Etiket arşivi: Prag

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Çağdaş Sanata Varış 299|Çağdaş Mimarlık 3

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti. 1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.  Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır. Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.  Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.  Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir. Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti.
1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.
Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır.
Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.
Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.
Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir.
Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan. Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan.
Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin. Fotoğraf:www.dezeen.com

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin.
Fotoğraf:www.dezeen.com

  • Irak asıllı İngiliz vatandaşı Zaha Hadid (1950-2016) küreselleşmeyi savunan bir mimardı. Bilgisayar destekli, parçalı geometriler içeren kıvrımlı, dekonstrüktif tasarımları neo-fütüristik olarak adlandırılıyordu. Çalışmaları, çağdaş özgür düşüncenin kalıpları, üslupları reddeden çoğulculuk anlayışına uygun bulunmuştu. Roma’daki MAXXI Müzesi, Bakü’deki Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Dubai Operası, Guanzhou Opera Binası, 2020 Tokyo Olimpiyatları için uzay gemisi biçiminde tasarladığı stadyum, İstanbul’da Kartal’ın dönüşümü için açılan yarışmada birinci olan Sanayi Bölgesinde Merkezi İş Alanları Projesi projelerinden bazıları.
Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı. Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu. Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı.
Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu.
Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor. Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor.
Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş. Fotoğraf: Zaha Hadid Design

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş.
Fotoğraf: Zaha Hadid Design

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 41 | Kübizm 2

  • Analitik Kübizm: Şeklin zihinde parçalanması. Sanatçı bir bütünün neresine bakmak istiyorsa onu öyle parçalıyor, sonra o parçaları birleştiriyor. Son şekil objeye benzemiyor, yeni bir şekil doğuyor, benzetme kaygısı yok.  İndirgenen şekiller geometrik, böylece en sadeye iniliyor, evrensel oluyor. İyi parçalamak, iyi birleştirmek için sürekli araştırma yapılıyor. Önemli olan kompozisyonun dengesi. Objeden yola çıkıp soyuta varılıyor.

 

  • Sentetik Kübizm için ise bunun tam tersi bir yol izleniyor: soyuttan figüre gidiliyor. Birbirinden farklı parçaları (gazete, üçgen, kare vs.) birleştirirken form veriyor. Sentetik Kübist yapıtlar daha satıhta. Analitik Kübizm’de derinlik boyutu vardır. Sentetik Kübizm’de konunun ne olduğu daha kolay anlaşılır. Kolaj önemli bir yer tutar. Dekoratif eleman da kullanıyorlar, oyun kağıdı, duvar kağıdı gibi. Değişik malzeme kullanımı, harf ve sayıların soyutluğu esere katılıyor. Tablolarda rakam ve harf kullanımını ilk Juan Gris (1887-1927) yapmış. İzleyicide, acaba doğru mu düşünüyorum, diye bir sorgulama yaratmak istiyorlar. Braque’ın bir tablosundaki ahşabı boya ile yapılmış sanıyorsunuz, gerçek tahta çıkıyor. Sentetik Kübizm’de göz aldanması yaratmak, algılama yanlışlığı olabileceğini ortaya koymak açısından önemseniyor. “Gerçek olan” ile “gerçek olmayan” arasında gidip gelmeyi sağlıyorlar. Kalıplardan kurtulmak isteniyor.
  • Kübistler de İslam sanatında olduğu gibi belirli objeleri resimlerinde tekrar tekrar kullanıyorlar: Keman, gazete, pipo gibi.
Pablo Picasso, Hazeranlı Natürmort, 1912. Çerçeve olarak gerçek bir halat kullanılan bu tabloya bakarak “Gerçek” meselesine yaklaşımlarını izleyebiliriz: Resimdeki limon ile bardak Kübizm’in gerektirdiği şekilde çizilmiş. Ama en gerçekçi gözüken hasır, hasır değil, muşamba.

Pablo Picasso, Hazeranlı Natürmort, 1912.
Çerçeve olarak gerçek bir halat kullanılan bu tabloya bakarak “Gerçek” meselesine yaklaşımlarını izleyebiliriz: Resimdeki limon ile bardak Kübizm’in gerektirdiği şekilde çizilmiş. Ama en gerçekçi gözüken hasır, hasır değil, muşamba.

  • Kübizm hem Ekspresyonizm’e hem de Realizm’e karşı bir akım.
  • Kübizm’de hiçbir his çağrışmasın isteniyor.
  • Doğa ile bağlantı kurmak istemiyorlar.
  • Kübizm, parçaları yerinden oynatma özgürlüğü verir.
  • Kübizm ile geçmişten hiçbir ima kalmıyor ve soyut sanata gidiş başlıyor.
  • Anlayışı, sanatın sanat için olduğu.
  • Resmi yanlardan ortaya doğru yapmak uygulanan bir yöntem. Kenarlardan gelen çizgiler ortalarda buluşuyorlar, bütün çizgiler birbirini takip ediyor ve iki boyutlu ortamda üç boyutluluğu, çizgisi ve gölgesi ile veriyor. Bu yöntem genellikle monochrome, tek rengin  tonları ile yapılıyor.
  •  Jean Metzinger, Andre Lhote da önde gelen Kübist sanatçılardan bazılarıdır.

 

Fransız ressam, heykeltraş, seramikçi, film yapımcısı ve tasarımcı Fernand Léger (1881-1955) Kübist harekete öncülük eden ressamlardan biridir. Tabloları, Pablo Picasso ve Georges Braque gibi Kübist ressamların eserlerinden daha az parçalara ayrılmıştır. Kıvrımlı şekillere olan saplantısı nedeniyle, düz yüzeyleri ve üç boyutlu formları çalıştığı seri ile kendisine ‘Tubist’ takma adı verildi. Resimlerinin sıradan izleyiciler için anlaşılır olabilmesine çalıştı. Savaştan sonraki çalışmaları, içerik ve form bakımından daha mekanikleşti. Stili mekanik parçaların hassaslığını ve parlaklığını içeriyordu. Léger, Pürist hareket ile de ilgilendi. Bu akım, duygulardan ziyade biçimsel komposizyonları kullanmayı tercih eden “matematiksel lirizme” önem veriyordu. 1923-24 yılları arasında Amerikalı ressam ve fotoğrafçı May Ray (1890-1977) ile birlikte, Le Ballet Méchanique adlı kurumsal bir film üzerine çalıştı. Savaş yıllarında sinema ve tiyatro için duvar resimleri ve tasarımlar üretti. İkinci Dünya Savaşı süresince Amerika’da yaşadı ve Kaliforniya’da sanat eğitimi verdi. Bu süreçte çalışmalarının ana konusu bisikletçiler ve akrobatlar oldu. Çalışmalarındaki koyu siyah kontürler, koyu renkler ve dikdörtgenler ile silindirik formlar arasındaki kontrastlar hiç değişmedi.

Fransız ressam, heykeltraş, seramikçi, film yapımcısı ve tasarımcı Fernand Léger (1881-1955) Kübist harekete öncülük eden ressamlardan biridir. Tabloları, Pablo Picasso ve Georges Braque gibi Kübist ressamların eserlerinden daha az parçalara ayrılmıştır. Kıvrımlı şekillere olan saplantısı nedeniyle, düz yüzeyleri ve üç boyutlu formları çalıştığı seri ile kendisine ‘Tubist’ takma adı verildi. Resimlerinin sıradan izleyiciler için anlaşılır olabilmesine çalıştı. Savaştan sonraki çalışmaları, içerik ve form bakımından daha mekanikleşti. Stili mekanik parçaların hassaslığını ve parlaklığını içeriyordu. Léger, Pürist hareket ile de ilgilendi. Bu akım, duygulardan ziyade biçimsel komposizyonları kullanmayı tercih eden “matematiksel lirizme” önem veriyordu. 1923-24 yılları arasında Amerikalı ressam ve fotoğrafçı May Ray (1890-1977) ile birlikte, Le Ballet Méchanique adlı kurumsal bir film üzerine çalıştı. Savaş yıllarında sinema ve tiyatro için duvar resimleri ve tasarımlar üretti. İkinci Dünya Savaşı süresince Amerika’da yaşadı ve Kaliforniya’da sanat eğitimi verdi. Bu süreçte çalışmalarının ana konusu bisikletçiler ve akrobatlar oldu. Çalışmalarındaki koyu siyah kontürler, koyu renkler ve dikdörtgenler ile silindirik formlar arasındaki kontrastlar hiç değişmedi.

  • Pablo Picasso (1881-1973), uzun yaşamı boyunca pek çok akıma dahil olmuştur. İlk gençlik tabloları Realist-Neo Klasik tarzda yapılmıştır. Mavi Devir (1901-1904), El Greco’dan form olarak etkilendiği dönemdir. Ama Picasso, mistik yönü kuvvetli bir kişi olmadığı için El Greco’nun mistisizmi tablolarına yansımamıştır. Pembe Devir’de (1905-1907) eserlerinde deformasyon görülmeye başlar. Afrika masklarından etkilenmesiyle bütün yaşamı boyunca kullandığı Ekspresyonist ifadeyi yakalıyor. 1907-1914 arası Picasso’nun Kübist dönemi. Georges Braque (1882-1963) ile çok yakın temastalar, birbirine çok yakın eserler üretiyorlar, biri diğerinin resmini onaylamadan altına imza atmıyorlar. Picasso, Braque için “eski karım” dermiş.  Picasso, Sentetik Kübizm’i tercih ediyor. Tuvale resim dışı malzeme yapıştırmak ilk onun aklına geliyor. Soba borusu kullanarak kadın heykeli yapıyor. Bu yaklaşımı ile Nouveau Realizm’i etkiliyor. Kübizm’i daha Ekspresyonist, daha fantastik bir hale getiriyor. 1920’den sonra Primitif Sanat ile Neo Klasik’i birleştirmeye başlıyor. Yüzler hissiz, Yunan+Primitif, kadınları Gaugin’in kadınlarına benzemeye başlıyor. 1930’larda Freud ile ilgilenmeye başlamasıyla iç dünyanın yansımaları tablolarında görülmeye başlıyor, 1937’de Dora Mar’ı resmettiği Ağlayan Kadın adlı tablosunda olduğu gibi.
  • 1930’la 1944 arasında, çok farklı üsluplar kullandı. Otuzlu yıllarda ve kırklı yılların başında özyaşam öyküsünü anlatan resimler yaptı. Araştırıcılık ruhunu hiçbir zaman dikkate almamış olmasına rağmen, Picasso modern sanatın tartışılmaz imparatorudur. Öğretmenlik yapmayan ender birkaç modern ressamdan biridir.

 

1936-1939 yıllarında cereyan eden İspanya İç Savaşı esnasında yaptığı tablolarda hayvan figürlerini çok kullanıyor. Bu dönemin imgeleri İspanya’ya özgü, mitolojik ve törenseldir. 1937 tarihli Guernica adlı tablosunda siyah, beyaz ve griyi kullanmış. Tablodaki at insanlığı, boğa vahşeti temsil ediyor. Guernica büyük ölçüde içe dönük bir yapıttır. Bask bölgesindeki en eski kent ve Baskların kültür geleneğinin merkezi Guernica kenti General Franco yanlısı Alman bombardıman uçakları tarafından yerle bir edilmişti. Bu olayın üzerinden bir hafta geçmeden Picasso resmine başladı. Cumhuriyetçi İspanya hükümeti tarafından zaten kendisine Paris Dünya Fuarı’na konmak üzere bir duvar resmi ısmarlanmıştı. Resim, 1937 Haziran’ında fuardaki İspanya pavyonuna kondu. Guernica bir efsanedir ve 20. yüzyılın en ünlü resmidir. Özelde faşizmin, genelde savaşın acımasızlığına karşı sürekli bir protesto olarak görülür. Sivil halkı sindirmek için bombalanan ilk şehir Guernica olmuştu. Picasso’nun kişisel protestosu dünya çapında önem kazandı, Guernica adı tüm savaş suçlarını mahkum eden bir sözcük oldu. Picasso, gerçek olayı imgelerde canlandırmaya çalışmamıştır. Tabloda kent, uçaklar, patlama yoktur. Suçlanacak düşman yoktur, kahramanlık da yoktur. Protesto, bedenlerdedir: ellere, tabanlara, atın diline, annenin memelerine, gözlere sinen acıdadır.

1936-1939 yıllarında cereyan eden İspanya İç Savaşı esnasında yaptığı tablolarda hayvan figürlerini çok kullanıyor. Bu dönemin imgeleri İspanya’ya özgü, mitolojik ve törenseldir. 1937 tarihli Guernica adlı tablosunda siyah, beyaz ve griyi kullanmış. Tablodaki at insanlığı, boğa vahşeti temsil ediyor. Guernica büyük ölçüde içe dönük bir yapıttır. Bask bölgesindeki en eski kent ve Baskların kültür geleneğinin merkezi Guernica kenti General Franco yanlısı Alman bombardıman uçakları tarafından yerle bir edilmişti. Bu olayın üzerinden bir hafta geçmeden Picasso resmine başladı. Cumhuriyetçi İspanya hükümeti tarafından zaten kendisine Paris Dünya Fuarı’na konmak üzere bir duvar resmi ısmarlanmıştı. Resim, 1937 Haziran’ında fuardaki İspanya pavyonuna kondu. Guernica bir efsanedir ve 20. yüzyılın en ünlü resmidir. Özelde faşizmin, genelde savaşın acımasızlığına karşı sürekli bir protesto olarak görülür. Sivil halkı sindirmek için bombalanan ilk şehir Guernica olmuştu. Picasso’nun kişisel protestosu dünya çapında önem kazandı, Guernica adı tüm savaş suçlarını mahkum eden bir sözcük oldu. Picasso, gerçek olayı imgelerde canlandırmaya çalışmamıştır. Tabloda kent, uçaklar, patlama yoktur. Suçlanacak düşman yoktur, kahramanlık da yoktur. Protesto, bedenlerdedir: ellere, tabanlara, atın diline, annenin memelerine, gözlere sinen acıdadır.

 

Picasso, Boğa Başı, 1943. Picasso nesneleri birbirine dönüştürmeye 1930’ların ilk yıllarında başladı. Bisiklet selesi ve gidonları ile  bir boğa başı yapmıştır. Ayrıca bir oyuncak arabayı maymun yüzüne, tahta parçalarını insan figürlerine vb. çevirmiştir. Boğa Başı’nda Picasso selenin ve gidonun biçimini hiç değiştirmemiştir. Yaptığı şey, bunların bir boğa başı imgesini oluşturabileceğini görmek olmuştur. Zaten bu kuşağın gözünde “aslolan sanatçının yaptığıdır”.

Picasso, Boğa Başı, 1943.
Picasso nesneleri birbirine dönüştürmeye 1930’ların ilk yıllarında başladı. Bisiklet selesi ve gidonları ile bir boğa başı yapmıştır. Ayrıca bir oyuncak arabayı maymun yüzüne, tahta parçalarını insan figürlerine vb. çevirmiştir. Boğa Başı’nda Picasso selenin ve gidonun biçimini hiç değiştirmemiştir. Yaptığı şey, bunların bir boğa başı imgesini oluşturabileceğini görmek olmuştur. Zaten bu kuşağın gözünde “aslolan sanatçının yaptığıdır”.

 

  • Kübistler, baleyi özentili ve burjuva tipi bir eğlence olarak her zaman aşağılamışlardı. Panayır alanlarını ve sirkleri yeğliyorlardı. Ama 1917’de Jean Cocteau, Diaghilev için Geçit Töreni adlı balede perdenin, kostümlerin ve dekorların tasarımı için Picasso’yu ve besteci Erik Satie’yi kendisiyle çalışmaya ikna etti. Diaghilev’in kumpanyası Ballets Rousses on yıldır Paris’te çok tutuluyordu ve Rusya’da Çar’ın gözdesiydi (Diaghilev ve Ballets Russes’dan Çağdaş Sanata Varış 33’de bahsetmiştik). Oysa Cocteau’nun tasarladığı gelenekten kopmak ve “modern” bir gösteri yapmaktı. Geçit Töreni adı, sirki ve müzikholleri anımsatmak için seçilmişti; böylece burjuvazinin kötü ruhları kovulmuş oluyordu. Açılışta yapılan protestolara karşı Apollinaire, modern hareketin, sanattaki yeni ruhun savaşa karşı ayakta kalabileceğinin bir kanıtı olduğunu söylüyordu. Ayakta kalan bu ruha da süper-realizm ya da sürrealizm adını veriyordu. Modern hareketin bir sonraki evresinin böylece Apollinaire önceden koymuş oldu.
  • 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Kübist grup dağıldı, Braque, Derain, Léger, Apollinaire savaşa gittiler. Savaştan sonra Kübistlerin çoğu Paris’e döndü. 1914’e kadar onların yapıtları öncüydü ama savaştan sonra olaylar onların önüne geçmişti. Kübistlerin en entelektüeli Juan Gris (1887-1927) Kübist grubun dağılmasından sonra da Kübist resimler yapmaya devam etti..
  •  İyi bir sanatçı insanın hem dış görünüşünü hem de iç görünüşünü anlatmalıdır. Çünkü insan bir bütündür. Picasso, Apollinaire (1880-1918), Max Jacob (1876-1944) Kübizm’in dünya edebiyatındaki temsilcileridir.

 

Juan Gris, Zar, 1922.

Juan Gris, Zar, 1922.

  • Kübizm, resmedilen imgeyle gerçeklik arasındaki ilişkinin niteliğini değiştiren büyük bir devrimdir.
  •  Kübizm’in daha sonraki sanat, sinema ve mimarlık üzerindeki etkileri çok güçlü olmuştur.
  • Kübist akım bitmiyor, değişimlere uğruyor.
  • Kübizm, 20. yüzyılın en  etkili akımıdır. Kübizm’den birçok akım doğmuştur:
    * Neoplastisizm 1910’lar
    * Fütürizm 1909-1920’ler
    * Orphism 1912
    * Süprematizm 1913
    * Konstrüktivizm 1916
    * Kübistlerin arasından, Kübizm’in fazla dekoratif olmaya başladığını düşünen, Kübizm’in süsleme eğilimini tamamen reddeden, temiz ve net biçimleri yeğleyen bir grup çıkıyor. 1918 yılında prensipleri  Kübizm’den Sonra adlı kitapta Le Corbusier (1886-1965) ve Amédée Ozenfant (1886-1966) tarafından anlatılan Pürizm/Arıtıcılık, en sade şekillerin kullanıldığı, denge için matematiksel hesap yapan, iyice soyut bir tarz. Bloğumuzda Le Corbusier için ayrı bir bölüm olacaktır.

 

Amédée Ozenfant, Beyaz Sürahi, 1926.

Amédée Ozenfant, Beyaz Sürahi, 1926.

 

Prag 'da Kübist bir ev.

Prag ‘da Kübist bir ev.

 

Jerzy Skolimowski

Aktör, şair, yazar, yönetmen, amatör boksör, ressam ve tasarımcı. Yaptığı görselliği yoğun, şiirsel kurgulu filmler ile Polonya sinemasının yetiştirdiği Andrzej Wajda, Roman Polanski, Raul Ruiz gibi uluslararası üne sahip bir büyük rejisör. Polonya Yeni Dalgası’nın yetenekli sesi, 1938 doğumlu Jerzy Skolimowski meşhur Lodz sinema okulundan mezun.

Direnişçilerden olan babası savaşta Naziler tarafından öldürülüyor, annesi ise Savaş sonrasında Polonya’nın Prag’daki kültür ataşesi oluyor. Böylece 10 yaşındayken  Çekoslovakya’ya gelmiş oluyor. Okuldaki arkadaşları Miloş Forman ve Vaclav Havel. Forman için yatakhanenin yöneticisiydi, Havel benim Latince ve Yunanca ödevlerime, ben ise onun resim ödevlerine yardım ederdim, diyor. Gençliğinde  caz orkestrasında bateri çalıyor, şiir yazıyor, şiir yazmak gibi maskülen olmayan bir işi dengelemek için de boksa başladığını söylüyor. 18 yaşında Polonya Yazarlar Birliği’ne kabul edildiğinde,  o sırada ülkesinin en önemli film yönetmeni  Andrzej Wajda ile tanışıyor, sinema okuluna başladığında ise Roman Polanski ile. Polanski’nin Polonya’da çektiği tek film olan Sudaki Bıçak filminde birlikte çalışıyorlar (1961-2). 1967 yılında yaptığı filmi komünist rejimle ters düşünce, Gizli Servis tarafından sorgulanıyor,  filmi yasaklanıyor ve Polonya’yı terk etmeye zorlanıyor.  Film, 1981’e, Dayanışma’ya kadar yasaklı kalıyor. Bir süre Londra’da yaşıyor. 1981 yılında Polonya’da sıkıyönetim ilan edilince o hırsla dört günde yazıp, birkaç hafta içinde mali kaynağını temin ettiği Moonlighting (Kaçak İşçiler) filmini 18 günde çekip Cannes Film Festivali’ne yetiştiriyor. İngiltere’de çektiği Success is the Best Revenge filmi başarısız olunca Kaliforniya’ya gidiyor.

Ferdydurke (1991) adlı filminin kendisini tatmin etmemesi ile 1990’ların başında sinemaya ara verip zamanını “ikinci mesleğim” dediği resim çalışmalarına ayırıyor. Başta niyetinin 3-4 yıl ara vermek olduğunu, ancak aranın 17 yıl sürdüğünü, çünkü tablolarının tüm dünyada sergilenmeye başlayıp, müzeler ve şahıslar tarafında satın alındığını, ressam olarak da ün kazandığını anlatıyor.  Film çekmenin bir ekip işi olduğunu, yönetmenin tüm çalışmaları koordine ederken, bütçeyi de yönetmesi, sponsorların yaptığı yatırımı da gözetmesi gerektiğini, oysa resim yaparken tek başına çalıştığını, bunun bir “Zen” deneyimi olduğunu söylüyor. Şiir yazmanın ona metafor yapmayı öğrettiğini, bunun da hem filmlerinde hem de tablolarında kendini gösterdiğini söylüyor. İnsanları yönetmeyi sevmediği için resim yapmanın karakterine daha çok uyduğunu dile getiriyor.

20 yıl Malibu’da yaşadıktan sonra Polonya’ya dönüyor ve 2008 ve 2010 yıllarında iki ses getiren filmle (Four Nights with Anna – Anna ile Dört Gece ve Essential Killing – Ölümüne Kaçış) tekrar karşımıza çıkıyor..

Filmlerini ( Deep End, The Shout, Moonlighting, Essential Killing) beğendiğim Skolimowski’nin ressamlığından, tablolarını Krakov’u gezerken gittiğim Wieliczka Tuz Madeni’ndeki sergiyi görünce haberim oldu.

Filmlerini ( Deep End, The Shout, Moonlighting, Essential Killing) beğendiğim Skolimowski’nin ressamlığından, tablolarını Krakov’u gezerken gittiğim Wieliczka Tuz Madeni’ndeki sergiyi görünce haberim oldu.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Guardian, 11.03.2009
  • Finding Zen in Poland:An Interview with Jerzy Skolimowski, Ben Sachs, 2011.