Etiket arşivi: Postmodern Düşünürler

Çağdaş Sanata Varış 146| Postmodern Düşünürler 8 Deleuze ve Guattari

Fotoğraf:www.critical-theory.com

Fotoğraf:www.critical-theory.com

  • Foucault’dan etkilenen  filozof Gilles Deleuze (1925-1995) ve Lacan’dan etkilenen psikoanalist Félix Guattari (1930-1992) 1972 yılında işbirliği yapmıştır.
  • Freudçuluk, aileyi evrensel bir kategori olarak ele alır; sınıf, konum veya ırkın aile kurumuna etkisi olmadığını; ailenin sosyal koşullardan veya tarihten bağımsız olarak bilinçdışı üzerinde aynı şekilde etkili olduğunu varsayar. Deleuze ve Guattari, psikanalizin tüm hayatı çekirdek ailenin tekil yapısına indirgediğine dikkat çekmiştir.
  • Freud, politika ve kültürü ailenin dışına iter. Deleuze ve Guattari, bireysel kimlik analizinin çok daha geniş bir sosyal sahaya yayılması gerektiğini savunmuştur.
  • Freudçu fikirlerde sosyal rollerin, politikanın ve kamusal olayların bilinçdışının derinlerine nüfuz etmediği düşünülür. Buna karşın, Deleuze ve Guattari, bilinçdışının toplum ve tarih tarafından sürekli yeniden yazıldığını savunur. Onlara göre bilinçdışı şimdide yaşar. Yapılan işler, tanışılan kişiler, olmak istenen ve istenmeyen kişi türleri, okunan dergi ve kitaplar, alış veriş yapılan mağazalar….bunlardan hiçbiri marjinal değildir. Deleuze ve Guattari’nin çalışmasında, bir ilişkiler ağı, iç içe geçmeler, çapraz aşılanmalar….bir sosyal akışlar ağı vardır.
  • Bilinçdışı arzular ve hevesler, kişisel deneyimin bir sonucu olarak kişiye ait değildir. Bunlar geneldir: sosyal koşullar ve deneyim ile sürekli üretilir ve yeniden üretilirler.
  • Freudçuluk, bilinçdışını karanlık ve tehlikeli ama aynı zamanda sabit ve değişmeyen bir kuvvet olarak görür. Deleuze ve Guattari ise bilinçdışını arzu eden bir makine olarak tarif eder. Bütün sosyal ve kişisel eylemler ve etkileşimlerin gerisindeki dinamik güç olan arzu, değişken ve sürekli adapte olan bir enerjidir. Sürekli limitleri aşmak isteyen; faydalılık, üretkenlik veya verimlilik için endişe etmeyen bir enerjidir.
  • Deleuze ve Guattari için durağan kimlik yoktur; onlar farklılığı, kaosu ve değişim sürecini kutsar.
  • Ruhun doğal olarak bütün, birleşik veya tutarlı olduğu fikrini; evrensel bir teorisi olabileceğini; temellere ve özlere indirgenebileceğini reddederler. Benliği, bir arzular ve kimlikler akıntısı olarak tarif ederler. Bir kimlik için, toplumdaki arzu üretiminin ve dolaşımının, ihtiyaçlar veya içgüdülerden daha önemli olduğunu düşünürler.
  • Postmodern görüşte, sübjektiflik ırk, sosyal sınıf, aile, yaş, konum ve cinsiyetle ilgili farklı sosyal kodların ve ideolojilerin bir karışımıdır. Kişinin kim veya ne olduğu, bu farklı söylemlerin kendi içindeki çatışma ve birleşme süreçlerini nasıl dışa vurduğu ile belirlenir. Bu faktörler etkileşim içine girdikçe benlikte değişimler meydana gelebilir.

 

Çağdaş Sanata Varış 145| Postmodern Düşünürler 7 Kristeva, Eco, Hawking

  • Edebiyat kuramcısı, feminist ve Postyapısalcı felsefeci Julia Kristeva (1941-), Yapısalcılık, semiyotik ve Freudçu olmayan psikoanalitik teoriden yararlanır. Lacancı psikanalizden etkilenmiştir. Dil, edebiyat ve cinsiyet arasındaki soyut bağlantılarla ilgilenir. Kristeva, erkek egemen toplumun dili eril/dişil (he/she) ayrımlara izin vererek, kimliklerin katı cinsiyet tanımlarıyla sınırlandığını öne sürer.  Kristeva için ilerici sanat eserleri, ana akım dili bozan, parçalı, tamamlanmamış, sistematik olmayan ve açıklanamaz eserlerdir.  Ana akım dışı edebiyatı savunmakla eleştirilir. Kristeva, felsefi uzmanlık konularının yanı sıra, çeşitli roman dizileri de yayınlamıştır.
Edebiyat kuramcısı, feminist ve Postyapısalcı felsefeci Julia Kristeva. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Edebiyat kuramcısı, feminist ve Postyapısalcı felsefeci Julia Kristeva.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

  • Umberto Eco (1932-), Postmodernizm’de Ortaçağların tutumlarına bir dönüş görmüştür. Hipermedyanın, örneğin web sitelerinin Ortaçağ’a özgü el yazmalarının metin-görüntü kombinasyonlarını yankıladığına dikkat çekmiştir. Bazıları da Postmodernist sanat formlarında 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadarki Barok dönemin abartılı estetik duyarlılığına bir dönüş görmüştür.
  • “20. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde kışkırtıcı sanat ile tüketim sanatı arasındaki uçurum azalmaya başladı. İşlenmiş sanat ile popüler sanat arasında hala bir uçurum olduğu gözlemlenirken, işlenmiş sanat Postmodern olarak değerlendirilebilecek bir ortamda, kimi zaman figüratif olmanın ötesine geçen yeni deneysel çalışmalar sunuyor, kimi zaman da figüratife geri dönüşler yapıyor, geleneğe yeniden önem veriyordu. Kitle iletişim araçlarında üzerinde anlaşmaya varılmış model, tek bir Güzellik ideali sunmamaktı. Güzellik, bu dönemde çoktanrılı oldu,” diyor Umberto Eco.
  • Eco’nun Neo-TV adını verdiği dünyada, televizyonda olan bir şey kendi başına kayda değerdir veya haber değeri taşır. Eco büyünün, görüntünün işaret ettiği şeyde değil, görüntünün kendisinde yattığını savunur. Neo-TV, ödül törenleri, televizyon ünlüleri hakkındaki haberler ve programlar, doğrudan kamuoyu yoklamaları ve onların haberleri, TV şovları hakkında sorular/ şikayetler/övgüler vs ile sadece kendisiyle ilgilenir.
Umberto Eco, İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dallarında uzman. Fotoğraf:peripoietikes.hypotheses.org

Umberto Eco, İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dallarında uzman.
Fotoğraf:peripoietikes.hypotheses.org

  • 1987 yılında yayımlanan eseri Zamanın Kısa Tarihi‘nde Stephen Hawking bütün evreni kapsayan bir kuramdan söz etti. “Eğer tam bir kuram bulabilirsek Tanrı’nın zihnini bileceğiz.” Bu hedefe yönelinirken Postmodern bilim rölativist/göreceli boyutlar kazandı. Göreceli olmayı bilime Kuantum Teorisi soktu (Heisenberg 1901-1976). Evreni tek bir denklemle ifade etme çabaları ile ortaya çıkan, periyotları olmayan bir tür düzen olan kaos ve bağımsız ögelerin kendiliğinden bir öz örgütlenme oluşturmak üzere birbirlerini etkiledikleri karmaşıklık kuramları bilimde kontrol ve kesinlik kavramlarını ortadan kaldırdı. Bu kuramlar iç bağlantı, bütünselcilik, kaostan düzen oluşması kavramları ile özerk, kendini yöneten bir doğa fikrine dayanan Postmodern bir devrim vaat eder. Bizi basit varsayımlar yapmayı bırakıp büyük sorular sormaya zorlayan bu kuramlar, her şeyi kapsayan yeni, tek bir kuram bulmayı hedefliyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 144| Postmodern Düşünürler 6 Jacques Lacan

Fotoğraf: www.hepimizaileyiz.com

Fotoğraf: www.hepimizaileyiz.com

  • Freud’dan bu yana en tartışmalı psikanalist ve psikiyatr Fransız Jacques Lacan (1901-1981), Amerikalıların taktıkları lakap ile Fransız Freud, Ortodoks Uluslararası Psikanaliz Birliği’nden kendini kovdurduktan sonra Freud’a Dönüş Hareketi’nin öncülüğünü yaptı, Sigmund Freud’u çağdaş teorinin ışığında yeniledi.
  • Psikoanalizin temel metinlerini sağlamış olan Freud, belli bir ölçüde benliğe vurgu yapmasına rağmen teorilerinin çoğu, biyolojik modellere dayandırılmıştır. Freud, ruhta içgüdüsel ve kültürel güçler arasındaki çatışmaların kaydını tutar.
  • Lacan, psikanaliz çerçevesinde kalan ama Freud’dan çeşitli yönlerde uzaklaşan yeni okullara karşı çıktı, Freud’a geri dönmeyi savundu.
  • Freud’un erken döneminde, 1900-1915, Freud’un temel sorunsalı bilinçdışı mekanizmasıydı. Lacan psikanalizi bilinçdışının bilimi ilan etti.
  • Freud, zihinsel hayatın çatışmalarının çözümlenebileceğini savunurken, Lacan bu çatışmaların tamir edilemeyeceğini öne sürer; psikanalizin kültürel ve dilbilimsel alana yakınlaşması gerektiğini iddia eder. Çünkü onun savına göre, bilinçdışı dil gibi yapılandırılır. Bilinçdışı bilinemez ve yalnızca dilde yeniden yapılandırılır.
  • Lacan’a göre dil durağan bir yapı değil, işleyen bir yapıdır. Sartre, Varoluşçuluk bir hümanizmadır derken Lacan, psikanaliz bir anti hümanizmadır der.
  • Lacan, Freud’un bilinçdışının işleyişi hakkında ileri sürdüğü mekanizmaların aynen dilde de bulunduğunu gösterir. Esas buluşu budur. Bastırma, ancak dil sayesinde mümkündür. Dil, bilinçdışının koşuludur.
  • Lacan’ın ünlü teorisine göre bebek, 6-18 ay arasında gerçekleşen Ayna Evresi’nde, kendi davranışını, yetişkinlerin ve diğer çocukların jestlerinde görür. Bu yansımada kendi imajını bulur ve bu imajla özdeşleşmeyi öğrenir. Bu, egonun oluştuğu evredir. Böylece benlik algısı, dışsal bir imajla  ilişkilenir. Kimlik, içerden gelmek yerine, dışsal bir koşuldan oluşur. Yabancılaşma ve bölünme kimliğe en baştan yerleşmiş olur. Bunun sonucunda, yetişkin hayatta iç birliğe ve dengeye ulaşmak imkansızdır. Ayna Evresi, olmak kavramını psikanalize sokmuş olması bakımından önemlidir.
  • Kişiliğin oluşması üç aşamada gerçekleşir. 6-8 ay arasındaki birinci dönem, üç buçuk yaşa kadar uzayabilen ikinci dönem ve yaklaşık 6 yaşa kadar uzayabilen üçüncü dönem.

    Birinci dönem Freud’un oral dönemine denk düşer. Bu dönem yeterince aydınlatılamamıştır.
    İkinci dönem, Freud’un anal dönemine denk düşer. Lacan’ın Ayna Evresi ve ikili ilişki dönemi adını verdiği Oidipus öncesini içerir.
    Üçüncü dönem için Freud Oidipus karmaşasına işaret eder. Lacan için bu dönem, utanç duygusunun oluştuğu fallik dönemdir.

  • Lacan, Freud’un klasik id/ego/süperego üçlüsünün yerine İmgesel/Simgesel/Gerçek yapılarını koydu.
  • Ünlü Lacancı üçleme GSİ: doğrudan yararlılığın Gerçeği (iyi sağlıklı besin, kaliteli otomobil vs); statünün Simgeseli (otomobil seçimi statü belirtmeye yarar vs.); haz verici ve anlamlı deneyimin İmgesel’idir.
  • Lacan’a göre, bilinçdışı ancak dil edinildikten sonra var olmaya başlar. Ancak çocukluktaki imgesel evre dilden önce gelir ve dili edinmemize katkıda bulunur.
  • Simgesel düzen, toplumsal yapılar sistemidir. Simgesel düzen eril bölgeye, ataerkil düzene aittir. İktidarın dildeki yeri, simgesel düzeni dayatan fallustur. Ataerkil düzen kadınları susturur. Kadınlar erkekler gibi imgesel düzenden simgesel düzene kaçamadıkları için dile sahip olmayan “ötekiler” olarak ebediyen dışlanırlar.
  • Lacan’a göre kadında cinsel gereksinim ve arzu, arzunun sembolü olarak fallus üzerinde toplanır. Erkekte ise cinsel gereksinim, fallik nesneye metaforik bir tarzda ikame edilen bakire ile fahişe arasında kutuplaşır. Kadın için erkek sadece penise sahiptir, fallus değildir. İnsan eksiktir, kastredir, narsistik açıdan yaralıdır.
  • Lacan’a göre benlik, geçici, değişken, tamamlanmamış ve açık uçlu arzular kümesidir. Bu nedenle, insan bütün olmayı amaçlayamaz.
  • Lacan, sadece psikiyatri ve psikanaliz alanında değil, felsefe, antropoloji  ve sinema kuramcıları üzerinde de çok etkili olmuştur.
  • Postmodern Sinema bölümünde Lacan’dan tekrar söz edeceğiz.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 143| Postmodern Düşünürler 5 Jean Baudrillard

JEAN BAUDRILLARD
(1929-2007)

İngiliz siyasi teorisyen ve aktivist Andrew Robinson Ceasefire Magazine’de Baudrillard’a ayırdığı Anlamın Yeni Sistemi adlı yazısında yukarıdaki görseli kullanmış. Fotoğraf:ceasefiremagazine.co.uk.

İngiliz siyasi teorisyen ve aktivist Andrew Robinson Ceasefire Magazine’de Baudrillard’a ayırdığı Anlamın Yeni Sistemi adlı yazısında yukarıdaki görseli kullanmış.
Fotoğraf:ceasefiremagazine.co.uk.

  • Jean Baudrillard, hakim kültür aracılığıyla kökleşen önyargı ve beklentilerin gördüklerimizi şekillendirdiğini öne sürmüş, bu durumda gerçekliğin bağımsız bir biçimde nasıl algılanabileceğini sorgulamıştır.
  • Baudrillard’a göre, Postmodern bir toplumda hiçbir şeyin orijinali, aslı yoktur, yalnızca kopyalar, simulacrum’lar vardır.
  • Baudrillard,günümüz  iletişim araçlarının etkisini içpatlama/hipergerçeklik/siber-baskın/kod gibi terimlerle tarif etmiştir. Bu terimler Baudrillard’ın simülasyon adını verdiği şeyle yakından bağlantılıdır. Günümüz iletişim araçları gerçek olmayan bir gerçek, bir hipergerçek yaratarak, insanların doğal ve sosyal çevrelerinden kopmalarına, yabancılaşmalarına neden olmaktadır. Film, TV, reklamlar ve bilgisayar oyunlarının yarattığı sanal gerçeklik benzeştirme yoluyla yaratılan, orijinali olmayan bir gerçektir. Sanal gerçeklik, bireyi bir yandan aktif/etkileyen, öbür yandan pasif/etkileyemeyen durumuna sokar. Bu, hipergerçekliğin önemli bir özelliğidir. Gerçeklik artık sabit değildir. Hipergerçeklik orijinal olmama halidir.
  • Baudrillard’ın önermesine göre simülasyonlar hayatlarımızda sağlam biçimde yer edinmiştir, gerçek etkilere sahiptirler: duygusal bir film izleyip ağlayabiliriz, bira reklamı bizi susatabilir. Baudrillard’a göre, simülasyon ve gerçeklik arasındaki ayrım çökmüştür. İmajlar, gerçekle kesişir, gerçeği önceler, gerçeği özümser ve üretir. Manzaralar fotoğraf, kadınlar cinsel senaryo, düşünceler yazı, terörizm moda ve medya olarak yeniden ortaya çıkar. Baudrillard’ın simülasyon analizi kısmen, gördüğümüz dünyanın ötesinde ideal formların yattığını söyleyen Platon’dan ilham alır.
  • Baudrillard’ın simülasyon kavramı, orijinalleri olmayan kopyalar anlamını taşır.
  • “Bütün sosyal hayatı düzenleyen şey gerçeklik değil, simülasyon prensibidir.” Televizyon oyuncularının canlandırdıkları karakter olduğuna inanılması ve onlara mektup yazılması, hatta iyi karakterleri canlandıran aktörlerin Hindistan’da seçimleri kazanması gibi. Baudrillard için, hiçbir şey işaretler, kodlar ve simülasyonların akışı dışında değildir. Baudrillard’a göre bu, panik üretir ve simülasyonun dışına çıkmaya çalışır, sözde sahiciliği fetiş haline getiririz: aerobik, body-piercing, macera tatilleri, skandal haberleri, otobiyografilerde paylaşılan özel hayat, interaktif televizyon, izleyicilerin telefonla katılabildiği programlar, “reality şov”lar, bizi olaylara yakınlaştıran büyük ve yüksek çözünürlüklü ekranlar, Blue-Ray, çevresel ses düzeni, reklamlar ve kendi kendine yardım kitapları Baudrillard’ın hipergerçek, gerçekten daha gerçek olarak nitelendirdiği şeye örnekler olabilir. Gerçeklik hissini artırmaya yönelik bu çabalar simülasyondur. Simülasyon gerçekliği belirler veya üretir.
  • Hipergerçeklik terimini ilk kullanan Umberto Eco’dur. Eco bu terimi, 1975 yılında, replikalar, holograflar ve diyoramaları sergileyen tema parklarını tanımlamak için kullanmıştır. Holograf, tamamıyla yazarın el yazısı ile yazılmış olan eserdir; biri doğrudan doğruya lazer cihazından, öteki de fotoğrafı çekilecek cisimden yansıyarak gelen iki lazer demetinin üst üste binmesiyle meydana gelen girişimden yararlanan kabartmalı fotoğraf tekniğidir. Diyorama ise 8/12/2014 tarihinde bloğumuzda anlatılmıştı.
  • Disneyland ve Las Vegas hipergerçekliğin en açık ve en uç örnekleridir.
  • Artık gerçekliğin kendini temsiller aracılığı ile ifade ettiği değil, temsillerin gerçekliği ifade etmesi geçerlidir. Gerçek, temsile itaat eder.
  • Baudrillard’a göre imajlar ve bilgi artık somut eşyalardan daha önemlidir.
  • Nereye baksak resimlerle karşılaşırız: Tişörtler, reklam panoları, posterler, kendi fotoğraf makinalarımız/kameralarımız, kapalı devre gözetim kameraları, fetüsün ekrandan önizlemesi vs. Baudrillard’a göre görüntülere duyulan bu açık saplantı, dünyayı temelden değiştirmiştir.
  • Baudrillard medyayı kötü bir güç olarak resmeder; medyanın, gerçek iletişimi veya anlamı engellediğini, sığ ve pasif bir deneyim sunduğunu savunur. Baudrillard, teknolojiden tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış, sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiği için eleştirilmiştir.
  • Medyanın sadece eylemleri haber vermekle kalmadığı, aynı zamanda bu eylemleri mümkün kılan koşulların da bir parçası olduğu düşünülebilir.
  • Baudrillard kitlelere tutsak TV ve medya tüketicileri der.
  • Jean Baudrillard yeni teknolojilerin insan olmanın ne anlama geldiği hakkında yeni endişeler ürettiğini söyler.
  • Baudrillard’a göre, temsil artık otomatiğe bağlıdır, özgürce ve kendi yörüngesinde işler; olguların, gerçekliğin veya tarihin zeminine bağlı değildir.
  • Baudrillard’a göre, Modernizm bitmiştir. Beraberinde tarih denen şey de yok olmuştur. Çünkü Postmodernizm zaman fikrini yok etmiştir.
  • Sanatı, dünyayı anlamak için bakışımızı yenilemeye yönelik naif bir çaba olarak tarif eden Baudrillard, sanatla gerçeklik arasındaki sınırın bütünüyle ortadan kalktığını, çünkü ikisinin de taklit/simülasyon/evrensel benzeti/simulacrum içine düştüğünü söyler. Sanatın mantığı sanatçının gördüğü, hissettiği ve yorumladığı haliyle  dünyanın bir simülasyonunu oluşturuyordu. Sanat, birbirini izleyen simülasyon aşamalarına girer.
  • Baudrillard’a göre, Postmodern metinlerarasılık, bilgi pornografisidir. Bu süreçte her şey eşit hale gelir ve kendi anlam ve gerçekliğini yitirir.
  • Baudrillard, Karl Marx, Walter Benjamin, Henri Lefebre, Guy Debord, Marshall McLuhan gibi birçok düşünürün fikirlerinden beslenmiş ve onları geliştirmiştir.
  • Bu yüzden en azından entelektüeller, görünümlerin arkasında sabit bir gerçek olduğu anlayışını terk etmelidirler. Belki o zaman kitleler medyaya sırt çevirirler ve kamuoyunu yönlendirme çabaları boşa çıkar. Çünkü, iletişim araçlarını kontrol edenlerin politik gücü de artar.
  • Budrillard’ın politik görüşleri Postmodern Politika bölümünde yer alacaktır.

 

Çağdaş Sanata Varış 142| Postmodern Düşünürler 4 Derrida, Yapı Söküm ve Yeni Tarihselciler 2

  • Yapısöküm, felsefe, iletişim sosyolojisi, eleştirel düşünce, sosyoloji, mimarlık, estetik, edebiyat teorisi ve benzeri bütün alanlarda yaygınlaşmış ve genel bir etki kazanmıştır.
  • Yapısöküm etkisini mimarlık ve tarihte de gösterir.
  • Yapısökümün etkisi altındaki Yeni Tarihselciler kapsayıcı tarihsel anlatılardan, tarihsel dönemlerin net bir şekilde ayrılmasından, tarihsel dönemin tek bir dünya görüşüne sahip olması fikrinden, tarafsızlık iddiasından, metinlerin tarihi nötr olarak yansıttığı görüşünden uzak durur.
  • Yeni Tarihselciler lokal bilgi üretimine, görünüşe göre bağlantısız olaylar arasındaki bağlantılara ve tesadüflere, marjinal eserlere, görünüşe göre önemsiz olaylar ve anekdotlara önem verir. Tarihsel gerçekliğin hiçbir değerlendirmesinin anlatandan bağımsız olamayacağını savunur. Daha önce görmezden gelinen grupların öneminin ortaya konmasına fırsat yaratır, egemen ama önyargılı anlatımlara meydan okuyarak yeni tarihlerin yazılmasına imkan tanır.
  • Yeni Tarihselciler, bilimsel bir dil kullanarak tarihi kendi görüşlerine göre oluşturmakla, farklı disiplinleri ukalaca birbirine karıştırmakla,  akademik kanıt ve ispat standartlarını önemsememekle; tarihin sorumsuz, hatta tehlikeli revizyonlarına yol açmakla suçlanırlar.
  • Postmodernist rölativizm, iddiaların hangi kurallar ve geleneklere göre ortaya atıldığını fark etmemizi sağlar.
  • Jacques Derrida’nın bazı fikirleri Postmodern mimarinin teori ve pratiği üzerinde de etkili oldu. Yapısökümcü mimarinin ustaları arasında ilk akla gelen mimarlar Zaha Hadid, Bernard Tschumi, Peter Eisenman ve Frank Gehry’dir. Derrida, Paris’teki 1983 yılında başlayan Parc de la Villette projesinde Bernard Tschumi ile işbirliği yapmıştır.
  • Yapısökümcü mimarlar, binanın çevresindeki bölge ile birlikte düşünülmesi gerektiğine inanır. Yapısökümcü binaların, çevreleriyle eleştirel bir diyalog içinde olması amaçlanır, pasif olarak uyum sağlamaları gerekmez. Uyum, sahte ve baskıcı bulunur.
  • Çıkıntılı kirişleri, açıkta bırakılan yapı malzemeleri, olağandışı açılardaki pencereleri ile Yapısökümcü bir bina tamamlanmamış  görünür.
Guggenheim Müzesi, Bilbao, İspanya. Yapısökümcü mimarinin belki de en ünlü örneği fantastik ve ileri teknoloji ürünü olan bu müzedir. 1997 yılında açılan müze, Kanadalı-ABD’li mimar Frank Gehry’nin tasarımıdır. Binanın cam ve titanyum konturları bir gemiyi hatırlatır. Bir liman kentinde yapılmış olan müzenin yansıtma panelleri balık pullarını akla getirir. Oyunbaz ve fantastik bu mimari yaklaşım İspanyol (Bask) mimar Antoni Gaudi’ye (1852-1926) kadar geri götürülebilir. Gehry, Yapısökümcü etiketini reddeder. Fotoğraf:openbuildings.com

Guggenheim Müzesi, Bilbao, İspanya.
Yapısökümcü mimarinin belki de en ünlü örneği fantastik ve ileri teknoloji ürünü olan bu müzedir. 1997 yılında açılan müze, Kanadalı-ABD’li mimar Frank Gehry’nin tasarımıdır. Binanın cam ve titanyum konturları bir gemiyi hatırlatır. Bir liman kentinde yapılmış olan müzenin yansıtma panelleri balık pullarını akla getirir. Oyunbaz ve fantastik bu mimari yaklaşım İspanyol (Bask) mimar Antoni Gaudi’ye (1852-1926) kadar geri götürülebilir.
Gehry, Yapısökümcü etiketini reddeder.
Fotoğraf:openbuildings.com

  • Postmodernizm, her şeyin bir tek ve sağlam bir zeminde olduğu görüşünü terk etmiştir.
  • Marksizm ve Freudçu psikoanaliz bu Postmodern kuşku çerçevesinde değiştirilmiş ve eleştirilmiştir.
  • Değişmez doğrular olmadığı, yalnızca doğrunun versiyonları olduğu fikrine yol açtığından, her şeye açık olan ve hiçbir şeyin gerçek olmadığını söyleyen Yapısökümünü eleştirenler onda bir tür nihilizm bulur.
  • Postyapısalcılık teorileri ve Yapısöküm fikirleri:
    Dogmalarda gizli varsayımlara bakmamızı,
    Değer yargılarını her zaman sorgulamamız gerektiğini,
    Yeni olasılıklara açık olmamızı,
    Her zaman belirli bir konumdan düşündüğümüz ve davrandığımızın farkında olmamızı ister. Çünkü saf doğruya ulaşmamızı sağlayan objektif bir bakış açısı olmadığını öne sürer.