Etiket arşivi: Robin Cormack ve Maria Vasilaki

Bizans İmparatorluğu 84 | Bizans’ta Ölüm 4

İstanbul’da, Sarıgüzel’den İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne getirilen, 4. yüzyıl sonu-5. yüzyıl başına tarihlendirilen, bir asile ait olduğu düşünüldüğü için Prens Sarkofajı diye adlandırılan lahdin kısa kenarları haç, uzun kenarları ise çelenk içinde İsa’nın monogramını taşıyan iki melek rölyefi ile süslenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’da, Sarıgüzel’den İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne getirilen, 4. yüzyıl sonu-5. yüzyıl başına tarihlendirilen, bir asile ait olduğu düşünüldüğü için Prens Sarkofajı diye adlandırılan lahdin kısa kenarları haç, uzun kenarları ise çelenk içinde İsa’nın monogramını taşıyan iki melek rölyefi ile süslenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Beşinci yüzyılın üçüncü çeyreğine tarihlenen sarkofaj parçası. Saatliche Müzesi, Berlin, Almanya. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Beşinci yüzyılın üçüncü çeyreğine tarihlenen sarkofaj parçası.
Saatliche Müzesi, Berlin, Almanya.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bazı manastırların çevre duvarlarının dışında mezar yapıları, bazı kiliselerin ise mezar şapelleri bulunmaktaydı. Gömü genellikle,  yapıların altındaki mezar odalarına, duvarlardaki nişlere yapılırdı. Ölü, ya doğrudan toprağa, yapıların zeminine gömülür, ya da lahit içine konurdu.
  • Neredeyse bütün uygarlıklarda kullanılmış olan lahitler, özellikle Akdeniz antikitesinde çok yaygındır. Bizans’ta da 5. yüzyıl sonlarına kadar yaygın olarak kullanılmıştır. Monolitik lahitler, 4. yüzyıl sonlarına kadar seri halde imal edilmekteydi ve orta halli insanlar bile bunları alabiliyordu. Daha sonra lüks bir meta haline gelmiş ve sipariş üzerine az sayıda zenginler için üretilir olmuştur.
  • Daha ucuz, yan yüzler ve kapağın ayrı ayrı taş levhaların birleştirilmesiyle inşa edilen lahitler de kullanılmıştır. 11. yüzyıldan itibaren bir niş içinde ya da mimariye bitişik olarak taş plakalarla inşa edilen yalancı lahitler yapılmıştır. Burada lahit semboliktir, gömünün yerini işaret eder; ölü lahdin içinde değil, yapının zemininde gömülüdür.
  • Lahit ile kapağının arası hava geçirmeyecek biçimde yapıştırılarak çürüyen bedenin kokusunun dışarı çıkması önlenirdi.
  • Erken devirde çok kullanılmış bir mezar tipi de, yeraltı mezar odalarıdır (hipoje). Bunlar tamamen ya da kısmen toprak altına inşa edilmiş küçük, tonozlu odalardır. Silivrikapı Hipojesi güzel bir örnektir.
Antikçağda Anadolu’da çok yaygın olarak kullanılmış, Bizans döneminde de bazı bölgelerde tercih edilmiş, doğal kayanın içine oyulmuş ve üzeri ağır bir kapak ile kapatılmış bir tür lahit olan hamasorion.  Orta Bizans dönemine tarihlenen, Bafa (Latmos) Gölü’ndeki hamasorion. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, 2010.

Antikçağda Anadolu’da çok yaygın olarak kullanılmış, Bizans döneminde de bazı bölgelerde tercih edilmiş, doğal kayanın içine oyulmuş ve üzeri ağır bir kapak ile kapatılmış bir tür lahit olan hamasorion.
Orta Bizans dönemine tarihlenen, Bafa (Latmos) Gölü’ndeki hamasorion.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, 2010.

 

Bizans İmparatorluğu 83 | Bizans’ta Ölüm 3

Duvarları freskli mezar, erken 5. yüzyıl. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Duvarları freskli mezar, erken 5. yüzyıl. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Porfir aynı zamanda kırmızımsı, mora çalan bir mermer çeşididir ve dünyada  sadece Mısır'da çıkar. Bizans'ın en kutsal mabedi Aya Sofya'da porfir mermerden sütunları görebilirsiniz. Havariler Kilisesi’nden İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin avlusuna getirilmiş, erken Bizans dönemine ait, 5. – 6. yüzyıllara tarihlenen porfir imparator lahdi. Fotoğraf: kulturistanbul.blogspot.com

Porfir aynı zamanda kırmızımsı, mora çalan bir mermer çeşididir ve dünyada sadece Mısır’da çıkar. Bizans’ın en kutsal mabedi Aya Sofya’da porfir mermerden sütunları görebilirsiniz.
Havariler Kilisesi’nden İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin avlusuna getirilmiş, erken Bizans dönemine ait, 5. – 6. yüzyıllara tarihlenen porfir imparator lahdi.
Fotoğraf: kulturistanbul.blogspot.com

  • Antik geleneğin devamı olarak mezarlıklar, Bizans döneminde de kentsel yerleşimin dışında yer alırdı. Sıradan insanlar, genellikle şehrin dışında bulunan mezarlıklarda (nekropolis) gömülürlerdi.
  • Mezarlar, bir mezar taşı ile işaretlenmiş basit bir çukurdan, gösterişli bir anıt mezara kadar farklılıklar gösterebilirdi.
  • Konstantinopolis’in erken devir kiliselerinde rölikler bema’da, merdivenle inilen bir kripta’da muhafaza edilirdi.
  • İmparatorlar, hanedan üyeleri, zengin aristokratlar yaptırdıkları özel mezar yapılarına, mezar şapellerine, ya da önemli bağışlarda bulundukları kilise ve manastırlara gömülürlerdi. Ruhban sınıfı ise bağlı bulundukları kilise ya da manastırlara.
  • 4. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar imparatorların en önemli gömü yeri, bugün Fatih Camii’nin bulunduğu yerde Büyük Konstantin’in anıt mezarı üzerine yapılmış olan Havariler Kilisesi idi. Myraleion, Pantokrator, Lips, Pammakaristos ve Kariye gibi manastırlar, banilerinin gömü yeri olarak kullanılmış örneklerdir.
  • Varlıklı Hıristiyanlar arasında kutsal mekanlara veya bu mekanların yakınlarına gömülme isteği, Bizans’ın erken devirlerinden itibaren vardır, ama 10. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanmıştır. Diriliş gününü kutsal bir yerde ya da kutsal birilerinin yakınında yatarak beklemek, sürekli dua edilen bir yerde olup bu dualardan yararlanmak isteniyordu. Bu istek, varlıklı kişilerin manastır kurmaları ve dini yapılara bağışta bulunmaları için motivasyon olmuştu. Varislerinin de buralara gömülme hakkı oluyordu.
  • 381 tarihli Theodosius yasaları kiliselere ölü gömülmesini yasaklamışsa da, önemli piskoposlar, hanedan üyeleri, azizlik mertebesine yükseltilmiş kişiler bu kuralın dışında kalmış, giderek zenginler de gruba katılmıştır.
  • Özellikle Bizans’ın erken devirlerinde, kilisenin bir martiryon ya da bir kutsal adamın mezarı ile ilişkili olarak yapılması yaygın bir uygulama idi.
  • Bu mezar birimi, kilisenin içinde ayrı bir yer olabilir, ya da kiliseye bitişik bağımsız bir yapı olabilirdi.
  • Genellikle martiryonlar ve onlarla ilişkili kiliseler kentin nekropolis bölgesine yapılırdı.

 

Bizans İmparatorluğu 71 | Bizans’ta Tiyatro ve Müzik

  • Roma’da komedide siyasal hiciv yapılır, açık saçık hareketler, sözler söylenir, Hıristiyanlarla dalga geçilirdi. Din adamları tarafından tiyatroya “şeytanın kilisesi” deniyordu.
  • Yeni Roma Patriği, tiyatroyu kapatırsak siyasi rahatsızlıkları ortadan kaldırmış oluruz; barbarlar mutludur, çünkü tiyatroları yoktur, diyordu. Oyunları paganlar savunuyordu. Paganizmin son kalesi tiyatroydu. Devletin tutumu ise imparatora göre değişiyordu. 6. yüzyılda Bizans tiyatrosunda antik gelenek bitti: Pazar günü tiyatroya gitmek, dans eden kadınları izlemek günahtı. Oyuncunun Hıristiyan olduğu anlaşılırsa cezalandırılır, hatta bazen sahnede öldürülürdü. Oyuncuların saç modelinin taklit edilmesi bile günah sayılırdı. Tiyatrocular Hıristiyan mezarlarına gömülmezdi. Ayrıca tiyatrolar halkı eğlendirerek son hesap gününü unutturuyorlardı. Sahneye konan oyunlarda din adamlarının küçük düşürülme ihtimali de vardı.
  • Görkemli ziyafetlerde müzisyenler, pantomimçiler konukları eğlendirirdi.
  • İkonalarla tapınma ve röliklerle alay edildiği, ikonaların kırıldığı İkonaklazma Dönemi’nin (726-842) imparatorları sanata değer vermiyorlardı ama tiyatroyu seviyorlardı, bu dönemde tiyatro canlandı. Tiyatrolardaki resim ve heykellere dokunmadılar. Bir dramayı Aya Sofya’nın içinde bile sergilediler, Elia’nın göğe yükselişi kubbede canlandırıldı. Alevler saçan araba tekerleri ile araba iplerle kubbeye çekildi. Surların tamiri için gerekli para bu dönemde tiyatrodan toplandı.
Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs. Benaki Museum, Atina, Yunanistan. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs.
Benaki Museum, Atina, Yunanistan.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Büyük tiyatro, Aya İrini’ye yakındı. Galata’da ikinci bir tiyatro, Justinyen tarafından yaptırılmıştı. Ayvansaray’da, Vlaherna’da bir tiyatro daha vardı. Antakya’da ise beş tiyatro vardı. Depremlerden  de bu tiyatrolarda oynanan ‘ahlaksız oyunlar’ sorumlu tutulmuştu. 11. yüzyıldan sonra mum ışığında gölge oyunları gözde oldu.  Karagözis adı ile Yunanistan’da da Karagöz ile Hacivat  vardır.
  • Bir de sözsüz oynanan pantomim vardı, ama halk tarafından pek tutulmazdı.
  • Müzik aletinin dini açıdan tartışmalı bir konumu vardı. Müzik aleti çalmak günah sayıldığı için Ortodoks Kilise müziği vokaldir.
  • Ama, saray müziği farklıydı.
  • İlk yapımı Eski Mısır’da, tahminen MÖ 150’li yıllarda, su gücüyle çalışan org, MS 3. yüzyılda su basıncının yerini hava basıncına bıraktığı orglar yapılmış, Roma İmparatorluğu döneminde kullanımı yaygınlaşmıştı. Org, ilk olarak, tiyatro ve sirklerde, dindışı müzik çalgısı olmuştu.
  • Bizans sarayında hava ve suyla çalışan büyük orglar vardı.
  • Müzik hamamlarda da yaygındı.
  • Sarayda ziyaretçiyi etkilemeyi amaçlayan yaprakları altın ve gümüşten ağaçlar, değerli taşlardan yapılmış öten kuşlar, çalan orglar, ziyaretçi girince yükselen bir taht olduğu söyleniyor.
  • Bazı hamamlarda yer alan bu bir nevi robotların ibriklerden su döktüğü de bir başka rivayet.
  • Aşık atmak ve zar oyunları sevilirdi, masa oyunları bütün toplum tabakalarında yaygındı. Masa oyunlarının en iyi bilineni tavlaya benziyordu.

 

Bizans İmparatorluğu 68 | Bizans’ta Mücevher 1

Altın, ametist, garnetten yapılma vücut kemeri. Geç 4. Yüzyıl. British Museum, Londra. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Altın, ametist, garnetten yapılma vücut kemeri. Geç 4. Yüzyıl.
British Museum, Londra.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Aristo’nun Ethica adlı eseri Bizanslılar için neredeyse kutsal bir kitaptı. Aristo ihtişamı, hem bir onur kaynağı, hem de bir nevi yurtseverlik ifadesi olarak ele almıştı. Bizans için lüks, sosyolojik olarak ekonomiden çok öte bir anlam ifade etti. Aristoculuğa yakışır biçimde ihtişam, cömertlik ve şeref Bizans’ta iç içe geçmiş durumdaydı.
  • Genellikle önceki hanedanlardan çok daha sönük kaldığı kabul edilen Paleologoslar döneminde bile hala ne kadar lüks içinde yaşandığını, Lincoln College Typikon olarak bilinen ayin kitabının içerdiği bir dizi aristokrat portresinden biliyoruz.
  • 10.yüzyıldan başlayarak Bizans ve Arap sarayları arasında bir tür zarafet yarışı yaşandığı biliniyor.
  • Bizans şaşaalı olmayı sevdiği kadar, bunu sergilemeyi de severdi. İmparator VI. Leon, İslam elçileri Konstantinopolis’e geldiklerinde; 1162’de Manuel I. Komnenos Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’a imparatorluk hazinesini sergilemişti. Bu tür gösteriler, iç kamuoyu kadar yabancı kamuoyunun da tüketimi içindi. Armağanı ile fark yaratarak öne çıkabilen kişi şan kazanırdı.
  • Şaşaalı saray hayatı ve imparatorların hediye dağıtma geleneğiyle ortaya çıkan mal talebi sayesinde Mese’nin (bugünkü Divan Yolu) iki yanındaki revaklar boyunca uzanan atölyeler ün kazandı. Justinyen dönemindeki (527-565) kilise inşa programı da bezemeli kilise eşyası ve ayin kapları pazarının gelişmesine yardım etti. 7. ve 8. yüzyıllarda Avar, Slav, Sasani ve Arap saldırıları ile ekonominin gerilemesi lüks mallar pazarının da küçülmesini getirdi.
  • Şaşaa yalnızca saraya özgü bir ayrıcalık değildi. Varlıklı hanelerin yarattığı zengin maddi kültür daha az zenginlerce taklit edilerek yaygınlaştı.
  • Hıristiyanlık gösterişli yaşam biçimini lanetlemesine rağmen Bizans’ta değerli takılar seçkin kadınların kıyafetinin önemli bir parçası olmaya devam etti. Hıristiyan yazarlar işlevinden ötürü yalnızca mühür yüzüklere ılımlı yaklaşıyordu. Zaman zaman Patrikler kıymetli eşya kullanımını yasakladılar.
  • Mücevher, özellikle yüzükler statüyü gösterirdi.
12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlenen bu altın yüzük, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yeni binasının yapımı sırasında bulunmuştur. Üzerindeki yazıda, “Konstantin İrene ’ye yüzükle evlenme teklif etti” yazmaktadır. Yüzüğün yan kısmındaki süslemelerin önceleri mineli olduğu düşünülmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlenen bu altın yüzük, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yeni binasının yapımı sırasında bulunmuştur. Üzerindeki yazıda, “Konstantin İrene ’ye yüzükle evlenme teklif etti” yazmaktadır. Yüzüğün yan kısmındaki süslemelerin önceleri mineli olduğu düşünülmektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizanslı gelinlere takılması gelenek olan stephanos (Osmanlıda adı istefan olmuştur) denilen tacın kökeninin Antik Yunan kültürüne dayandığı düşünülür.
4. yüzyıl sonuna tarihlenen altıgen kafes işi pandantif de Kumluca Definesi parçaları gibi Washington DC’de Dumbarton Oaks’ta. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sabancı Üniversitesi, 2010.

4. yüzyıl sonuna tarihlenen altıgen kafes işi pandantif de Kumluca Definesi parçaları gibi Washington DC’de Dumbarton Oaks’ta.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sabancı Üniversitesi, 2010.

 

 

Bizans İmparatorluğu 65 | Bizans Sanatı 6

  • Sanatçıların en büyük müşterileri devlet ve kiliseydi.
  • Sanatçılardan yaptıkları portreleri en kolay biçimde tanınacak şekilde yapmaları istenirdi. Bu politikanın bir neticesi olarak portrelerde standart bir insan yüzü kullanılır, bu yüze Kutsal Kitaptaki şahsın ayırıcı, tanımlayıcı özellikleri eklenirdi. Aziz Petrus yüzyıllar boyu beyaz Sakallı, Vaftizci Yahya kaba saba giyimli, Aziz Paul kel olarak betimlemişti.
  • Kullanılan renkler de belliydi. İsa çarmıhtan önce mavi ve altın rengi, dirilişten sonra eflatun ve altın rengi elbise giyerken, Meryem mavi ve eflatun, Aziz Petrus bej ve altın rengi giysi ile betimlenirdi.
  • Konstantinopolis’e özgü ipek işleri dış piyasalarda da aranan ürünlerdi.
Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis. National Museum Liverpool, İngiltere. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis.
National Museum Liverpool, İngiltere.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’tan günümüze ulaşan seramikler 7. yüzyıldan itibaren sırlıdır, 12. yüzyıldan sonra imparatorlukta sırlı seramik kullanımı yaygınlaşmıştır.
  • Bizans döneminde zengin evlerinin ipek, seramik, cam, gümüş, fildişi ve kemik objeler ile süslendiğini biliyoruz. Şimdiye kadar bilinen tek Bizans cam atölyesi Korint’teki imalathanedir.
  • İpek üretimi ve dokumacılık 12. yüzyılda eyalet merkezlerine de yayılmıştı. Peleponez dokumacılarının ürünleri Selanik’te satılmaktaydı; Korint, Atina ve Teb dokumaları 12. yüzyılın sonunda ün kazanmışlardı. Selçuklu Emirleri haraçlarının mutlaka Teb kumaşlarıyla ödenmesinde ısrarlıydılar. Teb ve Selanik, 12. yüzyılda Bizans başkentinden daha önemli bir ipekli dokuma merkezi haline gelmişti. Ege adalarında da ipekli kumaş üreten atölyeler oluşmuştu.
  • 12. yüzyıldaAynaroz’da marangoz,ayakkabıcı, terzi, dokumacı gibi zanaatkarlar bulunmaktaydı. Aya Sofya’nın mülklerinde de bağımlı zanaatkarlar ve tüccarlar vardı.
Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris. Fotoğraf:home.psu.ac.th

Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris.
Fotoğraf:home.psu.ac.th

  • Kilise ve saraylar değerli kumaşlarla, fildişi, altın ve gümüş üzerine taşlarla süslenmiş yapıtlarla dolu idi.
  • Bizans’ta lükse olan düşkünlük fildişi ve mors dişinden yapılma objelere düşkünlükte de kendini gösterir. Hindistan, Afrika ve Vikinglerle yapılan pahalı ticaretle ithal edilen bu malzemenin kullanımı sadece İmparatorluk’un refah dönemlerinde olabilmiştir.
  • Fildişi eritilebilir olmamasına rağmen 4. yüzyıl başlarından kalma bir belgeye göre bir libre külçe gümüşün kırkta biri kadar ettiği; fildişinin 24 katı kadar değer biçilen ipeğin para yerini tutan bir meta olduğu bilgisi aynı belgede yer alır.
  • 11. yüzyılda, nakit para sıkıntısı yaşandığı dönemde, saray mensuplarının alacakları en az bir kere ayni olarak ödendiğinde, para yerine top top ipek kumaş dağıtılmıştı.