Etiket arşivi: Robert Rauschenberg

Çağdaş Sanata Varış 202| Video Sanatı 1

Video terimi Latincede görmek anlamına gelen videre sözcüğünden türetilmiştir. Selüloit film ve manyetik teybin yerini alan zaman temelli elektronik görüntülemeyi anlatmak için kullanılır.

Video Sanatı’nın gelişebilmesi için bazı teknolojik gelişmelerin gerçekleşmesi gerekmiştir. Kabaca göz atarsak:

1962 İlk bilgisayar oyunu: Space War.
1971 İlk video kaset kayıt cihazı (VCR) Sony tarafından satışa sunuldu.
1972 İlk ev video oyunu: Pong.
Sony evde kullanılmak üzere ilk videokaset sistemini piyasaya sürdü: Betamax. Görüntülemenin yeni yolları ortaya çıkar.
1973 Muhtemelen ilk reality TV şovu yayınlanır: An American Family.
1980 Dünyaya 24 saat haber yayını: CNN.
1981 24 saat kablolu yayın: MTV.
1983 CD-ROM piyasaya sürülür. Daha çok miktarda bilgi, çok küçük alanlarda saklanabilir olur ve interaktivite, etkileşim mümkün hale gelir.
1986 Londra finansal kriz sonrası bütünüyle enformasyon tabanlı küresel ekonomiye geçer.

  • 1970’lerin sonunda kayıt özelliği olan kameraların piyasaya çıkışı ortamı değiştirdi. Böylelikle film çekme film şirketlerinin tekelinden çıkmış ve herkesin, dilediği her şeyi kaydedebilmesine olanak tanımış ve bu durum Neo Avangard’ın eleştirel ve liberal ruhuna cazip gelmiştir. Sanatta, bir ekrana görüntüler yansıtan çalışmaları anlatmak için video terimi kullanılır.
  • Bertolt Brecht 1938 yılında “Gerçeklik değişir; gerçekliği yansıtmak için sunum şekilleri de değişir”, diye yazmıştır.
  • Film ve video zaman temelli ortamlardır ve bu yönden Performans Sanatı ile ortak bir zemini paylaşırlar.
İki Su Tankı, Sarkis, 1968. Sarkis (1938-), 1968’de, yaşadığı Paris’te protestocuların fotoğraflarını çekmiş. Çektiği fotoğrafların negatiflerinin içinde bulunduğu sığ su ve kaplar. Sarkis’in işi plastik kap, su, bronz, negatif ve neon’dan oluşuyor. 14. İstanbul Bienali, İstanbul Modern. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki Su Tankı, Sarkis, 1968.
Sarkis (1938-), 1968’de, yaşadığı Paris’te protestocuların fotoğraflarını çekmiş. Çektiği fotoğrafların negatiflerinin içinde bulunduğu sığ su ve kaplar. Sarkis’in işi plastik kap, su, bronz, negatif ve neon’dan oluşuyor.
14. İstanbul Bienali, İstanbul Modern.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Video sanatçısı temel malzeme olarak görüntü ve sesleri kaydetmeye yarayan manyetik bantlardan yararlanır. Elektronik bir kamera, video ve çekilen görüntüyü yansıtmaya yarayan bir televizyon ekranı gereklidir.
  • 1960’lı yılların başında ABD ve Avrupa’da Fluxus’un gelişimine bağlı olarak ortaya çıkmış olan Video Sanatı’nın birincil amacı, kalıplaşmış televizyon görüntüsünü tartışmaya açma isteği olmuştur.
  • Video Sanatı, geleneksel sanatın uygulama ve tekniklerini alt üst eden, Marcel Duchamp, Robert Rauschenberg, John Cage gibi sanatçıların açtıkları yolda gelişim göstermiştir.
  • Video Sanatı için şu karakteristiklerden bahsedebiliriz: dramatik eylemin, anlatı ve karakter rollerinin yokluğu, içeriğin sıradanlığı, gelişmiş kamera tekniklerinin ve düzenlemenin yokluğu, zamana karşı alışılmadık tutumlar, filmin anlatı potansiyelinden faydalanmama, popüler eğlence ve belgesel kurallarına karşı çıkma, filmin bölümlerinin bir döngü halinde gösterimi…
Sahra Projesi, Heinz Mack, videoya aktarılmış 16 mm film, 1962. Mack bu eserde İstanbul’a Sabancı Müzesi’ne gelen Zero sergisinde de yer alan, pleksiglas ve alüminyumdan ürettiği Zik-Zak adlı işini ve fresnel mercekleri ve pleksiglastan ürettiği Dokuz Mercekli Stel adlı işini de kullanmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahra Projesi, Heinz Mack, videoya aktarılmış 16 mm film, 1962.
Mack bu eserde İstanbul’a Sabancı Müzesi’ne gelen Zero sergisinde de yer alan, pleksiglas ve alüminyumdan ürettiği Zik-Zak adlı işini ve fresnel mercekleri ve pleksiglastan ürettiği Dokuz Mercekli Stel adlı işini de kullanmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1963 yılında Nam June Paik (1932-2006) ve Wolf Vostell (1932-1998) ilk kez görüntüleri bozma denemeleri yapmışlardır.
  • Paik ve Vostel gibi sanatçılar, televizyonu izleyicinin bir yayıncının sinsi, kapitalist mesajını pasif biçimde aldığı bir ortam olarak görmüştür. Paik, izleyicilerin elektronik imajı değiştirebildiği bir TV geliştirmiş, böylece  izleyiciyi pasif alıcı konumundan kurtarmak istemiştir.
  • 1962′de Fluxus grubunun üyesi olan Paik 1963 yılında araştırmalarının ilk sonucunu sunarak, 13 televizyon ekranında 13 elektro-akustik frekansla güçlendirilmiş 13 soyut görüntü sergilemiştir. Bu işinde sanatçıya Cage’in hazırlanmış piyanoları ilham kaynağı olmuştur. Bu sergi Video Sanatı’nın gerçek doğuşu olarak kabul edilir.
  • Vostell de 1963’de bir film üzerine elektronik yırtıklar kaydetmiştir. İlham kaynağı, daha önce gerçekleştirilmiş olan dekolajlar, afiş ve tuval yırtmalar olmuştur. Her iki etkinlik de Video Sanatı’nın gelişiminde öncü olmuştur.
  • Paik sanatına kayıt bantları ve Enstalasyon ile başlamıştır.
  • Andy Warhol da 1965 yılında video filmler yapmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 194| Performans Sanatı’nın Öncülleri 2

  • 1915 yılında, Fütüristik Sentetik Tiyatro, çeşitli durumları, duyuşları, fikirleri, olguları ve simgeleri birkaç sözcüğe ya da harekete sığdırarak ifade etmeyi önermiştir. Fütüristik Sentetik Tiyatro, genelde tek bir fikri işleyen performanslar olmuştur.
  • Fütürizm’in öncüsü Filippo Tommaso Marinetti’nin (1876-1944) 1915 tarihli Ayaklar adlı performansı, 1960’lardan itibaren görülen performanslara çok yakındır.
  • 1910’larda Rusya’da bir grup Fütürist sanatçı da alternatif tiyatro, dans, kitle gösterileri düzenlemiştir.
  • 1916’da Zürih’te Cabaret Voltaire’de gerçekleştirilen kabare tipi Dada gösterileri de Performans Sanatı’nın öncülleri arasındadır. Berlin’deki Dadacılardan George Grosz (1893-1959), Ölüm kılığına girerek sokaklarda yürümüştür.
  • 1920’lerde Weimar’da kurulan ilk performans atölyesi Bauhaus Sahnesi, resim, heykel, dans, tiyatro gibi farklı disiplinleri buluşturan deneysel bir atölye olmuş; disiplinler arası bir sanatsal anlayışın temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır.
  • Ailesi İzmir’den göç etmiş Rumlardan olan Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair Antonin Artaud’nun (1896-1948) 1948 yılında, tiyatrodaki vurguyu oyunun kendisinden, oyuncunun performansının üzerine çekmesi ve izleyiciyi de dramın bir parçası olarak görmesi, Performans Sanatı’na ilişkin bir öngörüyü içermiştir.
  • Soyut Dışavurumcu hareketin en bilinen temsilcisi ABD’li ressam Jackson Pollock’un (1912-1956) ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan devrim yaratan performatif tarzından da söz etmemiz gerekir.
  • 1954-1972 yılları arasında Japonya’da Gutai grubu performansa dayalı Soyut Dışavurumcu resimler gerçekleştirmiştir. Grup aksiyon resmine ilgi duyan, aksiyon resmi ile performans arası gösteriler düzenleyen bir gruptur. Jackson Pollock ve Georges Mathieu’nün sanatına saygı duyarlar. Gutai grubunun amacı Soyut Sanat’ın sınırlarını aşmak olmuştur. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz. Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. "Gutai Venice 1" by Serwertje - Own work. Licensed.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz.
Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. “Gutai Venice 1″ by Serwertje – Own work. Licensed.

  • 1950’lerde Fransız ressam Georges Mathieu’nün (1921-2012) Uzakdoğu kıyafetleri ile izleyici önünde resim yaptığı etkinliklerden de söz etmek gerekir.
  • 1950’lerde performanstan ziyade Happening (oluşum) olarak adlandırılan ve tiyatro dışında sahnelenen bu tür yaklaşımların ilk örnekleri, ABD’li besteci, yazar ve eğitimci John Cage (1912-1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe katılanlar da daha önce sözünü ettiğimiz sanatçılardır: Merce Cunningham, David Tudor, Charles Olsen, Robert Rauschenberg, Mary Caroline Richards ve bir köpek. Cage, rastlantı ve doğaçlamaya yer vererek müzisyenlerin bir notasyonu aynen uygulamasını önlemiş, onların daha performatif olmasını sağlamıştır. Cage’in 4’33’’ adlı performansını da dosyamızın Neo Dada 2 adlı bölümünde anlatmıştık.
  • Cage’in öğrencisi Allan Kaprow (1927-2006), bu tür performanslara Happening adını vermiş; 1959’dan itibaren çeşitli Happeningler gerçekleştirmiş; Happening ve Environment (Çevre Sanatı) gibi yeni sanat türlerinin gelişmesinde rol oynamış; resim, müzik, tiyatro, çevre düzenlemesi gibi farklı türleri barındıran bir sanatsal anlayışın öncülüğünü yapmıştır. Kaprow, Enstalasyon sanatının gelişiminde de etkili olmuş bir kişidir. Sanatın seyirlik bir olgu olmaktan çok bir deneyim olması fikrinden hareket etmiştir.
  • Aynı dönemde ABD’li sanatçı Jim Dine (1935-) da pek çok Happening gerçekleştirmiştir.
  • Fütüristler, Dadacılar, Gerçeküstücüler performans kapsamında düşünülebilecek çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Rastlantı ögesi, performans geleneğine Dadacı ve Gerçeküstücü denemelerle, Happeningler ile, John Cage’in yapıtları ile girmiştir. Rastlantı ögesi geleneksel tiyatrodan uzaklaşma imkanı getirmiştir.
  • Yves Klein’ın (1928-1962) 1958’deki Boşluk sergisinin yanı sıra ilkini 1960’ta gerçekleştirdiği bir dizi performans, erken örnekler arasındadır.
  • 1950-1970 arasındaki süreçte Fluxus, performans kökenli bir oluşum olarak dikkat çeker.
  • Performansın,  bastırılmış dürtülere, duygu ve düşüncelere yönelik bir başkaldırı simgesi; bir eylem alanı ve aracı olarak kullanılması, kişisel ya da toplumsal düzeyde politik bir ifade biçimine dönüşmesi, bedene yönelik performansları, 1960’ların gençlik hareketlerinin, savaş karşıtı protestoların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ayaklanmaların bir yansıması olmuştur.
  • Viyana Eylemcileri, 1960’larda bedene yönelik sadomazoşistik tavırlarıyla gündeme gelmiştir. Grubun, genellikle çıplak gerçekleştirdiği, müstehcen, kan ve dışkının kullanıldığı pek çok performansı polisin müdahalesi ile sona ermiştir. Ana fikir, sanatçıların ve izleyicilerin bu tip performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arınması, sağaltım imiş.
  • 1970’lerde yazınsal bir metnin temsilini değil, mimesis üzerine değil, daha ziyade fiziksel etkinlik ve bedensel ifadeyi ön plana çıkararak, yeni eleştirel araçlar geliştiriliyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 177| Kavramsal Sanat 1

  • Her türden kavram, artık sanatın özü oluyor. Sanat bugün bir eylem.
  • Genellikle muhafazakar beğeniye sahip seçkinler tarafından belirlenen standartlara meydan okuyan; form ve içerik bakımından, toplumsal ve politik bakımdan devrimci olan Postmodern sanatın en belirleyici akımı Kavramsal Sanat.
  • Devrimci olma ile ilgili: dünyaya bakışımızı yenilemek ve yeni anlam bulmak arzusu belki en kısa tarifi olabilir. Totaliter devletler Soyut Sanat, Gerçeküstücülük gibi akımlardan nefret etmiş, bunlara yoz sanat adını vermişler,  avangard sanattan daima korkmuşlardır. Korkmalarının nedeni kısmen bu tür sanatın bireysellikle ilgili olması, bireysel bakış açısını yansıtmasıdır. Onlar ise insanların aynı şeyi düşünmesini, gerçekliğe tek şekilde bakmalarını sağlayarak beyin yıkamak isterler. Sanatsal ifade kontrol edildiğinde insanların iç hayatının da kontrol edilebileceğini bilirler. Oysa zamanla eski görme biçimleri bayatlar ve yeni görme biçimleri kaçınılmaz olur. Kavramsal ve deneysel olan sanat da elbette bu kategoride yer alır.
  • Hazır nesne kavramını hayatın bütününe yayan Marcel Duchamp’tan beri var olan düşüncenin yapıta üstünlüğüne dayalı, 1960’lı yılların ortalarında gelişen bu akım, kavramsal fikirlere ağırlık veren bilgisel bir sanat hareketidir. Kavramsal Sanat’ın düşünsel temellerini Duchamp atmıştır. Aslında Kavramsal Sanat’ın ya da Neo Avangard olarak nitelendirilen tüm ifade biçimlerinin düşünsel kapsamı ona dayanır. Duchamp, yaratıcılık olgusunun tarifini değiştirmiş, sanatın beceri ve yeteneğe dayanması gerektiği yolundaki inanışı sarsmış, sanatsal beğeniyi şekillendiren etkenleri sorgulamış, kavram ve anlamın plastik biçimin önüne geçmesini önermiş, düşünsel deneyimin önem kazanmasına öncülük etmiştir. Biçimci Modernist avangard geleneğin karşısına, avangard içinde daha avangard ve Postmodern öncesi Postmodern tavrı sergilemiş, böylece 1960’ların hemen tüm akımlarını etkilemiştir.
  • Duchamp sonrası, Kavramsallık öncesi üretimlere baktığımızda Robert Rauschenberg, Yves Klein (1928-1962), Arman ve Piero Manzoni’den (1933-1963) özellikle bahsetmemiz gerekir. Rauschenberg’in 1953 yılında Willem de Kooning’in bir desenini 40 adet silgi tüketerek silmesi; Yves Klein’ın boşluğu elle tutulur hale getirmek adına boş galeriyi sergilemesi; 1960 yılında Yeni Gerçekçi sanatçı Arman’ın aynı galeriyi atıklarla doldurması; Piero Manzoni’nin Sanatçının Soluğu (1960), Sanatçının Dışkısı (1961) Kavramsalcı eğilimler gösteren yapıtlar olmuştur. Sanatçının tepkisel tavrı, yapıtın içeriği haline gelmeye başlamıştır.
Saf Pigment (PIG 1), Yves Klein, 1957. Koyu mavi kuru toz pigmentten yapılmış olan eserin yeniden yapımı Sabancı Müzesi’nde ZERO sergisinde izlenebiliyordu. Klein’ın eserlerinde yönlendirici prensipler veya kısıtlayıcı, figüratif ögeler yoktur. Bu, Klein’a göre, en büyük özgürlüktür ve izleyicinin kendi algısını tecrübe etmesine olanak sağlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saf Pigment (PIG 1), Yves Klein, 1957. Koyu mavi kuru toz pigmentten yapılmış olan eserin yeniden yapımı Sabancı Müzesi’nde ZERO sergisinde izlenebiliyordu.
Klein’ın eserlerinde yönlendirici prensipler veya kısıtlayıcı, figüratif ögeler yoktur. Bu, Klein’a göre, en büyük özgürlüktür ve izleyicinin kendi algısını tecrübe etmesine olanak sağlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Achrome , Piero Manzoni, 1959-62. Ahşap üzerine pamuk. Manzoni, hem malzeme hem kavram açısından sanat objesinin doğasına meydan okudu. Geleneksel sanat eserinin sınırlarını aşan, ölçülemeyen ve sonsuz olanın peşinden gitti. Pek çok eserinde kullandığı beyaz renk, Manzoni için hem bir keşif, hem de Yves Klein’ın tek renk felsefesine bir karşı çıkışı temsil ediyordu. Bu karşı çıkışı , hiçliğin ifadesi olan dolayısıyla renk olma niteliği taşımayan beyaz ile yapıyordu. Manzoni’nin benimsediği şekliyle beyaz, izleyiciye sonsuz anlamlar sunma imkanı taşıyordu. Fırça ya da boyanın hüküm sürmediği yepyeni bir resmi de gündeme getiriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Achrome , Piero Manzoni, 1959-62. Ahşap üzerine pamuk.
Manzoni, hem malzeme hem kavram açısından sanat objesinin doğasına meydan okudu. Geleneksel sanat eserinin sınırlarını aşan, ölçülemeyen ve sonsuz olanın peşinden gitti. Pek çok eserinde kullandığı beyaz renk, Manzoni için hem bir keşif, hem de Yves Klein’ın tek renk felsefesine bir karşı çıkışı temsil ediyordu. Bu karşı çıkışı , hiçliğin ifadesi olan dolayısıyla renk olma niteliği taşımayan beyaz ile yapıyordu. Manzoni’nin benimsediği şekliyle beyaz, izleyiciye sonsuz anlamlar sunma imkanı taşıyordu. Fırça ya da boyanın hüküm sürmediği yepyeni bir resmi de gündeme getiriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 109| Op Art 1

OP ART/OPTİK SANAT 1
1950’ler-1968

  • 1910’da Rusya’da karı-koca Mihael Larionov ve Natalia Gonçarova ikilisi tarafından geliştirilmiş Rayonizm, keskin çizgiler ve parlak renklere sahip diyagonallerin ışık huzmeleri etkisi yaratmasını amaçlamıştır. Fütürizm’in de etkisiyle bu çizgiler, güç çizgileri olarak tanımlanmıştır. Rayonizm, soyut sanatın en erken örneklerinden olduğu gibi, Op Art’a doğru da atılmış erken bir adımdır.
Blue Rayonizm, Mihael Larionov, 1913. Fotoğraf:www.russianpaintings.net

Blue Rayonizm, Mihael Larionov, 1913.
Fotoğraf:www.russianpaintings.net

Wrestling, Josef Albers, 1976. Albers’in öğrencisi Mimar Harry Seidler'in Avustralya’nın Sydney şehrinde yaptığı Mutual Life Center binasına görsel olarak seçtiği, Commonwealth Bank binası üzerine yerleştirilen Albers’in bir Op Art bulmacası olan rölyefi. Albers, 1953-1958 yılları arasında ürettiği  Structural Constellations adını verdiği seriden olan bu çizimi son eseri olarak bu binanın üzerine uygulatmış. Fotoğraf:theartlife.com.au

Wrestling, Josef Albers, 1976.
Albers’in öğrencisi Mimar Harry Seidler‘in Avustralya’nın Sydney şehrinde yaptığı Mutual Life Center binasına görsel olarak seçtiği, Commonwealth Bank binası üzerine yerleştirilen Albers’in bir Op Art bulmacası olan rölyefi.
Albers, 1953-1958 yılları arasında ürettiği Structural Constellations adını verdiği seriden olan bu çizimi son eseri olarak bu binanın üzerine uygulatmış.
Fotoğraf:theartlife.com.au

  • Konstrüktivizm ve Bauhaus gibi Avrupalı akımların etkisi ile sanata yaklaşımı oluşmuş, ama 1950’lerin sonu ve 1960’larda ABD’de sanatçıları derinden etkilemiş olan; gerek Sert Kenar Resmi’nin (Hard Edge Painting), gerekse Op Art’ın babası diye anılan; Bauhaus hocası Josef Albers (1888-1976) sanatı bir obje değil, bir deneyim olarak tanımlamıştır.
  • Işık ve optik kanunları, görsel oluşum ve algı prensiplerini, renklerin etkileşimini, renk etkisinin durum, çevre, ışık sayısı ve yoğunluğunu incelemiş bir hocadır. Sert Kenar Resmi sanatçıları onun kalıplarını ve yoğun renklerini; Op ve Kinetik sanatçılar ve Kavramsalcılar ise onun algı üzerine başlattğı çalışmalarını baz alarak bu incelemeleri daha ileri taşımışlardır. Öğrencisi Robert Rauschenberg, ilişkileri hep zorlu geçmiş olmasına rağmen Albers’i en önemli hocası diye anmıştır.
  • Op Art, Avrupa kaynaklı bir sanattır.
  • Paris’te 1955’te yapılan sergi ile akım ilk ürünlerini izleyiciye açmıştır.
  • 1960’larda yaygındır.
  • Bu akımda hareket, ışık ve optik yanılsama yeni değerler olarak sunulmuştur.
  • Renkler, biçimler, çizgiler, gözün yanılabilirliği üzerine yapılmış araştırmalardan yararlanmışlardır.
  • Op Art sanatçıları, beyin veya gözde fiziki etkilenmeye neden olan ve izleyiciyi hayret veya aldanmaya yöneltecek imajlar yaratmayı hedeflemişlerdir.
  • Ard arda gelen kotrastlardan, rengin gitgide açılması ya da koyulaşmasından yararlanılır. Uygulandığı  yüzey düz olabileceği gibi kabartma da olabilir.
  • Akım, bazı renk ve çizgilerin yanyana konulmasıyla elde edilebilecek optik etkileri elde edebilmek için bilimsel yöntemlere başvurur.
  • Soyut Dışavurumculuk’un ikinci aşaması olan Geç Resimsel Soyutlama’ya (Post Painterly Abstraction) karşıt olarak ortaya çıkmış olan bu akım, hareket resminin (action painting) aksine önceden belirlenmiş bir tasarıma göre geliştirilir.
  • Geometrik Soyut sanattan, Bauhaus’un bazı araştırma yöntemlerinden, Konstrüktivizm’den ve De Stijl’den etkilenmiş eserler, ciddi ve mantıksal çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.
  • Biçim ve renk yelpazesinin kısıtlanmasını öneren Geometrik Soyut sanatın bazı özelliklerini benimser.
  • Op sanatçı, yapıtın tüm ifadeci ve kişisel izlerden arınmış olmasını ister. Çünkü bu tür izlerin özgül görsel kavramaya engel olacağını düşünür.
  • Anonim görünümlü yapıtlar gerçekleştirebilmek için Op sanatçı, Pop sanatçılar ve Minimalistler gibi, yeni malzeme ve tekniklerden yararlanır.
  • Eskize kesin bağlılık, sanatçı dışında başka birisi tarafından da gerçekleştirilebilmesine olanak tanır.
  • Op Art ürünleri endüstriyel üretime de uygundur.
  • Sanat yapıtının bu biçimde çoğaltılabilmesi, onun tek olma özelliğini de ortadan kaldırmış olur.
  • Optik Sanat ile ilgilenen gruplar ortak çalışmalar yapmışlar, sergilere ortak katılmışlardır.
  • Seyircinin yer değiştirmesiyle Optik Sanat eseri hareketlenir; seyirci üzerinde fizyolojik ve psikolojik etkiler de yaratır.
  • Lucio Fontana ve Victor Vasarely akımın öncü sanatçılarıdır.
  • Tuval-Uzam Sorunu başlıklı, dosyamızın 81. bölümünde kendisinden bahsettiğimiz Lucio Fontana (1899-1968), 1950’lerden itibaren hareket, renkler, zaman ve mekanı, sanatın yeni kavramları olarak tanımlayıp ışık üzerine deneyler yapmıştır.
İsimsiz, Victor Vasarely. Fotoğraf:www.galeries-bartoux.com

İsimsiz, Victor Vasarely.
Fotoğraf:www.galeries-bartoux.com

İsimsiz, Victor Vasarely. Fotoğraf:www.galeries-bartoux.com

İsimsiz, Victor Vasarely.
Fotoğraf:www.galeries-bartoux.com

Zebra, Victor Vasarely. Fotoğraf:www.parkwestgallery.com

Zebra, Victor Vasarely.
Fotoğraf:www.parkwestgallery.com

  • Macaristan doğumlu Fransız sanatçısı Victor Vasarely (1906-1997), 1950’li yılların başlarında optik etkili soyut yapıtlar üretmiştir. Yapıtlarının çoğaltılmasında endüstriyel yöntemlerle çalışan bir ekip ile yapıtları hızla yaygınlaşmıştır. Dekoratif olmaktan korkmamıştır. Sanatın herkese açık olması gerektiğini savunmuştur.
  • Optik Sanat, kavranmasında herhangi bir kültür birikimine gerek olmayışı ile, kolaylıkla benimsenmiş bir akımdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 91|Neo Dada 2| John Cage, Robert Rauschenberg

NEO DADA 2

JOHN CAGE, ROBERT RAUSCHENBERG

John Cage, Variations III, No 14, baskı, 1992. Fotoğraf:en.wikipedia.org

John Cage, Variations III, No 14, baskı, 1992.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • Müzikte radikal inovasyonları ile tanınan Arnold Schoenberg’in talebesi, ABD’li müzik teorisyeni, yazar, eğitmen, Savaş sonrası Avangard sanatçısı John Cage (1912-1992), müzik enstrümanlarının standart dışı kullanımını  gündeme getirmiş, piyanonun tellerinin ve çekiçlerinin aralarına ve üzerlerine objeler koyarak piyanonun sesini değiştirmiş, bu yolla besteler yapmıştı. Bunların en ünlüsü 1946-48 yılları arasında bestelediği Sonatlar ve İnterlüdler’dir.
  • John Cage, incelediği Hint felsefesi ve Zen Budizm’in etkisi ile sanatta şansın rolü, şansın yönlendirdiği müzik fikri, 1951’den başlayarak bestelerini şekillendirmişti. Antik Çin’in klasik kitabı I Ching’in değişen olaylar üzerine olan öğretisi, Cage’in bestelerini yaparken kullandığı bir araç oldu.
  • 1952’de sahnelediği eseri 4’33’’ ile Neo Dada’yı başlattığı düşünülür. Eser, bir müzisyenin, herhangi bir enstrüman ile 4 dakika 33 saniye hiçbirşey yapmadan sahnede sessizce oturmasından ibaretti. Duchamp’ın fikirleriyle paralellik gösteren beste ile müzisyenlerin yaptığı değil, izleyicilerin ve çevresel seslerin dinlendiği bu eser, kompozisyona, performansa ve müziğin kendisinin statükosuna bir saldırıdır.
  • Elektroakustik müzikte, deneysel müzikte öncü olan Cage, müziği, kaostan bir düzen yaratma, yaratılışta bir gelişme gibi geleneksel tanımlardan farklı olarak “amacı olmayan bir oyun,” “hayatın bir doğrulaması,” “yaşadığımız hayata bir uyanış” şeklinde yorumlardı.
  • Şansın rolü, bireysellik, seyirci ile etkileşim ilkeleri, Merce Cunningham’ı, dolayısıyla modern dansın gelişimini etkilemişti.
  • John Cage, New York’a taşındığında Robert Rauschenberg’in ve Jasper Johns’un komşusu olmuştu.
  • John Cage: “Which is more musical: a truck passing by a factory or a truck passing by a music school?”
“Ben bir tablonun ömrünün zaten çok kısa olduğunu düşünüyorum.” Fotoğraf:www.rugusavay.com

“Ben bir tablonun ömrünün zaten çok kısa olduğunu düşünüyorum.”
Fotoğraf:www.rugusavay.com

Robert Rauschenberg, Claes Oldenburg ile küçük bir Performans gerçekleştiriyor..

Robert Rauschenberg, Claes Oldenburg ile küçük bir Performans gerçekleştiriyor.

Robert Rauschenberg, Kanyon, 1959. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Robert Rauschenberg, Kanyon, 1959.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  •   John Cage’in okulunda verdiği ders ABD’li sanatçı Robert Rauschenberg (1925-2008) için belirleyici olmuştur. Eğitimini tamamladıktan, yurtdışı gezileri yaptıktan sonra 1952’de New York’a yerleşmiştir.
  • Rauschenberg’in Soyut Dışavurumculuk’a devrimci müdahaleleri olmuştur.
  • Uzun sanat yaşamı süresince nesneleri değişime uğratmayan bir çok yeni teknik denemiş; gündelik nesnelerle sanatsal nesnelerin ayrımını sorgulayacak eserler vermiştir.
  • Karışık teknik birinci tercihi olmuş, resim-kolaj-asamblajı bir arada bulunduran eserlerinin (Combine) yanı sıra performansları ile de tanınan bir sanatçı olmuştur. Bunların hepsi Dadacılık prensipleri ile uyumlu uygulamalardır.
  •  Rauschenberg’in öncüleri Marcel Duchamp, Kurt Schwitters, Joseph Cornell gibi sanatçılar da çeşitli asamblaj  formları yapmışlardı. Rauschenberg’in combine’leri izleyiciyi, sanatçının amacı konusunda yorumlar yapmaya yöneltme amacı taşıyordu.
  • Buluntu objeler, boya, baskı, heykel bir arada kullanılmış, sanat türleri arasındaki geleneksel ayrım ortadan kaldırılmış; gündelik yaşama ait ıvır zıvır kullanımı ile güzel sanatlar ile kitle kültürü arasına çekilen çizgiyi zorlayarak Post Modernist bir yaklaşım sergilemiştir.
  • Rauschenberg, Merce Cunningham Dans Tiyatrosu için dekor ve kostüm tasarımları da yapmıştır.
  • Serigrafi de kullandığı tekniklerden olmuştur. (Blogumuzda Gravür konusunu işlemiştik.)
  • Dante’nin Cehennem’ini betimleyen bir dizi çizimi vardır.
  • 1964 yılındaki Venedik Bienali’nde birincilik ödülüne layık bulunmuştur.
  • Robert Rauschenberg:  “My work exists in the space between art and life.”