Etiket arşivi: Realizm

Çağdaş Sanata Varış 259|Çağdaş Resim

150.000 yıl önce ortaya çıkıp dünyaya yayılan insanoğlu, ilk resmini ancak mağara duvarlarına 40.000 yıl önce yapmıştır. Yaratıcı düşüncenin gelişmesi daima vakit alır.

Resmin anlatımında taklit etme kavramı, daha sonraları tanımlama ile değiştirilmiş, yakın tarihlerde öyküleme kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Derrida için resim, bir tür kötü yazılmış yazıdır.

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4. Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor. Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı. Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor. Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4.
Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor.
Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı.
Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor.
Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012. 1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012.
1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş resimde yarı heykelsi oyunlar; bir damla boyanın değmediği, tahta, ayna parçaları, desenli kumaş gibi nesnelerle oluşturulmuş; özgün fikirlerin yanı sıra, çeşitli sanatçıların etkileriyle dolu eserlere de rastlamak mümkündür.
  Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul. “Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim...” diyor sanatçı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul.
“Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim…” diyor sanatçı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016. Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi. Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu. Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor. Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı. Fotoğraf:www.purple-home.com

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016.
Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi.
Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu.
Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor.
Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı.
Fotoğraf:www.purple-home.com

 

Edebiyat Hakkında

  • Romantik edebiyatın tipik ilgi alanı çirkinlik ve kötülüktür. Romantizm’e kadar olan dönemde kahramanlar daima yakışıklıdır, kötüler çirkin, korkunç veya sefildir. Kötü, biri kahramana dönüştürüldüğü zaman ise hemen yakışıklı olur.
  • Gotik romanda durum tersine döner: kahraman huzursuz edici ve dehşet vericidir; anti-kahraman da, kasvetli yönlerinden dolayı çekici değilse de en azından ilginçtir.
  • Italo Svevo (1861-1928), İtalyan yazarlar arasında, zirvesinde Marcel Proust’un (1871-1922) olduğu pasif analitik edebiyata en yakın yazardır.
  • Eserlerinde genellikle “ben”in “biz”e dönüşmesi  konularını işlemiş, kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı kalmış, Objektivizm ve Liberteryenizm/Özgürlükçülük, yol gösterici norm olarak negatif özgürlük fikrini savunan siyasi akıma ait olan yapıtlara kolektivist roman diyebiliriz. Umberto Eco şöyle derdi: “Biz ‘kolektivist roman’ talep ettiğimiz zaman, insan ilişkilerinin, sosyal hayatın, aşkın ve içinde yaşadığımız hayatın tamamının yeni ahlakı ve hayatı çözmenin yeni yolunu oluşturan o yeni görsel açıdan ele alan bir roman talep ederiz.”
  • Otobiyografiler, kendini beğenmiş günlükler, insanın kendi bilincinin psikolojisini anlatanlar, bireysel ve burjuva dekadan roman kategorisine girer.
  • Yazınsal metinlerde yazarın kendisini hissettirmemesi gerektiğini kararlı biçimde dile getiren ve yazdığı romanlarda uygulayan ilk yazar, Realizm akımını başlatan Gustave Flaubert (1821-1880) olmuştu. Flaubert, önemli olanın, “yokluğunda parlamak” olduğunu söylüyordu.
İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015. Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme. 14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015.
Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme.
14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sanatçı psikolojisinin, biyografisinin, kişilik yapısının ve bilinçaltı gibi hususi özelliklerinin eserine yansıdığı üzerine temellenen psikanaliz, sanatçıya dönük bir eleştiri kuramıdır. Biyografik malzemeler, bir edebiyat eleştirmeni için, edebi eserin anlam alanını artıran bir malzemedir. Sigmund Freud, psikanaliz üzerine olan tezlerinde edebiyattan faydalanmıştır. Ödipal kompleks terimini Yunan tragedyası Kral Oedipus’tan almış, Shakespeare’ın Hamlet’ini de aynı bağlamda kullanmıştır. Freud, esas vurguyu bilinçaltına yaparak; sanatçının bastırma süreci sonunda başta çocukluktan kalma kompleksleri olmak üzere tatmin edemediği arzu ve isteklerinin sanatı yoluyla doyuma ulaştığını öne sürmüştür. Psikanalitik edebiyat kuramı, sanatçının biyografisini, kişilik yapısını anlayarak bilinçaltı sürecini tespit etmeye çalışmış; bunun için de iki yol kullanmıştır: Sanat eserinden sanatçıya ve sanatçıdan esere dönük bir inceleme. Bu amaçla sadece sanatçının eserleri değil sanatçının yaşadığı zaman, çevre ve hususi hayatı, içinde bulunduğu toplumsal olay ve durumları da konu alan çalışmalar yapılmış; yaratma sürecine etki eden tüm motivasyonlar inceleme konusu olmuştur. Edebi metinlerdeki kişilerin psikolojisini anlamaya dönük çalışma, bu tarz bir incelemenin sonucudur. Sanat eseri içerdiği simgeler vasıtası ile sanatçının bilinçaltını yansıtır. Bu kuram doğrultusunda eser veren sanatçılar; rüya, otomatik yazı gibi kavramları önemserler ve bilinçaltının ifade edilmesi için noktalama işaretleri gibi bağlayıcı kuralların kullanılmaması gerektiğini; sanat eserinin oluşma nedeninin, insanın ölüm karşısında geliştirdiği bir savunma mekanizması olduğunu savunurlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Bakış Açısı, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 21.08.2015.
  • Ayna İnsan/Sunuş : Umberto Eco’yu Sonsuzluğa Uğurlarken, Sayı:18, 6 Nisan 2016.
  • Liberteryenizmin Kadın Öncüleri, liberplus.com.tr.

 

Çağdaş Sanata Varış 41 | Kübizm 2

  • Analitik Kübizm: Şeklin zihinde parçalanması. Sanatçı bir bütünün neresine bakmak istiyorsa onu öyle parçalıyor, sonra o parçaları birleştiriyor. Son şekil objeye benzemiyor, yeni bir şekil doğuyor, benzetme kaygısı yok.  İndirgenen şekiller geometrik, böylece en sadeye iniliyor, evrensel oluyor. İyi parçalamak, iyi birleştirmek için sürekli araştırma yapılıyor. Önemli olan kompozisyonun dengesi. Objeden yola çıkıp soyuta varılıyor.

 

  • Sentetik Kübizm için ise bunun tam tersi bir yol izleniyor: soyuttan figüre gidiliyor. Birbirinden farklı parçaları (gazete, üçgen, kare vs.) birleştirirken form veriyor. Sentetik Kübist yapıtlar daha satıhta. Analitik Kübizm’de derinlik boyutu vardır. Sentetik Kübizm’de konunun ne olduğu daha kolay anlaşılır. Kolaj önemli bir yer tutar. Dekoratif eleman da kullanıyorlar, oyun kağıdı, duvar kağıdı gibi. Değişik malzeme kullanımı, harf ve sayıların soyutluğu esere katılıyor. Tablolarda rakam ve harf kullanımını ilk Juan Gris (1887-1927) yapmış. İzleyicide, acaba doğru mu düşünüyorum, diye bir sorgulama yaratmak istiyorlar. Braque’ın bir tablosundaki ahşabı boya ile yapılmış sanıyorsunuz, gerçek tahta çıkıyor. Sentetik Kübizm’de göz aldanması yaratmak, algılama yanlışlığı olabileceğini ortaya koymak açısından önemseniyor. “Gerçek olan” ile “gerçek olmayan” arasında gidip gelmeyi sağlıyorlar. Kalıplardan kurtulmak isteniyor.
  • Kübistler de İslam sanatında olduğu gibi belirli objeleri resimlerinde tekrar tekrar kullanıyorlar: Keman, gazete, pipo gibi.
Pablo Picasso, Hazeranlı Natürmort, 1912. Çerçeve olarak gerçek bir halat kullanılan bu tabloya bakarak “Gerçek” meselesine yaklaşımlarını izleyebiliriz: Resimdeki limon ile bardak Kübizm’in gerektirdiği şekilde çizilmiş. Ama en gerçekçi gözüken hasır, hasır değil, muşamba.

Pablo Picasso, Hazeranlı Natürmort, 1912.
Çerçeve olarak gerçek bir halat kullanılan bu tabloya bakarak “Gerçek” meselesine yaklaşımlarını izleyebiliriz: Resimdeki limon ile bardak Kübizm’in gerektirdiği şekilde çizilmiş. Ama en gerçekçi gözüken hasır, hasır değil, muşamba.

  • Kübizm hem Ekspresyonizm’e hem de Realizm’e karşı bir akım.
  • Kübizm’de hiçbir his çağrışmasın isteniyor.
  • Doğa ile bağlantı kurmak istemiyorlar.
  • Kübizm, parçaları yerinden oynatma özgürlüğü verir.
  • Kübizm ile geçmişten hiçbir ima kalmıyor ve soyut sanata gidiş başlıyor.
  • Anlayışı, sanatın sanat için olduğu.
  • Resmi yanlardan ortaya doğru yapmak uygulanan bir yöntem. Kenarlardan gelen çizgiler ortalarda buluşuyorlar, bütün çizgiler birbirini takip ediyor ve iki boyutlu ortamda üç boyutluluğu, çizgisi ve gölgesi ile veriyor. Bu yöntem genellikle monochrome, tek rengin  tonları ile yapılıyor.
  •  Jean Metzinger, Andre Lhote da önde gelen Kübist sanatçılardan bazılarıdır.

 

Fransız ressam, heykeltraş, seramikçi, film yapımcısı ve tasarımcı Fernand Léger (1881-1955) Kübist harekete öncülük eden ressamlardan biridir. Tabloları, Pablo Picasso ve Georges Braque gibi Kübist ressamların eserlerinden daha az parçalara ayrılmıştır. Kıvrımlı şekillere olan saplantısı nedeniyle, düz yüzeyleri ve üç boyutlu formları çalıştığı seri ile kendisine ‘Tubist’ takma adı verildi. Resimlerinin sıradan izleyiciler için anlaşılır olabilmesine çalıştı. Savaştan sonraki çalışmaları, içerik ve form bakımından daha mekanikleşti. Stili mekanik parçaların hassaslığını ve parlaklığını içeriyordu. Léger, Pürist hareket ile de ilgilendi. Bu akım, duygulardan ziyade biçimsel komposizyonları kullanmayı tercih eden “matematiksel lirizme” önem veriyordu. 1923-24 yılları arasında Amerikalı ressam ve fotoğrafçı May Ray (1890-1977) ile birlikte, Le Ballet Méchanique adlı kurumsal bir film üzerine çalıştı. Savaş yıllarında sinema ve tiyatro için duvar resimleri ve tasarımlar üretti. İkinci Dünya Savaşı süresince Amerika’da yaşadı ve Kaliforniya’da sanat eğitimi verdi. Bu süreçte çalışmalarının ana konusu bisikletçiler ve akrobatlar oldu. Çalışmalarındaki koyu siyah kontürler, koyu renkler ve dikdörtgenler ile silindirik formlar arasındaki kontrastlar hiç değişmedi.

Fransız ressam, heykeltraş, seramikçi, film yapımcısı ve tasarımcı Fernand Léger (1881-1955) Kübist harekete öncülük eden ressamlardan biridir. Tabloları, Pablo Picasso ve Georges Braque gibi Kübist ressamların eserlerinden daha az parçalara ayrılmıştır. Kıvrımlı şekillere olan saplantısı nedeniyle, düz yüzeyleri ve üç boyutlu formları çalıştığı seri ile kendisine ‘Tubist’ takma adı verildi. Resimlerinin sıradan izleyiciler için anlaşılır olabilmesine çalıştı. Savaştan sonraki çalışmaları, içerik ve form bakımından daha mekanikleşti. Stili mekanik parçaların hassaslığını ve parlaklığını içeriyordu. Léger, Pürist hareket ile de ilgilendi. Bu akım, duygulardan ziyade biçimsel komposizyonları kullanmayı tercih eden “matematiksel lirizme” önem veriyordu. 1923-24 yılları arasında Amerikalı ressam ve fotoğrafçı May Ray (1890-1977) ile birlikte, Le Ballet Méchanique adlı kurumsal bir film üzerine çalıştı. Savaş yıllarında sinema ve tiyatro için duvar resimleri ve tasarımlar üretti. İkinci Dünya Savaşı süresince Amerika’da yaşadı ve Kaliforniya’da sanat eğitimi verdi. Bu süreçte çalışmalarının ana konusu bisikletçiler ve akrobatlar oldu. Çalışmalarındaki koyu siyah kontürler, koyu renkler ve dikdörtgenler ile silindirik formlar arasındaki kontrastlar hiç değişmedi.

  • Pablo Picasso (1881-1973), uzun yaşamı boyunca pek çok akıma dahil olmuştur. İlk gençlik tabloları Realist-Neo Klasik tarzda yapılmıştır. Mavi Devir (1901-1904), El Greco’dan form olarak etkilendiği dönemdir. Ama Picasso, mistik yönü kuvvetli bir kişi olmadığı için El Greco’nun mistisizmi tablolarına yansımamıştır. Pembe Devir’de (1905-1907) eserlerinde deformasyon görülmeye başlar. Afrika masklarından etkilenmesiyle bütün yaşamı boyunca kullandığı Ekspresyonist ifadeyi yakalıyor. 1907-1914 arası Picasso’nun Kübist dönemi. Georges Braque (1882-1963) ile çok yakın temastalar, birbirine çok yakın eserler üretiyorlar, biri diğerinin resmini onaylamadan altına imza atmıyorlar. Picasso, Braque için “eski karım” dermiş.  Picasso, Sentetik Kübizm’i tercih ediyor. Tuvale resim dışı malzeme yapıştırmak ilk onun aklına geliyor. Soba borusu kullanarak kadın heykeli yapıyor. Bu yaklaşımı ile Nouveau Realizm’i etkiliyor. Kübizm’i daha Ekspresyonist, daha fantastik bir hale getiriyor. 1920’den sonra Primitif Sanat ile Neo Klasik’i birleştirmeye başlıyor. Yüzler hissiz, Yunan+Primitif, kadınları Gaugin’in kadınlarına benzemeye başlıyor. 1930’larda Freud ile ilgilenmeye başlamasıyla iç dünyanın yansımaları tablolarında görülmeye başlıyor, 1937’de Dora Mar’ı resmettiği Ağlayan Kadın adlı tablosunda olduğu gibi.
  • 1930’la 1944 arasında, çok farklı üsluplar kullandı. Otuzlu yıllarda ve kırklı yılların başında özyaşam öyküsünü anlatan resimler yaptı. Araştırıcılık ruhunu hiçbir zaman dikkate almamış olmasına rağmen, Picasso modern sanatın tartışılmaz imparatorudur. Öğretmenlik yapmayan ender birkaç modern ressamdan biridir.

 

1936-1939 yıllarında cereyan eden İspanya İç Savaşı esnasında yaptığı tablolarda hayvan figürlerini çok kullanıyor. Bu dönemin imgeleri İspanya’ya özgü, mitolojik ve törenseldir. 1937 tarihli Guernica adlı tablosunda siyah, beyaz ve griyi kullanmış. Tablodaki at insanlığı, boğa vahşeti temsil ediyor. Guernica büyük ölçüde içe dönük bir yapıttır. Bask bölgesindeki en eski kent ve Baskların kültür geleneğinin merkezi Guernica kenti General Franco yanlısı Alman bombardıman uçakları tarafından yerle bir edilmişti. Bu olayın üzerinden bir hafta geçmeden Picasso resmine başladı. Cumhuriyetçi İspanya hükümeti tarafından zaten kendisine Paris Dünya Fuarı’na konmak üzere bir duvar resmi ısmarlanmıştı. Resim, 1937 Haziran’ında fuardaki İspanya pavyonuna kondu. Guernica bir efsanedir ve 20. yüzyılın en ünlü resmidir. Özelde faşizmin, genelde savaşın acımasızlığına karşı sürekli bir protesto olarak görülür. Sivil halkı sindirmek için bombalanan ilk şehir Guernica olmuştu. Picasso’nun kişisel protestosu dünya çapında önem kazandı, Guernica adı tüm savaş suçlarını mahkum eden bir sözcük oldu. Picasso, gerçek olayı imgelerde canlandırmaya çalışmamıştır. Tabloda kent, uçaklar, patlama yoktur. Suçlanacak düşman yoktur, kahramanlık da yoktur. Protesto, bedenlerdedir: ellere, tabanlara, atın diline, annenin memelerine, gözlere sinen acıdadır.

1936-1939 yıllarında cereyan eden İspanya İç Savaşı esnasında yaptığı tablolarda hayvan figürlerini çok kullanıyor. Bu dönemin imgeleri İspanya’ya özgü, mitolojik ve törenseldir. 1937 tarihli Guernica adlı tablosunda siyah, beyaz ve griyi kullanmış. Tablodaki at insanlığı, boğa vahşeti temsil ediyor. Guernica büyük ölçüde içe dönük bir yapıttır. Bask bölgesindeki en eski kent ve Baskların kültür geleneğinin merkezi Guernica kenti General Franco yanlısı Alman bombardıman uçakları tarafından yerle bir edilmişti. Bu olayın üzerinden bir hafta geçmeden Picasso resmine başladı. Cumhuriyetçi İspanya hükümeti tarafından zaten kendisine Paris Dünya Fuarı’na konmak üzere bir duvar resmi ısmarlanmıştı. Resim, 1937 Haziran’ında fuardaki İspanya pavyonuna kondu. Guernica bir efsanedir ve 20. yüzyılın en ünlü resmidir. Özelde faşizmin, genelde savaşın acımasızlığına karşı sürekli bir protesto olarak görülür. Sivil halkı sindirmek için bombalanan ilk şehir Guernica olmuştu. Picasso’nun kişisel protestosu dünya çapında önem kazandı, Guernica adı tüm savaş suçlarını mahkum eden bir sözcük oldu. Picasso, gerçek olayı imgelerde canlandırmaya çalışmamıştır. Tabloda kent, uçaklar, patlama yoktur. Suçlanacak düşman yoktur, kahramanlık da yoktur. Protesto, bedenlerdedir: ellere, tabanlara, atın diline, annenin memelerine, gözlere sinen acıdadır.

 

Picasso, Boğa Başı, 1943. Picasso nesneleri birbirine dönüştürmeye 1930’ların ilk yıllarında başladı. Bisiklet selesi ve gidonları ile  bir boğa başı yapmıştır. Ayrıca bir oyuncak arabayı maymun yüzüne, tahta parçalarını insan figürlerine vb. çevirmiştir. Boğa Başı’nda Picasso selenin ve gidonun biçimini hiç değiştirmemiştir. Yaptığı şey, bunların bir boğa başı imgesini oluşturabileceğini görmek olmuştur. Zaten bu kuşağın gözünde “aslolan sanatçının yaptığıdır”.

Picasso, Boğa Başı, 1943.
Picasso nesneleri birbirine dönüştürmeye 1930’ların ilk yıllarında başladı. Bisiklet selesi ve gidonları ile bir boğa başı yapmıştır. Ayrıca bir oyuncak arabayı maymun yüzüne, tahta parçalarını insan figürlerine vb. çevirmiştir. Boğa Başı’nda Picasso selenin ve gidonun biçimini hiç değiştirmemiştir. Yaptığı şey, bunların bir boğa başı imgesini oluşturabileceğini görmek olmuştur. Zaten bu kuşağın gözünde “aslolan sanatçının yaptığıdır”.

 

  • Kübistler, baleyi özentili ve burjuva tipi bir eğlence olarak her zaman aşağılamışlardı. Panayır alanlarını ve sirkleri yeğliyorlardı. Ama 1917’de Jean Cocteau, Diaghilev için Geçit Töreni adlı balede perdenin, kostümlerin ve dekorların tasarımı için Picasso’yu ve besteci Erik Satie’yi kendisiyle çalışmaya ikna etti. Diaghilev’in kumpanyası Ballets Rousses on yıldır Paris’te çok tutuluyordu ve Rusya’da Çar’ın gözdesiydi (Diaghilev ve Ballets Russes’dan Çağdaş Sanata Varış 33’de bahsetmiştik). Oysa Cocteau’nun tasarladığı gelenekten kopmak ve “modern” bir gösteri yapmaktı. Geçit Töreni adı, sirki ve müzikholleri anımsatmak için seçilmişti; böylece burjuvazinin kötü ruhları kovulmuş oluyordu. Açılışta yapılan protestolara karşı Apollinaire, modern hareketin, sanattaki yeni ruhun savaşa karşı ayakta kalabileceğinin bir kanıtı olduğunu söylüyordu. Ayakta kalan bu ruha da süper-realizm ya da sürrealizm adını veriyordu. Modern hareketin bir sonraki evresinin böylece Apollinaire önceden koymuş oldu.
  • 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Kübist grup dağıldı, Braque, Derain, Léger, Apollinaire savaşa gittiler. Savaştan sonra Kübistlerin çoğu Paris’e döndü. 1914’e kadar onların yapıtları öncüydü ama savaştan sonra olaylar onların önüne geçmişti. Kübistlerin en entelektüeli Juan Gris (1887-1927) Kübist grubun dağılmasından sonra da Kübist resimler yapmaya devam etti..
  •  İyi bir sanatçı insanın hem dış görünüşünü hem de iç görünüşünü anlatmalıdır. Çünkü insan bir bütündür. Picasso, Apollinaire (1880-1918), Max Jacob (1876-1944) Kübizm’in dünya edebiyatındaki temsilcileridir.

 

Juan Gris, Zar, 1922.

Juan Gris, Zar, 1922.

  • Kübizm, resmedilen imgeyle gerçeklik arasındaki ilişkinin niteliğini değiştiren büyük bir devrimdir.
  •  Kübizm’in daha sonraki sanat, sinema ve mimarlık üzerindeki etkileri çok güçlü olmuştur.
  • Kübist akım bitmiyor, değişimlere uğruyor.
  • Kübizm, 20. yüzyılın en  etkili akımıdır. Kübizm’den birçok akım doğmuştur:
    * Neoplastisizm 1910’lar
    * Fütürizm 1909-1920’ler
    * Orphism 1912
    * Süprematizm 1913
    * Konstrüktivizm 1916
    * Kübistlerin arasından, Kübizm’in fazla dekoratif olmaya başladığını düşünen, Kübizm’in süsleme eğilimini tamamen reddeden, temiz ve net biçimleri yeğleyen bir grup çıkıyor. 1918 yılında prensipleri  Kübizm’den Sonra adlı kitapta Le Corbusier (1886-1965) ve Amédée Ozenfant (1886-1966) tarafından anlatılan Pürizm/Arıtıcılık, en sade şekillerin kullanıldığı, denge için matematiksel hesap yapan, iyice soyut bir tarz. Bloğumuzda Le Corbusier için ayrı bir bölüm olacaktır.

 

Amédée Ozenfant, Beyaz Sürahi, 1926.

Amédée Ozenfant, Beyaz Sürahi, 1926.

 

Prag 'da Kübist bir ev.

Prag ‘da Kübist bir ev.

 

Çağdaş Sanata Varış 18 | Realizm-Gerçekçilik

Evrende bizim bilincimizden bağımsız bir  gerçeklik olduğu görüşüdür.

19. yüzyılın ikinci yarısında Klasisizme ve Romantizme tepki olarak, bilimin gelişmesi ile doğmuştur. August Comte’un Pozitivizm felsefesine dayanır. Pozitivizm, neden-sonuç ilişkisine önem veren, doğayı ve insanları gözlem ve deneyle açıklamaya çalışan bir düşünce sistemidir. Realist sanatçılar bu yolu izlemeye çalışmışlardır.

  • Amaç, işin özünü tanımlamaktır.
  • Gerek Klasizmi, gerekse Romantizmi yapay bulurlar.
  • Konuyu arındırıp yüceltmezler.
  • İdeale yaklaşmaya çalışmazlar.
  • Konular gerçek yaşamdan alınmıştır.
  • Olağanüstü olay ve kişilere yer verilmez.
  • Konular, gözün gördüğü gerçeği yansıtırlar.
  • Çevrenin önemi ve etkisi kavranmıştır.
  • Doğa ve insan betimlemeleri ölçülüdür.
  • ‘Sanat için sanat’ anlayışına sahiptiler. Sanatı, toplumu değiştirme ve geliştirme aracı olarak görmediler.
  • Yapmacıksız bir üslüp kullanılmıştır.
  • Zariflik değil, gerçek önemsenmiştir.
  • Çoğunlukla çalışan sınıfı resmettiler.
  • Genelde karamsar
  • Ama, ‘halk eziliyor’ temasını da vurgulamıyorlar (Romantizm vurguluyordu).
  • Günlük yaşamı önyargısız yansıtmaya çalıştılar, nesnel bir akış açısı eserlere hakimdi.
  • İyiyi Klasizme yaklaşır diye almadılar.
  • Portrelerde ifade vardır (Klasikte yoktu).
  • Doğayı seviyorlar (Empresyonistlerle ortak).
Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Honoré Daumier (1808-1879).

Honoré Daumier (1808-1879).

 

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

  • Realist edebiyatın temsilcileri olarak Flaubert, Balzac, Stendhal, Zola, Tolstoy, Dickens, Gorki, London ilk akla gelenlerdir.
  • Osman Hamdi ve Halit Ziya Uşaklıgil de Realizm akımı sanatçılarıdır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 17 | Romantizm-Realizm Arasındaki Dönem

Realizm’e Giden Yol

BARBİZON EKOLÜ

  • 1830-1870 yılları arası, yer Fransa’da Barbizon köyü.
  • 1824 yılında  John Constable’ın eserleri Fransa’da sergilendi. Constable’ın eserlerinden etkilenen Jean-Baptiste Camille Corot, Théodore Rousseau, Jean-François Millet ve Charles-François Daubigny, Jules Dupré, Constant Troyon, Charles Jacque, Narcisse Virgilio Diaz, Charles Olivier de Penne, Henri Harpignies, Gabriel Hippolyte LeBas, Albert Charpin, Félix Ziem, François-Louis Français, Alexandre DeFaux doğa manzaraları yapmaya başladılar. Dramatik olayların anlatımını, şekilciliği reddettiler. Böylelikle Romantizmin baskın olduğu bir dönemde realizme giden yolun bir parçası oldular.
Jean-François Millet 1857'de yaptığı tabloda hasatta çalışan üç köylü kadını çizdi. Tablo hiçbir hikâye anlatmıyordu ya da bir dram betimlenmemişti. Sadece işlerini yapan üç kadın vardı.

Jean-François Millet 1857′de yaptığı tabloda hasatta çalışan üç köylü kadını çizdi. Tablo hiçbir hikâye anlatmıyordu ya da bir dram betimlenmemişti. Sadece işlerini yapan üç kadın vardı.

Théodore Rousseau’nun 1860 yılında yaptığı Odun Taşıyan Kadın adlı özel koleksiyonda yer alan tablosu.

Théodore Rousseau’nun 1860 yılında yaptığı Odun Taşıyan Kadın adlı özel koleksiyonda yer alan tablosu.

Jean-Baptiste Camille Corot, Sabah.

Jean-Baptiste Camille Corot, Sabah.

 

ÖN – RAFAELCİLER

  • 1848 yılında İngiltere’de ortaya çıkan akım.
  • Özellikle Rafael’den kaynaklandığına inandıkları “Büyük Tarz”ın (Grand Manner) suniliğine karşı çıkıyorlar.
  • “Rafael ve takipçileri güzellik uğruna gerçeği feda etti.
  • Rafael’den önceki dürüst sanata, Gotik ve 15. yüzyıldaki erken Rönesans sanatına geri dönülmelidir” diyorlardı. Ayrıca, Royal Academy of Art’ın kurucusu Sir Joshua Reynolds’ı da “gevşek” bulup eleştiriyorlardı.
  • Ön – Rafaelciler en küçük ayrıntıya bile özen gösterdiler.
  • Parlak renkler kullandılar.
  • Konuları doğa, tarih, Kutsal Kitap ve efsaneler oldu. Bu temalara mistik bir yaklaşım getirdiler.
  • Sembolistlerin öncüleri oldular.
John Everett Millais, 1852, Ophelia.

John Everett Millais, 1852, Ophelia.

Danta Gabriel Rosetti, 1869, Beatrice.

Danta Gabriel Rosetti, 1869, Beatrice.

William Holman Hunt, 1867, İzabel ve Bazil’in Kabı. Bocaccio’nun Dekameron öykülerinden biri ve John Keats’ın şiiri.

William Holman Hunt, 1867, İzabel ve Bazil’in Kabı. Bocaccio’nun Dekameron öykülerinden biri ve John Keats’ın şiiri.