Etiket arşivi: Recm

Şiddet 49| İran’da Kadının Konumu 2

  • Dini ahlak anlayışı kadını örttü, erkeğin de dar pantolonla gezmesini yasakladı.
  • Yüzlerce yıl eskiye uzanan mihr, bir İran adetidir. Mihr, nikâh sırasında erkeğin evleneceği kıza verdiği veya vermeyi kabul ettiği mal veya paradır. Kadının, teoride, bu parayı evliliği boyunca her an isteme ve dilediği gibi kullanma hakkı vardır. 1990’lı yıllarda mihrin enflasyona göre ayarlanması uygulaması getirildi.
  • Mahrem, nikahlı olamayacak kadar yakın, aileden kişilerdir; kardeşler, anne babalar, büyük anne büyük babalar gibi. Sadece mahremin erkekli kadınlı aynı odada olmalarına izin vardır.
Contemporary Istanbul 2015’te İran’ın Aydınlık Kadınları adlı bölümde yazar, akademisyen, film yapımcısı, gazeteci, yönetmen, sanat ve mimarlık küratörü olan bir dizi başı açık, ülkelerini terk etmek zorunda kalmış İranlı kadının portresi ile onların düşlerini, düş kırıklıklarını yansıtan bir sunum vardı. Yukarıda, onlardan biri olan, film yapımcısı Hana Makhmalbaf. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary Istanbul 2015’te İran’ın Aydınlık Kadınları adlı bölümde yazar, akademisyen, film yapımcısı, gazeteci, yönetmen, sanat ve mimarlık küratörü olan bir dizi başı açık, ülkelerini terk etmek zorunda kalmış İranlı kadının portresi ile onların düşlerini, düş kırıklıklarını yansıtan bir sunum vardı. Yukarıda, onlardan biri olan, film yapımcısı Hana Makhmalbaf.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • İran Devrimi’nden sonra okullardaki sınıflardan kayak pistlerine ve otobüslere kadar her şey cinsiyete göre ayrıldı.
  • Devrimin ilk günlerinde kısıtlayıcı kurallar çok sıkı uygulanıyordu. Hicaba uygun olmamak, yani saçın ve tenin görünmesi ya da makyajlı olmak kırk kırbaç ya da on günden iki aya kadar hapisle cezalandırılmaktaydı. (2002 yılına gelindiğinde sokaktaki tüm kadınlar makyajlıydı.)
  • Zina işleyen kadının cezası taşlanarak ölümdür (Recm).
  • Bekar çiftlerin parti düzenlediğinden veya içki içildiğinden kuşku duyulan evler basılır, kadınlar bekaret testine tabi tutulabilir.
  • İran-Irak Savaşı, sekiz yıl boyunca erkekleri cepheye sürünce işyerlerinde kadınlara ihtiyaç doğdu. Böylece rejim, kadınları toplum hayatından tamamen dışlayamayacağını kabul etmek zorunda kaldı.
  • Devrimden on yıl sonra İran Polis Akademisi kapılarını kadınlara açtı.
  • Devrimden yirmi yıl sonra, muhafazakarların egemen olduğu meclisin onayından geçmesi gereken hiçbir göreve tek bir kadın bile atanmamıştı.
  • Kadınların futbol maçlarını ve güreş karşılaşmalarını izlemesi yasak. 1998 yılında beş bin kadın, Dünya Kupası’nda oynama hakkı kazanan İran futbol takımını karşılamak için Tahran’daki Azadi Stadyumu’nun kapılarını kırmış, yetkililer girişlerine izin vermek zorunda kalmıştı. İranlı kadınların, Avrupa Futbol Şampiyonası maçlarını, kamuya açık alanlarda erkeklerle bir arada izlemeleri yasaklandı. Erkeklerin futbol maçı izlerken heyecanlanarak terbiye dışı hareketlerde bulunabilecekleri, küfür edebilecekleri ve bunların kadınları olumsuz etkileyebilecekleri İranlı yetkililer tarafından öngörüldüğü; bu yasağın kadın haklarını ihlal etmekle ilgisi olmadığı, kadınların bu karar için polise teşekkür etmesi gerektiği açıklandı (12 Haz 2012 Al Jazeera haberi). İran’da kadınların voleybol maçlarını izlemesi 2012 yılında yasaklanmıştı. Erkek voleybol takımının maçını izlemek isteyen bir kadın önce gözaltına alındı, rejim karşıtı propaganda yapmak suçundan bir yıl hapis cezasına mahkum oldu (03.11.2014 CNN Türk haberi).

 

Çağdaş Sanata Varış 231|Çağdaş Dönem 7 Korku 1

  • 1989’da Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie’ye karşı çıkartılan İran kaynaklı ölüm fetvası, bir devletin İslami kanunları kendi sınırlarının ötesine de dayatması olarak algılandı. Bu olay, İslam’ın Avrupa’daki varlığını görünür kılmıştı.
  • 1989’da Fransa’da yaşanan “Başörtüsü meselesi” bir geriye dönüş, kadın haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne bir tehdit, dolayısıyla uzun mücadele ile kazanılmış hakların sorgulanması olarak algılandı.
  • Fransa’da Stasi Komisyonu’nun 2003’te hazırladığı, devlet okullarında dinsel simgelerin göze batacak şekilde takılmasını veya giyilmesini yasaklayan kanun teklifi 2004 yılında yasalaştı. Fransa, 2010 yılında da yüzü tamamen örten kıyafeti yasakladı.
  • Fransa’da laiklik dört ilke üzerine kurulmuştur:
    Kilise ile devletin ayrışması,
    Siyasi iktidarın çeşitli inançlar karşısında tarafsız oluşu,
    İnanç özgürlüğü,
    Hakların eşitliği.

Bazı hukukçulara göre çıkarılan kanunda, hakemin tarafsızlığı değil, kamusal alanın tarafsızlığı gözetilmiştir.

  • Günümüzde Fransa’da 5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü hakim kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Günümüzde Almanya’da 4,5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • Medya, Avrupa’nın iki payandası cinsiyet eşitliği ve ifade özgürlüğü etrafında İslam’ın varlığına karşı genel bir seferberlik ilan etti. Recm, kadın sünneti, erkek çocuğun sünneti, zorla evlendirme gündeme geldi. Seferberlik sürüyor.
  • Terör saldırıları, günlük yaşamın seyrini sekteye uğratır, toplumsal sözleşmeyi parçalar, toplumu kutuplaşmaya sürükler, öngörülemeyen bir dizi olaya yol açar, toplumun tamamını yaralar.
  • Avrupa’da çokkültürcülüğe karşı geliştirilen ilk sert eleştiriler Hollanda’da 2000 yılında yapıldı. Çokkültürcülük Dramı adlı makalede göçe açık bir toplumun kırılganlığı vurgulandı.
  • 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da pek çok olumsuz gelişme yaşandı.
  • 11 Eylül saldırılarından sonra, 2001 yılında İslam’ı Batı’nın yeni düşmanı olarak değerlendiren siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine, İtalyan gazeteci Oriana Fallaci kendi yorumunu getirdi, İslam karşıtı bir manifesto olan Öfke ve Kibir adlı kitabını yayımladı. Kitap, geniş şekilde alıntı yapılan bir çok satar oldu, İtalya’da ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Fallaci 1990 yılında İnşallah adlı kitabında da İslam’a saldırmıştı.
  • 2004’te Submission/Teslimiyet adlı 10 dakikalık kısa filmin yönetmeni Hollandalı Theo van Gogh öldürüldü. Filmde, İslamistan’da, kadının aşağılanması konu ediliyordu.
  • Temmuz 2005’de El-Kaide Londra’ya saldırdı. 2007’de İngiliz hükumeti terörle mücadele kapsamında Bireylerin Radikalleşmesini Önleme Programı’nı başlattı (Prevent).
  • Eylül 2005’te bir Danimarka’nın en büyük günlük gazetesinde yayımlanan “Muhammed’in Yüzleri” özel sayısı, Hz. Muhammed’in 12 karikatürü yayımlandı. İslam’ın kutsal tabularını kırma, İslam’ın yergili temsiline razı etme, Peygamber’i eskiden kullanılan savaşçı imajından terörist imajına sokma girişimi olarak yorumlanan karikatürler bir dizi olaya neden oldu.
  • 2008’de Saraybosna’da binlerce cami yıkıldı. Savaşta camilerin yıkımında uygulanan sistematik şiddet mimari savaşı (warchitecture) kültürel-dinsel abidelere karşı girişilmiş bir soykırım olarak yorumlanmakta.
2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına "evet" demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60. Fotoğraf: www.cnnturk.com

2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına “evet” demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60.
Fotoğraf: www.cnnturk.com

  • 2010’da Almanya’da Thilo Sarrazin’in bir yılda bir milyon satan Almanya Kendini Yok Ediyor adlı kitabı, nüfusun daha az eğitimli ve daha az zeki kesimlerinin hızla çoğalmasının ülkenin ekonomik rekabet gücünü, kültürel mirasını, özünü kaybetmesine yol açacağını anlatıyordu.