Etiket arşivi: Remzi Kitabevi

Şiddet Yazı Dizisinin Kaynakları

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Agora Kitaplığı, 2004.

2- Konstantiniyye Oteli, Zülfü Livaneli, Doğan Kitap, 2015.

3- İnşallah, Oriana Fallaci, Can Yayınları,1994.

4- Geldim, Gördüm, Yendim, Peter Jones, Say Yayınları, 2016.

5- Estetiğin Huzursuzluğu, Jacques Ranciere, İletişim Yayınları, 2012.

6- Biz-Melekler ve Canavarlar, Oriana Fallaci, Akyüz Yayınları, 1991.

7- Kimliğim Değil Kendim, Karin Karakaşlı, Granta, Bahar 2013.

8- Mağduriyetten Failliğe Kimlikler, Foti Benlisoy, Granta, Bahar 2013.

9- Bir İnsan, Oriana Fallaci, Altın Kitaplar, 1980.

10- Leon Golub Resimlerinde Bir Tür Bellek Olarak Fotoğrafın Kullanımı, Engin Aslan, İbrahim Yıldız,     İdil Dergisi, Cilt 5, Sayı 21, 2016.

11- Şiddetin Topolojisi, Byung-Chul Han, Metis Yayınları, 2016.

12- Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat Kitapları, 2015.

13- Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mo Yan, Can Yayınları, 2015.

14- Fallus’un Anlamı, Jacques Lacan, Afa Yayınları, 1994.

15- Somut Olmayan Kültürel Miras, Baksı Kültür Sanat Vakfı Yayınları, 2015.

16- Şiddetin Yarattığı Travma Nesilden Nesle Geçiyor, Zahawa Solomon, New Scientist, 7 Şubat 2015.

17- Derviş’in Aklı, Prof. Ahmet Dervişoğlu ile Sohbetler; Doğan Cüceloğlu, Remzi Kitabevi, 2016.

18- Bugün Ektiğimiz Şiddeti Yarın Biçeceğiz, Melis Alphan, Hürriyet, 25 Nisan 2016.

19- Şiddetin Bir Nedeni Aidiyet Yitimi, Prof. Dr. Aliye Mavili Aktaş, Hürriyet, 1 Mart 2015.

20- Türkiye Çocuğa Dayağı Neden Açıkça Yasaklamıyor? , Melis Alphan, Hürriyet, 30 Nisan 2016.

21- Şiddet Nereden Kaynaklanır; Nasıl Engellenebilir, Sonraki Kuşaklara Nasıl Yansır? , Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Cumhuriyet Bilim Teknik, 6 Mart 2015.

22- Şiddeti Azaltmanın Yolları, Manuel Eisner, New Scientist 7 Şubat 2015.

23-Aktüel Arkeoloji, Mayıs-Haziran 2016.

Erken Neolitik Dönem Avrupa’sında  Şiddetin İzleri.

Yunan Şehir Devletlerinde Politik Kargaşanın Kurbanları.

Ölüm Çukurları Fransa Bergheim’da Şiddet Kurbanları.

Irklar Arası İlk Savaş.

Kutsallaştırılan Şiddet, Murat Nağış.

Nataruk ve Savaşın Tarihöncesi, Marta Mirazon-Lahr.

Haft Tepe, Behzad Mofidi-Nasrabadi.

Tollense Nehri’nde Savaş ve Katliam.

Tarihöncesi Şiddet, Songül Alpaslan Roodenberg.

Hitit Ritüellerinde Şiddetin Kutsallaştırılması, Sevgül Çilingir Cesur.

Asur’da Despotik İktidarın Politik Şiddeti, Hakan Daloğlu.

Uygar  Dünyada Şiddetin Nesnesi Kadın, İsmail Gezgin.

Antik Yunan’da Atletik Şiddet, Donald G. Kyle.

Ölümüne Savaş Gladyatörler, David Potter.

Keçi Türküsündeki   Şiddet, İsmail Gezgin.

24- Mizojini, Jack Holland, İmge Kitabevi, 2016.

25- Büyülü Gerçekçiliğin Babası, Celal Üster, Radikal Kitap 27 Mayıs 2005.

26- 2016’nın Utanç Raporu, Hürriyet Gazetesi, 3 Ocak 2017.

27- Birinci Sınıf Delilik, Nassır Ghaemi, İthaki Yayınları, 2016.

28- Birkaç Söz, Hamit Dereli, Ankara Anıtı, Cumhuriyet Yayınları, 1999.

29- Ankara Anıtı Üzerine, Remzi Oğuz Arık, Ankara Anıtı, Cumhuriyet Yayınları, 1999.

30- Ankara Anıtı, Augustus, Cumhuriyet Yayınları, 1999.

31- İşle Hayatı Dengelemenin Yolları, Patrick Özdemiroğlu, Hürriyet, 7 Ocak 2017.

32- Paradaki Kadın Resminden Kriz Çıktı, Cumhuriyet Gazetesi, 5 Ocak 2017.

33- Yahudiler, Dünya ve Para, Jacques Attali, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2009.

34- Altın Dal, Cilt 1, James G. Frazer, Payel Yayınları, 1991.

35- Altın Dal, Cilt 2, James G. Frazer, Payel Yayınları, 1991.

36- Benim Hüzünlü Orospularım, Eda Keskin, Ünlem, Ocak Şubat 2006.

37- G. , John Berger, Metis Yayınları, 2013.

38- Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.

39- Yaşam ve Yazgı, Vasili Grossman, 2. Kitap, Can Yayınları, 2012.

40- Şiddet Üzerine, Hannah Arendt, Cogito, Sayı 6-7 Kış-Bahar 1996.

41- Kıbrıs Baharı, Verda Özer, Hürriyet, 14 Ocak 2017.

42- Ortaçağ Yazıları, Betül Çotuksöken, Notos Kitap, 2011.

43- Mozart Bir Yaşam Öyküsü, Aydın Büke, Dünya Kitapları, 2006.

44- Karşı Kültürün Temelleri, Kenneth Rexroth, SUB Yayımları, 2016.

45 -http://www.cam.ac.uk/research/news/evidence-of-a-prehistoric-massacre-extends-the-history-of-warfare

46- http://discovermagazine.com/2016/sept/10-paradise-lost

47- Nazilerin Kaçırdığı Çocuklara Ne Oldu?, Yenal Bilgici, Hürriyet, 27 Kasım 2016.

48- Hitler’in Unutulan Çocukları, Ingrid von Oelhafen, Beyaz Baykuş Yayınları, 2016.

49- Türkiye Eskisinden Daha Açık, Daron Acemoğlu, Hürriyet, 27 Kasım 2016.

50- Mitlerin Kısa Tarihi, Karen Armstrong, Merkez Kitaplar, 2005.

51- Çizgilerle Ekonomi, RIUS, Yordam Kitap, 2016.

52- Atasözleri Sözlüğü, Ömer Asım Aksoy, İnkilap Kitabevi, 1995.

53- Deyimler Sözlüğü, Ömer Asım Aksoy, İnkilap Kitabevi, 1995.

54- Ulusların Düşüşü, Daron Acemoğlu, James A. Robinson, Doğan Kitap, 2013.

55- Son Büyük Devrim, Robin Wright, Doğan Kitap, 2001.

56- Aklın Sol Yarısı, Razmig Keucheyan, İletişim Yayınları, 2016.

57- Ritüelden Drama, Metin And, YKY, 2002.

58- Kimlikli Bedenler, Ahu Antmen, Sel Yayıncılık, 2014.

59- Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1993.

60- Ben ve O, Sigmund Freud, Telos Yayınevi, 2013.

61- Dünya Vatandaşlığı Enternasyonali, Hıfzı Topuz, Adam Sanat, 2003.

62- Kültür, Demokrasi Modelleri ve Evrensellik, Hıfzı Topuz, Adam Sanat, 2003.

63- Pax Americana’nın Sonu Geldi, Prof. Dr. Ayhan Kaya, Radikal Kitap, 12 Ekim 2001.

64- İngiliz Kültürel Çalışmaları, Graeme Turner, Heretik Yayınları, 2015.

65- Ebedi Dönüş Mitosu, Mircea Eliade, İmge Kitabevi, 1994.

66- Ölümcül Kimlikler, Amin Maalouf, YKY, 2000.

67- Cinsel Kimliklerin Sonu, Judith Butler, Aklın Sol Yarısı, İletişim Yayınları, 2016.

68- Yerel(sel)leşme, Jacques Sapir, Epos Yayınları, 2012.

69- Küçük Farklılıklar, Grayson Perry, Pera Müzesi Süreli Sergi Kataloğu, 2015.

70- Kültür, Ed: John Brockman, Alfa Bilim, 2012.

71- Dünyanın Sürekliliği ve Sanat Yapıtı, Hannah Arendt, ed: Beatrice Lenoir, YKY, 2003.

72- Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar, Nilüfer Göle, Metis Yayınları, 2015.

73- Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, Amin Maalouf, Telos Yayıncılık, 1998.

74- Yabancı, Derleyen Levent Ünsaldı, Heretik Yayınları, 2016.

Takdim, Levent Ünsaldı.

Yabancı, Georg Simmel, 1971.

Etnik İlişkiler Üzerine Çalışmalar, Everett C. Hughes, 1948 ve 2009.

Başarılı Bir İtibarsızlaştırma Töreninin Koşulları, Harold Garfinkel, 1956.

75- “Hıristiyan Türkler”  ve Papa Eftim, Foti ve Stefo Benlisoy, İstos Yayın, 2016.

76- Körü Körüne İnanç, Vamık D. Volkan, Okuyan Us Yayın, 2005.

77- http://www. Ozethaberoku.com/Sürrealliğin Sınırlarını Zorlayan Türkiye’de Çekilmiş Birbirinden Anlamsız 32 Fotoğraf

78- Medeniyet, Kültür, Sanat; Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları, 2014.

79- Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

80- Trumputin, Verda Özer, Hürriyet Gazetesi, 21.02.2017.

81- Her Şey Satılık, James Ridgeway, Metis Yayınları, 2017.

82- Katmandu’da Ev Hali, Elif Köksal, Metis Yayıncılık, 2013.

83- Dünyayı Değiştiren Şirket, Nick Robins, h2o Kitap, 2017.

84- Ulusların Zenginliği ve Uygarlığı-Eğitim Boyutu, Oktay Yenal, İş Bankası Kültür Yayınları, 1999.

85- https://basedistanbul.com/sarp-kerem-yavuz.html

86- Düşmanlığın Faydaları, Wilhelm Schmid, İletişim Yayınları, 2017.

 

87- Tek Adamın Gerilim Stratejisi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 6 Nisan 2017.

88- Yeni Bir Erdem ve Bağımlılık Olarak Sağlık, Banu Tuna, Kitap Sanat, 17 Mart 2017.

89- Sağlığa Karşı, Haz.: Jonathan M. Metzl, Anna Kirkland, YKY, 2017.

90- Kadına Yönelik Şiddetin En Ağır Biçimi: Namus Cinayetleri; Naile Bilgili, Gülşen Vural, e-dergi.atauni.edu.tr, 2011.

91- Aile Kurumu Çerçevesinde Töre ve Namus Cinayetleri; Berivan Vargün, Üzeyir Tekin, Muhafazakar Düşünce Dergisi,  academia.edu, 2012.

92- Yemen’de Arap Baharı, Mehmet Salih Gün, Yasama Dergisi, Sayı 22, 2012.

93- Kitap Yakmanın Tarihi, Lucien X. Polastron, Everest Yayınları, 2015.

94- Bir Kitap Elifbası Denemesi (VI), Enis Batur, Cumhuriyet Kitap, 13 Nisan 2017.

95- Bilgiye Boğulmak: Aşırı Bilgi İle Nasıl Baş Ederiz?, Cumhuriyet Bilim Teknik, 5 Aralık 2014.

96- Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.

97- Eski İsrail’de Kadın, Şeyma Ay Arçın, Ayışığı Kitapları, 2017.

98- Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs, Remzi Kitabevi, 2000.

99- Dünya Trump’a mı Kalacak-Tek Adam Çıkmazı, Osman Ulagay, Doğan Kitap, 2017.

100- Jivago Vakası; Peter Finn, Petra Couvée, YKY, 2017.

101- Modernizmin Karanlık Yüzü: Risk Toplumu, Suat Soydemir, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt 3, No 2, 2011 (Online).

102- Erotizm Bitti mi?, Ali Tufan Koç, Tempo, Kasım 2015.

103- Pornografi ve Müstehcenlik, D. H. Lawrence, Fabula Kitap, 2015.

104- Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.

105- Brillo Kutusu, Arthur Danto, Ayrıntı Yayınları, 2016.

 

 

 

Renk 17 Müzik ve Renkler 2

  • Renklere müzikal olarak bakma düşüncesi renkli bir klavsen yapan Gottlob Krüger (1715-1759) ile devam etmiştir. Krüger’in yaptığı bu enstrüman ile göze hitap eden bir müzik üretilmiştir.
  • 18. yüzyılın son dönemlerinde ise nota ve renklerin birebir mukayese edilmesi fikri doğmuştur.
  • 20. yüzyılda besteciler eserlerini ve eserlerinin bölümlerini renklerle isimlendirmişlerdir. İngiliz besteci ve şef Arthur Bliss (1891 – 1975), Renkli Senfoni adlı bestesinin dört bölümünü mor, kırmızı, mavi ve yeşil renkleriyle adlandırmıştır.
  • 1889’da Rimsky Korsakov Mlada isimli operasında librettodaki renk sözcükleri ile nota kalıplarını, renkli sahne ışıklandırmalarıyla senkronize etmiştir.
  • Tablolar bestecilere ilham kaynağı olurken, ressamlar da müziğin soyut fikrinden ve bestelerinden ilham almışlardır. Sadece resmin adının esin kaynağı olduğu kompozisyonlar olduğu gibi, resmin yapısal özelliklerini müziğe aktaranlar da olmuştur. Resim ve müzik arasındaki etkileşimin yoğunlaşması 20. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.
  • Vasiliy Kandinsky (1866-1944), renklerin duyulması fikrini ileri sürmüştür. Kandinski’ye göre renk, klavyedir.
  • Renklerin sesleri konusuyla ilgilenen pek çok kuram ve çalışma bulunmaktadır.
  • Sacharjin-Unkowsky, yıllarca konu üzerinde çalıştıktan sonra “sesleri doğal renklerle, renkleri de doğal seslerle tanımlayarak, rengin duyulması ve sesin görülmesi”ne yönelik bir sistem geliştirmiştir. Yöntem, hem kendi okulunda, hem de St.Petersburg Konservatuvarı’nda yıllarca  başarıyla kullanılmıştır. Alexander Scriabin (1872-1915), daha ruhsal bir yol izleyerek, Unkowsky’nin geliştirdiği yöntemden pek de farklı olmayan bir çizelgede, seslerle renkleri karşılaştırmıştır.
  • Sesin renk olarak görülmesi ya da rengin, ses olarak duyulması, duyuların birbirini etkileyerek harekete geçirmesine sinestezi denir.
  • Duyuların birliği Hindular’ın kutsal kitaplarından Vedalar’da da mevcuttur. Kozmik sayı olarak kabul edilen yedi temel alınarak, yedi sesi karşılayan yedi farklı renkten bahsedilir.
  • Özdeş renk ve ses skalaları Sembolistlerle popülerlik kazanmıştır. Ruh, renk ve tınıda dile gelmektedir.
  • Renkler kullanılarak yapılan müzik eğitimlerinin başarısı yüksek olmaktadır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY, 1994.
  2. Resimde Müziğin Etkisi, Nazan İpşiroğlu, Remzi Kitabevi, 1994.
  3. Müzik ve Renk İlişkisi, Hande Mestan, Uludağ Üniversitesi Felsefe Dergisi Kaygı, 20/2013, 300-303.
  4. Renkler ve Müzik Arasındaki İlişki, Umut Otyakmaz , www.academia.edu, 2015.

 

Sanat ve Edebiyatta Labirent

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan. İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir. Fotoğraf: sala17.wordpress.com

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan.
İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir.
Fotoğraf: sala17.wordpress.com

  •   Labirent, düşsel ve büyülü bir mekan olduğu için sanatçıları her devirde kendisine çekmiştir.
  • Yalınlık yanlısı Le Corbusier, Hausmann ve Mies van der Rohe labirentten nefret ederken, Gaudi, Dekonstruktivistler ile Post Modernistler labirente yakınlık duyar.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, Acıbadem’deki Köşk adlı öyküsünde anlattığı evin merdivenleri bir labirenttir.
  • Marcel Proust’un, James Joyce’un, eserlerinde labirent kurgulardan bahsedebiliriz.
  • Labirent, Jorge Louis Borges’in kullanmayı çok sevdiği temalardan biridir.
  • Umberto Eco, Gülün Adı’ndaki manastır kütüphanesini bir labirent olarak tasarlamıştır. Eco, kitapların labirentini tasarlarken Santarcangelli’nin labirentler hakkında bilgi veren araştırmasından yararlandığını, buna rağmen labirentin tasarımının iki-üç ay sürdüğünü açıklamıştır.
  • Lawrence Durrell, Labirent adlı romanında bizi Girit’teki labirente hapseder.
  • Jacques Attali, Bilgeliğin Yolları-Labirent Kitabı adlı eserinde, insanın her labirentin çıkışında, hep başka bir labirent bulduğunu öne sürer. Ayrıca, insanların genellikle sağa dönmeye daha yatkın oldukları, bu nedenle de çıkmazların daha çok o yöne konulması gibi labirent çizmenin püf noktalarıyla ilgili bilgiler verir. Attali ayrıca, bir kitabı açmanın bir labirente girmeye, o kitabı okumanın ise bir labirenti geçmeye benzediğini söyler.
  • El laberinto de la Soledad, Yalnızlık Dolambacı adlı eserinde, kendi kültürünün bilinçaltı katmanlarını ve insan yalnızlığının evrensel gizini araştıran, kendisi de İspanyol ve yerli kanı taşıyan bir mestizo olduğu için bu labirentin çıkmazlarını iyi bilen Octavio Paz, 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almadan önce, Batı dünyasının yazın ve düşün çevreleri tarafından, bu ilk büyük eseri ile, çağdaş Latin düşüncesinin en güçlü belgeselini yazmış sayılmıştır. Dilimize önce Cem, sonra Can Yayınları tarafından kazandırılmış bu eser için 1978 yılında Bozkurt Güvenç, “bize, bizi anlatan bir kitap” değerlendirmesini yapmıştı.
  • Aslı Erdoğan, Kırmızı Pelerinli Kent adlı eserinde Rio’yu, ikiden fazla boyutta, hem zamanda, hem uzamda iç içe geçmiş bir labirentler dizisi olarak tanımlar.
  • Franz Kafka, Yuva adlı uzun öyküsünde, tuhaf bir hayvanın kendisine yeraltında bir labirent-yuva yapışını anlatır.
  • Michel Foucault’ya göre labirent, içinde kaybolunan değil, içinden her zaman kaybolunmuş olarak çıkılan yerdir.
  • Minimalist sanatçı Robert Morris tarafından yapılan cam labirent Kansas’ta, Nelson-Atkins Müzesi’nde sergilenmektedir.
  • Lara Croft gibi bilgisayar oyunlarında da labirent bir tema olarak kullanılmaya devam etmektedir.
  •  Fransız Şiirsel Gerçekçi sinemasının babası sayılan Jean Renoir, 1939 yılında çektiği Oyunun Kuralı adlı filminde küçük aşklar, kıskançlıklar, kaçamaklardan bir labirent oluşturarak insan doğasına sağlam bir gözlem getirmiştir.
  • Yönetmen Wes Ball’un, The Maze Runner, Labirent: Ölümcül Kaçış adıyla Eylül 2014’de vizyona giren ve labirente hapsedilen gençlerin otoriteyle mücadelesini anlatan post apokaliptik macera filmi belki de en güncel labirent örneği. 

    Yararlanılan Kaynaklar

    • Labirent, Prof. Dr. Gürhan Tümer, Arredamento Mimarlık-Düşünce, 11/1999.
    • Kapadokya, Faruk Pekin, Maestro.
    • First Labyrinths, Jeff Saward.
    • Yalnızlık Dolambacı, Octavio Paz, Cem Yayınevi, 1993.
    • www.crystalink.com
    • www.labyrinthos.net
    • Şehirler ve Kentler, Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 2000.
    • Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1993.

Renkler 9 Mor Rengin Öyküsü

  • Renklerin taşıdığı sembolizm, Bizans imparatorluk kültünün çok önemli bir boyutunu oluşturur.
  • Bizans’ta filozoflar gri, doktorlar mavi elbise giyerdi. İmparatorların ayakkabıları kızıl renkli olurdu.
  • İmparator Diokletianus (244-313) erguvani rengi sadece imparator ailesine tahsis etti. Erguvani renk oldukça ender bulunan, dikenli deniz salyangozundan elde edilebildiğinden, bu nadir ve dolayısıyla pahalı rengi kullanma hakkı yalnızca iktidardaki aileye verilmişti (imperial purple). Erguvani ipeği halktan birinin giymesinin cezası ölümdü. Yabancılara mor boya ile bileşenlerini satmak yasaktı. Rengin, imparatorluk dışına çıkmasını engellemek istiyorlardı. Ham ipek tüccarlarının da ipek giymesi ve mor ipek boyası üretmesi yasaktı.
  • En üst düzey Kilise mensuplarının bu rengi kullanmasına Bizans’ta izin veriliyordu.
  • Roma İmparatorluğu döneminde Suriye’nin Sur kenti mor üretimi ile ünlüydü.
Doğada bu renk her tonu ile yer alıyor. Fotoğraftaki ametistten başka eritrit, kuvars, kalkedon, fluorit, tansanit gibi yarı değerli taşlar toprakta morun tonlarını taşıyor. Kelebek ve denizanaları gibi yıldız çiçeği, hercai menekşe, lale, çiğdem, leylak ve lavanta morun her tonuyla doğayı süslüyor. Fotoğraf:www.bilim.org

Doğada bu renk her tonu ile yer alıyor. Fotoğraftaki ametistten başka eritrit, kuvars, kalkedon, fluorit, tansanit gibi yarı değerli taşlar toprakta morun tonlarını taşıyor.
Kelebek ve denizanaları gibi yıldız çiçeği, hercai menekşe, lale, çiğdem, leylak ve lavanta morun her tonuyla doğayı süslüyor.
Fotoğraf:www.bilim.org

  • Aslında tüm boyalar hayvanlar, mineraller, böcekler, yumuşakçalar, kökler ve yaprakların çok hassas işlemlerden geçirilmesi ile elde ediliyordu. Bu yöntemde hem verim düşüktü hem de seçenekler sınırlıydı. Renk seçimi zevkler doğrultusunda değil, hazırdaki boya hammaddesine göre belirleniyordu.
  • Aslında kimyacılar deneyler sırasında yeni renklere rastlıyorlardı. Ama bu durumu asıl çalışmalarının bir yan ürünü sayıp önemsemiyorlardı. Zaten boyacılar da bir arayış içinde değildi.
  • Farklı düşünebilme yeteneğine sahip bir genç mevcut durumu değiştirdi. Ama bunun için 19. yüzyılın ortasına kadar beklemek gerekti.
  • 13 yaşında bir İngiliz öğrenci, William Perkin kömürden gaz elde edilip aydınlatmada kullanılabiliyorsa, başka şeyler de elde etmek mümkün olabilir, diye düşünüp deneyler yaptı.
  • Buluşu, 5 yıl sonra onu zengin etti.
  • Kömürden boya da elde edilebiliyordu. Taş kömürü katranından anilin maddesini elde etmiş, bunu oksitlenmeye tabi tutarak, erguvani-menekşe renginde bir boya maddesi ortaya çıkarmıştı. Perkin, mor renkli boyar maddeler grubuna movein adını verdi. Bugün bu renk leylak, mor, eflatun, macenta, patlıcan moru, frambuaz tonlarıyla biliniyor.
  • Perkin’in 1851 yılında bulduğu renk, istenilen miktarlarda üretilebiliyor ve renk yoğunluğunu koruyabiliyordu. Yıkanması rengi attırmıyor, güneşte kalması rengi soldurmuyor, renk parlaklığını koruyordu. Bu renk tonu eşsiz ve tamamen yepyeniydi. Ayrıca 50 kilosu, 100 kilo pamuklu kumaşı boyayabilecek kadar verimliydi.
  • Satış ve pazarlama sorunu 1856 yılında Kraliçe Victoria’nın kızının düğününde eflatun bir giysiyi tercih etmesi ve Fransa Kraliçesi Eugenie’nin bir gardrop dolusu movein renkli giysi siparişi vermesiyle çözüldü. Modaya yön veren bu iki kadın, 10 yıl sürecek bir eflatun furyası başlattı.
  • Mor, yine kraliyet aileleri vasıtasıyla yayılmıştı. Üstelik moda olan, altı demir kafesle desteklenen krinolin denilen etekler için 3-4 kat kumaş kullanılıyor, bir giysi için büyük miktarda kumaş kullanımı gerekiyordu.
  • 10 yıl sonra kimyacıların elde ettiği koyu renkli yağlı türevden Perkin kumarin adı yerilen ilk yapay koku maddesini üretti. Kumarin, sabun, deterjan, gıda maddeleri ve tütünün aromalandırılmasında kullanıldı.
  • Movein’in tıp, ordu ve sanat alanında çok sayıda yararı keşfedilmeye devam edildi.
  • 1860 yılında Berlinli kimyacı Robert Koch verem hastalarından aldığı akciğer doku örneklerini anilin ile renklendirerek tüberküloz basillerini görmeyi başardı. Anilinin ve diğer boyaların tıbbın hizmetine girmesi, biyoloji ve tıpta büyük yeniliklerin kapısını açtı. Bu yolla mikroorganizmaların belirlenebilmesi ve tedavi yöntemlerinin geliştirilebilmesi modern kemoterapinin temellerini attı.
  • Anilin boyası metilen mavisinin mikrop öldürücü özelliğinin ortaya çıkması ile yara temizlemesinde antiseptik madde olarak kullanılmaya başlandı.
  • Anilin boyalar ayrıca marmelatlarda, şekerlemelerde ve pastalarda besin maddesi renklendiricisi; savaşta, hedef belirlemeye yarayan aydınlatma roketlerinde katkı maddesi olarak; 550 nanometre dalga boyuna sahip mor renk, ileri teknolojinin de kullanım alanına girdi, protein ve DNA’ların saptanmasında kalıtıma ilişkin araştırmalarda kullanılan bir madde oldu.
  • Sanatçılar, çözülmesi zor anilin cilasının tablolarındaki mor renge kattığı parlaklığı çok sevdiler.
Fransa’da Provance’da lavanta tarlaları çok ünlü. Lavantanın pek çok faydasının yanı sıra mikrop öldürücü özelliği de var. Fotoğraf: twicsy.com

Fransa’da Provance’da lavanta tarlaları çok ünlü. Lavantanın pek çok faydasının yanı sıra mikrop öldürücü özelliği de var.
Fotoğraf: twicsy.com

  • Eflatun uzun zaman düş kırıklığının rengi olarak görüldü; zehir, acı ve ümitsizlik simgesi sayıldı. Kandinski’ye göre bu rengin hastalıklı, üzüntülü ve sonu çağrıştıran bir yönü vardı. Goethe, bu rengi yaşlılıkla ilişkilendirmişti. O dönemde renk testlerinin yapıldığı denekler de eflatun için kuşkulu, gizli, yasak, yozlaşmış ve hastalıklı nitelendirmesi yapıyorlardı.
  • Katolik Kilisesi’nde bir din adamı, hiyerarşide ne kadar yükselirse, cüppesindeki morun tonu o kadar koyulur: piskoposlar leylak rengi giyinirken, erguvan giysili kardinaller ayrıca ametist taşlı bir yüzük takarlar. Yas rengi efletun, Katolik inancına göre, Büyük Perhiz sırasında ve Noel’de, tövbe ve pişmanlığı simgeler.
  • Hırçın erkeğin rengi kırmızı ile sakin kadının rengi mavinin karışımı olan bu renk, iki gerçekliğin arasında yer alan hermafroditlerin de rengi sayılır. Aynı sebeple, kadın hareketi için hakların eşitliğini simgeler. Ne soğuk ne sıcak, ne kadınsı ne erkeksi olan eflatun, gizem, mistisizm, büyü ve erotik çekiciliğe duyulan özlemi dile getirir. Ayrıca, ruhun acı çekmesini ve ruhsal huzursuzluğu da simgeler.
  • Almanya’da Üçüncü Reich döneminde homoseksüellerin mora yakın bir renkle işaretlenmesine tepkisel olarak Fransa’daki homoseksüeller ve travestiler kendilerini Morlar (les violets) olarak nitelendirdiler.
  • Mor sezgi ve tinsellik; ametist ruhsal aydınlanma; leylak insancıllık; parlak mor inanç, sezgi ve zihinsel uyanıklık; erik moru, mürdüm güven, tören ve ihtişam merakını çağrıştırıyor.
  • Anlam yüklü bu renk, yapılan son testlerde modern ve sıcak bir renk olarak tanımlanıyor.
  • Başka hiçbir renk dünyamızı mor kadar değiştirmedi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Byzantium, Philip Sherrard, Time-Life Books, New York, 1966.
  • Bizans İmparatorluğu Tarihi, Radi Dikici, Remzi Kitabevi, 2013.
  • Sizin Renkleriniz, Mehmet Çağan, Bir Harf Yayınları, 2005.

Edebiyatta Lüzumsuz Adam Teması

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yevgeni Onegin, Aleksandr Puşkin, Everest Yayınları, 2003.
  • Zamanımızın Bir Kahramanı, Mihail Lermontov, Milliyet Yayınları, 1995.
  • Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Notos Kitap, 2013.
  • Rus Edebiyatında Lüzumsuz Adam, Ellen Chances, Notos Kitap, 2013.
  • Conformity’s Children, Ellen B. Chances, 1978.
  • Oblomov, İvan Gonçarov, Öteki Yayınevi, 1996.
  • Babalar ve Oğullar, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Sosyal Yayınlar, 1990.
  • Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski, MEB Yayınları, 1990.
  • Suç ve Ceza, Fyodor Dostoyevski, Remzi Kitabevi, 1993.
  • Cinler, Fyodor Dosteyevski, İletişim Yayınları, 2004.
  • Lüzumsuz Adam, Murat Belge, piktobet.blogspot.com/2013/02.
Libya, Trablusgarp, 2005.

Libya, Trablusgarp, 2005.

  • 19. yüzyıl başından ortasına kadar olan sürede Rus edebiyatında, çok tanınmış edebi karakterlerle yaygınlaşmış bir “lüzumsuz adam” geleneği olmuştur.
  • Aylak/Lüzumsuz Adam fikri Rusya’ya özgü olsa da kültürlerin, insanları konformist ve uyumsuz olarak sınıflandırması daha geniş bir olgunun parçasıdır.

**ABD’nin güneyli yazarı Kate Chopin’in Uyanış (1899) adlı romanı,

**Alman yazar Friedrich Schiller’in Haydutlar (1871) adlı oyunu,

**Fransız yönetmen Eric Rohmer’nin Öğleden Sonra Aşk (1972) adlı filmini zikredersek farklı zaman ve mekanlarda aynı temanın, statükoya riayetin erdem olarak sunulması devam etmiştir.

  • Erich Fromm Özgürlükten Kaçış’ta özgürlük arzusunun itaat arzusuyla birlikte var olduğunu söyler.
  • Rus yazarların uyumsuz kahramanı ikircikli bir tavırla yansıtmaları ile Rus edebiyatında lüzumsuz adam geleneği oluşmuştur.
  • 18. yüzyıldaki Bilgungsroman geleneği  (Alman edebiyatında bireyin oluşum dönemini ve sonunda ulaştığı ideal durumu ele alan roman türü), insanın toplumla uzlaşmasında eğitimin önemine vurgu yapmıştır.
  • Amerikan kültüründe keskin bireycilik de uyumlu olma olma istenci de gözlemlenir.
  • Rusya’da, Rus Ortodoksluğunda ise insan, bireyden çok, büyük bir cemaatin parçası olarak görülür. Kurtuluşa bireysel çabadan ziyade cemaat içinde kalarak erişilir. Rus Ortodoksluğu insanın tek başına veya bağımsız bir varoluş sürme girişimlerini kınar. 19. yüzyılda Slavofil denen aydınlar bu değerleri savunmuşlardır. Batılılaşma yanlısı olan aydınlar ise Rusya’nın kurtuluşunun bireycilik ve akılcılık değerlerinde yattığını öne sürmüşlerdir. İşte Batılılaşma yanlısı/Batılılaşmış Rusların arzuları lüzumsuz adam portrelerine yansımıştır. Genellikle Batı Avrupa üniversitelerinde okumuş ve ülkelerine geri dönmüş olan aydınlar Batı tarzı eğitimleri nedeniyle Rusya’ya, Rus oldukları için de Avrupa’ya uyum sağlayamamışlardır.
  • Lüzumsuz adam edebi tipi, toplumla çatışan aciz aristokrattır; hayalci ve faydasızdır; başarısız bir idealisttir; toplumsal ve etik sorunlara duyarlı, ama kısmen kişisel zaafları, kısmen de eyleme geçme özgürlüğü üzerindeki toplumsal ve siyasi kısıtlamalar nedeniyle eyleme geçemeyen kahramanlardır. Bu aciz/yabancı/uyumsuz/aylak adamlar genellikle toplumla barışık, eyleme geçebilen, güçlü kadınlarla birlikte işlenir.
  • Lüzumsuz adamlar, çoğunlukla şehir hayatının sahte ve kirlenmiş atmosferinden gelir. Bu şehir genellikle Batılılaşmış Petersburg’dur. Yanlarındaki güçlü kadınlar ise tam tersine, Rusya’nın kırsal kesiminden gelirler.
  • Bu edebi terim, Puşkin’in Yevgeni Onegin’i ile başlayan ve Turgenyev’in Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü’ne uzanan karakterleri imlemek için kullanılmıştır.
  • Aleksandr Puşkin (1799-1837) Yevgeni Onegin’de (1825-1832) kahramanına karşı ikircikli bir tavır sergiler. Uyumsuz olduğu için Onegin’i eleştirirken statükoya baş kaldırmamış olan Tatyana’yı över.
  • Zamanımızın Bir Kahramanı (1840) adlı romanında Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), metafizik asi ve yalnız Peçorin’i yıkıcı bir kuvvet olarak gösterip, ona karşı olumsuz bir tutum sergilerken, kaderi sorgulamayan, yaşamın sunduğu ile yetinen Maksimiç’i över.
  • Albert Camus ( 1913-1960), metafizik asiye dair olan varoluşçu romanı Düşüş’te (1956) Lermontov’un romanından alıntı yapar.
  • Aleksandr Herzen’in ( 1812-1870 ) Suçlu Kim? (1846) adlı toplumsal romanındaki aylak, hayata uyum sağlayamadığı için kendini toplumdan soyutlamış, kitap ve düşünce dünyasına kapanmıştır.
  • İvan Turgenyev’in (1818-1883) Rudin’i (1855 ) uyumsuzluğu yüzünden normal bir yaşam süremeyen bir toplumdışıdır. İdealizmini mazeret gösterek sorumluluğu diğer insanların üzerine yıkar. Çevresindeki insanların mutsuz olmasına ve acı çekmesine sebep olur. Rudin, toplumsal anlamda uyumsuz geleneğinde yer alırken, Turgenyev’in diğer romanlarındaki lüzumsuz adamlar, doğanın döngüsüne ayak uyduramayan, birlik olmayı arzuladığı doğanın döngüsünden kopmuş, metafizik yabancılardır.
  • Turgenyev’de üstü kapalı olarak yaşama boyun eğmenin bir erdem olduğu inancı vardır. Mesele, Babalar ve Oğullar değil, boyun eğme ile başkaldırma arasındaki karşıtlıktır. Ait olmayanlar yerilir, ait olanlar başarılı olur.

 

Ukrayna, Çernivitzi, 2010.

Ukrayna, Çernivitzi, 2010.

 

  • Bu trajik ya da romantik kahramanların başarısızlıkları, toplumun üstün özelliklere sahip dışlanmış bireycileri anlayamamasına atfedilir. Yazarlar toplumdaki bozuklukları göstererek bu dışlanmış figürlere destek verirler.
  • İlk örneklerden biri Aleksandr Griboyedov’un (1795-1829) Akıldan Bela (1822) adlı oyunudur. Toplumun deli olarak gördüğü uyumsuz karakter, güçlü ahlaki değerleri olan biri olarak betimlenmiştir.
  • İvan Gonçarov’un (1812-1891) romanı Oblomov (1859 ) ancak kitabın üçte biri bittikten sonra yataktan çıkabilen bir toprak sahibi üzerinedir. Yeni fikirleri yüzünden topluma uyum sağlayamayan karakterlerin aksine Oblomov hiçbir düşünceye sahip değildir, geçmişin hayali ile yaşamak ister. Gonçarov, Oblomov’un kişisel sorununu, eski Rusya’nın yeni Rusya’ya uyum sağlayamaması olarak soyutlamıştır. Şimdiki zamana ayak uyduramayanlar kınanır ve değişim tarafından yenilgiye uğratılırlar.
  • Fyodor Dostoyevski (1821-1881) için lüzumsuzluk, Rus aydınlarının halktan kopmuş olmasıdır. Halkın normlarından kopmuş aydınlar, kusurlu ve yolunu şaşırmıştır. Dostoyevski Büyük Petro’nun reformlarının doğru olduğuna inanır, yine de Ruslar körü körüne Batı’ya tapmamalıdır. Yeraltından Notlar (1864) örneğinde, yeraltı adamının Avrupai formları benimsemesi, mutlak bir eylemsizliğe ve gerçeklikle başa çıkamamasına yol açar. Kitaplar ve hayaller içinde yaşar, hayatala başa çıkamaz. Yeraltı adamı ideolojik bir uyumsuzdur. Batılılaşmış soyut düşüncenin bozduğu hastalıklı biridir. Dünyanın en soyut, en tasarlanmış şehri olan Petersburg’da yaşamaktadır.
  • Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında (1866 ) Raskolnikov  ise özünden ve Rusya’nın manevi değerlerinden kopmuştur. Çünkü egoizm ve kişisel çıkar gibi Batıcı fikirler yüzünden hastalanmıştır.

Dostoyevski, Ecinniler’de (1872) ise karakterlerin Batı Avrupa fikirleri tarafından nasıl ele geçirildiğini anlatır. Batılılaşmış Rusya’nın kendisi lüzumsuzdur. 1868 yılında basılan Budala’da ise Prens Mişkin iyiliği yüzünden, yozlaşmış gündelik hayata lüzumsuzdur. Kirlenmiş bir toplum, kirlenmemiş bir insanı kabul edemez. Mişkin kendisi de içinde bulunduğu toplumda lüzumsuz olduğunu söyler.  Dostoyevski son romanı 1880 yılının şaheseri Karamazof Kardeşler’de ise iki yol gösterir: İlki, Batılı akılcı düşünce, yalnızlaşma, bireycilik, egoizm, maddi ya da manevi ölüm; diğeri ise, dünyayı olduğu gibi kabul eden, karşılıksız sevgiyle ve herkes, herkesten sorumludur yaklaşımıyla belirlenen yoldur. Lüzumsuz adam ölmeye mahkumdur.

  • Lev Tolstoy (1828-1910) Savaş ve Barış’ta (1869) lüzumsuzları tarihin yasalarına başkaldıranlar olarak betimler. Dostoyevski’de lüzumsuzluk dinsel etmenlerle alakalı bir durumdur. Tolstoy ise lüzumsuzluğu tarih kuramıyla bağdaştırır. Hayatı kontrol etmek isteyenler lüzumsuzdur. Anna Karenina’da (1877) Anna, Tanrı’nın yasasını ihlal ettiği için çocuğunun odasında bile lüzumsuz.
  • Tolstoy ve Dostoyevski’nin romanlarında karakterler topraktan ve dinsel inançlardan ne kadar uzaksa, o kadar lüzumsuzdur. Çünkü metafizik düzene uymayı reddetmişlerdir.
  • Anton Çehov’un (1860-1904) bazı öykülerinde, 6. Koğuş’ta (1892), Lüzumsuz Adam’da karakterlerin uyumsuzluklarında evrensel bir yalıtılmışlık hissi vardır.
  • 1930’lardaki Sovyet döneminde toplumsal gerçekçiliğin ortaya çıkmasıyla birlikte lüzumsuz adam temasının yok olduğu söylenebilir.
  • Yuri Oleşa (1899-1960) 1927 yılında yayımlanan Kıskançlık adlı romanında Sovyet toplumunun kişisel ahlaka ve bireyin kendini ifade etme hakkına yer verip vermediğine ilişkin zekice sorgulamaları ile lüzumsuz adamlar yeni Sovyet devletinde varlıklarını hissettirmişlerdir. Oleşa bu durumun birkaç çeşitlemesini yapmış, 1930’dan sonra yazmayı bırakmıştır.
  • Boris Pasternak, topluma lüzumsuz Doktor Jivago’sunun (1957) bireyciliğini ve bağımsız düşünce gücünü  olumlu bir nitelik olarak yansıtır ve cezasını çeker.
  • 1937 doğumlu Andrey Bitov, 19. yüzyılın lüzumsuz adam geleneğini  günümüzde küresel bir bağlam içinde görmek gerektiğini söyler ve ülkesinde 1993 yılında yayımlanan Maymunları Beklerken adlı romanında “İnsan doğaya lüzumsuz mu?” diye sorar.
  • 1948 yılında Sait Faik Abasıyanık da Lüzumsuz Adam adlı bir öykü yazar. Yusuf Atılgan’ın (1921-1989) Aylak Adam’ı (1959) da aynı çizgededir.
  • Murat Belge, lüzumsuz adamların çevrelerini saran insanlardan daha zeki, daha yetenekli kişiler olduklarını ve felaketlerine bunun sebep olduğunu söyler. Ötekiler gibi olsalar, toplumla birlikte “geçinip gideceklerdir”; ama zekaları onları uyumsuzluğa iter. Ötekiler gibi sıradan olamazlar. Sıradan olmayı reddedince de, sıradanlığın kural olduğu toplum düzeni onları yok etmek üzere çalışır. “Lüzumsuz adam”dırlar; çünkü zekaları ve yetenekleri bu topluma “lazım” değildir; bu topluma “fazla” gelirler.