Etiket arşivi: Pop Art

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Çağdaş Sanata Varış 266|Heykeller ve Nesneler 5

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014. Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor. Fotoğraf:ilginseymen.com

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014.
Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor.
Fotoğraf:ilginseymen.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010. Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor. Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden. Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş. Merdivenin  işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden. Tamamlanamamış anıt,  söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder. Yapısöküm mimarisinde  mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak  bakmak söz konusudur. Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır. Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010.
Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor.
Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden.
Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş.
Merdivenin işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden.
Tamamlanamamış anıt, söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder.
Yapısöküm mimarisinde mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak bakmak söz konusudur.
Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır.
Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007. Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007.
Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007. Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar. Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış. Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış. Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve  yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle. Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti. Fotoğraf:www.artspace.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007.
Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar.
Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış.
Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış.
Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle.
Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti.
Fotoğraf:www.artspace.com

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu. Fotoğraf: sandradavolio.dk

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu.
Fotoğraf: sandradavolio.dk

  • Doğanın sanata dahil edilmesi / doğadan ilham alınması mücevher tasarımında da kendini gösteriyor. New York’ta çalışmalarını sürdüren mücevher tasarımcısı Monique Péan, takılarda doğal taşlara ilaveten mors dişi fosili, dinozor kemiği, bir milyon yıllık olduğu iddia edilen meteorit  parçaları kullanarak doğayı işinin bir parçası haline getiriyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 264|Heykeller ve Nesneler 3 Yayoi Kusama

Altın Ayakkabılar, Yayoi Kusama, 2000. Art International 2015 İstanbul. Japonya’nın ünlü Praemium Imperiale ödülünün verildiği tek kadın sanatçı olan Yayoi Kusama (1929-) da sanat skalası geniş olan sanatçılardan. Uzun yaşamı boyunca pek çok akımın içinde bulunmuş. 1959 yılında New York’ta açtığı ilk kişisel sergisi, Zero akımının, Pop Art’ın habercisi sayılıyor. Vücut Sanatı, Happening, Yerleştirme, Performans, şiir ve roman yazıyor, ödül alan filmler çekiyor, giysilerini daima kendisi tasarlıyor. Silinmişlik Odası adlı eseri yıllardır dünyayı geziyor. Balkabağı çok kullandığı motiflerden biri. 1972 yılında, tek uzun süreli romantik ilişki yaşadığı sanatçı Joseph Cornell ölünce Japonya’ya dönüp, kendi isteğiyle geceleri bir akıl hastanesinde kalmaya, gündüzleri atölyesinde çalışmaya devam ediyor. 1990’larda New York’a dönüyor.  “İşlerimin seks ile, cinsel özgürlükle bağdaştırıldığı zamanlarda bile benim için cinsellik hep sorunlu, hep travmatikti; seksin hiçbir biçimine ilgim yoktu” diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Altın Ayakkabılar, Yayoi Kusama, 2000. Art International 2015 İstanbul.
Japonya’nın ünlü Praemium Imperiale ödülünün verildiği tek kadın sanatçı olan Yayoi Kusama (1929-) da sanat skalası geniş olan sanatçılardan. Uzun yaşamı boyunca pek çok akımın içinde bulunmuş. 1959 yılında New York’ta açtığı ilk kişisel sergisi, Zero akımının, Pop Art’ın habercisi sayılıyor. Vücut Sanatı, Happening, Yerleştirme, Performans, şiir ve roman yazıyor, ödül alan filmler çekiyor, giysilerini daima kendisi tasarlıyor. Silinmişlik Odası adlı eseri yıllardır dünyayı geziyor.
Balkabağı çok kullandığı motiflerden biri.
1972 yılında, tek uzun süreli romantik ilişki yaşadığı sanatçı Joseph Cornell ölünce Japonya’ya dönüp, kendi isteğiyle geceleri bir akıl hastanesinde kalmaya, gündüzleri atölyesinde çalışmaya devam ediyor. 1990’larda New York’a dönüyor. “İşlerimin seks ile, cinsel özgürlükle bağdaştırıldığı zamanlarda bile benim için cinsellik hep sorunlu, hep travmatikti; seksin hiçbir biçimine ilgim yoktu” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1968 yılında New York’ta puantiyeleri bir moda çekiminin konseptini oluşturan Kusama, 2012 yılında Louis Vuitton ile işbirliği yapmış. Onu, Louis Vuitton için özel bir koleksiyon hazırlamaya ikna eden hayranı Marc Jacobs olmuş. Bu işbirliği için New York, SoHo mağazası yeniden tasarlanmış. Fifth Avenue’daki mağazanın vitrinine Kusama’nın gerçek boyutlarda balmumundan bir heykeli konmuş. Gerçeküstü bir dünya yaratılmış Louis Vuitton mağazalarında. Fotoğraf: blog.markafoni.com

1968 yılında New York’ta puantiyeleri bir moda çekiminin konseptini oluşturan Kusama, 2012 yılında Louis Vuitton ile işbirliği yapmış. Onu, Louis Vuitton için özel bir koleksiyon hazırlamaya ikna eden hayranı Marc Jacobs olmuş. Bu işbirliği için New York, SoHo mağazası yeniden tasarlanmış.
Fifth Avenue’daki mağazanın vitrinine Kusama’nın gerçek boyutlarda balmumundan bir heykeli konmuş. Gerçeküstü bir dünya yaratılmış Louis Vuitton mağazalarında.
Fotoğraf: blog.markafoni.com

2013 yılında Marsilya Avrupa Kültür Başkenti olduğunda, şehirdeki ağaçların gövdeleri bir Çağdaş Sanat sergisi kapsamında Kusama tarafından beneklerle donatılmış. Kusama 2016 yılında Airbnb ve Tate Modern’in birlikte düzenledikleri yarışmanın ödülünü yapan kişi olacak. Kazananın bir odasını sanat eserine dönüştürecek. Fotoğraf:universotokyo.com

2013 yılında Marsilya Avrupa Kültür Başkenti olduğunda, şehirdeki ağaçların gövdeleri bir Çağdaş Sanat sergisi kapsamında Kusama tarafından beneklerle donatılmış.
Kusama 2016 yılında Airbnb ve Tate Modern’in birlikte düzenledikleri yarışmanın ödülünü yapan kişi olacak. Kazananın bir odasını sanat eserine dönüştürecek.
Fotoğraf:universotokyo.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 168| Postmodern Sanat 2

  • Postmodern sanatta:
    Kendi geçmişinin farkındalığı,
    Başka kültürler ve başka geleneklerin farkındalığı,
    Güçlü temsillerin üreticileri olarak kitle iletişiminin farkındalığı,
    İzleyicinin farkındalığı,
    İçinde bulunulan ticari pazarın farkındalığı,
    Postmodern teorinin farkındalığı ile öz-farkındalığını oluşturur.
Fotoğraf: tr.aliexpress.com

Fotoğraf: tr.aliexpress.com

  • Öznenin kaybı, öznenin merkezsizleşmesi, zamansalın bozulması, görselin egemen kılınması, çoğulluk, tarihin sonu, heterojenlik, yerellik, parçalanmışlık, çok katlılık, ötekilik Postmodernizm’in etkileridir.
  • Dolayısıyla Postmodernizm, sanatçı için seçenek bolluğu sağlar: eklektizm, parodi, ironi, pastiş, brikolaj (ayrık parçaları bir araya getirme), metin parçalarını rastgele yapıştırma ve hiciv gibi.
  • Postmodernizm, kendini tekil yorumla sınırlandırmayı reddeder. Postmodernizm ya o-ya bu diye değil, hem o-hem-bu diye düşünür.
  • Postmodern sanatçılar kendilerini Modernizm’i veya popüler kültürü reddederek tanımlamaz.
  • Çelişkili karşıt öğeler yan yana kullanılarak şaşırtıcılık elde edilir. Sıradan olandan, kitsch’ ten korkulmaz. Kitsch, amatörlerin beğenisine uygundur. Herkesin anlayacağı düzey hedeflenir: Her şey olur;  Her şey Sanat.
  • Piyasanın ruhu yansıtılır. Yığınsal kültür. Doğru yanlış değil, etkinlik önemsenir. Cahillikten utanılmaz. Bu durum, Aydının Ölümü olarak da anılır.
  • Sanat yapıtlarının algılanışı, tüketilişi, metanın estetize edilişi ile daha derin bir değişimin yansımaları görülmüş, Postmodernist çağda kültür toplumsal alana muazzam bir şekilde yayılmıştır.
  • Eserler, sanat yapmaya uygun olmadığını düşündüğümüz, tekrarlanan ticari ya da endüstriyel malzemeden veya doğal malzemelerden yapılabilir, malzemeler, orijinal halleri ile kullanılabilir. Gelenek dışı malzeme ve yaklaşım söz konusudur.
  • Postmodernizm, müze ve galerinin rolünü sorgular. Sanat eserinin bir galeride veya müzede sergilenmesi gerekmez, açık havada da sergilenebilir. İzleyicinin tepkisine çok önem veren Postmodernizm için sanat eseri ile izleyicinin karşılaştığı ortam gittikçe önem kazanmıştır. Müzeler zaman içinde kafeleri, restoranları ve hediye dükkanları da olan mekanlara dönüşmüş, bilgilendirici eğlence merkezleri haline gelmiştir. Hediye dükkanları ürün satışlarıyla müzenin doğrudan reklamını yapar. Müze pazarlamasının önemli bir özelliği de sponsorluktur.
  • Postmodern sanat, alıntıların kaynağını örtmez, abartarak vurgular.
  • Altmışlı yılların sanatçısı beş şeritli otobanları kişiliğin bastırılmasının, yozlaştırılmasının sorumlusu olarak görüp, çok daha primitif yaşam biçimleri için Uzakdoğu öğretilerini benimsemeye başladı. Yetmişli yıllar, tarikat fanatizminin dünyada yükselmeye başladığı dönem oldu. Getirdiği eleştiri ile pop müzik, adı üstünde, popüler oldu.
  • Postmodernist sanatçılar, kitle kültürünü hem eleştirebilir hem de onaylayabilir. Aynı şekilde sanat kurumunu da hem eleştirebilir hem de ondan faydalanabilirler.
  • Pop Art’tan itibaren Postmodernizm, Dada’nın birçok yönünü yankılar. Her ikisi de sanatın özerk olduğu fikrine karşı çıkar ve her ikisi de kitle kültüründen imaj ve objeler alır.

 

Çağdaş Sanata Varış 165| Loft 1

Fotoğraf:www.sothebyshomes.com

Fotoğraf:www.sothebyshomes.com

  • Ucuza barınma imkanı sunan, kent merkezinde, buharlı makineler için yapılmış, Fordizm ile terk edilmiş fabrika ve depolara sanatçılar yerleşmişler ve çok fazla tadilat yaptıramamışlardır.
  • Loft yaşam tarzı geleneksel ev modelini reddediyor ve endüstriyel estetiğin kullanımını getiriyordu.
  • Duvarlar çoğunlukla çıplak tuğla ya da taştandır, ahşap dikmeler, kolon ve kirişler açıktadır. Zemin ahşap ya da betondur.  Zeminde endüstriyel yıpranmanın izleri vardır. Tesisat elemanları açıkta durur. Bir kısmında ısıtma bile yoktur.
  • İdeal ev kavramı 1950’lerde, banliyöde bahçeli ev demek iken, çürümekte olan sanayi mekanlarına taşınmak, genel gidişata kararlı bir muhalefet anlamı da taşıyor; burjuva estetiği, ahlakı ve toplum kurallarının olumsuzlanmasını yansıtıyordu. Bu muhalif tutumun sergilendiği yaşama loft yaşamı adı verilmiştir. Muhalif tutum ile loftların onları kentten yalıtan mimarisi uyuşur. Bu yeni yaşam biçiminin başlangıcı spontane bir şekilde oluşmuştur. İlerleyen yıllarda sistematikleşecektir. Minimum harcama kısıtından tamamıyla kurtulacak ve önce orta, daha sonra ise üst gelir gruplarına hitap eden özel bir mimarlık türüne dönüşecektir.
  • Mevcut tüm iç dekorasyon fikirleri ve gelenekleri loftlarla birlikte değişmiştir. İç mekandaki bu radikal değişiklikler, mekanın değişmesinin yanında farklı davranış biçimleri de getirmiştir.
  • Loft’un beş temel mimari ölçütü dönüşüm, yüksek tavan, serbest plan, geniş pencereler ve çıplak strüktür olarak sıralanabilir.
  • Dönüşüm. Loftlar, Modernizm’in, Aydınlanma’nın ortaya koyduğu üretim biçimi için inşa edilmişlerdi. Tamamen işlevselliğe yöneliklerdi. Bu binalar, modernist ve sanayi üretimi odaklı imalathanelerden, Postmodern ve sanat üretimi ve tüketimi odaklı atölyelere ve yaşam alanlarına dönüşmüştür.
  • Yüksek Tavan. Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen üretimde en önemli bileşen buhar makineleriydi; bunlar hem büyük yer kaplıyor, hem de çalışırken oldukça yoğun bir buhar çıkarıyordu. Yüksek tavan bir zorunluluktu. Tavan yükseklikleri 3,5-5 m arasında değişiyordu. Tavan, küçük binalarda tonozlarla, büyük binalarda kolonlarla desteklenmişti.
  • Serbest Plan. Büyük buharlı makineler için yapıldıklarından yatayda ve düşeyde geniş hacme sahip binalardır. Mimari bariyerleri yoktur. Bu eksiklik, fonksiyonlar arası hiyerarşiyi ortadan kaldırır; zorunlu bir dürüstlük/şeffaflık hali yaratır; sergilemeyi ön plana çıkarır. Loft mekanlarındaki örgütlenme, topluma açık bir mekan yaratır. Kapalı alan büyüklüğü çoğunlukla 180-1000 metre kare arasında değişir.
  • Geniş Pencereler. Üretim geçmişinden kalan, mekanın aydınlık olması için önemsenen dev pencerelere ilaveten, bazı loft yapılarda çatılara da büyük cam pencereler sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Dolayısıyla loftların dış çevre ile görsel bağlantısı fazladır. Loftlarda genellikle perde asılmaz. Bu özellik de topluma açık mekan olmayı destekler. SoHo loftlarında ortalama pencere yüksekliği 2.5 m civarındadır.
  • Çıplak Strüktür. Orijinal loftlar, açıkta bırakılmış havalandırma ve tesisat boruları, elektrik kabloları, yapının tam orta yerine açılan yük asansörleri, boyasız ve brüt bırakılmış zeminler, duvarlar ve tavanlar, sıva çekilmemiş tuğla veya taş duvarlar barındırır.
Fotoğraf: urbanomnibus.net

Fotoğraf: urbanomnibus.net

  • Loft yaşamı, mesken-üretim ve sergilemeyi birleştiren bir yaşam biçimi sunar. Dosyamız boyunca sık sık belirtmeye çalıştığımız gibi, aslında hiçbir şeyin ilk olduğunu iddia edemeyiz. Franz Schubert’in (1797-1828) zamanında varlıklı arkadaşları veya hayranlarının evlerinde, çoğunlukla bestecinin de katıldığı ve onun müziğinin yanı sıra şiir, dans ve benzeri sosyal etkinlikleri içeren toplantılar yapılırdı. Schubertiade adı verilen bu etkinlikler günümüzde de Schubert’in müziğine adanmış konserler ve festivallerle devam etmektedir.
  • Loftlarda gerçekleştirilen sanatsal sergilemeler plastik sanatlarla sınırlı kalmamış, Happeningler, dia gösterimleri, dans performansları gibi etkinliklerin sahnelenmesi de yapılmıştır. Bazı hallerde resim ve tiyatro bir araya getirilmiş, kamuya açık sergilenmiştir. Bu tür etkinlikler, orta sınıfı bu mekanlara rağbet etmeye yöneltmiştir. Sanat üretimini birinci elden izlemek için loftlara gitmek cazip olmuştur. Sanat simsarları, müze küratörleri ve koleksiyoncular bunun reklamını yapmışlardır. Yeni zengin sanat koleksiyonerleri, sanatçıların stüdyosunu ziyaret etmeyi, seçkin konumlarının toplum tarafından tanınması olarak algılamışlardır.
Pop Art bölümünde Andy Warhol’dan ve onun loftu Fabrica’dan bahsetmiştik. Fotoğraf: elcafetindelas5.wordpress.com

Pop Art bölümünde Andy Warhol’dan ve onun loftu Fabrica’dan bahsetmiştik.
Fotoğraf: elcafetindelas5.wordpress.com