Etiket arşivi: Puşkin Müzesi

Şiddet 79| Kültür Mirasına Yönelik Şiddet 1

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Arkeolojik kazı alanları ve koruma bölgelerinden, müzelerden, müzelerin depolarından kaybolan, yağmalanan, yok edilen veya çalınan eserler konumuza giriyor. Kültürel mirasa karşı işlenen suçlar hırsızlık, Vandalizm ve köktencilik gibi farklı eğilimlere dayanıyor.
  • Atina’daki Parthenon yaklaşık 2500 yıl önce Athena Tapınağı olarak inşa edildi. 500’lü yıllarda Bakire Meryem Kilisesi olarak hizmet verdi. 1687 yılındaki Venedik kuşatması sırasında barut deposu olarak kullanıldı. Büyük bir patlama ile çatısı uçtu ve heykellerinin çoğu tahrip oldu. Arkeologlar elde kalan heykellerin tekrar yapıda yerlerine konamayacağını söylüyorlar. Zaten 1801 yılında İngiliz elçisi Lord Elgin geriye kalan heykellerin yarısını, iddiaya göre Osmanlı yetkililerinin bilgisi dahilinde ve onların izniyle, İngiltere’ye nakletti. Heykeller 1807’de Lord Elgin’in geçici müzesinde sergilendikten sonra 1817’den itibaren British Museum’da yerlerini aldılar. 1980 yılından bu yana Yunan hükumetleri heykelleri Atina’ya geri getirmeye çalışıyor. Bizim Bergama Sunağı, Troya Hazineleri ve daha pek çok yurtdışına kaçırılmış eserler için verdiğimiz savaş da kamuoyu tarafından yakından izleniyor.
  • Başta İngilizler olmak üzere Avrupa aristokrasisi 19. yüzyıl sonlarına kadar Eski Mısır yapıtlarında bulup çıkardıkları mumyaları sağlıklarına iyi geldiği inancı ile toz haline getirip içmişler.
  • Define arayıcılarının yol açtığı zararlar insan eliyle verilen zararlara ibretlik örneklerdir.
İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor. Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.  Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor.
Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.
Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

  • Heinrich Schliemann 1870 yılında Çanakkale’de kazılara başladı. 40 metre genişliğinde 17 metre derinliğinde bir çukur açarak birçok arkeolojik katmanı tahrip etti. Buraya Schliemann Yarması adı verildi. Schliemann 1873 yılında Hisarlık Tepesi’ndeki en eski ikinci yerleşim katmanına ait iki sur duvarı arasında 8831 parçadan oluşan büyük bir hazine buldu. Schliemann hazineden birkaç parçayı Osmanlıya verdi, gerisini Almanya’ya kaçırdı. İkinci Dünya Savaşı sonrası hazine çeşitli ülkelere dağıldı. Rusya elindeki eserlerin bir kısmını St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde, 1993 yılından itibaren de Moskova’daki Puşkin Müzesi’nde sergilemeye başladı. ABD’de Pennsylvania Müzesi’nde ve New York Metropoliten Müzesi’nde; Almanya’da Schmuckmuseum Pforzeim’da; Londra’da British Museum’da da sergilenmekte olan Troya hazinesi eserleri var. ABD’nin ülkemize iade ettiği parçalar Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Rusya iade talebimizi reddetti. Troya Müzesi 2018 yılında açıldığında yurtdışına kaçırılan eserlerin fotoğrafları ve bilgileri ile ülkemize getirilmesi için bir kamuoyu oluşturmak amacıyla müzede yerlerini alacak.
  • 2001 yılında Taliban’ın Orta Afganistan’da 1500 yıl önce Bamiyan Vadisi’nde kayalara oyulmuş iki Buda heykelini havaya uçurması kültürel mirasa yönelik şiddetin çok tepki çeken örneklerinden biri olmuştu. Gandhara antik krallığı eseri olan iki dev Buda heykeli (küçüğü MS 507, büyüğü MS 554 yılında yapılmıştı), Taliban tarafından önce top ateşiyle, başarılı olamayınca dinamitle 2001 yılında yıkılmıştı. 2015 yılında heykeller Çinli bir çiftin Afgan hükumetine hediye ettiği projektörle hologram olarak yerlerine konulmaya başladı.
  • Mao döneminde (1945-1976) manastırların bir kısmının yerle bir edildiği bilinir. Bu, dinin halkı uyutmasını önlemek için alınan tedbirlerden biriydi.

 

 

Bizans İmparatorluğu 34 | Bizans İmparatorluk Giysileri

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan  Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı. Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu. Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh'a verilmiştir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı.
Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu.
Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh‘a verilmiştir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Diokletianus erguvani rengi sadece imparator ailesine tahsis etti. Erguvan rengi boya oldukça ender bulunan, dikenli deniz salyangozundan elde edilebildiğinden, en pahalı ve en nadir malzeme olan bu renk giysileri kullanma hakkı yalnızca iktidardaki aileye verilmişti (Imperial purple). Erguvani ipeği halktan birinin giymesinin cezası ölümdü. Ama Kilise’nin yüksek rütbelileri kullanabilirdi.
  • İpek tüccarları yabancılara mor boya ile onu oluşturan renkli boyaları, bunların imparatorluk dışına çıkartılmasına engel olmak amacıyla, satamazlardı. İpek tüccarları loncasına kabul edilebilmek için meslekteki 5 üyenin referansı gerekirdi. Ham ipek tüccarları ticaretlerini kendilerine ayrılan kamu yerlerinde ve herkese açık bir biçimde yapmaya zorunluydular. Ham ipek tüccarlarının ipek giymesi ve mor ipek boyası yapması yasaktı. Bu renk giysiler çok pahalıydı. Ancak yine de Bizans işi sağlama almış ve yasal kısıtlamalar getirmişti. İmparator VI. Leon devrinde yazılmış Praefectura Kitabı‘ndan anladığımıza göre başta erguvani ipek olmak üzere “yasaklanmış malların” barbar ulusların eline geçmemesi için çeşitli tedbirler alınmıştı.
  • Gerçekte, kumaş halinde ipek ve ipek giysiler düzenli olarak ülke dışına gönderiliyordu. 8. yüzyılda üst düzey yabancılar arasındaki kaftan modası bunun en iyi kanıtıdır. İpek eşya, imparatorluk tarafından, diplomasi çerçevesinde sunulan armağanlar olarak dolaşımda kaldı.
  • Sasani kökenli bir motif olan simurg, Bizans dokumalarında, heykel sanatında, kemik sandıklarda yaygın olarak kullanılmıştır.
Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945. Puşkin Müzesi, Moskova. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945.
Puşkin Müzesi, Moskova.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz. Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz.
Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

  • Justinyen zamanında Roma toga’sı yüksek sınıfların giysisi olmaktan çıktı, yerine uzun, gösterişli brokar giysiler kullanılmaya başlandı. İmparator giysileri altın ve gümüş tellerle işlenmiş ve taşlarla süslenmiş olduğu için ağır olurdu.
  • Dalmatika, üst sınıflar tarafından ve özel törenlerde giyilen bir çeşit dış giyimdi. 6.-10. yüzyıllar arasındaki dalmatikalar Ravenna mozaiklerinde İmparator Justinyen tarafından giyilen cüppe şeklinde karakterize edilebilir.  Bu bir tunik veya gömleğin üzerine giyilir ve genellikle kemerli olurdu. Dalmatika için genellikle sert kumaşlar kullanılırdı. Kalın kumaşın üstüne genellikle süs olarak inciler ve değerli madenlerden şeritler konur ve madalyonlar iliştirilirdi. Ve bu sebeple alt sınıftan olan kimseler için oldukça pahalı bir kıyafetti. 10.-13. yüzyıllar arasında dalmatikalar en yaygın üst sınıf Bizans giysileri oldu. Bu dönemde giysi boyu yere kadar uzadı ve kollar biraz daha geniş oldu. Bunlar kemerli ya da kemersiz olarak giyilebiliyordu. Boyunun uzamasına rağmen yırtmaçlarla yürümeye uygun hale getirildi. Bu tip dalmatikaların bazıları düğmeler ile tutturularak önden kapanabiliyordu. Dalmatika, üst sınıf kadınlar tarafından da giyildi.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Bizans’ta erkek iç giysisi diz altında biter, kadınınki yere kadar uzanırdı. Hem erkekler hem kadınlar, iç giysinin üzerine, kumaş atarlardı. Bu kumaş dikişsiz olurdu ve himatyon denirdi. Kumaşın dökümünün bolluğu zenginlik göstergesiydi. Kumaş, Frigler’den beri bilinen, fibula denen bir nevi çengelli iğne ile tutturulurdu. Himatyon, bir elle de tutulurdu. Tablion adı verilen, genellikle 30×30 veya 50×50 cm büyüklüğünde, saray görevlileri ve imparator giysilerinde en gözalıcı kumaştan yapılan süsleri vardı. Tablion bazen etek ucuna doğru da uzardı. Bazen aplike edilmiş çift tablion kullanılırdı. Himatyonların işlemeleri, 6.-7. yüzyıldan sonra taşlarla süslendi. Tören kıyafetlerine Sasani etkisi yansıdı. Loros adı verilen, içi kırmızı ipek, işli, uzun bir parça imparator, imparatoriçe giysisi üstüne sarılırdı. Kutsala dokunurken eller himatyon ile kapatılırdı. Sakkos denen, kaftana yakın bir kıyafetleri vardı.
  • Birbirine teğet daireler içinde iki sırt sırta aslan motifini çok severlerdi.
  • Pek çok saç modeli vardı. İmparatorluğun son dönemlerinde türban benzeri ve kenarı kürklü şapkalar moda olmuştu.
  • Kısa pelerinler (chlamys) yarım daire şeklinde kumaştan kesilmiş parçalardı. Genellikle arkadan kalça mesafesine kadar inip üzerinde inci ve değerli taşlarla bezenmiş şeritler olurdu. Pelerinin aynı zamanda gücü sembolize etme gibi bir özelliği de vardı. Rahat hareket imkanı olması açısından omuzlara iğnelenerek kullanılırdı. Daha sonraları generaller de pelerin kullanmaya başladılar.
  • Romanos IV. Diogenes’in, büyük zorlukla taşıyabildiği, ağır bir giysi giydiği, giysiyi ne ayaktayken düzgün tutabildiği, ne de içinde oturabildiğini anlatan 1071 tarihli bir belge vardır.
  • Aleksios I. Komnenos, askeri bir zafer sonrası komutanına, bizzat kendisinin giymiş olduğu cüppeler ve pahalı imparatorluk himatyonları hediye etmişti.
  • III. Mihael Komnenos para bulmak zorunda kaldığında, bazısı som altından yapılmış, bazısı altınla işlenmiş resmi imparatorluk giysilerini eritme yoluna gitmişti.
  • 14. yüzyılda aristokratlar, İsa ve Meryem’den bile daha parıltılı giysiler içinde betimlenmiştir.