Etiket arşivi: Raphael

Bizans İmparatorluğu 136|Bizans’ta Felsefe 2

  • Roma siyasal otoritesi gibi Bizans siyasal otoritesi de filozofların oluşturduğu yıkıcı potansiyel konusunda daima dikkatli davranmıştır.
  • Felsefe öğretimini kontrol altına almak için önce Atina’da doğrudan imparator tarafından finanse edilen kürsüler oluşturulur. Sonra da Beyrut, Atina ve İskenderiye gibi antikçağın retorik, hukuk ve felsefe alanlarındaki eğitim merkezlerini zayıflatmak amacıyla, İmparator II. Theodosius tarafından (401-450), 425 yılında Konstantinopolis Üniversitesi olarak bilinen kurum yaratılır.
  • Atina ve İskenderiye 5.-6. yüzyıllar arasında didaktik ve felsefi araştırma merkezleri olarak itibarlarını korumayı başarırlar.
  • Zıt bir felsefi amaca sahip olmalarına ilaveten siyasi ve dini meseleler karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olan Atina ve İskenderiye Okulları arasında sürekli olarak öğretmen değiş tokuşu olur.
  • Başta Hıristiyanlığa karşı daha az düşmanca tavırlar sergileyen, hatta daha sonra Hıristiyanlığa açıkça destek veren İskenderiye Okulu, siyasal açıdan merkezi iktidara karşı daha temkinli ve uzlaşmacıdır.
  • Atina Okulu’nun temsilcileri azimli paganlardır ve Platon’un Devlet’ini örnek alan bir toplumu desteklerler.
  • Atina Okulu, Justinyen tarafından 529 yılında bir emirname ile kapatılmış, emirnamede dini, kültürel ve siyasi yönler vurgulanmıştır.
Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda). Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda).
Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

  • 7.-12. yüzyıllar arasındaki Orta Bizans Dönemi’nde felsefe ile teoloji arasında gidip gelen bir durum vardır.
  • Bir efsaneye göre, Platon Hades’te İsa’nın vaaz ettiklerine ilk inanan kişiydi.
  • Ama bu dönemde bile Platon ve Aristo’nun otoritesine açıkça atıfta bulunulduğu ortamlar da az değildi.
  • Aristo’ya olan ilgi, 9. yüzyılda yaşanan ilk Bizans hümanizmi döneminde de devam etti.
  • Hem Yunan dönemi öncesi Doğu’nun ilmiyle hem de Hıristiyanlığın temel dogmalarıyla fikir birliğinde olan Platon lehine daha önce sergilenmiş olan ilgi vurgulanmış; dünyanın bir başlangıcının olmadığını savunan Aristocu doktrin Hıristiyan dogması ile uzlaştırılamayacağı için kınanmıştır.
  • Makedon Rönesansı’ndan (920-1057) itibaren Yeni Platoncu felsefe ile Aristoculuk’un destekçileri arasında tartışmalar yaşanır.
  • Farklı eğilimlere rağmen, Bizans teoloji-felsefe alanında ne tamamıyla klasik karşıtı yönelim ne de felsefi-akılcı yönelim baskın olmayı başarır.
  Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631. Fotoğraf: www.salvemariaregina.info


Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631.
Fotoğraf: www.salvemariaregina.info

  • 14. yüzyılda Nicephoros Chumnos ve Theodoros Metochites gibi dönemin ileri gelenleri Aristocu olmuşlardır. Bizans’ta felsefe alanında 15. yüzyılda, Georgios Gemistos Plethon’un Yeni Platoncu okulundan da bahsetmek gerekir.
  • 13.-16. yüzyıllarda, Bizans için, en belirleyici olay, Konstantinopolis’te Latin Krallığı’nın kurulmasıdır (1204-1261). Bu dönemde Bizans dünyası Batı’nın skolastik felsefesiyle doğrudan bağlantıya geçer.
  • Haçlı işgali, imparatorun prestijini kaybetmesi, Latinler’in başlıca düşman olarak görülmeye başlanmasıyla Helenizm ile yakınlaşmayla doğan yeni bir etik, yeni bir yönetim kuramı olarak Yunan felsefesinin, özellikle de Platonculuk’un dirilişi buradan kaynaklanmıştır. Ancak, düşünsel düzeyde kalan bu hümanist akım, dar entelektüel çevrelerde kalmıştır. Bizans halkının beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, bir teoloji çatışmasına dönüşmüştür. Aziz Aquino’lu Thomas’ın izinde ilerleyen, gerçeğin akıl yoluyla araştırılmasını savunan Calabria’lı keşiş Barlaam’ın görüşü, tefekküre ve çileye çekilerek Tanrı esinine aracıya gerek kalmadan kavuşulacağını ileri sürenler tarafından eleştirilmiştir.
  • Güney İtalya’daki Yunan manastırları özellikle 14. yüzyılda Bizans ile İtalyan hümanizmi arasında dindışı gelenek ve dini kültür arasında aracılık rolü üstlenir. Dominikenler, Thomas Aquinas’ın (1221-1274) yazılarını Doğu’da yaymak için ilk çabayı gösterenler olur.
  • Aquinas’a duyulan ilgi Aristo üzerine yapılan araştırmaları artırır.
  • Teolog Patrik Gennadios Skolarios (1403?-1472), Aquinas’ı Aristo’nun yorumcuları arasında en önemlisi ilan eder.
  • Doğu ile Batı Kiliselerinin birleştirilmesi için son bir kez daha gayret gösterilen Floransa Konsili’nin (1438-39) teolojik-felsefi temelleri büyük ölçüde bu etkiden kaynaklanır.
  • Patrik Skolarios’un Aristo yanlısı tutumu Bizans dönemi sonrası Ortodoks Kilisesi’nin, Platon öğretileri konusunda çok şüpheci davranan resmi ideolojisinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 135|Bizans’ta Felsefe 1 Platon, Aristo, Yeni Platonculuk

  • Geç Antik çağ felsefesi, Platon’un düşüncelerinin hakimiyeti altındadır.
  • 4.-6. yüzyıllar arası, Geç Antik ve Erken Bizans döneminde, iki büyük felsefe okulu olan Atina’daki Yeni Platoncu Okul ile İskenderiye’deki Aristocu Okul arasındaki çatışmalar bilimsel olmaktan çok siyasi ve dini sorunsallardan kaynaklanıyordu.
  • Hıristiyan Felsefesinin 400’lü yıllara kadar süren ilk dönemi Patristik Felsefe, bu tarihten sonra Ortaçağ’ın sonuna kadar süren ikinci dönemi Skolastik Felsefe deyimleriyle nitelenir. İlk döneme Platon’un, ikincisine Aristo’nun görüşleri hakimdir. Bununla beraber  Platon etkisi 1200’lü yıllara kadar devam etmiş ve ancak 13. yüzyılda Aquino’lu Thomas’la yerini Aristo’nun egemenliğine bırakmıştır.
Platon'un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution. Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Platon’un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution.
Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Bu aşamada Platon, Aristo ve Yeni Platoncuların teoloji ile ilişkilendirilebilecek kuramlarına kısaca bakarsak:

 

PLATON’a (MÖ 427 – MÖ 347) göre:

**Algılar dünyasının ötesinde değişmeyen bir gerçeklik var.
**Ruh bir tanrısallık ama bedene hapsolmuş. Zihnin muhakeme gücü arındırılırsa tanrısal konumunu yeniden kazanabilir. Tanrı ile Ruh akrabadır.
**Mağara Alegorisi’ne göre, insan yalnızca ezeli gerçeklerin mağaranın duvarındaki titrek ışıldamalarını algılar. Ancak zihnini tanrısal ışığa alıştırırsa aydınlanma ve özgürlüğe kavuşabilir.
**İdealar Öğretisi’ne göre, idealar tam, sürekli ve etkili gerçeklerdir. Her bir genel kavrama karşılık gelen bir idea vardır. İyi ideası hepsinin üstündedir. Bu dünyanın şeyleri idealardan pay alır, onları taklit eder. İdealar üstün formlardır.
**Tanrısal dünya durağan ve değişmezdir. Yunanlar, devinim ve değişmeyi daha aşağı bir gerçeğin işaretleri sayarlar. Değişmezlik, süreklilik, hep aynı kalmak daha üstündür. Dolayısıyla en mükemmel hareket döngü hareketidir.
**Tanrısal formlar “orada, uzakta” değil, özün kendi içindedir.
**Platon’un güzellik ideasının Teistler’in tanrısı ile çok ortak yönü vardır. Teizm ya da Tanrıcılık, en geniş tanımıyla en az bir Tanrı’nın var olduğu inancıdır. Kişisel, mevcut ve aktif olarak evrenin kuruluş ve yönetiminden sorumlu bir Tanrı betimler. Tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Bu görüşleri benimseyenlere Teist denir.
**İnsanoğlu, bozulmuş tanrısallıktır.
**Evren, esas olarak rasyoneldir.
**Erdemli insanın tanrısallaşması olanaklıdır. Stoacılar da aynı görüştedir.
**Demiurgos, evrenin mimarı, insanlar için imal eden, yaratılmış olana biçim verendir.
**İyi toplumun, filozofun sıradan insanlara kabul ettireceği, akılcı ilkelerle yönetilmesi gerekir.

ARİSTO’ya (MÖ 384-MÖ 322) göre:

**Hiç kimse gerçeği tam olarak kavrayamaz.
**Formlar önsel, bağımsız bir varlığa sahip değildir.
**İlk hareket ettirici ezeli, hareketsiz, tinsel, saf bir varlıktır. Maddesel bir yanı yoktur, çünkü madde eksik ve ölümlüdür. İlk Hareket Ettirici, evrendeki bütün devinimin kaynağıdır. Dünyayı o yaratmamıştır. Bu, ona hiç yakışmayan değişmeyi, dünyevi bir eylemi içermektedir. O, evrenin varlığına kayıtsızdır: Kendinden aşağı hiçbir şeyi düşünemez. Dünyayı yönetmez, yol göstermez, yaşamımıza müdahale etmez. İnsani öz taşımaz. Zaman dışıdır. Yüce Varlık kendisini tarihte ortaya koymamıştır, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacaktır.
**Akıl insanı tanrı ile akraba kılar. İnsanın aklı tanrısal özelliklidir. İnsanın görevi, aklını arındırarak kendisini ölümsüz ve tanrısal kılmaktır.
**Bilgelik (Sophia), insani erdemlerin en yükseğidir. Bilgeliğe tefekkür (theoria) ile ulaşılır. Tefekkür, disiplinli bir sezgidir, ona yalnızca mantıkla ulaşılamaz ve çok az insan bunu başarabilir.

PLATON-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Her iki filozof da tanrının tamamen duygudan uzak, acı çekmeyen, değişmeyen, ulaşılamaz, sükûnet içinde, zarar verilemez olduğunu öne sürüyor. Bu özellikler Yunan ve Hıristiyan tanrı inancında vardır. Yunan düşüncesinde tanrı ile insan aynı soydandır. Tanrı, uzak ve aşkındır. Tefekkür konusunda da ortaklaşırlar.

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay). Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay).
Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

YENİ PLATONCULUK VE PLOTİNUS (M.S. 205–270)

Yeni Platonculuk, Plotinus’un çalışmalarıyla başlar.
İmparator Justinyen’in Platon’un akademisini  529′da kapatmasıyla Platonik felsefe sürecinin bittiği kabul edilir.
Platon ve Aristo’nun öğretilerini uzlaştırarak oluşturulmuş felsefi bir akımdır. Yeni Platonculuk mistik veya dini unsurlarla tanımlanır.
Platon’a bir mistik olarak ilgi duyarlar. Platon’un öğretileri ruhu vücut cenderesinden kurtarıp, ruhun tanrısal aleme yükselmesine olanak tanıyordu. Bir filozof tanrıya benzediği için kendi çabasıyla tanrısal aleme yükselebilirdi. Tanrı, durağan ve uzaktır.

** Platon’un önerdiği gibi ruh bir arınma süreci yaşamalı ve tefekküre başlamalıdır.
**İçgüdüsel bilgi önemlidir.
**Tanrı Herşey ve Hiçbir şeydir. Tanrı var olanların hepsidir.
**Üçlemesi: Bir, Zihin ve Ruh.
**Bir’in cinsiyeti yoktur, fiziksel varlığa sahip değildir, bize karşı ilgisizdir. Kendisini bize göstermediği gibi, yol da göstermez.
Üç semavi dini, T. S. Eliot ve Bergson’u da çok etkilemiştir.

PLOTİNUS-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Yüce Varlık zaman dışıdır. Aldırışsızdır, dünya işlerine karışmaz. Kendisini tarihte ortaya koymamış, dünyayı yaratmamış, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacak.
Tanrı, bütün varlıkların İlki’dir.

 

 

Bizans İmparatorluğu 40 | El Yazmaları ve Eğitim 3

  • Bizans’ın üst sınıfları sadece güç ve prestij sahibi değildi, aynı zamanda oldukça kültürlü bir sınıftı. Öğrenmeye çok düşküdüler ve güzel şeylerden anlarlardı. İyi bir eğitim Bizans’da en önemli, en değerli erdemlerden sayılırdı. Eğitimsiz olmak bir utanç nedeniydi. Bizanslı kendisini tahsilli, bütün barbar dediklerini ise cahil bilirdi. Gramer ve klasik Yunanca’nın doğru kullanımı önemliydi. İncil’den sonra Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı en yaygın bilinen eserlerdi. Epik şiir, tarih, dini şarkılar, müzik, mimari önemsenen konulardı.
  • 354 yılında Konstantinopolis’te kurulan, 475-6 yılında 120.000 civarında cilde sahip olan İmparatorluk Kütüphanesi bir yangınla yok oldu.
  • İmparator Julianus 360’da tekrar paganlığa döndü ve Helios’a taptı. Julianus Apostata, dönek, olarak anıldı. Felsefeciydi. El yazması mektupları İstanbul’da, Patrikhane’dedir. 363 yılındaki İran Seferi’nde, muhtemelen kendi ordusundaki bir Hıristiyan’ın attığı mızrakla öldü. (Gore Vidal Julianus Apostata adlı bir roman yazmıştı.) Enis Batur, bu imparator için, Anadolu Yarımadası’nın kadim kitap beyidir, diyor.
  • Abbasi Halifesi Memun (813-833), Bizans İmparatoru Theophilos’a bir mektup gönderip, felsefe bilgisi ile ünlü matematikçi Leon’u kendisine göndermesi halinde imparatora altınla ödeme yapmayı ve barış antlaşması imzalamayı teklif etmiş ama imparatoru ikna edememiştir.
13. yüzyıla tarihlenen Skylitzes El Yazması’nda masa başında oturan öğrenciler, önlerinde kitapları ders görmekte. Ellerinde kitaplarıyla ayakta duran öğrenciler ise kürsüde oturan hoca ile müzakere etmekte. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

13. yüzyıla tarihlenen Skylitzes El Yazması’nda masa başında oturan öğrenciler, önlerinde kitapları ders görmekte. Ellerinde kitaplarıyla ayakta duran öğrenciler ise kürsüde oturan hoca ile müzakere etmekte.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

  • 4. yüzyılda Augusteion’un batı yönünde bir kitaplık, iç avluya sahip bir bazilika ve sekizgen (oktagonal) bir yapı inşa edilir. Bu yapı topluluğu, Konstantinopolis’teki yüksek okula aittir. Şehir başkent olunca çok sayıda bilim adamı buraya gelir veya getirtilir ve şehir, imparatorluğun bilim merkezi olur.
  • Laik ve dini öğretim ayrı okullarda yapılır. Laik olanlar devlet, dini olanlar Patriklik makamı tarafından yönetilir.
  • Yüksek okul, II. Theodosius (408-450) zamanında, 425 yılında günümüz Beyazıt Meydanı yakınındaki Kapitol’e taşınır. Bu dönemde üniversitede hukuk, felsefe, belagat (güzel, düzgün ve yerinde söz söyleme sanatı), Yunanca ve Latince okutulur. Bizans’ta memur olabilmek için hukuk eğitimi almış olmak gerektiğinden hukuk eğitimine ağırlık verilirdi.
  • Roma Hukuku ile olan yakın ilişkisinden ötürü Latince, Orta Bizans Dönemi’ne kadar çok önemsenmiştir.
  • 532’deki Nika İsyanı’nda yapıların çoğu yanar. İmparator Justinyen (527-565), Sultanahmet’teki yapı topluluğunu yeniden inşa ettirir. Bazilikanın altına da Yerebatan Sarnıcı’nı yaptırır. Justinyen zamanında öğrenim beş yıla çıkar.
Atina Okulu, Raphael, 1509-12. Roma, Vatikan, Stanza della Segnatura. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Atina Okulu, Raphael, 1509-12.
Roma, Vatikan, Stanza della Segnatura.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

  • Retorik ve felsefe eğitimi kaçınılmaz olarak paganlığa yakın olduğundan Bizans İmparatoru Justinyen 529 yılında Platon’un Atina’daki Akademia’sının kapanması emrini vermişti.
  • Konstantinopolis’teki üniversite, Phokas zamanında (602-610) kapatılır.
  • Heraklius (610-641) tarafından Sultanahmet’teki eski yerinde tekrar açılır.
  • Orta ve Geç Bizans dönemlerinde yüksek eğitim veren okullar, şehrin çeşitli bölgelerine dağılır.
  • Orta Bizans Dönemi’nde Basileos Stoa’da felsefe dersleri de verilir.
  • 7.-9. yüzyıllar arasında Konstantinopolis’te eğitim darbe yer.  İskenderiye, Antakya ve Beyrut’taki okullar Müslümanların eline geçer. Konstantinopolis’teki üniversite de bu dönemde zayıflar.
  • Üniversite hocalarının özel ders verme hakları yoktur, tüm gün okulda çalışırlar.
  • VII. Konstantin zamanında (913-959), çağın bütün bilim dalları okutulur; kamu görevlileri üniversiteyi bitirenlerden seçilir,  eğitim tekrar yaygın hale gelir.
  • 14. ve 15. yüzyılda öğrenim son canlanışını yaşarı ama artık İmparatorluk yavaş fakat kesin bir şekilde çökmeye başlamıştır. İşte bu dönemde Bizanslılar kendilerine eskiden olduğu gibi Helen demeye başlarlar.