Etiket arşivi: Psikoloji

Şiddet 54| Aile İçi Şiddet 2

Kız ve Balon, Banksy, 2003. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kız ve Balon, Banksy, 2003.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şiddet içeren ortamlarda büyüyen çocukların:

Bilişsel işlevleri bozuluyor.

Çocuğun kendini kontrol becerisi olumsuz etkileniyor.

Şiddetin, yapanın yanına kalacağı, şiddetin geçerli bir yöntem olduğu zannediliyor.

Şiddet, şiddeti doğuruyor.

İsimsiz (detay), Candeğer Furtun, 1994-96. Sanatçı bu seramik serisinde, dokuz tane çıplak insan bacağını fayans kaplı bir sıra üzerine yan yana yerleştirmiştir. Bu manzara, bir toplu taşıma aracındaki, bekleme odasındaki, ya da başka kamusal veya özel alanlardaki oturuşları çağrıştırabilir. Oturur vaziyette iki yana açılmış bu erkek bacakları, eril güce ve dışlayıcı taktiklerine işaret etmektedir. Candeğer Furtun, oturuş tarzı ile cinsiyet meselesini incelterek izleyiciye yansıtmaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. İstanbul Bienali, İstanbul Modern, 2017.

İsimsiz (detay), Candeğer Furtun, 1994-96.
Sanatçı bu seramik serisinde, dokuz tane çıplak insan bacağını fayans kaplı bir sıra üzerine yan yana yerleştirmiştir. Bu manzara, bir toplu taşıma aracındaki, bekleme odasındaki, ya da başka kamusal veya özel alanlardaki oturuşları çağrıştırabilir. Oturur vaziyette iki yana açılmış bu erkek bacakları, eril güce ve dışlayıcı taktiklerine işaret etmektedir. Candeğer Furtun, oturuş tarzı ile cinsiyet meselesini incelterek izleyiciye yansıtmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. İstanbul Bienali, İstanbul Modern, 2017.

Aidiyet duygusuna sahip kişinin, şiddete yönelmede kendini sınırladığı, dürtü kontrolü geliştirebildiği biliniyor.

Selçuk Üniversitesi tarafından, Konya’daki üç üniversitenin 1579 öğrencisiyle yapılan araştırmada:

Kızların erkek öğrencilere göre aidiyetinin daha yüksek olduğu;

Çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapan ailelerde aidiyetin çok çok düşük olduğu;

Kardeş sayısı arttıkça (üç çocuk ve üzeri) aidiyetin azaldığı;

Anne-babanın birlikteliğinin aidiyeti artırdığı;

Annesi ölen kişilere nazaran annesi sağ olanların aidiyetinin daha yüksek olduğu;

Babanın ölü ya da sağ olmasının aidiyet konusunda bir fark yaratmadığı;

Gelir seviyesi ile aidiyet arasında ilişki olmadığı;

Annenin çalışmasının aidiyeti etkilemediği;

Sürekli tartışma, saldırganlık ve şiddetin aidiyeti olumsuz etkilediği;

Şiddete maruz kalanlarda ya da tanıklık edenlerde aile aidiyetinin çok çok düşük olduğu;

Şiddetin sıklığı arttıkça aidiyetin iyice zayıfladığı;

Özel günlerin kutlanmasının aidiyeti artırdığı;

Başarılarından dolayı ödüllendirilen kişilerin aidiyetinin çok güçlü olduğu;

Hep kontrol eden ebeveynin, aidiyeti olumsuz etkilediği tespit edilmiş.

 

Duygu sağırlığı veya duygu körlüğü anlamına gelen aleksitimi adlı psikiyatrik bozukluğa sahip olanlar listesinin başında çocukluk döneminde aile içinde yetersiz sosyalleşen, ilgi ve şefkat göremeyen kişiler geliyor. Duyguları tanıyamayan, ifade edemeyen, söze dökemeyen; sevincini, üzüntüsünü, sevgisini, öfkesini belli edemeyen kişilerin beyinlerindeki iki yarım küre arasında iletişim noksanlığı oluşuyor. Eğitim düzeyi düştükçe de uygun kelime bulma zorluğundan aleksitimi artıyor. Psikoterapi yapılmadan atlatılamayan bu durumun tanısı için Toronto Aleksitimi Ölçeği geliştirilmiş.

 

 

Avustralya’da çocuk istismarıyla ilgili yürütülen beş yıllık bir araştırma, ülkede kiliseler, okullar ve spor kulüpleri gibi birçok kurumda on binlerce çocuk istismarının yaşandığını; faillerin büyük bir bölümünün din görevlileri ve öğretmenler olduğunu ortaya koydu.

 

Dünyada okul çağındaki 732 milyon çocuğun yarısı okullarda fiziksel cezanın tam olarak yasaklanmadığı ülkelerde yaşıyor.

Dünya genelinde 130 milyon öğrenci okulda zorbalıkla karşılaşıyor.

Gerekli önlemler alınmazsa 2030 yılında yaklaşık 2 milyon çocuk ve ergenin şiddet nedeniyle öleceği tahmin ediliyor.

300 milyon çocuk, aileleri ya da bakıcıları tarafından disiplin amaçlı ceza görüyor ve bu çocukların 250 milyonu fiziksel yollarla cezalandırılıyor.

Dünyada 1-19 yaş aralığındaki yaklaşık 15 milyon kız çocuğu, yaşamlarının bir noktasında cinsel ilişkiye ya da başka cinsel eylemlere zorlanmış.

Yetişkinlerin davranışlarının değiştirilmesi, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler, şiddeti mazur gören toplumsal ve kültürel normlar, yetersiz politikalar ve yasal düzenlemeler, mağdurlara yönelik hizmetlerin yetersizliği, şiddeti önleyen ve bu olguya tepki veren etkili sistemlere yapılan yatırımların sınırlılığı gibi faktörlerin çocuklara yönelik şiddete katkıda bulunduğu UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından tespit edilmiş.

Şiddet deneyimi yaşamış çocuklara ilişkin yönlendirme, danışma ve tedavi hizmetlerini verecek sosyal hizmet uzmanlarının eğitilmesi; çocukların, ebeveynlerin, öğretmenlerin ve halkın farklı biçimlerdeki şiddeti tespit edecek şekilde eğitilmesi, şiddet olaylarını rahatça dile getirip bildirebilecekleri şekilde güçlendirilmesi UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü’nün korunma önerileri arasında yer almakta.

 

 

Felsefe Denen Şey Ne Ki?

Giriş 2

www.eskisehiryenigungazetesi,com.tr

www.eskisehiryenigungazetesi,com.tr

  • Batı felsefesi tarihi çok kabaca iki döneme ayrılabilir: İlk dönem bilge olmak istenen dönemdir. Antik Çağ. // İkinci dönemde ise bilgin olmak istenir. Modern Çağ.
  • Bilge kişi mutsuzluktan, bunalımdan, endişeden, düş kırıklıklarından, kıskançlıktan, beklentilerden, her türlü pişmanlıktan kurtulmuştur. Serinkanlıdır, kaygılanmaz. Bilge kişiliği bir idealdi.

Mutluluk Sorunu

  • Platon’a göre zihnimizin entelektüel tarafı hakikati düşünmek için yaratılmıştır ve insanın en büyük mutluluğu budur.
  • Aristo’ya göre insan öğrenmek için yaratılmıştır. Bilmek ister ve ona en büyük mutluluğu sağlayabilecek şey bilgidir.
  • Mutluluk veren zevkin temel kaynağı beden, cinsellik ve beslenmedir. Öğrenme zevki, akıllı olma, keşfetme, anlama zevki….de vardır.
  • Epikür’e göre insanın kendisini rahatsız eden, kaygılandıran, korkutan şeylerden kurtulması gerekir:
    *Tanrılardan korkmamak,
    *Ölümden korkmamak,
    *Arzuları düzene koymak, ulaşılamayacak şeyler istememek,
    *Acıya tahammül etmek, mutlu/huzurlu yaşamı sağlar.
  • Açlık, susuzluk, uykusuzluk, yorgunluk hissetmemek, acısız rahatlık, acının olmadığı sakin bir zevk=yaşama zevki.
  • Hoş ve canlı durumları hissetmek: Yemek, içmek, sevişmek, dans etmek, uyumak; hareket halinde, gerilimlerden ve hazlardan oluşan zevk=yaşama zevki.
  • Stoacılara göre insanın ruhuna/iradesine kimse ilişemeyeceği için insan, ruhun kalesinde özgür ve mutlu yaşar. Beden acı çekse de mutluluk mümkündür.
  • Kiniklere göre mutluluğa giden en kısa yol doğaya uygun yaşamaktır.
  • Septiklere göre bilgeliğe ve mutluluğa götüren herşeye temkinli yaklaşmak, kuşku duymaktır.
  • Hıristiyanlıkla birlikte ideal olan bilge değil dindar oldu. Dünya mutluluğu dindar insanı hiç ilgilendirmez. Ahreti kazanmak mutluluğun en yüce biçimidir.
  • Hıristiyanlıkla birlikte odak artık insan değil Tanrı’dır.
  • Ortaçağ’da felsefe dine araçlar, fikirler ya da kavramlar sağlamıştır.
  • Rönesans ile ideal figür bilgin olur. Artık felsefeyi ilgilendiren mutluluk değil, hakikattir.

Hakikat Sorunu

  • Felsefe akıl, mantık ve kanıtla ilgili bir faaliyet olur.
  • Modern felsefeyi yönlendiren bir doğru fikirler sistemi inşa etmektir: Dünyayı bütün yönleriyle anlama girişimi. Gerçekliği düşünce yoluyla, mantıksal, akılcı biçimde kavramak amaçlanır.
  • Gerçek ve doğru fikir açıklanabilir fikirdir. Fikirler sözcükler aracılığıyla ifade edildiği için dilin rolü çok önemlidir. Akıl yürütebilmek dilden yararlanabilme yeteneğine bağlıdır.
  • Felsefe sözcüklerden ve bunları sorgulama biçimlerinden geçer.

Sayısız Yollar

  • Felsefe tek bir etkinliktir ama çok sayıda gelişme biçimi ve düşünce alanı vardır.
  • Metafizik felsefenin gerçekliğin en temel noktalarını sorgulayan dalıdır. Nedenleri araştırır.
  • Mantık kanıtlamalarla ve akıl yürütme biçimleriyle ilgilidir. Yüz yıl önce felsefeden ayrılmış, matematiğin bir dalı haline gelmiştir.
  • Psikoloji, ruhun araştırılması, ruhbilim de, mantık gibi, zaman içinde felsefeden ayrılan bir alandır.
  • Bir de, Antik Çağ’dan günümüze gelişimini sürdüren ve çağdaş filozofların çoğunun ilgilendiği  ahlak ve siyaset felsefesi vardır. Tüm ahlak sorunları insanlarla ilişkide olmamızla ilgilidir. Siyaset felsefesi kamusal sorunlarla ilgili kararların nasıl alınacağı konusudur.
  • Evrensel olan, hakikat fikridir. Bir fikir gerçekten doğru ise evrenseldir.

 

Maske

Eski çağ aktörlerinin oynadıkları rolü belirtmek için giydikleri, Latincede, oyuncu maskesi anlamına gelen persona, Jung’un adlandırmasıyla, egonun, gerçek niteliğini toplumdan saklamak amacıyla yarattığı kamusal çehredir, maskedir. Daha basit söylersek, persona  başka insanlarla ilişki kurmak için taktığımız maskedir. Bir takım tehlikelerden sakınabilmek, bir takım şeyleri elde edebilmek için toplumun istediği kişiliğe bürünüyoruz. İşte bu role persona diyor Jung. Persona, çevremizdekilerin görüp tanıdığı yanımızdır. Persona, dünya ile ilişkilerimizi sağladığımız bir gerekliliktir, ilişkilerimizi basitleştirir ve onları daha hoş kılar.

Bu maskeyi bilinçli veya bilinçdışı takınabiliriz.

Başkalarını etkilemek, gerçek doğamız olduğunu düşündüğümüz yönümüzü gizlemek istediğimizde bu maskeyi takarız. Maskenin biçimi, anne babaların, öğretmenlerin, akranların beklentilerine, koşullamasına bağlıdır. Persona, savunmasız egoya bir ölçüde koruma sağlar. Bir kültüre uyum sağlayabilmek, bir işi yapabilmek için personaya ihtiyaç duyarız.  Sorun, kişi persona ile bütünüyle özdeşleştiğinde ortaya çıkar. Bu durumda kişi, maskeyi indirmekten korkar olur. Böyle bir kişilik nevroz geliştirmeye yatkın hale gelir, hayatın daha geniş yönlerini görememe söz konusu olur.

Jung, personanın bireyin gerçek olduğuna inandığı bir tür sahte kişilik olduğunu söylemiştir. Jung’un tanımına göre persona bir dış kişilik.  Herkesin  bir de iç kişiliği var.  Anima, erkeğin kişiliğindeki bilinçdışı kadın yönün; animus ise, kadının kişiliğinde bunun eşdeğeri olan erkek yönün kişileştirilmesi olarak tanımlanır. Kişiliğin bu bilinçdışı yönleri, davranışı ve personanın karakterini belirler.

İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır. Bunlar arketiplerdir. Psikolojide ilk defa Carl Gustav Jung (1875-1961) tarafından kullanılmıştır ve  arketip kavramını çözmesi onu Freud’tan ayıran noktalardan biridir..

Bebeklik dönemi en doğal, rol yapılmayan bir dönemdir. Çocuk büyüdükçe çevresinin beklentilerini fark etmeye, buna göre davranmaya başlar. Bunun hangi boyutlarda ilerleyeceği, gerçek kimliğinden ne kadar kaybettiği önemlidir.

Bir adamı çalıştığı iş yerinde gözlemleyen biri, onun güleryüzlü, ileri görüşlü, samimi biri olduğu sonucuna varabilir. Ama aynı adam, başka bir ortamda, örneğin evinde, işyerindekinin tam tersi bir halde olabilir. “Öyleyse hangisi asıl karakterdir, gerçek kişiliktir?” diye sorar Jung. “… Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkânsız değildir” der.

Pesonamızın kişisel olduğunu sanırız ama ortaktır, bu anlamıyla arketiptir: çocukları için çırpınan anne, karşılıksız veren ana arketipini yaşamaktadır.

Çevremizin istediği rolü oynarken, rolümüze uymayan isteklerimizi kendimize ve başkalarına göstermeyiz. Bastırdığımız bu isteklerin durduğu alana Jung gölge adını verir. Gölgede, personanın reddettiği istekler bulunur, yani personanın tam karşıtıdır. Persona ile bilinçaltı eşzamanlı oluşurlar. Gölge, rüyalarda hoşa gitmeyen niteliklere sahip birisi olarak ortaya çıkar. Gölge, kendi hakkımızda bilmek istemediğimiz her şeydir. Toplum ne kadar dar ve kısıtlayıcı olursa, gölgemiz o kadar geniş olacaktır. Gölge doğal, içgüdüsel insandır. Gölge, kendi başarısızlıklarımız ve zayıflıklarımız söz konusu olduğu sürece kişiseldir ancak tüm insanlarda var olan ortak bir yön olduğundan kollektif bir olgudur da. Gölgenin kolektif yönü şeytan, cadı ve benzerleriyle dile getirilir. Kişi bu karanlık yönüyle bir arada yaşamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Zihinsel ve bedensel sağlığı buna bağlıdır.

Jung’a göre herkeste dört yeti (düşünme, duygulanma, algılama ve sezme) bulunur. Ama insanlar, hep en güçlü oldukları yetiyi kullanırlar ve diğerlerini gölgeye iterler. Biri persona, diğerleri gölgemizdir. Düşünen, duygusal, algılayan ve sezgisel kişiler birer arketipi gerçekleştirmektedirler.

 

Foto: NurNet.org

Foto: NurNet.org

Foto: sıradısı.org

Foto: sıradısı.org

Yararlanılan Kaynaklar

  • Persona the Meaning Behind the Mask, Mehmet Mizanoğlu, Ph. D., BGB Press, Inc. USA, 1998.
  • Jung Kilit Fikirler, Ruth Snowden, Optimist Yayım ve Dağıtım, 2011.
  • Jung Psikolojisi, Frieda Fordham, Say Yayınları, 1999.
  • Jung Psikolojisi Üzerine, Erol Çoşkuner, yasamustası.org.