Etiket arşivi: Robert Morris

Çağdaş Sanata Varış 209| Sahnede Postmodernizm 2

  • Postmodern koreograflar arasında Simone Forti, Yvonne Rainer, Steve Paxton, Trisha Brown, David Gordon, Deborah Hay, Lucinda Childs, Meredith Monk, Kenneth King, Douglas Dunn ve The Grand Union’ın adlarını sayabiliriz. Postmodern koreograflar estetik açıdan bakıldığında birbirlerinden farklıdırlar. Onları birleştiren koreografiye radikal yaklaşımları ve bir araç olarak dansı yeniden kavramak istemeleridir.
Anna Halprin. Fotoğraf:www.huffingtonpost.com

Anna Halprin.
Fotoğraf:www.huffingtonpost.com

Anna Halprin / Anne Collod, Parades & Changes, Replay in Expansion, 2011. Fotoğraf:www.flickr.com

Anna Halprin / Anne Collod, Parades & Changes, Replay in Expansion, 2011.
Fotoğraf:www.flickr.com

Parades and Changes adlı oyunda, sağda Anna Halprin, 2014. Fotoğraf: www.pcah.us

Parades and Changes adlı oyunda, sağda Anna Halprin, 2014.
Fotoğraf: www.pcah.us

  • Dans tarihçisi Sally Banes’in de Postmodern kuşağın önde gelen dansçıları arasında saydığı; kendini Modern dansı bitiren kişi olarak tanımlayan Anna Halprin (Anna Schuman 1920-), Postmodern dans olarak anılan deneysel sanat formuna öncülük etmiştir. Halprin, Trisha Brown, Simone Forti, Yvonne Rainer, John Cage, and Robert Morris gibi çağdaşları ile birlikte Modern sonrası dansın temellerini atacak bir grup kurmuştur. 1955’te John Graham ve A.A. Leath’in de dahil olduğu, dünyaca ünlü olan San Francisco Dancers’ Workshop’u kurarak kendisi gibi yenilikçi sanatçılara sanatlarını icra edebilecekleri bir yer sağlamıştır.
  • 1960’larda ırklar arası bariyeri yıkarak çeşitli ırklardan dansçıları kumpanyasına dahil etmiştir.
  • Grubun bazı performans bölümlerini tamamen çıplak icra etmesi, sahneye konduğu İsveç’te çalkantılara, ABD’de skandala sebep olmuştur.
  • Kendi vücudunun kapasitesini inceleme yoluyla deneyle, hareket ederek, yaparak, dokunarak öğrenmenin (kinesthetic) sistematiğini geliştirmiştir. Pek çok işinde, 1960’lardaki Myths, 1987’de Planetary Dance’de olduğu gibi seyirciyi de performansa dahil etmiştir.
  • 1972 yılında yakalandığı ve yendiği kolon kanseri tecrübesinden sonra İyileşmenin Beş Yolu adlı bir kitap yazmış; 1978 yılında kızı ile Tamalpa Enstitüsü’nü kurmuş, 1981 yılında kendi grubunda bu yolları uygulamaya başlamış ve büyük bir gruba erişebilmiştir. Doğa ile doğru iletişim kurmanın çevreye, kendimize ve birbirimize yaklaşımımızı değiştireceğini savunmuştur. Kanser hastalarına, AIDS hastalarına ve yaşlılara dansı, iyileşmenin bir yolu, dönüşümün, bütünleşmenin aracı olarak sunmuş, katılımcılara bu deneyimi yaşatmıştır..
  • Uzun kariyerine devam etmekte olan Halprin, kendini ifade etmenin yaşı olmadığına inanmaktadır.
  • Broadway’de 1988-1989 sezonu, rekor sayıda seyirci tarafından izlendi.
  • Montgomery Alabama’da Shakespeare Festivali’ni izleyenlerin sayısı 1972’de 3000 dolaylarındayken 1989’da 300.000’e ulaştı.
  • Postmodern dönemde, ABD’de düzenli bir bale ya da dans topluluğu kurmanın altından kalkamayan kentler, bir başka kentle ortak çalışır oldular.
  • Tiyatrolarda kendi koltuğunuza sahip olabilme; telefonla bilet alabilme imkanı doğdu.
  • Teknik ne olursa olsun, amaç aynıydı: Gelir sağlamak ve daha çok insana sanatı sevdirmek.

 

Çağdaş Sanata Varış 186| Arazi Sanatı / Toprak Sanatı / Ekolojik Sanat

1960’lardan 1980’lere

  • O dönemde gelişmeye başlayan çevreci hareket,
  • O dönemde Hippi kültürünün doğayı kutsayan yaklaşımları ile doğal yaşama ilginin artması,
  • Doğada rastlanan tarihsel kalıntılara yönelik merakın uyanışı,
  • Sosyal değişim taleplerinin dile geldiği, sivil toplum hareketlerinin ırk, cinsiyet, kültür bağlamında eşit hak arayışları,
  • Statükonun simgesi olarak görülen müze ve galerilerin Modernist ve elitist tavrına tepki Arazi Sanatı’nın çıkış noktaları olmuştur.

 

  • Endüstriyel gelişmenin ve teknolojik hızın tehlikeli boyutlarını gündeme getirmek,
  • Doğaya dair bilinç oluşturmak, teknoloji karşısında doğayı kutsamak,
  • Anti kapitalist bir tavır ile piyasa sisteminin kolay metalaştıramayacağı işler üretmek amaçlanmıştır.

 

  • Sade, geometrik şekillerin açık alanlara uygulanması açısından Minimalizm ile, (ama Minimalizm’in teknolojik biçimciliğine karşıdır),
  • Doğal malzeme kullanımı ve süreçselliği açısından Arte Povera ile,
  • Yapıtların genellikle gelip geçici olması nedeniyle Happening ile,
  • Bazen sanatçının doğaya bizzat müdahale  sürecine odaklanması; sanatçıların doğa gezileri, yürüyüşleri gibi  eylemlere katılması açısından Performans Sanatı ile,
  • Projelerin zaman zaman salt belge, fotoğraf, harita ve benzeri malzemeyle sergilenmesi dolayısıyla Kavramsal Sanat ile,
  • Bitmiş yapıttan ziyade yapıtın oluşum sürecinin önem kazandığı pratikler açısından Süreç Sanatı ile yakınlık taşıyan bir akımdır.

 

  • Enstalasyon temellidir.
  • Doğayı yansıtan görünümler resim ve heykel ile sunulurken Arazi Sanatı manzaranın tanımını genişletmiştir. Robert Smithson’un deyişiyle, fırçanın yerini buldozer almıştır. Göller, çöller, kumsallar, dağlar yeni manzaralar yaratmak için birer zemin olarak kullanılmıştır. Ama, 19. yüzyılın romantik manzara ülküsüne bağlanarak doğanın gizemine yeniden dönüşü destekler.
  • Ayırıcı özelliği, doğada geniş alanlarda, yer aldığı mekana özgü olarak gerçekleştirilmesidir.

 

  • Doğal malzemeyle yapılmış olan ve:

    Yeni bir sanatsal topografi oluşturan, görsel odaklı olana Arazi Sanatı,
    Görselliği arka plana atan, doğaya doğrudan iyileştirici müdahalelerde bulunana Ekolojik Sanat,
    Taş, toprak, kum gibi malzemenin galerilerde sergilenmesine ise genellikle Toprak Sanatı denir.

 

  • Land Art kavramı 1960’lı yılların sonlarında ABD’de gelişmiş, 1970’li yıllarda Avrupa’ya yayılmıştır. Land Art,  sanatın “Non-Art” ya da “Anti-Form” hareketleri içinde yer almaktadır.
  • Amerikalı sanatçılar yapıtlarını daha çok Nevada ve California’nın çöllük bölgelerinde gerçekleştirmişler, istedikleri boyutta çalışma olanağı bulmuşlar, yapıtlarında heykel ve mimari ile ilgili verilerden yararlanmışlardır.
  • Çoğunlukla kalıcı değildir ama aralarında binlerce yıl yaşamaya aday olan arazi enstalasyonları da vardır. Kalıcı olmayanlar, fotoğraf ya da video ile tespit edilir. Bir arazide aynı çizgi boyunca ileri geri yürüyerek, çimenler doğal yoldan düzlenir. Çimler düzelene ya da yürünerek oluşturulan çizginin üzerinde büyüyene kadar varlığını korur (Richard Long, 1967). Işık, hava, yağmur, zaman ve başka insanların müdahaleleri eseri değişikliğe uğratabilir. İzleyicinin kolay kolay gidip göremeyeceği yerlerde gerçekleştirilen bu projelerin izleyici ile karşılaşmasının tek yolu çoğu zaman fotoğraftır. Fotoğraf yoluyla kitaplarda ve web sitelerinde yer alması Arazi Sanatını erişilebilir kılar.
  • Doğada bırakılan izler de yapıt sayılır. Manzarada bırakılan ayak izleri, toprak üzerinde oluşturulan ahşap ya da taş çizgiler veya daireler gibi.
  • Bunlara paralel bir anlayışla eserler veren, Yeni Gerçekçilik’in Çevre Sanatı (Environmental Art) dalında eser veren 1935 doğumlu Bulgar sanatçı Christo’ya dosyamızın 96 sayılı bölümünde yer vermiştik.
Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970. Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır.  Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır. Eser, *sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır, *sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır, *bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular, *bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir, *ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır, *doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır, *genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır, *bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır. Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır. Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır. Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür. Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970.
Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır. Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır.
Eser,
*sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır,
*sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır,
*bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular,
*bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir,
*ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır,
*doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır,
*genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır,
*bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır.
Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır.
Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır.
Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür.
Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76. ABD'nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü'nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir "X" harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri'nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi. Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir. Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76.
ABD’nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü’nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir “X” harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri’nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi.
Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir.
Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

  • Galeri mekanında sergilenen Toprak Sanatı örnekleri arasında Walter De Maria’nın (1935-)?? 1977’de gerçekleştirdiği New York Toprak Odası, 197 metrekarelik bir mekanda 300 kilo toprakla yapılan bir enstalasyondur. Görünüşü ve kokusu ile izleyiciyi doğanın simgesi toprakla karşılaştırmış, enstalasyonun kapı aralığından izlenebilmesi kent insanının doğadan ne kadar uzak düştüğüne dair bir yorumdur.
  • Arazi Sanatı sanatçılarından Robert Smithson, Robert Morris (1931-2013), Richard Long (1945-) gibi sanatçıların arazi projelerinden arta kalan belleği, taş, toprak, kum, fotoğraf, gezi raporu gibi malzemeleri galeri mekanına taşıdıkları da olmuştur.
  • 1975’te kimyasal atık alanında uygulanan toprak iyileştirme ve alanı yeniden ormanlandırma girişimi; 1993’te kimyasal atıklardan verimsizleşmiş bir araziyi gerekli zirai uygulamalarla birkaç yıl süren çalışmalar süresince parsel parsel iyileştirilerek doğaya yeniden kazandırılarak kendiliğinden yıllar sürebilecek doğal süreci hızlandırma gibi girişimler Ekolojik Sanat başlığı altında değerlendirilebilir. Bu durumda sanatın biçimi nesne-meta statüsünden, süreç ve kamusal hizmet statüsüne kayar; sanat, değişimin mümkün olabileceğine dair olasılıkları görebilmemizi sağlar. Burada yapıt, diriltilmiş doğadır.
  • Sanatçıların doğada iz bırakması üzerinden kurgulanan performatif nitelikli çalışmalar, doğanın döngüselliğine göndermede bulunur; doğa üzerinde tahakkümün simgesi olan sınırları, haritaları gündeme getirir. 1993 yılında sınırları yasadışı yollardan geçerek yapılan yürüyüş Performansları, fiziki coğrafya ile siyasi coğrafya üzerinden doğa/kültür ayrımını gündeme getirmiştir.
  • Doğada yapılan yürüyüşler, bu yürüyüşler sırasında doğal malzemeyle yapılan enstalasyonlar, sanatçının doğada kendi bedeninin izini bıraktığı Performanslar, doğayı kadın bedeninin doğurganlığı ile özdeşleştiren Feminist boyutlu çalışmalar da vardır.
  • Arazi, Toprak ve Ekolojik Sanat doğaya yönelik duyarlılığın bir göstergesi olduğu kadar sanatın işlevine yönelik bir bilinçlendirme çabasıdır.
Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü. Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.  M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir. 2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl  teması "Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji" olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor. Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir. Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor. Fotoğraf: Feryal Tezcan

Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü.
Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.
M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir.
2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl teması “Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji” olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor.
Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir.
Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor.
Fotoğraf: Feryal Tezcan

  • 1994 yılında merkezi ABD, California Eyaleti’nde olan, ABD’de birçok şubeleri bulunan, kar amacı gütmeyen Arazi Kullanımı Yorum Merkezi kurulmuştur. Merkez, Arazi Düzeni adlı bir yayın çıkarmaktadır, American Land Museum’u kurmuş ve bir veri tabanı oluşturmuştur. Sergiler ve geziler düzenlemektedir. Merkezin tanıtımında, Robert Smithson’un yaklaşımının benimsendiği, yüceyi kavramsal olarak bilinebilir hale getirip, mutlak olmaktan çıkarmaya yönelik bir işlev gördüğü yazılıdır. Kuruluş, kendine özgü metodolojisi ile kavramsal sanat uygulamaları arasında bir bağ kurar. Sanat olarak tasarlandığı belli olan projeleri inceler. Merkez, aralarında kurumuş göl yatağından yavaş yavaş akan su sesi yayını yapan bir cihazın da olduğu yerleştirmeleri bizzat üretir. Arazi düzenlemelerine ilişkin araştırmaların sunulduğu sergiler de yapar.

 

Çağdaş Sanata Varış 116| Minimalizm 3

Dan Flavin (1933-1996), eserlerinde farklı boyutlarda ve farklı renklerde neon lambaları kullanmıştır. Bunlarla mekanın sınırlarını belirler, mekanı örgütler ya da mekan içinde görsel bir olgu yaratır. Fotoğraftaki eseri 1961 yılına aittir. Fotoğraf:www.nga.gov

Dan Flavin (1933-1996), eserlerinde farklı boyutlarda ve farklı renklerde neon lambaları kullanmıştır. Bunlarla mekanın sınırlarını belirler, mekanı örgütler ya da mekan içinde görsel bir olgu yaratır. Fotoğraftaki eseri 1961 yılına aittir.
Fotoğraf:www.nga.gov

  • Richard Serra,  Joel Shapiro, Walter De Maria, Robert Mongold, Brice Marden, Robert Ryman, Robert Smithson, Mel Bochner, Robert Morris Minimalist akımın diğer temsilcileridir.
Robert Morris (1931), sadece Minimalizm’e değil, Performans Sanatı, Arazi Sanatı ve Süreç Sanatı’nın gelişmesine de önemli katkılarda bulunmuştur. Dolayısıyla Postmodernizm bölümünde de kendisinden bahsedeceğiz. Fotoğraf:theglasshouse.org

Robert Morris (1931), sadece Minimalizm’e değil, Performans Sanatı, Arazi Sanatı ve Süreç Sanatı’nın gelişmesine de önemli katkılarda bulunmuştur. Dolayısıyla Postmodernizm bölümünde de kendisinden bahsedeceğiz.
Fotoğraf:theglasshouse.org

Minimalist sinemanın ana hatları:

  • Gereksiz eklentilerden arınmış,
  • Anlatması gerekenden fazlasını anlatmayı, göstermesi gerekenden fazlasını göstermeyi gereksiz bulan,
  • Amatör oyuncuyu tercih eden,
  • Aşırı mimikli oyunculuktan kaçınan,
  • Oyunculukta sadelik ve doğaçlamayı tercih eden,
  • Dekoru sade ve işlevsel seçen,
  • Doğal ışığı tercih eden,
  • Sabit kamera açıları ve uzun planlar kullanan,
  • Yapay efektlere başvurmayan,
  • Dublaj yerine sesli çekim yapılan,
  • Dış müzik gibi destek öğelerine yer vermeyen,
  • Hayatın bir parçası gibi duran filmler üretmeye çalışan,
  • Arındırılmış bir estetik anlayışı gözeten filmlerdir.
  • Filmlerinde minimal unsurlara rastlanan yönetmenler arasında Yasujiro Ozu, Robert Bresson, Nuri Bilge Ceylan, Dardanne Kardeşler sayılabilir. İran Sineması, Abbas Kiorastami, Bahman Gobadi, Cafer Penahi gibi ünlü yönetmenleriyle sade ve yapay olandan arındırılmış hikâye örgüsü ile bu akımın merkezinde yer alır.
Bir Ozu filminden, Ohayo/Good Morning. Fotoğraf:drnorth.wordpress.com

Bir Ozu filminden, Ohayo/Good Morning.
Fotoğraf:drnorth.wordpress.com

  • Minimal müziğin beşiği ABD’dir.
  • Görsel sanatlara benzer şekilde, müzikte de Minimalizm, biçimciliğe tepki olarak ortaya çıkmış, müzikteki duygusal sterilliği, entelektüel karmaşıklığı ve diğer biçimleri ortadan kaldırma amacı gütmüştür.
  • Tarihi veya duygusal izlenimleri en aza indirgemek için melodi ve harmonide basitlik ön plana çıkarılır, tekrarlara önem verilir.
  • Avrupa’da egemen olan müziğin karmaşıklığına karşı bir tepki olarak doğar.
  • Temel ilkesi, sürekli yinelenen müzik tümcesinin ya da tonalite ve ritmin belli belirsiz, ağır ağır değişime girmesini öngörür.
  • Esin kaynakları, Batı’nın dışındaki ülkelerde aramaya başlarlar. Uzakdoğu ve Afrika müziklerine ilgi duyulur. Batı müziğine yeni çalgılar, ritimler, sesler ve biçimler getirir. Minimalist müziğin kaynaklandığı noktalar
    Asya müziğindeki tekdüze yinelemeler, Uzakdoğu’nun gizemli ezgileri ve Afrika’nın ritimsel çeşitliliği oldu. Değişik kültürlerin müziksel içeriğinden bir bileşim yaratıldı.
  • Yineleme ve yavaş ilerleme önemli bir yöntem oldu.
  • Notasız ve sessiz eserlere imza atan Minimalistler de oldu.
  • Elektronik enstrümanların kullanımı da Minimalist müzikte yaygındır.
  • Minimalist besteciler arasında Philip Glass, Steve Reich, John Taverner, Terry Riley, Michael Nyman, La Monte Young, John Adams ve Yann Tiersen sayılabilir.

Minimalizm’e yöneltilen eleştiriler şunlar olmuştur:

  • Monoton bir tekrar
  • Öğretisi yok
  • Çok iletişimsiz
  • Sanatsızlığa, nötr bir zevki geliştirmeye yönelen bir hareket
  • Aşırı kuralcı bir yapı
  • Oluşturdukları yapı, gerçekliğin hiç olmadığı kadar sıradan ve yoksunlaştırılmış bir türevi
  • Çok damıtıldığı için yoksullaşmış
  • Fazla sınırlı
  • Biçim kişiliksizleştirildi
  • Sanatsal katkı yok.
  • Ludwig Mies van der Rohe’ye göre ise, fakirlik, yoksunluk, eksiklik değildir Minimalizm; aksine bilinçli bir tercihtir; zor olanı seçmektir, azla çok yapmaktır.

 

  • 1960’lar ve 1970’lerde devam eden Minimalizm, etkisini şiirde ve dansta da göstermiştir.
  • Minimalizm’in, Modernizm’in en son akımı olduğu kabul edilir.
  • Postminimalizm terimi belirli bir akımı değil, sanatsal bir eğilimi tanımlar. Bazı Postminimalist sanatçılar Minimalistlerin geleneksel heykelle bağdaşmayan tarzını, soyut objelerini, temsili olmayan görünüşlerini korudular. Bazı Postminimalist sanatçılar çok farklı amaçlar güttüler: Minimalist sanatçıların soyuta ve malzemeye olan yaklaşımını benimsemiş, ama endüstriyel malzeme kullanımına sadık kalmamışlardır. İşlem görmemiş ve tanzim edilmemiş malzeme kullanarak,  malzemenin özelliğinden çok sanatçının niyetini yansıtan eserler vermişlerdir. Minimalizm, form ve kompozisyona önem verirken, Postminimalizm, Antiform olarak tanımlanır. Aynı şekilde, Minimalizm’e sık sık yöneltilen “entelektüel, otoriter ve soğuk” atmosferden uzaklaşarak, daha dışavurumcu, vücudu ve cinselliği çağrıştıran eserler vermişlerdir. Minimalizm’in heykel ve resmin geleneksel formlarına karşı çıkışını sürdüren Postminimalizm, sanatta yeni sınırlar ve gelenekler için çaba harcamayı ifade eder. 1966 yılının başlangıç tarihi olarak kabul edildiği Postminimalist eserler, aynı zamanda kavramsal olarak da tanımlanabilirler. Minimalizm’in geometrik ve sert hatlarının yumuşadığı bir anlayıştır. Minimalizm’den etkilenerek ortaya çıkan  akımlar, Kavramsal Sanat, Süreç Sanatı, Arazi Sanatı/Yeryüzü Sanatı, Performans Sanatı, Enstalasyon Sanatı, Yoksul Sanat/Arte Povera’dır. Minimalizm,  20. yüzyılın ikinci yarısına yön veren güçlü bir akım olmuştur. Bu akımlardan bazıları Antiform hareketleri içinde yer alır. Bu akımlara Postmodernizm içinde yer vereceğiz.

 

Sanat ve Edebiyatta Labirent

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan. İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir. Fotoğraf: sala17.wordpress.com

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan.
İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir.
Fotoğraf: sala17.wordpress.com

  •   Labirent, düşsel ve büyülü bir mekan olduğu için sanatçıları her devirde kendisine çekmiştir.
  • Yalınlık yanlısı Le Corbusier, Hausmann ve Mies van der Rohe labirentten nefret ederken, Gaudi, Dekonstruktivistler ile Post Modernistler labirente yakınlık duyar.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, Acıbadem’deki Köşk adlı öyküsünde anlattığı evin merdivenleri bir labirenttir.
  • Marcel Proust’un, James Joyce’un, eserlerinde labirent kurgulardan bahsedebiliriz.
  • Labirent, Jorge Louis Borges’in kullanmayı çok sevdiği temalardan biridir.
  • Umberto Eco, Gülün Adı’ndaki manastır kütüphanesini bir labirent olarak tasarlamıştır. Eco, kitapların labirentini tasarlarken Santarcangelli’nin labirentler hakkında bilgi veren araştırmasından yararlandığını, buna rağmen labirentin tasarımının iki-üç ay sürdüğünü açıklamıştır.
  • Lawrence Durrell, Labirent adlı romanında bizi Girit’teki labirente hapseder.
  • Jacques Attali, Bilgeliğin Yolları-Labirent Kitabı adlı eserinde, insanın her labirentin çıkışında, hep başka bir labirent bulduğunu öne sürer. Ayrıca, insanların genellikle sağa dönmeye daha yatkın oldukları, bu nedenle de çıkmazların daha çok o yöne konulması gibi labirent çizmenin püf noktalarıyla ilgili bilgiler verir. Attali ayrıca, bir kitabı açmanın bir labirente girmeye, o kitabı okumanın ise bir labirenti geçmeye benzediğini söyler.
  • El laberinto de la Soledad, Yalnızlık Dolambacı adlı eserinde, kendi kültürünün bilinçaltı katmanlarını ve insan yalnızlığının evrensel gizini araştıran, kendisi de İspanyol ve yerli kanı taşıyan bir mestizo olduğu için bu labirentin çıkmazlarını iyi bilen Octavio Paz, 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almadan önce, Batı dünyasının yazın ve düşün çevreleri tarafından, bu ilk büyük eseri ile, çağdaş Latin düşüncesinin en güçlü belgeselini yazmış sayılmıştır. Dilimize önce Cem, sonra Can Yayınları tarafından kazandırılmış bu eser için 1978 yılında Bozkurt Güvenç, “bize, bizi anlatan bir kitap” değerlendirmesini yapmıştı.
  • Aslı Erdoğan, Kırmızı Pelerinli Kent adlı eserinde Rio’yu, ikiden fazla boyutta, hem zamanda, hem uzamda iç içe geçmiş bir labirentler dizisi olarak tanımlar.
  • Franz Kafka, Yuva adlı uzun öyküsünde, tuhaf bir hayvanın kendisine yeraltında bir labirent-yuva yapışını anlatır.
  • Michel Foucault’ya göre labirent, içinde kaybolunan değil, içinden her zaman kaybolunmuş olarak çıkılan yerdir.
  • Minimalist sanatçı Robert Morris tarafından yapılan cam labirent Kansas’ta, Nelson-Atkins Müzesi’nde sergilenmektedir.
  • Lara Croft gibi bilgisayar oyunlarında da labirent bir tema olarak kullanılmaya devam etmektedir.
  •  Fransız Şiirsel Gerçekçi sinemasının babası sayılan Jean Renoir, 1939 yılında çektiği Oyunun Kuralı adlı filminde küçük aşklar, kıskançlıklar, kaçamaklardan bir labirent oluşturarak insan doğasına sağlam bir gözlem getirmiştir.
  • Yönetmen Wes Ball’un, The Maze Runner, Labirent: Ölümcül Kaçış adıyla Eylül 2014’de vizyona giren ve labirente hapsedilen gençlerin otoriteyle mücadelesini anlatan post apokaliptik macera filmi belki de en güncel labirent örneği. 

    Yararlanılan Kaynaklar

    • Labirent, Prof. Dr. Gürhan Tümer, Arredamento Mimarlık-Düşünce, 11/1999.
    • Kapadokya, Faruk Pekin, Maestro.
    • First Labyrinths, Jeff Saward.
    • Yalnızlık Dolambacı, Octavio Paz, Cem Yayınevi, 1993.
    • www.crystalink.com
    • www.labyrinthos.net
    • Şehirler ve Kentler, Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 2000.
    • Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1993.