Etiket arşivi: ressam

Çağdaş Sanata Varış 312|Çağdaş Dönemde Sergileme 7

Baksı Müzesi onuncu yılında. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Baksı Müzesi onuncu yılında.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

  • İstanbul önemli bir kültür sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. Başka ülkelerde olduğu gibi burada da peş peşe müzeler açılıyor, etkinlikler düzenleniyor.
  • Paris’teki Louvre Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada. Hemen ardından British Museum geliyor. Kamu, özel şirket, şahıs, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar dahil dünyada en çok müzeye sahip olan ülke 17.500 müze ile ABD. ABD’yi Almanya 6715, İngiltere 1850, İspanya 1343, Fransa 1173, İsviçre 948, Hollanda 775, Romanya 748, Polonya 690, Macaristan 661 adet müze ile takip ediyor. Türkiye’deki müze sayısı ise 334. (www.egmus.eu ve www.aam-us.org)
  • Son yıllarda İstanbul’da özel girişimlerle pek çok müze kuruldu. S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, Borusan ofis müzesi gibi. Öte yandan Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi gibi merkezden uzakta kurulan ve 2014 Avrupa Yılın Müzesi ödülünü kazanan müzelerimiz de oldu.
  • 2015 İstanbul Bienali’nde gerçek mekanların yanı sıra sanal mekanlar da adres gösterildi. Küratör Christov-Bakargiev’e göre, bazı mekanların hayali olmasının sebebi bazı şeylere erişim olmadığını hatırlatmaktı. Küratör, her şeye erişilebileceği savının dijital çağın bir yalanı olduğunu; her şeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bunu ziyaretçilerin de hissetmesini istediğini belirtmişti.
  • Çağdaş Dönem’de bazı sergiler 24 saat açık olarak gerçekleştirildi. Hüsamettin Koçan’ın 2002 yılında Bilgi Üniversitesi Sıraselviler Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sergi böyle bir sergiydi.
  • Belirli konulara, sorunlara odaklanan, güncel toplumsal dönüşümü kavramaya yönelik konsept sergiler ilgi çekiyor. Sanatın güncel hali, sosyolojik bir araştırmaya dönüşebiliyor.
  • Sergilemelerde yaşanan bir başka eğilim ise farklı pratiklerin birbirlerinden beslenmesinden ve zenginleşmesinden yararlanmak için farklı sanat dallarından kişilerin ortak performansı oldu. Flüt sanatçısı Şefika Kutluer, Vivaldi’nin altı konçertosunu ardı ardına sahnede çalarken, konser süresince ressam Ertuğrul Ateş, müzikten aldığı esinle, sahnede konserle birlikte başlayıp konser bitiminde tamamladığı bir resim yaptı. Proje İstanbul ve Ankara’da uygulandı.
  • Birbirlerinin sanatından etkilenerek yeni üretimler yapan, türler arası buluşmalara bir başka örnek ise Lübnan asıllı şair Adonis ile ressam Habib Aydoğdu’nun bir sergi projesi için bir araya gelmesi oldu. Adonis, Aydoğdu’nun resimlerinden etkilenerek şiirler yazdı; Aydoğdu, Adonis’in şiirlerine ressam gözüyle baktı, atölye çalışmalarından sonra resimlerin yanında şiirlerin yer aldığı ortak çalışma 2016’da sergilendi.
  • Sergileme mekanlarında da çok çarpıcı seçimler yapılıyor. Gucci, 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunun ilk gösterimini Londra’da 13. yüzyıl yapısı Gotik Westminster Abbey’de yaptı. Kraliyet nikah törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekanın bir defile için kullanılması tepki çekti ama gerçekleşti.
  • Mabetlerin, anıtların ve müzelerin etrafı lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile kuşatılmıştır. Yemek yemenin, alışveriş yapmanın ve turistik gezinin aynı düzlemde yer alması, müze ve mabetlerin Disney’leştirilmesi olarak eleştirilmektedir.
  • İngiliz görsel sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’a göre sanat yapıtı izleyici ile var olur ama çocukları müzeye götürmek tam bir saçmalıktır. Onlara göre çocukların Çağdaş Sanat ile karşılaşmaları için henüz çok erken.
  • Müzecilik günümüzde toplama, belgeleme, koruma ve sergileme işlevini aşarak ziyaretçi eğitimi, toplumsal iletişim ve sürdürülebilirlik odaklı hale geldi. Çağımızın başarılı müzeleri araştırma merkezleri, atölyeleri, görsel-işitsel anlatımları, dokunmatik ekranları, geçici sergileri, eğitim programları, kursları ile seçkinci olmayan, eser ile insan arasında interaktif bir bağ sunan, engelli erişimi, kafeleri lokantaları olan, pazarlama ve tanıtım olanakları bulunan, konserlerin, sohbetlerin yapıldığı kültür merkezleri olarak “yaşayan müze” kavramını hayata geçirdiler.
  • 2017 yılındaki 15. istanbul Bienali kapsamında sergilenen Gözde İlkin’in kültürel kodları ve kolektif hafızayı cisimleştiren kumaş ve örtü eserleri çağdaş sergilemeye de örnek oluşturuyor. Kumaş eserlerin bitimleri sergiye çıkacakmış gibi değil de evde muhafaza edilecekmiş gibi bırakılarak daha gerçekçi kılınmış.
Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 263|Heykeller ve Nesneler 2 Jeff Koons

  • Çağdaş Dönem’in bir başka özelliği de çoğu sanatçının, sanat skalasının geniş olması. Modernizm’den sonra, “ressam”, “heykeltıraş” diye bir ayrım pek kalmadı. Sanatçı resim, heykel, yerleştirme, kolaj yaptığı gibi şiir ve roman yazabiliyor, sinemada, moda dünyasında da etkili olabiliyor.
  • Paslanmaz çelikten ayna yüzeyli balon hayvanlar ve sıradan nesnelerin reprodüksiyonlarını üretmekle tanınan Jeff Koons (1955-), Pop kültürün son temsilcisi olarak anılmaktadır. Salvador Dali ve Andy Warhol’u ustaları olarak kabul ettiğini belirten sanatçı, eserlerinin satış performansına bakıldığında, yaşayan en pahalı sanatçı olarak tanınmaktadır.
  • Koons, 1990’lı yıllarda tümüyle popüler kültür imgeleri üzerine kurulu heykelleriyle gündeme gelmişti. Heykelleri kendisi tasarlar, profesyonel heykeltıraşlarla çalışarak Pembe Panter, Michael Jackson gibi popüler imgeleri, kendi tasarladığı biçim ve boyutlarda sergilemiş, bunlar heykel sanatının Çağdaş örnekleri olarak nitelendirilmiştir. Bibloları dev boyutlarda yeniden üreten ve kitsch olgusuna değinen, balon gibi geçici nesneleri bronz gibi malzemelerle yeniden üreterek kalıcı hale getiren, sanat yapıtının değerinin hangi temelde aranabileceğine dair soru işaretleri oluşturan Koons, nesne temelinden hareket eden Yeni Kavramsalcı sanatçılar arasında sayıldığı gibi, Tüketim Nesnesi Sanatı denilen eğilimin de öncüsü sayılmaktadır ama tüketim kültüründen ilham alan tek sanatçı Koons değildir.
Jeff Koons, 1992 yılında ürettiği Yavru Köpek adlı eserinin pek çok çeşitlemesini yapmaya devam etti. Parlatılmış paslanmaz çelik, saydam boya kaplama ayna yüzeyli Balon Köpek (1994-2000), 58 milyon dolara satıldı. Yavru Köpek’in çeşitlemeleri arasında çok çeşitli renklerde ürettiği Lale Balonlar ile Balon Çiçekler de sayılabilir. Balon Çiçek adlı çalışması Christie’s müzayede evinin Londra’da düzenlediği açık artırmada 12.9 milyon pounda satılarak, yaşayan bir sanatçının eserine o güne kadar verilen en yüksek fiyat olmuştu. Koons objeleri devasa boyutlara taşıyarak kitsch denilen estetik anlayışın bir “yüksek kültür” unsuru olup olamayacağını sorguluyor. Fotoğraf:topics.nytimes.com

Jeff Koons, 1992 yılında ürettiği Yavru Köpek adlı eserinin pek çok çeşitlemesini yapmaya devam etti. Parlatılmış paslanmaz çelik, saydam boya kaplama ayna yüzeyli Balon Köpek (1994-2000), 58 milyon dolara satıldı. Yavru Köpek’in çeşitlemeleri arasında çok çeşitli renklerde ürettiği Lale Balonlar ile Balon Çiçekler de sayılabilir. Balon Çiçek adlı çalışması Christie’s müzayede evinin Londra’da düzenlediği açık artırmada 12.9 milyon pounda satılarak, yaşayan bir sanatçının eserine o güne kadar verilen en yüksek fiyat olmuştu. Koons objeleri devasa boyutlara taşıyarak kitsch denilen estetik anlayışın bir “yüksek kültür” unsuru olup olamayacağını sorguluyor.
Fotoğraf:topics.nytimes.com

Koons, enstalasyonlarından birinde bir Hermés efsanesi olan Birkin model çantayı da kullanmıştı. Fotoğraf:observer.com

Koons, enstalasyonlarından birinde bir Hermés efsanesi olan Birkin model çantayı da kullanmıştı.
Fotoğraf:observer.com

  • Moda ve sanatın buluşmasında belki de en etkin rolü 2000’li yılların başından bu yana dünyanın en önemli çağdaş sanatçılarıyla işbirliği yapan; bizi moda ile sanatı, müze ile butiği bir arada ve yeniden düşünmeye çağıran  Louis Vuitton oynuyor. Marka, olayı tasarımcı-sanatçı-ürün üçgeninde görüyor. Louis Vuitton bugüne kadar Takashi Murakami, Richard Prince, Yayoi Kusama, Stephen Sprouse, Cindy Sherman, James Turrell, Olafur Eliasson, Daniel Buren ve Jeff Koons ile işbirliği yaptı. Markanın 2014’te Paris’te açılan, mimar Frank Gehry tasarımı bir sanat müzesi de var.
  • Stephen Sprouse’un grafitileri, Murakami’nin renkli logoları, Kusama’nın puantiyelerinden sonra Koons, Louis Vuitton için “yüksek sanat” ürünü vermiş beş usta ve onların beş eserini seçti: Da Vinci (Mona Lisa), Rubens (Kaplan Avı), Fragonard (Köpekli Kız), Van Gogh (Buğday Tarlası ve Selviler) ve Titian (Mars, Venüs ve Aşk Tanrısı). Koons, Eski Ustalar adlı koleksiyonu için bu başyapıtları yeniden yaratarak üzerlerine metal harflerle ustaların adlarını yazdı. Markanın logosu olan LV’nin karşısına JK harfleri kondu. Ürünlere sanatçının alameti farikası haline gelmiş olan tavşan figürü eklendi. 51 parçalık bir koleksiyon oluştu. Koons, bu projenin işlerini sokağa çıkarttığı bir iletişim platformu olduğunu düşünüyor. Bu proje ile yüksek sanata ve sanat tarihinin büyük ustalarına atfedilen hiyerarşiyi silme çabası gösterdiğini söylüyor.
Koons'un New York'taki bembeyaz atölyesinde bir asistan ordusu çalışır. Koons, sabah 8.30'dan akşam 17.30'a kadar ofistedir ve onlara enerji pompalar. Kendisi Popeye ve Hulk temsilleri yapar; Manet, Dali, Poussin ve Courbet'nin eserlerini toplar. Fotoğraf: Hubert Fanthomme/Revealed

Koons’un New York’taki bembeyaz atölyesinde bir asistan ordusu çalışır. Koons, sabah 8.30′dan akşam 17.30′a kadar ofistedir ve onlara enerji pompalar. Kendisi Popeye ve Hulk temsilleri yapar; Manet, Dali, Poussin ve Courbet’nin eserlerini toplar.
Fotoğraf: Hubert Fanthomme/Revealed

 

Çağdaş Sanata Varış 259|Çağdaş Resim

150.000 yıl önce ortaya çıkıp dünyaya yayılan insanoğlu, ilk resmini ancak mağara duvarlarına 40.000 yıl önce yapmıştır. Yaratıcı düşüncenin gelişmesi daima vakit alır.

Resmin anlatımında taklit etme kavramı, daha sonraları tanımlama ile değiştirilmiş, yakın tarihlerde öyküleme kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Derrida için resim, bir tür kötü yazılmış yazıdır.

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4. Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor. Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı. Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor. Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4.
Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor.
Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı.
Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor.
Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012. 1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012.
1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş resimde yarı heykelsi oyunlar; bir damla boyanın değmediği, tahta, ayna parçaları, desenli kumaş gibi nesnelerle oluşturulmuş; özgün fikirlerin yanı sıra, çeşitli sanatçıların etkileriyle dolu eserlere de rastlamak mümkündür.
  Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul. “Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim...” diyor sanatçı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul.
“Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim…” diyor sanatçı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016. Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi. Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu. Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor. Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı. Fotoğraf:www.purple-home.com

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016.
Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi.
Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu.
Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor.
Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı.
Fotoğraf:www.purple-home.com

 

Çağdaş Sanata Varış 237|Çağdaş Dönem 12 Çevre

  • Teknoloji ile “kendin yap” kültürünün bileşiminden oluşan Maker Hareketi de teknolojinin girişimcilerde yarattığı bir motivasyonu yansıtıyor. Bu kavram çerçevesinde, bir ihtiyacı karşılayan prototipler geliştiriliyor ve fuarlarda sergileniyor. Bunlar arasında drone’lar, farklı işler için geliştirilmiş 3D yazıcılar, robotlar, elektrik üreten uçurtmalar olabiliyor. 2016 yılında San Mateo, ABD’de yapılan Maker Fair’e 13 yaşındaki Tuna Tümer de geliştirdiği tasarım cetveli ile katıldı.

ÇEVRE

  • Maker Hareketi’nde çevreci alternatifler de geliştiriliyor. Sprey boyalar, kimyasallar yerine, yazıcı ile kum kullanmak gibi. Kumu ısıtarak daha sıkı olmasını sağlayan cihaz, geçici işaretlemeler yapmak veya yazı yazmak için kullanılabiliyor.
  • 1960’larda başlayan çevre hareketi kirlilik, tehlikedeki türler ile başlamış, daha yakın zamanlarda küresel ısınmaya neden olan karbon emisyonu gibi meselelere eğilmeye başlamıştır.
  • 1990’ların başlarında toplumsal ekoloji hareketinin kurucusu ABD’li Murray Bookchin (1921-2006) modern teknolojinin bürokratik bir elitin otoritesini dayatmasının güçlü bir aracı haline geldiğini belirtmiştir.
  • Son yüzyılda 300.000 bitki türünün yok olduğu; toplam sığır, koyun ve domuz türlerinin üçte birinin halihazırda yok olduğu ya da tükenmekte olduğu; denizler için ise gezegenin balık rezervinin %75’inin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu söyleniyor. Gezegenin yoksullaşması biyoçeşitlilik kavramını gündeme taşıyor.
  • İlk kez 1986 yılında kullanılmış bir terim olan biyoçeşitlilik, çok karmaşık ve farklı yönleri olan bir kavram.
  • Biyoçeşitlilik, dünyadaki yaşamın genlerden coğrafi bölgelere kadar her seviyede farklılık göstermesi ve bunu destekleyen çevresel ve evrimsel süreçlerin tamamı. Genetik biyoçeşitlilik; organizmaların biyoçeşitliliği; nüfus biyoçeşitliliği;  belli bir alanın evrimsel özelliklerini kapsayan spesifik biyoçeşitlilik; doğada bir arada yaşayan canlıların birbirleriyle olan ilişkilerine dayanan topluluk biyoçeşitliliği; canlı toplulukları ve doğanın biyolojik olmayan unsurları arasındaki bağımlılık, ekosistem biyoçeşitliliği; bir bölgenin coğrafi, tarihi ve iklimsel ilişkilerini gösteren coğrafi biyoçeşitlilik gibi türlerden bahsedebiliriz.
Fotoğraf: akuaturk.com

Fotoğraf: akuaturk.com

  • Biyoçeşitliliği savunanlar şu kurallara dikkat çekiyorlar:
    Besin zincirinin alt sıralarında bulunan organizmalardan elde edilmiş besinleri yemek,
    Organik yiyecekleri seçmek,
    Yerel olarak ekilmiş/yetiştirilmiş ürünleri satın almak,
    Ürünleri mevsiminde tüketmek,
    Ambalajsız ya da sadece gerektiği kadar ambalaj malzemesiyle satılan ürünleri tercih etmek,
    Aşırı tüketilen biyolojik türlerden elde edilmiş besinlerden uzak durmak,
    Beslenirken mümkün olduğunca çeşitli ürün tüketmek,
    Alış veriş yaparken tek kullanımlık poşetleri tercih etmemek,
    Gıdaları ziyan etmemek.

Bu normların, tüketicilerin kurban olmak ile bilinçli ve aktif vatandaş olmak arasındaki seçimi belirleyeceği düşünülüyor.

  • Biyoçeşitliliğin önemli bir kısmı gelişmemiş ülkelerde bulunuyor. Bu yüzden kırsal toplumun siyasete, ekonomiye ve bilime beklenmedik etkileri olabilir, deniyor.
  • Biyoçeşitlilik Ödülü, ilk kez 2000 yılında Bologna’da verildi. 40 ülkeden gelen 600 uzmanın seçtiği 13 finalist arasından seçilen beş süper şampiyondan biri Türk arıcı Veli Gülas oldu.
Kuda Bandos, Maldivler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kuda Bandos, Maldivler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş Dönem’in en önemli kavramlarından biri sürdürülebilir kalkınma’dır. Bu, ekonomik büyümenin çevreyle ilgili sonuçlarını en aza indiren kalkınmadır ve çağdaş kalkınma politikasının ayrı bir hedefi haline gelmiştir. Yenilenebilir enerji kullanımı, atık yönetimi, su yönetimi, kimyasal kullanımı ile ilgili yeni stratejiler; üretim süreçlerinin iklim değişikliğine, havaya, toprağa ve suya olan etkilerini kontrol altında tutmak; farkındalık yaratarak enerji tasarrufuna yönelik bireysel inisiyatifleri yaygınlaştırmak; doğal kaynakların akılcı kullanımına yönelik çalışmalar yürütmek; biyoçeşitliliğe katkıda bulunmak amacıyla nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan doğal yaşam alanlarını ve varlıklarını korumayı hedeflemek; su tüketimini azaltmaya yönelik projeleri hayata geçirmek; basılı metin yerine iletişim platformlarını kullanarak hem daha hızlı güncelleme yapabilmek hem de büyük miktarda kağıt tasarrufu sağlamak; karbon salınımını düşürmek için daha az yakıt tüketimine yönelmek ilk akla gelen önlemlerden. Eko şehirlerde yaşamak nihai amaç.Sürdürülebilirliği sağlamak, yeni ekonominin kuralı olarak düşünülüyor.
  • 2016 yılı itibariyle ülkemizde de özel sektör tarafından karbon emisyon oranının düşürerek düşük karbon ekonomisine geçiş, karbon/çevresel ayak izini izleme ve düşürme, araç kullanımını azaltarak karbondioksit salınımını azaltma, düşük karbonlu ekonomiye finansal destek sağlama, sürdürülebilir tarım ve gıdaya erişim, sosyal ayak izini büyütmek, atık miktarını azaltmak/sıfır atığa ulaşmak, faydalı tekrar kullanım oranını artırmak, doğada çözünebilen malzeme kullanımı,  iş süreçlerinin denetimi hedefleniyor. Doğaya ve insana saygılı bu hedeflere ulaşabilmek için yenilikçi ürünler destekleniyor.
  • Yavaş Hareketi de Çağdaş Dönem düşüncesinin bir ürünüdür ve bloğumuzda Ocak 2015’te 7 yazı halinde yayımlanmıştır..
  • Çağdaş Dönemde Bobo (burjuva bohem) kuşaklar ortaya çıktı. Bobo olmak için burjuva olup aynı zamanda bohem bir hayat tarzını benimsemiş olmak gerekiyor. 70’lerde Hippiler, 80 ve 90’larda Yuppie’ler vardı.  2000’li yılların başında New York’ta Bobo’lar ortaya çıktı. Bobo’lar şehirli, iyi eğitimli, hali vakti yerinde, yaratıcılık gerektiren işleri tercih eden (fotoğrafçı, aşçı, ressam, mimar vs), yaşamak için şehrin bohem bölgelerini tercih eden (Cihangir, Balat, Galata gibi), trendlere uymak değil, trendleri belirlemek isteyen, kendilerine özgü giyim tarzları olan kişiler. Bobo’lar, yeni seçkinler. Kapitalist değerlere karşılar. Çevrecilik ve organik besin gibi hassasiyetleri var. Onlar, yaşam, beslenme ve siyasi duruş biçimlerinde gözlemlenebilen zevk ve ahlaki duruşlarıyla farklılar.
  • Çağdaş dönemde çekirdek aileden lineer aileye geçileceği, yani ailelerin daha yaşlı yetişkinleri kapsayacak şekilde genişleyeceği öngörülüyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 199| Yeni Dışavurumculuk 2 Almanya’da Yeni Dışavurumculuk

  • Yeni Dışavurumculuk, 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuş Alman Dışavurumculuğu ile ilişkilendirildiği için akıma Almanya’da Yeni Fovizm, Yeni Vahşiler adı da verilmiştir. Alman Yeni Dışavurumculuk’u, Die Brücke’nin koyu Dışavurumcu renkleri ile Der Blaue Reiter’in daha lirik tonlarını harmanlamaktaydı.
  • Almanya’da sergilenen yoğun, ham, şiddetli dışavurumculuk ile primitif çağrışımlı ögelere yer verilmiş, Nazilerin dejenere sanat diye damgaladıkları Alman Dışavurumcuların mirasçısı oldukları gerekçesiyle Yeni Vahşiler olarak da adlandırılmışlardır.
  • Aslında, 1980’li yılların Alman Neo Ekspresyonist çalışmalarının önemli bir kısmı, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki bölünmüş bir ülke olarak yaşanan sorunlu dönemiyle açık bir yüzleşme çağrısıdır.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman sanatında, Alman kimliğine dair göstergelerin kullanımından kaçınılmıştı. Yeni Alman Dışavurumcuları, Joseph Beuys’un açtığı yolda giderek, ama resim sanatı aracılığıyla, kendi geçmişleri ile hesaplaşmayı ön planda tutmuşlardır.
  • Hukuk eğitimi gören, Horst Antes ve Joseph Beuys’dan sanat dersleri alan Anselm Kiefer (1945-), Kavramsal Sanat yaparak başladığı kariyerini ressam olarak sürdürmüştür. Doğal malzemeler de kullandığı dev boyutlu anıtsal resimlerinde Almanya’nın eski tarihine, uzak geçmişe yönelik mitolojisine ve Nazi dönemine ilişkin göndermelere yer veren Kiefer, simgeci bir tarihsel anlatı anlayışı sergilemiştir. Saman, kül, kan gibi malzemelerin kullanımı ile savaş, yıkım, soykırım gibi olgulara işaret etmiştir. Almanlığı ve Alman geçmişini anıtsallaştırdığı için eleştiri de almıştır. Resimlerinin koyu, karanlık atmosferi Almanya’ya yakılmış ağıt niteliğindedir. Kiefer, diğer Alman Yeni Dışavurumcuları içinde en karamsar vizyonu ortaya koyan sanatçıdır. Kiefer’in siyasal resimleri doğrudan Nazizm, Savaş, Alman kimliği ve ulus olma meselelerine eğilmekteydi. Kiefer, resimlerinde, toplumun kefareti ya da rehabilitasyonunun peşindedir: “Ne kadar geriye gider ve aşağıya inebilirseniz, o kadar ileri sıçrayabilirsiniz”, demiştir. Kiefer, “Avrupa’nın tarihi, Amerika’nın medyası vardır ve Amerikan sanatı hep kitle kültürü ile ilgili olmuştur” yorumunu yapmıştır.

Kiefer Çağdaş Dönemde fotoğraf üzerine akrilik, emülsiyon, yağ ve şellak (bir böceğin salgısı) kullanarak eserler vermeye devam etmektedir.

Wege der Weltweisheit: die Hermanns-Schlacht, Anselm Kiefer, 1978. Kiefer’den bir alıntı: “Heidegger gibi parlak bir zekanın Nazilere yakınlık duyması, toplumsal anlamda bu kadar sorumsuz olması nasıl olabilir? Céline’de de aynı sorun var: sefil bir Yahudi düşmanı ama harika bir yazar. Bir resmimde Heidegger’in beyninde büyüyen mantarımsı bir ur resmettim. Genel olarak düşüncelerdeki çelişikliği ifade etmek istiyorum. Çelişki, sanatımın ana temasıdır. Almanya kadar çelişkilerle dolu başka bir yer yoktur. Nietzsche ve Heine, Almanya’nın çelişkilerine yönelik duygularını, Almanya’ya duydukları nefretle ifade etmişlerdir. Ben de sanatımda tıpkı Heine gibi, hem Alman entelektüelliğini, hem Yahudi ahlakını aynı anda ifade etmek istiyorum. Sanatın sorumluluk alması gerektiğine, ama bunu yaparken sanat olmaktan çıkmaması gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kadar saf bir sanatın içeriğe zarar verdiğini düşünüyorum. Sanatın mutlaka bir içeriği olmalıdır. Benim sanatımın içeriği çağdaş olmayabilir ama politik ve eylemcidir. Bence sanat, sanatın dışındaki olgulara tepki verdiğinde en iyiye ulaşır.” Fotoğraf:art.db.com

Wege der Weltweisheit: die Hermanns-Schlacht, Anselm Kiefer, 1978.
Kiefer’den bir alıntı: “Heidegger gibi parlak bir zekanın Nazilere yakınlık duyması, toplumsal anlamda bu kadar sorumsuz olması nasıl olabilir? Céline’de de aynı sorun var: sefil bir Yahudi düşmanı ama harika bir yazar. Bir resmimde Heidegger’in beyninde büyüyen mantarımsı bir ur resmettim. Genel olarak düşüncelerdeki çelişikliği ifade etmek istiyorum. Çelişki, sanatımın ana temasıdır. Almanya kadar çelişkilerle dolu başka bir yer yoktur. Nietzsche ve Heine, Almanya’nın çelişkilerine yönelik duygularını, Almanya’ya duydukları nefretle ifade etmişlerdir. Ben de sanatımda tıpkı Heine gibi, hem Alman entelektüelliğini, hem Yahudi ahlakını aynı anda ifade etmek istiyorum. Sanatın sorumluluk alması gerektiğine, ama bunu yaparken sanat olmaktan çıkmaması gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kadar saf bir sanatın içeriğe zarar verdiğini düşünüyorum. Sanatın mutlaka bir içeriği olmalıdır. Benim sanatımın içeriği çağdaş olmayabilir ama politik ve eylemcidir. Bence sanat, sanatın dışındaki olgulara tepki verdiğinde en iyiye ulaşır.”
Fotoğraf:art.db.com

  • Alman ressam ve heykeltıraş Georg Baselitz (1938-), Doğu Berlin’de başladığı eğitimine Batı’da devam etmiş, Berlin’de eğitimcilik de yapmıştır. Gençlik döneminde yaptığı şiddet ve cinsel içerikli eserleri arasında sansürlenenler, polis tarafından el konanlar olmuştur. 1969 yılında imgeleri tersyüz ederek yapmaya başladığı tepetaklak resimleri ile tepetaklak olmuş bir dünya çağrışımı vermek ve dikkati konudan çok tuval yüzeyindeki ham, dışavurumcu enerjiye çekmeyi amaçlamıştır.
Der Brückechor (The Brücke Chorus), Georg Baselitz, 1983. “Resimlerimin anlamdan ve çağrışımlardan bağımsız olması için standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Bu şekilde resmetme, içeriğin yorumlanmasını engelliyor. İnancım odur ki, resim yapacaksan, önemli bir nedenin, önemli bir yaklaşımın, önemli bir amacın olması gerekir.” Fotoğraf:www.saatchigallery.com

Der Brückechor (The Brücke Chorus), Georg Baselitz, 1983.
“Resimlerimin anlamdan ve çağrışımlardan bağımsız olması için standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Bu şekilde resmetme, içeriğin yorumlanmasını engelliyor. İnancım odur ki, resim yapacaksan, önemli bir nedenin, önemli bir yaklaşımın, önemli bir amacın olması gerekir.”
Fotoğraf:www.saatchigallery.com

  • Gerhard Richter (1932-) ve Sigmar Polke (1941-), 1960’larda Pop Sanat’a ilgi duymuş, 1970’lerden 1980’lere uzanan süreçte parodi kullanmışlardır.
  • Soyut Dışavurumcu tavrı kavramsallıkla ve Pop Sanat ögeleriyle harmanlayan Polke’nin resimleri, Modernizm’in bir tür ironik yorumudur.
  • Gerhard Richter’inresimleri, Geometrik Soyutlamadan Soyut Dışavurumculuğa, Foto Gerçekçilikten tek renkli resimlere uzanan bir üslupsal çeşitlilik gösterir. Zaman zaman siyasi boyutlu simgesel ögeler de kullanmıştır.