Etiket arşivi: Postmodern Edebiyat

Çağdaş Sanata Varış 156| Postmodern Edebiyat 5

  • Postmodern yazar ve sanatçı filozof konumundadır. Eseri önceden yerleşmiş kurallar tarafından yönetilmez. Bilinen kategorilerin yapıta uygulanmasıyla yargılanamaz. Yapıt o kural ve kategorileri “aramaktadır”.
  • Kaygı ve yabancılaşma gibi Modernist kavramların Postmodern’de yeri yoktur. Öznenin yabancılaşması yerini öznenin parçalanmasına bırakmıştır.
  • Yazar ve sanatçı sayısınca Postmodernizm tanımlanıyor. Öyle ki Postmodernizm, edebiyatta çeşitli tarzları anlatmak için kullanılan çok genel bir deyim haline gelmiştir.
  • Postmodern edebiyatın en önemli temsilcileri Umberto Eco (1932), John Berger (1926), Italo Calvino (1923-1985), Vladimir Nabokov (1899-1977), John Fowles (1926-2005), Thomas Pynchon (1937), Jorge Luis Borges (1899-1986), A. Robbe-Grillet (1922-2008), Paul Auster (1947), Truman Capote (1924-1984), Salman Rushdie (1947), Toni Morrison’dır (1931).
  • Postmodern edebiyat eserlerinde, evrensellik yerine her özne, her değer, tarihin belli bir dönemi içinde, sınırlı ele alınır. Tümel bakış yerine, kısmi özellikler yüceltilir. Yerel olan, kadınlar, azınlıklar, dış mahalleler, kendi bakış açılarından anlatılır.
  • Kahramanlar evrensel insanı değil, bazen toplumun ufak bir kesitini, bazen sadece kendilerini temsil ederler.
  • Postmodern romanda karmaşık anlatım, zamanı bölme, biçem karşıtlığı çok kullanılır.
  • Postmodern yaklaşımın özelliği sanatçıyı ya da yapıtı ortaya çıkarmaktan çok izleyiciyi ön plana almasıdır. İzleyici yapıtta ne görüyorsa yapıt odur. Okur da romanını kendi yazar.
  • Edebiyatta Postmodern yapıtlar, çoğunlukla yazın geleneklerini bozan, yazın sınırlarını zorlayan, gerçek/gerçek-dışı ayrımlarına girmeyen, edebiyat tarihinde “yazın metni” olarak algılanmayan bütün metin türlerini de “yazın metni” sayan durumdur.
  • Octavio Paz, Postmodern’i Latin Amerika’ya uymayan bir başka ithal proje olarak değerlendirmişti.
Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

  • 1980’lerin başında ortaya çıkan Siberpunk, yakın bir gelecekte vuku bulacak distopik ortamları yansıtır. Yaygın temaları arasında bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, İnternet, siber uzay, teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar ile şirketlerin devletlerden daha etkin olduğu demokrasi ötesi toplumsal kontrol sistemleri sayılabilir. Ana karakterler isyankar anti kahramanlardır ve teknoloji ile mücadele içindedirler. Bilim kurgu kahramanları sorunları teknoloji vasıtasıyla çözerken Siberpunk kahramanları teknoloji ile ters düşerler.
  • Bazı Siberpunk eserlerde gerçek ile sanal gerçek arasındaki sınır bulanıktır.
  • Bazı bilimkurgu yapıtlarda totaliter sistemler sterilize, düzenli ve toplumcudur. Bazı bilimkurgularda ama neredeyse tüm Siberpunklarda totaliter sisteme karşı verilen savaş işlenir.
  • Siberpunk eserlerinde bilimkurgu eserlerinde olduğu gibi teknolojik ve geleceğe ait objeler veya terimler kullanılsa da Siberpunk akımını diğer bilimkurgu veya edebiyat akımlarından farklı kılan önemli bir özelliği günlük yaşama da yansımasıdır: Siberpunk, sinemada, modada, müzikte izler bırakmış bir alt kültürdür.
  • Bu türün yazarları arasında William Gibson, Bruce Sterling, Alfred Bester ve Pat Cadigan‘ı sayabiliriz.
  • 1982 yapımı Blade Runner filmi görsel Siberpunk türüne bir örnektir.
  • Dönemin ses getiren çizgi romanları Red, Akira (Manga), Outlanders ve V for Vendetta’dır.

 

Çağdaş Sanata Varış 155| Postmodern Edebiyat 4

  • 1955 yılında yayımlanan Vladimir Nabokov’un Lolita adlı eserinin ana karakteri güvenilmez anlatı konseptinin parlak bir örneğidir. Bu konsept daha sonra Postmodern edebiyatın çok önemli bir unsuru oldu. Eserin ana karakteri Humbert, anlatı boyunca okuyucuyu ikna edebilmek için gerçekleri eğip büker.
  • Mo Yan, İri Memeler Geniş Kalçalar adlı eserine 2009 yılında yazdığı önsözde, karakterin kaderinin yanlış okumalara ve tartışmaya çok açık olduğunu; en doğru olanın okuyucunun kendi görüşü olduğunu ve edebiyatın en büyük cazibelerinden birinin bu yanlış okumalar olduğunu söyler.
  • Postmodern romanın işlevi gerçekliği yansıtmak değildir. Romanın uydurma olduğunun altını çizer. Postmodern romanda, kurgusalla gerçek ayırt edilemez.
  • Postmodern yazar boşluklar, suskunluklar ile asıl gerçek olan değişkenliği, belirsizliği ve çeşitliliği aktarmak ister.
  • Roman türünün yerleşmiş konvansiyonlarını vurgulayıp parodisini yaparlar. Önsözle, eleştiriyle alay gibi.
  • Postmodernist yazar, sanatı bir tür oyun olarak görür. Yazar, kurgulama eylemini okura bir oyun gibi seyrettirir. “Oyun için oyun”, “kurgulama için kurgulama” yapılır. “Öykü, sizin de oynayabilmeniz için oynanan bir oyundur.” Daha önce Freud, sanatın, çocukluktaki oyunun yerini tuttuğunu söylemişti.
  • Postmodernist bir başka özellik de çerçeve sorunudur. Öykü içine öyküler yerleştirerek çerçeve kurma oyunları yapılır.
Fotoğraf: neolaki.net

Fotoğraf: neolaki.net

  • İç içe geçmiş karmaşık anlatımda kullanılan dil sade değildir, yerel sözcüklerle süslenmiştir. Toplumun farklı kesitleri, mimarideki gibi, pastiş yapıştırmalar gibi üst üste konarak sunulur. Pastiş, başka bir yapıtı ya da yapıtın bir parçasını başka bir bağlamda taklit etmektir.
  • Détournemet (sapma ve değiştirme), halihazırda mevcut bir eserin anlamlarını saptırmak, karıştırmak ya da orijinal anlamından çıkaracak şekilde değiştirmek anlamına gelir. Bu terim, kendileme, parodi ve pastiş dahil olmak üzere metinlerarasılığın çeşitli formlarıyla yakından ilişkilidir. Halihazırda mevcut bir eser üzerinde çalışması ve bilindik bir metni alışılmışın dışına çıkaran varyasyonlar yaparak içeriden değiştirmeyi denemek Postmodern bir girişimdir. Bu çeşit girişimler Çağdaş Dönem’de de devam etmiştir. ABD’li yazar Seth Grahame-Smith’in 2009 yılında yayımlanan Aşk ve Gurur ve Zombiler adlı romanı, Jane Austen’ın 1813 yılında yayımlanmış klasik eserinin zombi kurgusu ile karışımıdır. ABD’li bir başka yazar Ben H. Winters, 2009 yılında, Jane Austen’ın Akıl ve Tutku adlı romanından yola çıkarak Akıl ve Tutku ve Deniz Canavarları adlı parodi romanı; 2010 yılında ise Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı romanını robotlar dünyası ile karıştırarak Android Karenina adlı romanı yazmıştır. Klipleri yeniden düzenlemek için hazır yazılımların kullanılması, reklamlar üzerinde yapılan çalışmalar gibi edimler, bu yöntemin Çağdaş formlarıdır. Bu pratikler, kültür karıştırması (culture jamming) olarak da tanımlanır. Bütün temsiller kendilemeye açıktır.
  • Çeşitli dillere (Osmanlıca, Türkçe, Öz Türkçe), çeşitli üslup ve söylemlere (biyografi, ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup vs.) yer verilir. Belgesel ile fantastik karıştırılır, tarihsel roman yeniden canlandırılır. Teknolojinin dili de metinde yer alabilir.
  • Abartılı törenler, ödüllerle beslenen yapıtlar, çok satan listeleri 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra çok gözde olmuştur.
  • Arjantinli yazar Jorge Luis Borges (1899-1986), Postmodernizm’in gözde yazarıdır. Borges, yazı yazan orijinal ve gerçek bir benlik olduğunu kabul etmez. Postmodern edebiyatta nasıl metinlerarası yazmaya ve okumaya alıştıysak, yazar da benlikler arası bir benliktir Borges’e göre ve yazar artık kendisini yazmak değil, kendisini icat etmek zorundadır. Borges’in çok kullandığı labirentler, aynalar, alegoriler, şaşırtmacalar, bilmeceler, mitolojiler, parodiler, aşırı incelik, züppelik, bilgiçlik, sahtelik…Postmodern edebiyatta çok kullanılır.
  • Postmodernliğin yarattığı eklektik ortam, bir sürü kurmaca benliği ve kimlik oyunlarını gündeme getirdi, kişisel anlatılar ve tanıklıklar romanın yerini almaya başladı.
  • Postmodern kimlik ve anlatı oyunlarında otobiyografi/özkurmaca türevlerine sıkça rastlanır. Yazarla aynı ismi taşıyan, aynı adreste oturan birçok roman kahramanı karşımıza çıkar. Özkurmaca Postmodernizm’den daha eskidir. Marcel Proust (1871-1922), Kayıp Zamanın İzinde romanıyla belki de ilk özkurmaca örneğini vermiş, kendi adını taşıyan bir karaktere, kendi hayatına çok benzer bir hayat yaşatmıştır. Oysa Fernando Pessoa (1888-1935), farklı isimlerle kendi kimliğini ortaya koymuşsa da bunu oyunbazlık için değil, varoluşsal bir huzursuzluğu ortaya koymak için yapmıştır.
  • “Ey okur” diye okuyucuya seslenmek, Postmodern bir edadır.

 

Çağdaş Sanata Varış 154| Postmodern Edebiyat 3

  • Modernizm, bireyin öznelliğini ve geçmişini, bir parçalanmışlık içinde yansıtmaya eğilimlidir. Çorak Ülke ve Deniz Feneri’nde olduğu gibi. Modernizm parçalanmışlığı trajik bir şey gibi gösterir. Oysa parçalanmışlık, gelip geçicilik ve tutarsızlık Postmodernizm’i üzmez, tersine eğlendirir.
  • Modernist yazarlar dünyayı tecrit olmuş, yabancılaşma ve belirsizliklerle dolu olarak görmüşlerdir. Postmodernistler için ise bu dünya artık yeni ve yabancı değildir. Bunu verili bir durum olarak kabul etmişler ve dünyaya dışarıdan, oyunbaz ve mizah içeren gözlerle bakmaya başlamışlardır. Pek çok Postmodernist çalışma Modern dünyanın sorunlarına ironi ve kara komedi çerçevesinde yaklaşır.
  • Eskiden sömürgeciler tarafından kontrol edilen topraklardaki insanlar tarafından ya da onlar hakkında üretilen çalışmalar post kolonyal edebiyat/sömürgecilik sonrası edebiyat türü olarak sınıflandırılır. Post kolonyal çalışmalar, kültürel ve ulusal kimlikler, dini gerilimler, bir ırka ya da etnik gruba diğerinin boyun eğdirmesi ve kültürlerin karışımı ya da mücadelesiyle ilgili meseleler post kolonyal edebiyatın temalarıdır. Edward Said’in (1935-2003) Şarkiyatçılık/Oryantalizm isimli çığır açan eserini yayınlamasıyla birlikte post kolonyal edebiyat 1978’den itibaren parlamaya başladı. Batılı toplumların Doğu’ya bakışı Oryantalizmi yorumlayan, Yapısöküm’e tabi tutan Edward Said’e göre Oryantalizm, Doğu’nun gerçekte ne olduğunu değil, Batı’nın Doğu’yu kendi gereksinimleri doğrultusunda nasıl yorumlamak istediğini anlatır. Said ve izleyicileri, Batı’nın kültür birimlerini bu açıdan yorumlarlar. V. S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci (1979) ve Salman Rushdie’nin Gece yarısı Çocukları (1987) romanları bu alanda verilmiş önemli eserler arasındadır. Bu tür günümüzde de gelişimini sürdürmektedir. Yeni bir post kolonyal yazar nesli ABD, İngiltere ve diğer Batı ülkelerinde yaşayan Batı kökenli olmayan göçmenlerin yaşamı üzerine yoğunlaşmaktadır. Post kolonyal olarak nitelenen yazarlar arasında Nadine Gordimer, Hanif Kureishi, Doris Lessing, Zadie Smith gibi isimler yer almaktadır.
  • Yapısöküm, Oryantalizm yorumlarında ve sömürgecilik sonrası edebiyatlarını araştıran çalışmalarda ve Feminist edebiyat yorumlarında sıkça görülür.
  • Postmodern anlayışa göre, bir metnin yazıldığı ortamı bilmeden, metni Yapısöküm’e tabi tutmadan anlamak mümkün değildir.
Fotoğraf: www.thegalleryproject.com

Fotoğraf: www.thegalleryproject.com

  • Postmodernist eserler genellikle benzer özellikler gösterirler:
    Kendine atıfta bulunma,
    İroni,
    Farklı stillerin karıştırılması,
    Toplumun hakim düşüncelerinin dışındaki bakış açılarının yansıtılması,
    Labirentler, aynalar, alegoriler, şaşırtmacalar, bilmeceler, mitoloji, parodinin kullanılması,
    Hislerin sönükleşmesi,
    Olayların zaman ve mekan tanımlamasının yapılmaması,
    Olayların arasına neden – sonuç ilişkilerinin konulmaması,
    Karakterlerin kişiliklerinin tanımlanmaması,
    Eski çalışma ve figürlerin yeni bir çerçevede ele alınması,
    Yazarın bilmediği , bilemeyeceği bir gerçeği anlatmayı , öğretmeyi , açıklamayı tercih etmemesi gibi.
  • Postmodernizm, yüksek ve alçak kültür arasındaki ayrımların halen geçerli olup olmadığını ve bu ayrımların hangi zeminde yapıldığını sorgular. Birçok değerlendirmenin gizliden gizliye sosyal sınıf yapılarına dayanması Postmodernizm’de önemli bulunan bir konudur. Postmodern edebiyat esnek ve çoğulcudur; popüler olana ılımlı yaklaşır. Oysa Modernistler popüler kültüre gönderme yaparken, bunu onunla alay etmek veya onu geliştirmek için yapar.
  • Postmodern edebiyat eserleri, Modernizm’in yüksek entelektüel standartlarını bir yana bırakan, taklitçi bir edebiyat olarak eleştirilir.

 

Çağdaş Sanata Varış 153| Postmodern Edebiyat 2

  • 19. yüzyılın gerçekçi edebiyatında, yazar her şeyi bilir ve güvenilirdir. Romandaki karakterlerin davranışları ve motivasyonları rasyoneldir. Olaylar neden-sonuç ilişkisinde gelişir ve kronolojik olarak ilerler. Gerçekçi edebiyatın kuralları, evrensel olarak deneyimlenen, anlaşılabilir ve açıklanabilir bir dünyaya aittir.
  • Modernist edebiyatta gerçeklik hataya düşebilir, seçici bakış açıları ile temsil edilir. Olaylar, belirsiz bir konumdan veya birçok farklı konumdan açıklanabilir. Gerçekliğin anlatımında algı ve bilinçdışı önemli bir rol oynar, sübjektiftir. Zaman kronolojik akmaz. Yazar, gerçekçi romandaki gibi güvenilir değildir, teknikle denemeler yapar. Yazarın kullandığı dil şeffaf ve pürüzsüz olmayabilir. Modern romanın karakterleri parçalanmışlıkları ile mücadele eder. Modernizm, farkındalık ve deneyimle ilişkilidir, gerçekliği nasıl bilebileceğimizi araştırır.
  • Postmodern edebiyatın ilgisi kurgu üzerine yoğunlaşır, kurmaca sorununu konu haline getirir. Kurguların hiçbirinin yaşantının karmaşıklığını yeterince ifade edemeyeceğini ortaya koymak için üstkurmaca araçlarını kullanır. Postmodern kurgu, dilin süreçlerini tartışır, janr hakkında konuşur. Okuyucuyu, öykülerin nelerden oluştuğunu düşünmeye yöneltir. Postmodern metinler anlamları nasıl üretebileceğini, gerçekliğin “doğru” bir temsilini nasıl sunabileceğini sorgular.
ABD’li yazar Mo Willems’in hazırladığı çocuk dizilerinden birinin başlığı tam da üstkurmacayı anlatıyor. Fotoğraf: woodcliffpreschool.blogspot.com

ABD’li yazar Mo Willems’in hazırladığı çocuk dizilerinden birinin başlığı tam da üstkurmacayı anlatıyor.
Fotoğraf: woodcliffpreschool.blogspot.com

  • Postmodernist yapıtlar, kökleri 17. yüzyıla, Don Kişot’a dayanan üstkurmaca (meta-fiction, surfiction) özelliğini önemser. Üstkurmaca, bir romanın, yapaylığını açığa vurmasıdır. Üstkurmaca, kurgunun kurallarını bilerek açığa vurur ve dikkati dil ve edebi tarz üzerine çeker.
  • Üstkurmaca:
    Birkaç yazma stilini veya janrı karıştırır,
    Başka kurgusal çalışmalar üzerine yorumlar getirir,
    Roman geleneği içinde çalışır ama bunu ironi ile yapar,
    Realizmi sorgular,
    Objektif, eksiksiz ve evrensel temsiller sunamayacağını kabul eder,
    Anakronizmi kasıtlı olarak kullanır.
  • Üstkurmaca, farklı yaklaşım ve yöntemleri bir araya getirir; yazar, okuyucu ve edebi metin arasındaki ilişkilerin sorgulanmasına yardımcı olur. Bazı üstkurmaca uygulamalarında okuyucunun durumunun yapaylığına dikkat çekilir. Yazarın kendisini metne bir karakter olarak sokması da bir başka üstkurmaca yöntemidir. Bir başka üstkurmaca tekniği ise önceki bir eseri sorgulamaktır. Burada genellikle baş karakter dışında bir tiplemeden hareket edilir. Yöntem senaryo yazımında da kullanılır.
  • Bütün romanlar bir üstkurmaca eğilimi taşır ama Postmodernizm bu eğilimi ön plana çıkarır.
  • Postmodernist çalışmalar genellikle yazar, okuyucu ve eser arasındaki ilişkilerle eğlenirler.
  • Romanlara farklı sonlar da yazılabilir. John Fowles’un Fransız Subayın Kadını (1969) adlı romanı üç farklı sona sahiptir. Yazar, karakterlerin kendi kontrolünden çıktığını ima eder. Italo Calvino, 1979 yılında yayımlanan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı eserinde doğrudan doğruya okuyucuya seslenir; okur bir karakter olarak romana dahil edilir; Calvino, eserine on farklı romana ait bölümleri serpiştirir.
  • Paul Auster, Julian Barnes, Milan Kundera, Yann Martel, Vladimir Nabokov, Zadie Smith, John Updike üstkurmaca alanında eser veren yazarlar arasındadır.
  • Postmodern romanda genellikle, doğrusal olay örgüsü anlayışı yerine, çok sayıda hikayenin iç içe geçtiği bir anlatım tercih edilir. Yüzlerce karakter kullanılabilir. Çok farklı konulara göndermeler yapılabilir.
  • 20. yüzyılda edebiyat eleştirmenliği mesleği kurumsallaşmıştır.
  • Roland Barthes, yazarın istediği bir konuyu anlatabileceğini, eleştirmenin konusunun ise daha sınırlı olduğunu söylemiştir.
  • Eleştirmen de bir edebiyatçıdır. Bir metin üstüne ikinci bir metin, ikinci bir sanat yapıtı kurar.
  • Postmodern ve çağdaş edebiyat anlam kaypaklığına açıktır, anlattıklarını o anda oluyormuş gibi anlatmayı tercih eder, kahramanın yapısal bozumunu vurgular, sağduyusunu yitirmiş, insanlıktan çıkmış kahramanlara düşkündür.

 

Çağdaş Sanata Varış 152| Postmodern Edebiyat 1

Postmodern bir dönüşün ilk tespitlerinin yapıldığı alanlar edebiyat ve mimari olduğu için önce bu alanlara odaklanacağız ve edebiyat ile başlayacağız.

Pastiş, gerek Postmodern mimaride gerekse Postmodern edebiyatta kullanılan bir araç olmuş, harmanlamanın dengesi ve ustalığı önemsenmiştir.

Eklektizm de ortak bir noktadır. Farklı janrlar ve stiller arasında sıçrama yapılır. Postmodernizm’de tüm kültürden yararlanmak amaçlanır. Saflık, Postmodernizm’de bir erdem değildir.

  • Postmodern roman 1950’lerde Fransa’da, 1960’larda ABD ve İngiltere’de, daha sonra İtalya, Almanya ve Latin Amerika’da gelişti.
  • Fransa’da 1953-63 yılları arasında süren Yeni Roman akımı, Postmodern dediğimiz romanın tanımlandığı süreçte ortaya çıkmıştı. Sadece o zamanlar adı Postmodern değildi. Ama Postmodernliğin doğduğu yılların o yıllar olduğunu artık biliyoruz. (Yeni Roman bloğumuzda ayrı bir konu olarak yayımlanmıştı.)
  • Edebiyatın iletişim şemasının dört bileşenden oluştuğu düşünülür: sanatçı, eser, okur/izleyici ve toplum.
  • Yazar/sanatçı gönderici; eser ileti; okur/izleyici alıcı; dış çevre ise, hem sanatçıyı hem de okuru/izleyiciyi içine alan toplumdur.
  • 20. yüzyıl önce çıkış noktası olarak yazarı/sanatçıyı seçmiştir. Yazar, romantik dönemin dahi yaratıcısıdır. Neden yazmayı seçtiğinin psikolojisi üzerinde durulur.
  • Sigmund Freud ve Joseph Campbell yazar odaklı bakış açısına verilebilecek iki örnektir. Yazarın/sanatçının ve hatta eserdeki kahramanların da psikolojisi incelenmiştir.
  • Daha sonra metin çıkış noktası olarak ele alınmıştır.
  • Metin odaklı bakış açıları için Rus Biçimcileri/Formalistler’ini, Frankfurt Okulu’nu, Yapısalcılar ve Göstergebilimciler’i örnek verebiliriz.
  • Marks’ın öğretilerinin etkisiyle, edebiyat bir üstyapı kurumu olarak görülmüş, edebiyattaki her şey, toplumun altyapısına bağlanmaya çalışılmıştır.
  • Daha sonra ise, Yorumbilimciler, Postmodernistler okur odaklı bir çıkış noktası seçmişlerdir.
  • Derrida, Yapısalcılık’ı sorgulamış ve metnin nasıl okunacağı konusunda okura önem vermiştir. Özellikle Göstergebilim, anlam üreten olarak “Okur”a yönelmiştir.
  • Barthes da metnin birliğinin yazarda değil, okurda oluştuğunu söylemiştir. “Bir edebiyat eserinin anlamı metnin içinde hazır olarak bulunmaz, metindeki bazı ipuçlarına göre okur tarafından, okuma sürecinde yavaş yavaş kurulur” ilkesi öne çıktı. Barthes, 1967′de yazarın ölümünü ilan etti. Yani yazarın niyeti ne olursa olsun okuyucuların kendi anlamlarını yarattıklarını söylemek istiyordu. Metinler sorgulamaya açıktı.
Fotoğraf: investigatemedia.wordpress.com

Fotoğraf: investigatemedia.wordpress.com

  • 1960’ların sonunda Almanya’da doğan, anlam sorununa eğilen Alımlama Estetiği/Kuramı (Reception Theory), bir edebi eserinbelirleyicisinin okurun alımlama (hazmetme) süreci olduğunu belirtir. Bu kuram, Yorumbilim (Hermeneutics) bağlamında öne sürülmüş bir kuramdır. Anlam, metinde oluşmuş ve bütünleşmiş bir şekilde yatmaz, gücül halde bulunur ve okurca alımlandığı süreç içinde somutlaşır ve bütünleşir. Bunun iki ucu vardır: Birincisi, yazarın yarattığı sanatsal metin; ikincisi, okurun yaptığı somutlamadır. Bu bir iletişim, metin ile okur arasında bir alışveriştir. Alımlama Estetiği’ne göre, metinde yazar, her şeyi söyleyemez, belirsizlikleri okura bırakır.
  • Michel Foucault, her toplumda söylemlerin denetlendiğini ve sınırlandığını söyler. Bu denetleme ve sınırlama mekanizmalarının dışsal olduğu gibi, içsel de olabileceğini belirtir. Dışsal denetim mekanizmalarında, toplumun sesi bir çeşit arka plan, fon oluşturuyor, yazarın konuşması bu düzlemin içinde yer alıyor. Toplum kendi sesini doğru sayıyor. Doğrunun sesi olarak seçilen/ görülen/ dayatılan bu ses öteki sesleri dışlıyor. Toplum, kendi ekonomik uygulamalarının gereksinimlerini ahlak kurallarına, davranış reçetelerine dönüştürerek dayatıyor. Toplum her şeyin söylenmesine izin vermiyor; deliliğin, cinselliğin ve bazı politikaların sesleri doğru olmayan seslerden sayılıyor. İçsel denetim mekanizmalarında ise kendi kendini denetleme geçerli. İlkeler bir kere içselleşince, kişinin söylemini içten denetlemeye başlıyor. Foucault, yazara ve okura fazla bir özgünlük payı tanımıyor, denetim mekanizmalarının oldukça katı bir şekilde işlediklerini savunuyor.
  • Dolayısıyla 20. yüzyıl için dört çıkış noktasından söz edebiliriz.
  • Günümüzde de bu yaklaşımlar sürmektedir.
  • 1960’ların sonlarında romanın ölümü hakkında çokça konuşulmuştur. Kurgunun geleneksel teknikleri hükümsüz görülmüştür. Kitle iletişim çağına uygun yeni bir ses bulmak ve anlatı klişelerine başvurmaksızın popüler kitleye hitap etmek amaçlanmıştır.
  • Modernizm zaman kavramını, Postmodernizm mekan kavramını öne çıkartır. Postmodern yapıtın mekandan yola çıkması, olaylar ve ilişkiler arasındaki süreçsel ilişkiyi kaldırmakta, böylece, okurun kurmaca yaşantının arkasındaki nedensellik bağlamını anlamak gibi bir zahmete girmesine gerek kalmamaktadır.