Etiket arşivi: Pontus

Bizans İmparatorluğu 99| Türkler ve Bizans 5

  • Bizans Sarayı’na girerek önemli mevkilere yükselen Türkler olmuştu. Bunların bazıları Bizans Sarayı’na savaş esiri, bazıları ise gönüllü sığınmacı olarak girmişlerdi. Bunlardan biri savaş esiri olan Çaka Bey/Tzachas (ö. 1093) idi. Çaka Bey, bir süre Bizans’a hizmet ettikten sonra, Selçukluların Anadolu coğrafyasına yayıldıkları dönemde Smyrna (İzmir) merkezli bağımsız bir beylik kuran ve yöneten Selçuklu komutanı ve denizcisidir. Bu kişilerden bir diğeri ise ikinci kuşak bir Türk olan Tatiakos, zamanının en iyi generallerinden biridir. Tatiakos Normanlar, Türk Emiri Ebu’l Kasım, Peçenekler, Kumanlar ile savaşmıştır. Birinci Haçlı Seferi’nde önemli bir rol oynamış, Türkler’ den geri alınan Bizans şehirlerini kontrolü altında tutmuştur. Kendisi veya çocuklarından biri hanedandan biri ile evlenmiştir. Tatiakos ailesi Bizans’a en az beş yüzyıl hizmet etmiştir. Özellikle Komnenos Hanedanına mensup hükümdarlar Türklere sadece orduda değil sarayda ve devlet idaresinin yüksek mevkilerinde de görev vermişlerdir.
  • 1142 yılında II. İoannes Komnenos, Beyşehir Gölü’nü Selçuklu Türklerinin elinden almak istediğinde Yunanlı yerli halk, Konya’daki komşuları Türklerden memnun olduklarından imparatoru tercih etmediler. Türklerle aralarında kurulmuş ticari ilişkileri etnik ve dini bağlantıların üzerinde tuttular.
  • Birtakım Bizanslılar da Türklere sığınarak sultan ve emirlerin hizmetine girmişlerdir. I. Manuel Komnenos ’un imparatorluğu sırasında (1143-1180), ailenin muhalif kolu Bizans tahtına sorun çıkarmaya devam etmiş ve İmparator Türklerden yardım istemiştir. Pontus bölgesi ailelerinden bazılarının Selçuklu sultanlarına hizmet etmiş olduğu da bilinmektedir.
  • Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan (1156-1192) ile Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos arasında, Kutsal Roma İmparatorluğu ile Macaristan Krallığı’nın Bizans yanında savaşa katıldığı 1176 tarihli Miryokefalon Savaşı, Anadolu’da Türk hakimiyetinin kabul edildiği savaştır. Gelecekte Selçuklular karşısında Bizans ordusu sadece sınırları savunan bir güç olmuş, böylece bölgede siyasi ve askeri inisiyatif Anadolu Selçuklu Devletine geçmiştir. Avrupalı tarihçiler bundan sonra Anadolu’ya Türkiye demeye başlamıştır.
Beyşehir Gölü. Fotoğraf: www.konsensushaber.com

Beyşehir Gölü.
Fotoğraf: www.konsensushaber.com

  • 1090′da Peçenekler Trakya’dan Bizans’a hücuma geçmişler, İmparator I. Aleksios Komnenos (1081-1118), Kuman Türkleri ile anlaşmış, 40.000 kişilik bir Kuman ordusu desteği ile 1091de Trakya’da Peçenekleri ezmeyi başarmıştır. Böylece Bizans’a Peçenek Türklerinden gelen hücumlar sona ermiştir.
  • Her iki toplum da savaş esirlerini kendi bölgelerine yerleştirmişlerdir. I. Aleksios, 1098 yılında aldığı Türk esirleri Ege adalarına; Mesut ise 1137 yılında Adana’yı fethettiğinde tüm şehir halkını, Hıristiyan papazlarla birlikte, Malatya’ya yerleştirmiştir.
  • 1135 yılında II. İoannes Çankırı’yı Danişmentler ’den geri aldığında, yerli halkın bir kısmı gidebilecekleri söylendiği halde, Bizans idaresini tercih etmişlerdir.
  • I. Keyhüsrev, 1197 yılında Karia ve Tantalos’ta yaşayan 5 bin Rum’u Akşehir köylerine yerleştirmiştir. Verginin düşük olması nedeniyle başka Bizanslılar da gönüllü olarak Akşehir’e göç etmişlerdir.
  • Bizans aristokrasisinden Selçuklu sultanları ile evlenenler olmuş, 13. yüzyıla gelindiğinde, Selçuklu hanedanının içindeki Bizans aristokrat ögesi yaygın hale gelmiştir.
  • Çift başlı kartal hem Bizans imparatorları hem de Selçuklu sultanlarının simgesi olmuştur.

Aydın Müzesi’nde bulunan Anadolu Selçuklu dönemine ait ön yüzünde çift başlı kartal bulunan sikkelerden iki örnek. Benzer örnekler Artuklu sikkelerinde de yaygındır. Anadolu’da çift başlı kartal sikkelerin dışında pek çok eseri süsleyen çinilerde de görülür. Fotoğraf: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Sahin, Adnan Menderes Üniversitesi, Sanat Tarihi Dergisi, Nisan 2006.

Aydın Müzesi’nde bulunan Anadolu Selçuklu dönemine ait ön yüzünde çift başlı kartal bulunan sikkelerden iki örnek.
Benzer örnekler Artuklu sikkelerinde de yaygındır. Anadolu’da çift başlı kartal sikkelerin dışında pek çok eseri süsleyen çinilerde de görülür.
Fotoğraf: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Sahin, Adnan Menderes Üniversitesi, Sanat Tarihi Dergisi, Nisan 2006.

 

Kütüphane Geleneği 8| Ephesos / Efes Kütüphanesi

  • Helenistik dönemde Pergamon’dan başka merkezlerden de bahsetmek gerekir.
  • Atina, özellikle felsefe ve retorik alanındaki kütüphaneleri ile ileri düzey öğrenimin başlıca merkezi olmayı Helenistik dönemde de sürdürmüştü. Romalı edebiyatçılar buradaki akademilere geliyorlardı.
  • Atina veya Antiokheia’da (Antakya) yüksek öğrenim görmek çok pahalı idi. Retorik eğitimi kaçınılmaz olarak paganlığa yakın olduğundan, Bizans İmparatoru Justinyen 529 yılında Platon’un Atina’daki Akademia’sının kapanması emrini vermişti.
  • Rodos, politikacı olmak isteyen ve Latince konuşanların azınlıkta olduğu bir dünyada, politik açıdan gelişebilmek için dağarcığa Yunan kültürü katmaya ihtiyaç duyanların gittiği, ünlü bir görgü okuluna sahipti. Marcus Antonius burada eğitim almıştı.
  • Helenistik öğrenimin başlıca merkezlerinden biri olan Antiokheia önemini, Suriye’nin Roma eyaleti olmasının ardından da korumuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun Yunanca konuşulan eyaletlerindeki eğitimli sınıflar için, yüksek öğrenim, Yunan edebiyatının incelenmesini zorunlu kılıyor, bunun için kitaplara ihtiyaç duyuluyordu.
  • Ephesos yöresindeki en eski yerleşim, Geç Kalkolitik Çağ’a, MÖ 5.-3. binyıllara gitmektedir. Minos, Miken uygarlıklarından sonra MÖ 11. yüzyılda Peloponnesos’ta yerleşik İonların Akhalar tarafından kovulmasıyla yöreye İon göçü olmuş, İonlar Batı Anadolu’da 12 kent kurmuşlardır, bunlardan biri de Ephesos’tur. Yöre Lidya, Kimmer, Med, Pers, Büyük İskender, Selevkos Hanedanı, Ptolemaios Hanedanı, Pontus, Roma hakimiyetine girmiş, stratejik önemi daima büyük bir yöre olmuştur.
  • MÖ 133 yılında Roma’nın Asya eyaletine katılmış İonia bölgesinin merkezi olmuş, Roma’nın genel valisinin görev yeri, denize doğrudan bağlı Ephesos olmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun İskenderiye, Antiokheia ve Atina’dan sonra Doğu’daki dördüncü büyük şehri Ephesos’tu.
  • Ama İlkçağ’ın dünya başkenti olan bu zengin liman kenti, Küçük Menderes Nehri’nin getirdikleriyle derin körfezinin dolması ile bir kara kentine dönüşmüş; sismik ve jeolojik olaylarla deniz seviyesinin ve kıyı şeridinin değişmesi ile Ortaçağ’ın ilerleyen dönemlerinde Ephesos denizden uzaklaşmıştır. Yeni liman Cenevizliler tarafından kurulmuştur (Kuşadası). Yerleşim alanı tarih boyunca birkaç kez değişmiştir.
MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi. Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı. Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır. Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır. Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir. Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi.
Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı.
Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır.
Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir.
Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

  • İki kenarında heykel kaideleri bulunan, dokuz basamaklı merdivenle çıkılan kütüphaneye üç kapı ile giriliyor.
  • Üst kattaki pencereler alt kattaki giriş kapılarıyla uyumlu olarak yerleştirilmiş. Kütüphane için hareketli bir cephe düzenlemesi yapılmış.
  • Giriş kapılarının sağında solunda çerçeveli nişler içine heykeller konmuş. Heykellerin asılları Viyana’daki Ephesos Müzesi’nde sergileniyor. Efes’te ise orijinal heykellerin alçı mulajları nişlere yerleştirilmiş. Heykeller Romalı yüksek bir memurdan beklenen erdemleri sembolize ediyor. Soldan sağa, bilgelik, karakter, muhakeme, bilgi ve deneyim.
  • Cephe iki katlı olmasına rağmen yapının içi üç katlıydı. Celsus Kütüphanesi’nin görkemli cephesi, Helenistik dönemin iki katlı stoalarından etkilenerek yapılmıştır. İç mekan dikdörtgen planlı idi.
Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Episteme, Bilgi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Episteme, Bilgi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

  • Merdivenin iki yanında bulunan yazıtlardan, MS 92 yılında konsül ve 106-7 yılında Asya Prokonsülü olan, olasılıkla Sardes’li, Ti. Julius Celsus Polemaeanus’un ne gibi memurluklarda bulunduğu ve sosyal durumu öğrenilmektedir.
  • Kütüphanenin altında buraya defnedilmiş Celsus Polemaeanus’un lahdinin bulunduğu mezar odası vardır.
  • Yapı yazıtlarında, Celsus’un oğlu ve MS 110 yılının konsülü olan C. Julius Aquila’nın kütüphaneyi babası için heroon olarak inşa ettirdiği yazmaktadır. Heroon, Antik Yunanistan’da bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal yerlerin adıydı.
Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

  • Rulolar halindeki elyazmaları, galerilerden ulaşılan üst iki kattaki dolap nişlerinde saklanıyordu.
  • Okuma odasını bulanlar ve sonra da, Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’ne taşıyanlar büyük ihtimalle Romalılardı.
  • Kitapların, bugünkü şekliyle yazılmaya başlanması Roma dönemine denk gelir. Roma döneminde, metinler kitap şekline (codex) dönüştükten sonra her kitap ahşap bir kutuya konmaya başlanmıştır.
  • Taban döşemesi ve duvar kaplamaları çeşitli renkte mermer levhalarla yapılmıştı.
  • Binanın bakımı ve yeni kitapların alımı vasiyetnamede belirlenmiş vakıflar tarafından sağlanıyordu.
  • MS 262 yılında meydana gelen depremde, kütüphanenin okuma salonu tahrip olmuştu. Salon onarılmadı. Ön cephesi kabartmalı levhalarla kaplandı, eski basamakların üstüne su havuzu yapıldı. Part Levhaları adıyla ünlenen bu levhalar bugün Viyana Ephesos Müzesi’nde; yeni bulunan parçalar ise Selçuk Efes Müzesi’nde sergileniyor.
  • Kütüphanenin fasadı, olasılıkla bir depremle Ortaçağ’da tamamen tahrip olmuştu.

  • Efes’te ilk kazı 1863-1869 yılları arasında, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nı bulmak isteyen, İngiliz mühendis John Turtle Woods tarafından British Museum adına yapıldı. Finansal destek yetersizliğinden sondaj çalışmaları durdu.
  • İngilizler Artemis Tapınağı kazısından elde ettikleri eserleri, Sultan adına müze açma vaadiyle yıllarca Selçuk’ta bir depoda topladılar. Zamanı gelince bu eserleri demiryolu ile İzmir’e, oradan da British Museum’a götürdüler.
  • 1893 yılında Viyana Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü, kazı izni için başvurdu. 1898 yılında Efes’teki arkeolojik kazıları yürütebilmek amacıyla Avusturya Arkeoloji Enstitüsü kuruldu.
  • Çoğunluğunu Avusturya, Türkiye ve Almanya’nın oluşturduğu dünyanın her yerinden gelen 180 bilim adamı ve sayıları 60- 80 arasında değişen yerel iş gücü ile kazı çalışmalarına devam edilmektedir. Antik kentin yaklaşık %10-15 kadarı kazılmıştır.
  • Efes’te ilk kazılarda ortaya çıkarılmış eserler öncelikle Viyana, Londra, İstanbul ve İzmir’de sergilenmektedir.

 

Bizans İmparatorluğu 25 | Bizans Döneminde Anadolu’da Etnisite 1

Yönetici unsurlar olan imparator, imparatoriçe ve dini mekanizmaya baktık. Şimdi ise, yönetilenlere, Bizans sınırları içindeki halka bakacağız.

  • Erken Bizans döneminde (334-610) Tuna boyundaki Roma sınır düzeninin çökmesi nedeniyle, Balkanlar’a, Anadolu’ya özellikle Germen halklarının yığınsal geçişleri olur.
  • Vizigotların önemli bir bölümü soydaşlarının İtalya’ya giden büyük göç akımına katılmamış, bugünkü Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar’la çevrelenen Batı Frigya bölgesine yerleşmişlerdi.
  • 399 yılında Batı Frigya’dan gelen 35.000 Got askeri Bizans’a karşı ayaklanarak Konstantinopolis’e yürümüştür. Batı Frigya soy mozaiği, Gotlardan, Frigyalılardan (Ankara, Çorum, Yozgat, Afyonkarahisar ve Eskişehir’e yerleşen Balkan kökenli bir boy), Lidyalı (kökeni bilinmeyen, Manisa, Uşak’ta yerleşik kavim), Pers, Hıristiyanlaşmış Yahudi ve Hıristiyanlaşmış Romalılardan oluşuyordu. Bu bölgeye ilişkin bibliyografyada Yunan kökenli topluluklardan bahsedilmemektedir.
  • Yunanca konuşan insanlar tarih içinde kendilerine Eski Yunan’da Ellin; Bizans döneminde Grekos, Romios (Rum, Romalı) ve ulusçuluğun ortaya çıkmasıyla yine Ellin demiştir. Bizans’a bir süre Romaniya da denilmiş. Müslüman dünya ise İyonya’dan türetilmiş Yunan sözcüğünü kullanarak günümüz Yunanlarını eski İyonya ile birleştirmiştir. Yunan dilinde, ulus anlamına gelen Yunan sözcüğü yoktur.
  • Almancanın yanı sıra Yunanca da konuşan Gotlara Grek Gotları denmiştir. Gotlar, Lidyalılar, Slavlar  ve Frigler dilsel olarak Helenleşmişlerdi. Kapadokya yöresinde Hıristiyanlaşma yoluyla dilsel Helenleşme olayı 7. yüzyıldan 12. yüzyıla dek Yahudilerde de görüldü. Antalya Yahudileri’nin bir kısmı da Ortodoks olmuştu.
  • 715 tarihinde II. Anastasius’a karşı koyan III. Theodosius buyruğundaki ihtilal ordusunun bir bölümü Grek Gotlarından oluşuyordu.
Serazen, genel olarak Hıristiyan olmayan anlamına gelir. Zaman içinde önce Arapları, sonra tüm Müslümanları betimlemiştir. Giritli Serazenleri cezalandıran Bizanslılar. Fotoğraf:wikipedia.org

Serazen, genel olarak Hıristiyan olmayan anlamına gelir. Zaman içinde önce Arapları, sonra tüm Müslümanları betimlemiştir.
Giritli Serazenleri cezalandıran Bizanslılar.
Fotoğraf:wikipedia.org

  • Justinyen 6. yüzyılda, Kartaca ‘dan getirdiği Vandalları zorla Anadolu’ya yerleştirmişti. 820’de Thomas Slavos’un Frig kökenli İmparator II. Mikael’e karşı topladığı orduda Vandallar’dan başka Kaldeli (Babil’in mirasçıları), Med, Got, Alan (Doğu İranlı), Serazen, Mısırlı, Süryani ve Çingeneler de vardı.
  • 571 yılında Perslere karşı isyanları başarısızlıkla sonuçlanan çok sayıda Ermeni Bizans’a sığındı. Ermeni liderler Konstantinopolis’e, göçmenlerin çoğu Bergama’ya yerleşti. Bergama Ermenileri 7. yüzyıla kadar ulusal kimliklerini korudular, sonra Bizanslılaştılar. 700’lerde Arap egemenliğinden kaçan bir grup soylu Ermeni, kendilerine bağlı topluluklarla birlikte Pontus sınırlarına yerleşti. Bergama Ermenileri’nin içinden 711-713 yılları arasında hüküm süren bir imparator da çıktı, İmparator Philippikos. 741-775 yılları arasında 12.000 Ermeninin daha Bizans’a yerleştiği biliniyor ama nereye yerleştiklerine dair kayıt bulunmuyor. 790 yılında Bizans’ın yine bilinmeyen bir bölgesine aileleriyle birlikte 12.000 kişilik Ermeni atlı birlikleri yerleşti. Bunlar, sayısı 40.000-80.000 kişiye ulaşan bir nüfus oluşturuyorlardı.
Ostrogotlar, Vizigotlar, Alamanlar, Burgondlar, Franklar, Vandallar Büyük Germen kavimleridir. 376 yılında Hunlar’a karşı koyamadılar ve bu, Avrupa’da büyük kavimler göçünü başlattı. Germen kavimleri, Roma İmparatorluğu’yla ilişki kurunca, Hıristiyanlığı benimsediler. 4. yüzyılda Kutsal Kitap, dillerine tercüme edildi. Bazı kaynaklar tarafından Doğu Germen kavimlerinden olduğu kabul edilen Vandallar’ın yurtları kesin olarak bilinmemektedir. Kökenleri konusunda da bazı şüpheler vardır. Batı Roma’nın yıkımına sebep olmuşlar, ancak 6. yüzyılda Bizans’a yenilmişlerdir. Roma’nın Vandallar tarafından yağmalanması vandalizm teriminin türemesine neden olmuştur. 533'te Bizans komutanlarından Belisarios, Vandalların son kralı olan Gelimer'i yenerek egemenliklerine son vermiştir. Roma'yı Yağmalayan Vandallar, 1860-1880,  Heinrich Leutemann (1824-1904). Fotoğraf:wikipedia.org

Ostrogotlar, Vizigotlar, Alamanlar, Burgondlar, Franklar, Vandallar Büyük Germen kavimleridir. 376 yılında Hunlar’a karşı koyamadılar ve bu, Avrupa’da büyük kavimler göçünü başlattı. Germen kavimleri, Roma İmparatorluğu’yla ilişki kurunca, Hıristiyanlığı benimsediler. 4. yüzyılda Kutsal Kitap, dillerine tercüme edildi.
Bazı kaynaklar tarafından Doğu Germen kavimlerinden olduğu kabul edilen Vandallar’ın yurtları kesin olarak bilinmemektedir. Kökenleri konusunda da bazı şüpheler vardır. Batı Roma’nın yıkımına sebep olmuşlar, ancak 6. yüzyılda Bizans’a yenilmişlerdir. Roma’nın Vandallar tarafından yağmalanması vandalizm teriminin türemesine neden olmuştur. 533′te Bizans komutanlarından Belisarios, Vandalların son kralı olan Gelimer’i yenerek egemenliklerine son vermiştir.
Roma’yı Yağmalayan Vandallar, 1860-1880, Heinrich Leutemann (1824-1904).
Fotoğraf:wikipedia.org

  • Orta Bizans döneminin (610-1025) başlıca kültürel olayı, Doğu Roma İmparatorluğu’nun resmi dili olarak Latincenin yerine Yunancanın geçişi olmuştur. O zamana dek Yunan dili Kilise’nin kullandığı tek dildi. Bu dil reformu, Ermeni kökenli İmparator Herakleios’un (610-641) buyruğuyla uygulamaya kondu. Herakleios, Araplara karşı yürüttüğü harekatta, Bizans ordularını sınır bölgelerinden topladığı Romalı, Laz, Ermeni ve Gürcü askerlerden oluşturmuştur.
  • 945 yılında Ermeni kökenli Bizans generali Bardas Fokas’ın Doğu Anadolu’da Araplara karşı savaştığı 50.000 kişilik orduda Ermeniler, Türkler, Ruslar, Bulgarlar, Hazarlar, Gürcüler vardı.
  • Bugünkü Bursa, Kocaeli, Sakarya, Bilecik, İznik, Düzce, Yalova, Bolu, Kastamonu, Bartın ve Zonguldak bölgesine tekabül eden Bitinya’nın nüfusu, 6. yüzyıla kadar, Trakya’dan göç eden Bittni adlı kavimden oluşuyordu; bölge MÖ 74’te Roma İmparatorluğu’na dahil edilmiş, MS 120’de ise eyalet olmuştu. Bitinya’nın sınır bölgelerinde ise Frigler, Galatlar (Orta Avrupa kökenli Kelt kavmi Galyalılar. Ankara, Çorum, Yozgat’ta yerleşiklerdi.) ve Gotlar vardı. Bitinya’da Yunan kökenli sakinler, küçük bir topluluk oluşturuyor, Gemlik, İzmit ve Karadeniz Ereğlisi’nde yaşıyorlardı.
  • Bitinya’ya 642-668 yılları arasında İmparator II. Konstans’ın emriyle; 688’de İmparator II. Justinyen döneminde 30.000 ve 765 yılında İmparator IV. Konstantin zamanında ise 208.000 Slavın göç ettirildiği bilinmektedir.
  • 811 yılında Bizans’a sığınan bir Bulgar göçmen kitlesi imparatorluğun çeşitli bölgelerine yerleştirildi. Ayrıca, İmparator II. Basil döneminde (955-1025), ki bu imparatorun takma adı Bulgarkıran idi, Anadolu’ya çok sayıda Bulgar yerleştirilmişti. Bunların bir kısmı 11. yüzyılda Efes yakınlarında yerleşikti.
  • 834 yılında 7.000-30.000 İranlı Bizans’a sığındı. Dört yıl sonra, İmparator Theophilos’un emriyle bir kısmı Hıristiyan olmuştu. İranlılar, güvenlik nedeniyle imparatorluğun çeşitli bölgelerine dağıtılmıştı.
  • 941 yılında Hamdani adıyla bilinen 12.000 Arap aileleriyle birlikte Bizans’a, büyük ihtimalle Anadolu’ya göç etmişti. Bu Arap nüfusun tümünün Hıristiyan olduğu düşünülüyor. Özellikle Doğu Anadolu’ya, Hıristiyan ailelere içgüvey olarak Arap tutsaklar yerleştirilmiş, bunun karşılığında o aileler üç yıl boyunca bazı vergilerden muaf tutulmuştu. Aynı dönemde Suriyelilerin İsauriya’ya (Konya) kitlesel göçleri oldu.