Etiket arşivi: Richard David Ellmann

James Joyce 11

César Abin tarafından yapılmış bir James Joyce çizimi. Fotoğraf: James Joyce Music

César Abin tarafından yapılmış bir James Joyce çizimi.
Fotoğraf: James Joyce Music

  • Ulysses’te olduğu gibi Babil Kulesi Finnegan Uyanması’nda da önemli bir izlektir. Çeyrek yüzyıl Joyce çalışmış olan Eco “Joyce da, Dante gibi, yeni bir Adem olmak istiyordu. Tıpkı onun gibi, bütün dilleri bir araya getirip hamur eden bir dilin karanlık düşü peşindeydi,” diye yazar. Joyce bu eserinde bütün dünya dillerini kapsayan evrensel bir dil, evrensel bir kelam yaratmaya çalışmıştır. Joyce’a göre yazar da Tanrı’dır.
  • ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), 19. yüzyıl sonlarında yayımlanıp da James Joyce’un okumadığı önemli bir kitap olamayacağını iddia ediyordu.
  • Ruslarla ve İslamiyet’le çok ilgilidir. Kars şehri ve Müthiş Türk eserde yer alır. 1971 yılında Joyce Quarterly’de Kevin Mc Carthy’nin Finnegan Uyanması’nda Türk ve Türkçe Göndermeleri adlı yazısı yayımlanmıştır.
  • Finnegan’da Ulysses ile ikizlerden azgın ve coşkun yeniyi temsil eden Şaun’un ağzıyla dalga geçer. Kalem erbabı ve durağan eskinin dile gelmiş hali olan Şeym Joyce’un kendisidir.
  • Eser, gecenin romanı diye anılır. Joyce Finnegan Uyanması’na “sanatkarane keşmekeş” demiştir.
  • Birinin/birilerinin/insanlığın bilinçaltı düşünceleridir/rüyalarıdır. Kişilerin, hikayelerin birbirine karıştığı, birden çok anlama bürünen bir metindir.
  • Finnegans Wake’te, sürekli karşımıza çıkan mistik bir sayı vardır: 1132. Karşımıza kah bir tarih olarak kah bir ev adresine dönüşmüş olarak çıkar. Hemen her bölümde vardır. Joseph Campbell 32’nin Düşüş rakamı, 11’in Kefaret rakamı; bir günah rakamı ve bir affedicilik rakamı; bir ölüm ve bir yenilenme rakamı olduğunu yazar. Ayrıca Aziz Pavlus’un Romalılara Mektup’u (11. Bölüm, 32. Ayet) ve Luther’in sözleri insan ne kadar günahkarsa, Tanrı’nın merhametinden o kadar fazlasını aldığına işaret eder; Joyce, Hıristiyan inancının bu büyük paradoksunu şaheserinin ilkesi yapmıştır, der.
  • Finnegan Uyanması’nın yalnızca uzmanlar tarafından okunabilen bir metin olduğu düşünülür.
  • Samuel Beckett, Finnegan Uyanması için “O kitap yazılmamış. Amacı okunmak değil-ya da daha doğrusu, sadece okunmak değil. Bakılması ve dinlenmesi lazım. Joyce’un yazdıkları bir şey hakkında değil, o bir şeyin ta kendisi,” demiş.
  • 1940’ta, savaşta, katliamın yoğunlaştığını duyan Joyce, “Benim Finnegans Wake romanımı okusalar daha iyi ederlerdi,” yorumunu yapmış.

 

 

James Joyce 2

  • Joyce İrlanda’dan ayrılmasını bir taşra atmosferinde, milliyetçi ve Katolik bir ortamda büyük bir yazar olamadığı için ayrılmaya mecbur kaldığını ileri sürer. Oysa oradan ayrıldığında kitapları yayımlanmakta, şöhreti artmaktaydı. Bazı iddialara ise genç ve eğitimsiz kız arkadaşını ailesine ve entelektüel dostlarına eşi olarak tanıştırmaktan utandığı için İrlanda’dan ayrıldığı yönündedir.
  • İrlanda onun için üç bağımlılığı, aileyi, dini ve İrlanda ulusçu politikasını temsil ediyordu.
  • İrlanda, öteden beri Avrupa’nın en koyu Katolik üyesiydi. Kilise şekillere sımsıkı bağlı, çok güçlü bir örgüte sahip, karşı çıkılmaz bir gericilik kurumuydu. Ulusçuluk akımını da kendi bünyesi içine almayı başarmıştı.
  • 1898’de bugünkü adıyla University College of Dublin’e girmiş, Modern Filoloji bölümünden (Latince, İtalyanca, Fransızca, Almanca ve Norveç dilleri) yeterlik derecesiyle 1902 yılında mezun olur. Sonra Paris’te tıp okumaya gider fakat dersleri Fransızca takip etmekte zorlandığı için eğitimini yarıda bırakır.
  • Dublin’de üniversitede okurken Yeats’in bir tiyatro oyununu protesto etmeyi reddetmiş, Dublinli Katolikler tarafından aforoz edilen Henrik Ibsen’i savunan makaleler yazmış, İrlanda tiyatro sahnelerinin dar görüşlülüğüne hücum eden denemeler yayımlamıştır.
  • Koyu bir Katolik olan annesi Mary Joyce’un kanser olduğunu öğrenince Fransa’dan İrlanda’ya döner. Annesinin ölümünün ardından çok zor bir dönem geçirir. Geçimini gazete makaleleri yazarak ve ders vererek kazanır. Şarkı söylediği de bilinir, hatta tenor sesinin güzelliği sayesinde bir yarışmada ikincilik almış ve hakkında güzel şeyler yazılmıştır. Bu dönem Joyce’un içmeye başladığı dönemdir.
  • Yine o günlerde bir otelde oda hizmetçisi olan Nora ile tanışır. İlkokul mezunu Nora ile olan birlikteliği dini ve toplumsal baskılara maruz kalmasına sebep olur. Birlikte kıta Avrupa’sına kaçarlar, Trieste, Roma, Paris, Zürih, Pula’da (Hırvatistan) yaşarlar. Trieste o sırada Avusturya işgali altındadır. İtalyan gazetesinde İrlanda ile İngiltere’nin ilişkisini anlatarak Avrupa’da İrlanda’nın sesi olduğu gibi, benzeşim yoluyla Avusturya sansürünü de kırmış olur. Sürgünde yaşayabilmek için gazete yazarlığından başka bankada memurluk ve öğretmenlik de yapar.

  • Byron, Shelley, Lawrence gibi Joyce da sürgünü kendisi istedi. Bu yazarların tümü henüz hayattayken uluslararası şahsiyetler oldular. Onları büyütmüş olan uluslar için ve çoğunlukla onlara karşı yazmaya devam ettiler. ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), Joyce’un yaşamı bir yerde yeterince karmaşa içine girince onu çözmek yerine başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini savunmuştur.
  • Joyce her zaman şiddet karşıtı, ırkçılığa ve baskıya karşı sesini duyurmuştur. Ülkesindeki dini baskının gücünü, katı Katolik halkın bireyler üzerindeki dayanılmaz baskısını da anlatmış, şüpheciliğin engellenemediğini, fikir üretiminin olanaksız kılındığını da dile getirmiştir. “Kendisine saygısı olan hiç kimse İrlanda’da kalmak istemez. Aksine Jüpiter tarafından lanetlenmiş gibi ülkeden kaçmak ister” diye kendi sürgün nedenini açıklamıştır.
  • 1904 yılında terk ettiği İrlanda’ya üç kez döner. Bunlar mecburi yapılmış dönüşlerdir ve hep kısa kalmıştır. Son gelişi 1912 yılındadır. Şehirle ilişkisi bir aşk/nefret ilişkisidir. Giacomo Joyce hariç bütün eserleri Dublin’de geçer, başka bir yeri yazmamıştır, Dublin eserlerinin başkarakteri gibidir.
  • Fredric Jameson’a göre, Joyce ya da Mallarmé’nin başını çektiği bir modernizmin peşinde koştuğu ideal, “vatansız sözü” söylemekti; bunun için her türlü anlatı biçimi kullanılmalı, karıştırılmalıydı ki söz evrensellikle buluşsun.