düzenlemesi yapılmış.
  • Giriş kapılarının sağında solunda çerçeveli nişler içine heykeller konmuş. Heykellerin asılları Viyana’daki Ephesos Müzesi’nde sergileniyor. Efes’te ise orijinal heykellerin alçı mulajları nişlere yerleştirilmiş. Heykeller Romalı yüksek bir memurdan beklenen erdemleri sembolize ediyor. Soldan sağa, bilgelik, karakter, muhakeme, bilgi ve deneyim.
  • Cephe iki katlı olmasına rağmen yapının içi üç katlıydı. Celsus Kütüphanesi’nin görkemli cephesi, Helenistik dönemin iki katlı stoalarından etkilenerek yapılmıştır. İç mekan dikdörtgen planlı idi.
Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Episteme, Bilgi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Episteme, Bilgi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

  • Merdivenin iki yanında bulunan yazıtlardan, MS 92 yılında konsül ve 106-7 yılında Asya Prokonsülü olan, olasılıkla Sardes’li, Ti. Julius Celsus Polemaeanus’un ne gibi memurluklarda bulunduğu ve sosyal durumu öğrenilmektedir.
  • Kütüphanenin altında buraya defnedilmiş Celsus Polemaeanus’un lahdinin bulunduğu mezar odası vardır.
  • Yapı yazıtlarında, Celsus’un oğlu ve MS 110 yılının konsülü olan C. Julius Aquila’nın kütüphaneyi babası için heroon olarak inşa ettirdiği yazmaktadır. Heroon, Antik Yunanistan’da bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal yerlerin adıydı.
Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

  • Rulolar halindeki elyazmaları, galerilerden ulaşılan üst iki kattaki dolap nişlerinde saklanıyordu.
  • Okuma odasını bulanlar ve sonra da, Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’ne taşıyanlar büyük ihtimalle Romalılardı.
  • Kitapların, bugünkü şekliyle yazılmaya başlanması Roma dönemine denk gelir. Roma döneminde, metinler kitap şekline (codex) dönüştükten sonra her kitap ahşap bir kutuya konmaya başlanmıştır.
  • Taban döşemesi ve duvar kaplamaları çeşitli renkte mermer levhalarla yapılmıştı.
  • Binanın bakımı ve yeni kitapların alımı vasiyetnamede belirlenmiş vakıflar tarafından sağlanıyordu.
  • MS 262 yılında meydana gelen depremde, kütüphanenin okuma salonu tahrip olmuştu. Salon onarılmadı. Ön cephesi kabartmalı levhalarla kaplandı, eski basamakların üstüne su havuzu yapıldı. Part Levhaları adıyla ünlenen bu levhalar bugün Viyana Ephesos Müzesi’nde; yeni bulunan parçalar ise Selçuk Efes Müzesi’nde sergileniyor.
  • Kütüphanenin fasadı, olasılıkla bir depremle Ortaçağ’da tamamen tahrip olmuştu.

  • Efes’te ilk kazı 1863-1869 yılları arasında, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nı bulmak isteyen, İngiliz mühendis John Turtle Woods tarafından British Museum adına yapıldı. Finansal destek yetersizliğinden sondaj çalışmaları durdu.
  • İngilizler Artemis Tapınağı kazısından elde ettikleri eserleri, Sultan adına müze açma vaadiyle yıllarca Selçuk’ta bir depoda topladılar. Zamanı gelince bu eserleri demiryolu ile İzmir’e, oradan da British Museum’a götürdüler.
  • 1893 yılında Viyana Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü, kazı izni için başvurdu. 1898 yılında Efes’teki arkeolojik kazıları yürütebilmek amacıyla Avusturya Arkeoloji Enstitüsü kuruldu.
  • Çoğunluğunu Avusturya, Türkiye ve Almanya’nın oluşturduğu dünyanın her yerinden gelen 180 bilim adamı ve sayıları 60- 80 arasında değişen yerel iş gücü ile kazı çalışmalarına devam edilmektedir. Antik kentin yaklaşık %10-15 kadarı kazılmıştır.
  • Efes’te ilk kazılarda ortaya çıkarılmış eserler öncelikle Viyana, Londra, İstanbul ve İzmir’de sergilenmektedir.

 

Bizans İmparatorluğu 45 | Donanma ve Gemiler

  • Büyük Konstantin zamanında donanmanın iki yüz tane otuz kürekli savaş kadırgasından oluştuğu ve donanmanın iki bin nakliye gemisiyle desteklendiği biliniyor.
  • Bizans donanmasına İskandinav askerler alındığı, 902 yılında Bizans donanmasında 700 İskandinav denizcisi bulunuyordu.
  • Grek ateşi Bizanslıların en önemli silahı idi. Bu sıvı, püskürtülüyor veya toprak kaplar içinde atılıyordu. Grek ateşi hemen yanmaya başlıyor, hatta suda bile yanabiliyordu. Nafta, sülfür ve güherçileden oluştuğu biliniyordu ama oranları ve tam formülü hiçbir zaman kayıtlara geçirilmemişti, formül devlet sırrı idi. 7. yüzyılda bu formülü geliştirmişlerdi. En ufak sarsıntıda patladığı için karada kullanmanın riskli olduğunu görüp yalnızca deniz savaşlarında kullanmaya başlamışlardı.bu silah sayesinde denizlerde adlarını duyurmuşlar, 941 yılındaki Rus savaşında kullanarak Prens İgor’un donanmasını yakıp Konstantinopolis’i kurtarmışlardı. Ülkelerine sağ dönebilenler Bizanslıların göklerin şimşeğine sahip olduklarını anlatmışlardı.
  • Kuşatmacıların kendilerini Grek ateşinin alevlerinden koruyabilmek için hareketli kulelerini yeni kesilmiş hayvanların sirke emdirilmiş postlarıyla kapladıkları biliniyor.
Madrid Ulusal Kitaplık'ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Madrid Ulusal Kitaplık’ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • 1960 yılından itibaren Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü’nün denizlerimizde tespit ettiği yüzün üzerindeki batık geminin büyük çoğunluğunu Bizans gemileri oluşturur.
  • Bizans döneminde, deniz ticareti büyük ölçüde artmıştır.
  • Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde deniz ticareti Doğu Akdeniz ile sınırlıdır.
  • Justinyen yönetiminde, daha önce Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş olan kıyıların tamamı geri alınmış, ticaret Batı Akdeniz’e yayılmıştır.
  • Bizanslılar, Arap işgallerine kadar Akdeniz’i denetim altında tutmuşlardır.
  • Yük gemileri, Romalılar tarafından kullanılmış olanlara kıyasla, küçülmüştür. Bu küçülmenin nedenleri arasında yeni başkent Konstantinopolis’ten tahıl üretim merkezlerine olan yolun kısalmış olması; savaşlar ve veba yüzünden nüfustaki azalma; devlet malı gemilerden, özel ticari gemilere geçilmesi sayılabilir. Ayrıca, küçük tekneler düşman gemilerinden kaçmak için de daha uygundu.
  • Bizans döneminde gemi yapım teknikleri, daha hızlı ve daha ucuz teknikleri devreye sokarak değişmiştir.
  • 7. yüzyılda kuşak tahtaları ve iç döşemeler için az işlenmiş yarım tomrukları kullanarak işgücünden ve paradan tasarruf sağladılar. Yarı işlenmiş tomruk kullanımı ve masraflı dişi-erkek geçmeli zıvanalı bağlantı yönteminden vazgeçtiler. Geçmeli sistemi bırakma, kaplamaları çivilerle bağlama yöntemi büyük tasarruf sağladı. Seyir kürekleri, kıça yakın geminin her iki yanına, bir çift güverte kirişine monte edilmiştir.
  • Çapa gövdeleri ve kolları ince olduğundan sık sık kırılırlar, buna karşı yedek çapa takımları gemilerde bulundurulurdu.
  • Geceleri gemiyi aydınlatmak için, fırında pişmiş çömlekten yapılma yağ lambaları kullanılırdı.
  • Rodos’un Akdeniz sularındaki beş yüz yıl (yak. M.Ö. 700-200 yılları arası) boyunca sürdürmüş olduğu otoritesi, Rhodos Yasasıbaşlığıyla MÖ 1. yüzyılda Roma Hukuku’na da kazandırılmıştır. I. Justinyen deniz ticaretindeki riski en aza indirgemek ve imparatorluğun deniz ticaret potansiyelini arttırabilmek amacıyla, hazırlattığı Digesta’nın bir bölümüde Rhodos Denizcilik Yasaları’nın (Lex Rhodia) derlenmesine ayrılmıştı. Bu yasa maddeleri, 12. yüzyıla kadar varlığını sürdürerek çeşitli konularda Doğu Romalı denizcilere rehberlik etmiştir. 13.-14.yüzyıllarda ise Doğu Roma Deniz Ticareti’nin yoğunluğunun azalmasına paralel olarak, yasal düzenlemeler de giderek geçerliliğini yitirmiş, İstanbul’un 1453 yılındaki fethine kadar yalnızca İtalyan ve Slav denizciler tarafından kullanılmıştır.
  • Başarılı bir seferin ardından tüm denizcilere eşit kar dağıtılmasını öngören Rodos Denizcilik Yasaları’na göre, gemi sahibi ve/veya kaptanı iki hisse; dümenci (küreklerin idaresi onda idi), pruva sorumlusu (çapalarla ilgilenirdi), gemi marangozu ve lostromo (gemici ve miçoların amiri) birer buçuk hisse; gemiciler birer ve aşçı yarım hisse sahibiydiler.
  • Rodos Denizcilik Yasası’na göre kaptan gemideki tüm paradan sorumluydu.
  • Gemiler, liman vergileri ve bazı gümrük noktalarında ihracat harcı ödemek zorundaydılar.

 

Yenikapı kazılarında bulunan tarihi miras ayrı bir yazının konusu olacaktır.