Etiket arşivi: Prof. Dr. Zafer Toprak

Tarih Yazımı

  • Bilginin bir biçimi olan tarih, şeyleri düzenlemenin bir yoludur.
  • Tarihin kökleri, 19. yüzyıldaki Alman tarihçi Otto von Ranke’nin çalışmalarına, onun geçmişi incelemek için oluşturduğu yönteme dayanır.
    *Ranke geçmişi sunarak yeniden yaratmayı amaçlar.
    *Tarihçinin nesnel olması, dünya üzerindeki konumunu unutması gerektiğini vurgular.
    *Tarihçinin ampirik bir yöntem izleyerek, olgular karşısında edilgin bir tutum benimseyip sadece kanıtları düzenlemesini gerekli görür.
  • Epistemoloji, felsefenin şeyleri nasıl bildiğimizle ilgilenen dalıdır. Epistemoloji, tarihsel olguları nasıl bildiğimiz iddiasında bulunabileceğimizi araştırır. Her tarihçiyi temel önemde bir dizi sorunla karşı karşıya bırakır.
    *Tarihçinin anlattıkları geçmişin tamamını kapsayamaz. Geçmişin çok geniş kapsamlı, eksiksiz bir anlatısı imkansızdır. Bilgilerin çoğu kaydedilmemiştir.
    *Geçmişe dair anlatılanların doğruluğunu geçmişe giderek değerlendirmemiz mümkün değildir. Bir tarihçinin anlattıklarının doğruluğunu, başka bir tarihçinin anlattıklarına göre değerlendiririz, arşiv kaynaklarına başvururuz. Fakat bunların hiçbiri anlatılanın gerçeğe uygunluğunu kontrol etmekle aynı şey değildir, çünkü geçmiş ebediyen geçmiştir.
    *Tarih bugünden düne bakılarak kurulur. Geçmişe ilişkin bilgi kıyaslamayla doğrulanamaz. Geçmiş ile tarih arasında bir fark vardır. Tarih, geçmişin gerçekte olduğu gibi yeniden yaratılması değildir. Tarih, geçmiştekilere ilişkin olarak anlattığımız hikayelerin ismidir. Doğrudan geçmişi bilme biçimimiz değildir.

  • Mesele, tarihçilerin amaçları ve ilgi alanlarının, kim olduklarına bağlı olarak değişmesidir. İlgi alanları farklı olduğu için farklı şeylere, farklı biçimlerde bakarlar. Önemli olan tarihçinin genleri değil, ilgisini yoğunlaştırmayı seçtiği alan, bu alandaki çalışmalarını nasıl yürüteceğine ilişkin tercihi ve bu tercihleri dayandırdığı noktalardır. Kadınların tarihi ve siyahların tarihi 20. yüzyılın büyük bölümünde ihmal edilmiştir.
  • Tarih yazımı, bir tarih metodolojisi ya da felsefesinin ürünüdür.
  • Geçmişe ilişkin anlatılar, tarihçinin metodolojisiyle biçimlendirilir; bu metodoloji de tarihçinin dünya görüşüne bağlıdır.
  • Her tarihçi, bazı kilit kavramları temel alır. Yaklaşımlardaki farklılıklarla birlikte bu fikirler ve kavramlar da değişir:

    Marksist bir tarihçi açısından temel, üstyapı ya da sınıf gibi kavramlar, sosyal adaleti sağlama amacı odak noktasında yer alır.

    Muhafazakar bir tarihçi, insan doğasının kaçınılmaz olarak kusurlu yaratıldığını, geleneklerden öğrenebileceğimizi dikkate alır.

    Michel Foucault’dan (1924-1984) etkilenen bir tarihçi beden, soykütüğü ve kopuş’la ilgili düşüncelerle meşgul olacaktır.

    Liberal tarihçi en büyük erdem olduğuna inandığı hoşgörüye sarılacak, hoşgörüsüzlüğü küçümseyecek;

    Annales Okulu’dan olan tarihçi coğrafya ve ekonomi gibi meseleleri merkeze alacaktır.

    Bunlar, yorumlama ile açıklamada farklılıklara neden olan yaklaşım farklılıklarıdır.

  • Başka başka akademisyenlerin farklı sorular sorması, başka yöntemler uygulaması ve aynı kaynaklardan başka sonuçlara ulaşması garip bir şey değildir.
  • Tarih her zaman, belli bir davayı ya da dünya görüşünü destekleyen bir tarihtir.
  • Postmodernistler, bu nedenle saf, tarafsız, nesnel bir tarihin imkansız olduğunu savunur. Postmodernizm tarihin, geçmişin nesnel olarak yeniden kurulması değil, genel kurallar çerçevesinde yazılmış geçmişi temsil iddiasındaki metinlerden oluştuğunu savunur. Postmodernizm, tarihin üretildiği süreçleri ve tarihsel çalışmalarla ilgili iddiaları incelemeye yönelik sorular sorar.
  • Tarihçinin ne düzeyde ayrıntıya ineceğine ilişkin seçimi, okuyucu kitlesine ilişkin varsayımına dayanır.
  • Geleneksel olarak tarih, gerçekçi roman yazarlarının benimsemiş olduğu gibi, üçüncü şahıs kipinde yazılır. Üçüncü şahıs kipi, gerçekçi tarzın kilit özelliğidir. Dürüstlüğü taklit etme de denebilir. Bu üslubu kullanmayanlara tarihçi gözüyle bakılmaz.
  • Tarihsel metinlerin kaynaklara dayandırılması gerekir. Kanıtların güvenilebilir ya da sınanabilir olması gerekir. Bir tarihçi kanıt gösterdiğinde, başka bir tarihçinin bu kanıtı bulabilmesi, inceleyebilmesi gerekir. Sınanabilme, tarih türünün kilit önemdeki kuralıdır.

 

 Yararlanılan Kaynaklar

  • Postmodernizm ve Holocaust’un İnkar Edilmesi, Robert Eaglestone, Everest Yayınları, 2002.
  • Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ulus Devlet İnşaası Konferansı,  Prof. Dr. Zafer Toprak, 19.01.2015.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 119| Modernizm, Kapitalizm, Ulus Devlet 1

  • Özel mülkiyetin önemsendiği ve korunduğu, piyasa ekonomisinin belirleyici olduğu sosyal ve ekonomik bir sistem olan kapitalizm Ortaçağ’da tüccar kapitalizmi ile başlamış ve evrim geçirmiştir.
  • Frederic Jameson’a göre, Modernizm ve Postmodernizm, kapitalizmin belli aşamalarına eşlik eden kültürel oluşumlardır.
  • Kapitalizmin birinci aşaması, Batı Avrupa, İngiltere, ABD ve bu ülkelerin etki alanına giren diğer yerlerde, 18. yüzyılda başlayıp, 19. yüzyıl boyunca süren, pazar ekonomisine dayalıdır. Bu döneme serbest rekabetçi dönem veya tekel öncesi kapitalizm veya piyasa kapitalizmi de denir. Bu aşamada buharla çalışan motor önemlidir. Dönemin estetik anlayışı ise Realizm/Gerçekçilik’tir.
  • Kapitalizm’in ikinci aşaması, 19. yüzyılın sonlarında başlar ve 20. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Bu döneme tekelci kapitalizm veya emperyalizm de denir.  Bu aşamanın itici gücü elektrik ve ateşlemeli motorlardır. Dönemin estetik anlayışı Modernizm’dir.
  • Kapitalizmin üçüncü aşaması, post endüstriyel/sanayi sonrası veya çok uluslu sermaye veya çok uluslu kapitalizm veya Üçüncü Dalga, Enformasyon Toplumu, Tüketim Kapitalizmi olarak günümüze varmıştır. Ağırlık malların üretiminden çok, pazarlamaya, satışa ve tüketime kayar. Bu aşamada nükleer ve elektronik teknolojiler önemlidir. Dönemin estetik anlayışı Postmodernizm’dir.

 

  • Prof. Dr. Zafer Toprak, küreselleşmenin birinci evresini 19. yüzyılda yaşadığını söylerken, 1914-1945 yılları arasını küresizleşme dönemi olarak tanımlıyor ve 1944 Bretton Woods ile küreselleşmenin ikinci evresinin başladığını ifade ediyor.

 

  • Bir başka tarihsel tanımlama ise Samuel P. Huntington’a ait. Huntington’ın Üçüncü Dalga Teorisi’ne göre dünyada üç demokrasi dalgasına karşılık iki ters dalga yaşanmıştır.
    *Birinci Demokrasi Dalgası 1828-1926. Bu yıllarda 29 demokratik ülke ortaya çıktı.
    *Birinci Ters Dalga 1922-1942. Mussolini’nin iktidara gelmesi ile başlayan dönemde demokratik ülke sayısı 12’ye düştü.
    *İkinci Demokrasi Dalgası 1943-1962. Demokratik ülke sayısı 36 oldu.
    *İkinci Ters Dalga 1958-1975. Demokratik ülke sayısı 30’a düştü. Askeri yönetimlerin iktidara oturduğu ülkeler arasında Portekiz, Yunanistan ve Türkiye de vardı.
    *Üçüncü Demokrasi Dalgası’nın ise 1974’te başladığını öne sürüyor. 1989 yılında SSCB’nin yıkılması ile birlikte dünyadaki demokratik ülke sayısı yeniden hızla artışa geçti, diyor Huntington.

 

Fotoğraf: burier.blogspot.com

Fotoğraf: burier.blogspot.com