Etiket arşivi: Resim

Çağdaş Sanata Varış 272|Çağdaş Kavramsal Sanat 3

KİMLİK 2

Threats-Glock, Yarn Stuffing, Nathan Vincent, Contemporary Istanbul 2015. Erkeksi objeleri, kadınsı tığ işi ile kaplayan sanatçı, toplumsal cinsiyete atfedilen rolleri sorguluyor. İzleyiciyi, çocukluktan itibaren toplum tarafından, eşyalar ve aktiviteler ile empoze edilen tavrı sorgulamaya davet ediyor. Eserin bir diğer amacı ise militarizmi sorgulamak ve çocukken silahla oynayanların ileride kendilerini bir savaşın içinde bulduklarına dikkat çekmek. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Threats-Glock, Yarn Stuffing, Nathan Vincent, Contemporary Istanbul 2015.
Erkeksi objeleri, kadınsı tığ işi ile kaplayan sanatçı, toplumsal cinsiyete atfedilen rolleri sorguluyor. İzleyiciyi, çocukluktan itibaren toplum tarafından, eşyalar ve aktiviteler ile empoze edilen tavrı sorgulamaya davet ediyor.
Eserin bir diğer amacı ise militarizmi sorgulamak ve çocukken silahla oynayanların ileride kendilerini bir savaşın içinde bulduklarına dikkat çekmek.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.
He, Elmgreen & Dragset, 2013. Eserleriyle sosyal ve kültürel sorunlara işaret eden Danimarkalı sanatçı Michael Elmgreen (1961-) ve Norveçli sanatçı Ingar Dragset (1969-), 1995’ten beri birlikte çalışmaktadırlar. Bugüne kadar hep tartışmalar yaratmış işlere imza atan ikilinin bakır yeşili Deniz Erkeği heykeli, Danimarka’nın simgesi Kopenhag’daki Deniz Kızı’na alternatif olarak üretilmiş, Danimarka'nın kuzeydoğusunda yer alan Helsingør şehrine gümüş renklisi yerleştirilmişti. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

He, Elmgreen & Dragset, 2013.
Eserleriyle sosyal ve kültürel sorunlara işaret eden Danimarkalı sanatçı Michael Elmgreen (1961-) ve Norveçli sanatçı Ingar Dragset (1969-), 1995’ten beri birlikte çalışmaktadırlar.
Bugüne kadar hep tartışmalar yaratmış işlere imza atan ikilinin bakır yeşili Deniz Erkeği heykeli, Danimarka’nın simgesi Kopenhag’daki Deniz Kızı’na alternatif olarak üretilmiş, Danimarka’nın kuzeydoğusunda yer alan Helsingør şehrine gümüş renklisi yerleştirilmişti.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çifte Gerçeklik, Gülsün Karamustafa, 1987-2013. Resim, heykel, kolaj, video ve film gibi teknikleri kullanarak işler üreten sanatçı, eserlerinde toplumsal tabulara, korkulara, merkezi otoritenin dışladığı, yok saydığı gruplara vurgu yapar. Arabeski yaratan iç göç ile küçük insanların dünyası da sanatçının temalarındandır. Fotoğraf:www.sanalbasin.com

Çifte Gerçeklik, Gülsün Karamustafa, 1987-2013.
Resim, heykel, kolaj, video ve film gibi teknikleri kullanarak işler üreten sanatçı, eserlerinde toplumsal tabulara, korkulara, merkezi otoritenin dışladığı, yok saydığı gruplara vurgu yapar.
Arabeski yaratan iç göç ile küçük insanların dünyası da sanatçının temalarındandır.
Fotoğraf:www.sanalbasin.com

 

Çağdaş Sanata Varış 259|Çağdaş Resim

150.000 yıl önce ortaya çıkıp dünyaya yayılan insanoğlu, ilk resmini ancak mağara duvarlarına 40.000 yıl önce yapmıştır. Yaratıcı düşüncenin gelişmesi daima vakit alır.

Resmin anlatımında taklit etme kavramı, daha sonraları tanımlama ile değiştirilmiş, yakın tarihlerde öyküleme kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Derrida için resim, bir tür kötü yazılmış yazıdır.

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4. Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor. Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı. Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor. Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4.
Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor.
Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı.
Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor.
Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012. 1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012.
1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş resimde yarı heykelsi oyunlar; bir damla boyanın değmediği, tahta, ayna parçaları, desenli kumaş gibi nesnelerle oluşturulmuş; özgün fikirlerin yanı sıra, çeşitli sanatçıların etkileriyle dolu eserlere de rastlamak mümkündür.
  Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul. “Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim...” diyor sanatçı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul.
“Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim…” diyor sanatçı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016. Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi. Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu. Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor. Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı. Fotoğraf:www.purple-home.com

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016.
Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi.
Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu.
Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor.
Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı.
Fotoğraf:www.purple-home.com

 

Çağdaş Sanata Varış 257|Çağdaş Sanat 5 Şiddet Estetiği 1

  • Çağdaş Sanat ölümü ve şiddeti de kendisine konu edinir. 1990’larda Damien Hirst koyunları ikiye kesip koruyucu sıvılar içinde sergilemişti. Şiddet estetiği, insanlara her gün mimarlıktan resme, performanstan sanayi ürünü tasarımına, tiyatroya ve sinemaya kadar her düzeyde kendini dayatıyor. Kullanılan kan, vücut salgıları gibi malzemeler şiddetin içselleştirilmesine neden oluyor.
Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in  portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar. Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar.
Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir. Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir.
Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

En Puntas, Javier Pérez, 2012. Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor. Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor. Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En Puntas, Javier Pérez, 2012.
Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor.
Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor.
Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012. Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012.
Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 195| Performans Sanatı 1

1960’ların sonlarından başlayarak günümüze uzanan zaman diliminde geçerli olmuştur.

  • Disiplinler arası özelliği ile dikkat çeken Performans Sanatı, 1970’lerde başlı başına bir tür olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
  • Performans Sanatı, Beden Sanatı, Happening, Aksiyon gibi çeşitli başlıklar altında gündeme gelmiş, Sitüasyonizm, Fluxus, Feminist Sanat, Arazi Sanatı gibi farklı akımlarda da uygulanmıştır.
  • İzleyici önünde sergilenen bir türdür.
Tescilli Markalar, Vito Acconci, New York, 1970. ABD’li peyzaj mimarı, tasarımcı, Enstalasyon, Video ve Performans sanatçısı Vito Acconci (1940-), çıplak vücudunu ısırarak damgaladığı performansında, kapitalist ekonominin insanı tüketime yönelten itkilerini düşündürmek istemiştir. Fotoğraf: www.photography-now.com

Tescilli Markalar, Vito Acconci, New York, 1970.
ABD’li peyzaj mimarı, tasarımcı, Enstalasyon, Video ve Performans sanatçısı Vito Acconci (1940-), çıplak vücudunu ısırarak damgaladığı performansında, kapitalist ekonominin insanı tüketime yönelten itkilerini düşündürmek istemiştir.
Fotoğraf: www.photography-now.com

  • Performans Sanatı özünde Kavramsal Sanat’ın bir dalı olarak gelişmiştir. Tiyatro ile olan ilişkisi mesafelidir. Bu sanat dalı şiiri, müziği, dansı da içerebilen sınırsız bir yaklaşımlar bütünüdür.
  • Performans Sanatı, Kavramsal Sanat’a yönelen sanatçıların kendilerini her şeyden önce bedenleriyle ifade edebilmelerinin en doğrudan yolu haline gelmiştir. O zamana kadar genellikle iki boyutlu yüzeyler üzerinde temsil edilen beden, başlı başına sergilenen sanatsal bir malzemeye dönüşmüştür. Kavramsal Sanat’ın kavramları ve dili kullanması gibi Performans Sanatı da malzeme olarak bedeni seçmiştir; Performans Sanatı’nda insan bedeni ve eylemleri sanat eserinin kendisi haline gelir. Bu sanat dalı, özne ve nesne kavramlarıyla oynar; sanatçı yapıtın hem öznesi hem nesnesidir.
  • 16. yüzyılda kullanılan İngilizce ve Fransızcadaki tanımıyla performance sözcüğü, tamamlama anlamını içermektedir. Sanat performansı, o sanat yapıtının seyirci tarafından tamamlanması anlamını taşır.
  • Tiyatroda genellikle başkasının yazdığı bir metni sahneleyen oyuncunun yerini, yapıtın konusunu, anlamını, görünüşünü ve deneyimini kendi bedenine aktaran sanatçı almıştır.
  • Bu sanatsal anlayış içinde, akla üstünlük tanımaktansa bedene öncelik verilir. Bedene yönelik bu tavır, izleyicinin olayı bir gösteri değil, gerçek bir deneyim olarak algılamasına ve paylaşmasına neden olur.
  • Dönemin toplumsal dönüşüm talepleri içinde kendi ideolojik karşı duruşlarını daha aktif biçimde ortaya koyabildikleri,
  • Malzeme olarak kendi bedenlerini kullandıkları,
  • Resim ve heykel gibi geleneksel kategorilerin ötesinde disiplinler arası yaklaşımlarla sanatın tanımını ve sınırlarını sorguladıkları bir ifade biçimi olmuştur.
  • Bir ya da birkaç sanatçıyla; izleyicinin önünde veya izleyiciden uzak; birkaç dakika, birkaç saat ya da birkaç gün sürebilen; zaman zaman fotoğraf ya da video kayıtları halinde sergilenebilir.
  • Bütün uluslararası yayılımına rağmen Performans Sanatı tarihsel ve teorik açıdan temelde bir Amerikan olgusudur. Performans Sanatı, gerçek anlamda uluslararası bir nitelik gösterebilmiş sanat akımları arasındadır.
  • Performans Sanatı, tiyatronun aksine, yapıtlarını daha önce başka sanatçılar tarafından yaratılmış karakterler üzerine inşa etmez.
  • Tipik Performans Sanatı solo bir performanstır.
  • Performans Sanatı ile iletilmek istenen amaç, genellikle açık değildir. İçerik, çoğunlukla sembolik ve alegoriktir.
  • Performanslarda sergilenen çıplaklık önemsenir; çıplaklık, cinsiyetçiliğin ve cinsel özgürlüğün bir işareti olarak görülür.
  • İzleyicinin deneyimi, büyülenme, şok, tiksinti vb olabilir; ancak yaşanan durağan bir sanat eserine bakarken yaşanandan farklı bir etkidir.
  • Geleneksel sahnenin detaylı gereçlerini kullanmak yerine belki bir iki sahne eşyası, pek az dekor parçası ve performans durumuna uygun bir kostümle bazen de çıplaklıkla yetinilir.
  • Geleneksel tiyatroda prodüksiyonun araçları durumun önemli bir parçasıdır. Performans Sanatı’nda performansçının kişisel temsili genellikle asıl meseledir. Performans sanatçısı birkaç geleneksel tiyatro konumunu (oyuncu, yönetmen, tasarımcı, oyun yazarı) birleştiren kişidir.
  • Performans, resim ve heykelin kapasitesinin ötesinde duyulara hitap edebilir; çalışmayı görme, duyma, koklama gibi. Performans, bir resim veya heykele bakmaktan çok daha fazla gündelik hayat deneyimlerimize benzer.
  • Yaşam-ölüm, sadizm-mazoşizm, izleme ve izlenme, hastalık-sağaltım Performans Sanatı’nın irdelediği konular arasındadır.
  • Avangard Sanat ve özellikle de Performans Sanatı, gündelik hayatın sorunlarına eleştirel yaklaşır, kadınların toplumsal ve kültürel algılanışıyla ilgili sorunlara eğilir.
  • Performans Sanatı, aralarında feminizmin de bulunduğu toplumsal, ekonomik, kültürel, ahlaki ve politik temalarla ilgilidir.
  • Bir dava uğruna performans yapmak, Performans Sanatı’nın özündedir; sanatçıların belli toplumsal meselelerde taraf olmasının ve tavır koymasının simgesel bir biçimidir. Kökeninde anarşist bir eylemcilik yatar.
  • Kadın sanatçıların Video ve Performans Sanatı’na rağbet etmelerinin arkasında biraz da bu alanların yeni olması, dolayısıyla eril bir tarih üzerine inşa edilen, cinsiyetlendirilmiş pratikler olmamaları yatar. Bu tercihte ayrıca nesneleştirilmiş kadın bedenini özne olarak sahiplenmek dürtüsü de rol oynar. Bu açıdan, kadın bedenine ve kimliğine yönelik belli kültürel algıları, kodları yıkmaya yönelir.
  • Tekrarlanan performanslarda izleyici değiştiğinden, çalışmanın kendisi aynı olamaz.

 

Çağdaş Sanata Varış 131| Postmodernizm 4

  • Batı felsefesi, 1960-1970’lerde yerleşik inanç sistemlerini sorgulamaya başlamıştır. Marksizm, kurumsallaşmış din, erkek egemenliği, beyaz ırkın egemenliği, Freudculuk, Aydınlanma, komünizm ve kapitalizm gibi siyasi fikirler, kısacası geçmişte insanlığın problemlerine yanıt verme iddiasındaki her şey, tüm büyük anlatılar sorgulanmıştır. Bu büyük şüphecilik, yeni dünya görüşünün, Postmodernizm’in görüşünün bir parçası olmuştur.
  • Hegemonik veya egemen anlayışların hiçbirine inanmayan Postmodernizm, daha geniş bir farkındalığı teşvik etmiştir. Postmodernizm dünyaya daha şüpheci, eleştirel ve güvensiz bir bakışı simgeler. Daha kapsamlı bir bakış kavramı, sanatın formlarının ve anlamlarının genişletilmesi açısından pozitif algılanabileceği gibi, sanatın hiçbir sınırının veya özelliğinin bulunmadığı aşırı hoşgörülü ve her şeyi kabul eden bir tavır olarak negatif de algılanabilir.
  • Postmodernizm hakkında iki karşı görüşü savunan Habermas ve Baudrillard Aydınlanma düşüncesinin iflas ettiği konusunda birleşirler.
  • Batı düşününün yüzyıllardır içinde bulunduğunu düşündükleri  çelişkilere, çifte standartlara, yapaylığa ve çarpıklığa dikkat çekmek istediler.
  • Postmodernizm, tek bir bakış açısını reddeder; çoğulcudur; farklı görüş ve yaklaşımları barındırır.
  • Parçalanma esası üzerine kurulu olan Postmodernizm, bir paradoks ile, bütünün ve bütünlüğün görülmesini sağlar.
  • Postmodernizm’in mutlak doğruların olduğu bir dünya arayışı yoktur.
  • Kızgınlığın farklı kültürlerde farklı biçim ve durumlarda ortaya çıktığını, dolayısıyla duyguların bile evrensel olmadığını öne sürdüler.
  • Her insanı diğerinden farklı özneler olarak tanımlayan, ortak ve evrensel bir bakış açısını, özneden farklı bir gerçekliği kabul etmeyen Postmodern’ler için hiçbir konunun tartışması diğer konulardan bağımsız yapılamaz. Modern’lerin yaptığı gibi ilgi alanların değişik konulara ayırarak tartışmanın onları çarpıtmaya, yapaylaştırmaya, anlamamaya yol açtığını düşünürler.
  • Evrensel çözüm yerine kişisel çözümlere yönelme, her sorunu kendi içinde çözmeye çalışma gibi.
Nil Bölükbaş Modernizm ve Postmodernizm’i, bu dönemlerde insanın konumunu labirent kavramıyla anlatmaya çalışmış. Fotoğraf:tasarimtarihi.wordpress.com

Nil Bölükbaş Modernizm ve Postmodernizm’i, bu dönemlerde insanın konumunu labirent kavramıyla anlatmaya çalışmış.
Fotoğraf:tasarimtarihi.wordpress.com

  • Postmodernizm, ortak tarih arar. Öznel tarih yorumlarıyla ilgilenmez. Bir soruna ilişkin yargının ulusça topyekün verilmesi Postmodernist bir yaklaşımdır. Kendi geçmişini, özel tarihini aramak, Postmodern tarih anlayışı ile çelişir.
  • Tarih her zaman, belli bir davayı ya da dünya görüşünü destekleyen bir tarihtir. Postmodernistler, bu nedenle saf, tarafsız, nesnel bir tarihin imkansız olduğunu savunur.
  • Postmodernizm, geleneksel ampirik bakış açısı denilebilecek tarih anlayışını sorgular. Postmodernizm tarihin “nesnelliğin” yakından incelemek, belki de “virüslerden temizlemek” fırsatını sunar. Nesnellik bir mitten ibarettir.
  • Geçmiş hakkındaki fikir ve stereotipleri temsil eden tarihe pop tarih adı verildiği de olur.
  • Postmodernizm tarihin, geçmişin nesnel olarak yeniden kurulması değil, genel kurallar çerçevesinde yazılmış geçmişi temsil iddiasındaki metinlerden oluşur. Postmodernizm, tarihin üretildiği süreçleri ve tarihsel çalışmalarla ilgili iddiaları incelemeye yönelik sorular sorar.
  • C. Jencks bilgisayarın farklılıkları çoğaltarak Modernizm’in tekdüzeliğini bozduğunu söylüyor.
  • Sanal gerçeklik ile otantiklik duygusu kaybedilmiş, düşsel dünyalar, benzetim yapıları bir üst gerçeklik (hyperreality) haline gelmiştir. Benzetim, teknoloji yardımı ile gerçekten daha gerçek olabiliyor, gerçeğin yerini alıyor.
  • Güçlü biçimde sunulan benzetimler ve göstergeler aracılığıyla sosyal gerçeklik oluşturulur.
  • Modernizm’in ileriye dönük olma, gelenekseli reddetme eğiliminin aksine Postmodernizm gelenekseli kabul eder, zamanın algılanması/kronoloji Modernizm’den farklılık gösterir. Eski günler artık, eski güzel günlerdir.
  • Dolayısıyla eski güzel günlerin farklı çalışmalarından alıntılarla yeni eserler yaratmak, pastiş yapmak doğal karşılanır.
  • Olayları ciddiye almayı reddetme, bunların göz kırpma, dil çıkartma gibi göstergelerini kullanmayı doğal kılar.
  • 1960’larda sanatın hayatla ilişkisi eleştirmenler ve sanat tarihçileri tarafından tartışılmaya başlanmıştır.
  • Postmodernizm, kültürel dışavurumlar sunar.  Bunlar tür veya stil olarak tanımlanamaz; ironi, parodi, geçmiş sanatı kullanma şeklindedir. Belirsizliği temsil eder görünür.
  • Sanat artık resim, heykel gibi tanımlı geleneksel etkinlikler serisi olmaktan çıkar; geleneksel olmayan bir dizi biçim, eylem ve performansa dönüşür.
  • Sanat felsefecisi Hüseyin Alptekin (1957-2007), bu hesaplaşmadan sanatın bir bilgi türü olarak çıkacağını öne sürer.
  • Postmodernist çağda meta üretimi dahil her türlü faaliyet kültürel hale gelir.
  • Postmodernist dünyada bilginin üretimi, iletilmesi, stoklanması en önemli sosyal faktördür. Uydular aracılığıyla insanlara sürekli hitap etme çabası öne çıkar.
  • Bazılarına göre, Postmodern durum bir bilgi patlaması sonucu ortaya çıkmıştır.
  • İnsandan özgün ve özgür kişiymiş gibi söz etmek yaşam gerçeğini çarpıtmaktır, diye düşündüklerinden Postmodern’ler bu sebeple kişi sözcüğü yerine, özne sözcüğünü kullanırlar.
  • Postmodernizm ile uyumsuz bireyin, tarihsel öznenin sonu gelmiştir.