Etiket arşivi: politika

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Çağdaş Sanata Varış 246|Çağdaş Dönem 21 Politika 4 Ötekileştirme

İsimsiz, Şenay Kazalova, 2007. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Şenay Kazalova, 2007.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 18. yüzyıldan itibaren, ötekilik ve farklılık fikri, sömürgeleştirilen ülkelerin ve tebaa konumundaki halklarının ikincil statüsünü tanımlamak için emperyalist bakış tarafından üretilmiştir. Geçmişte sömürgeleştirilen ülkelerin Batı toplumlarıyla eşit statüye kavuşma çabaları olarak karakterize edilen post-kolonyal ya da post-emperyal kavramı küreselleşme ile yakından ilgilidir ve bu süreç devam etmektedir.
Shelter (Ad Example), Manfred Erjautz, 2012. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Shelter (Ad Example), Manfred Erjautz, 2012.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1820’li yıllarda Hegel, Afrika’yı doğanın tutsağı, zamanın durmuş olduğu, evrensel tarihe girmemiş bir kıta olarak tanıtır. Bu tanım, Avrupa toplumlarını doğaya boyun eğmekten kurtulmuş, yani tarihi toplumlar olarak niteler.
  • Afrikalı önemli kuramcı Achille Mbembe’ye göre Modern çağda Afrika, Avrupa’nın “Büyük Öteki”si olmuştur. Bu kıta, Batı’nın kendi bilinçaltına ulaşmasını ve kamusal olarak öznelliğinin farkına varmasını sağlayan aracıdır. Avrupalı bireyin özne olma şartı, Afrikalı bireyin, hayvanlıkla insanlık arasında bir yerlerde kısılıp kalmış, özne olmayan bir halde kalmasıdır. Sömürgeleştirme ve özneleştirme birlikte düşünülmesi gereken iki süreçtir.
  • Batılı olmayan sanat, 20. yüzyılın başlarında Batılı Avangard sanat üzerinde önemli bir etki yaratmıştı. Sömürgeciliğin bir sonucu olarak, sömürgelerden Batı’ya akan objeler, sanatçıların stüdyolarında, etnografik ve antropolojik koleksiyonlarda yer buldu. Bu objeler, orijinal bağlamları ve amaçlarından kopuk, primitif olarak değerlendirildiler. Primitif kavramı, negatif anlamda kullanıldı. O dönemde Batılı olmayan kültürler öteki olarak görülmüş, Avrupalı değerlerin ve anlayışın dışında kabul edilmiştir.
  • Global değişim ve kültürel farkındalık hakkında daha geniş değerleri ve fikirleri kucaklamak Postmodernizm ile başladı. Sanat ve kültür tarihlerinin değerlendirilmeleri, Avrupa merkezli bakış açılarını sorgulama ve daha önce ötekileştirilen sömürgecilik öncesi ve sonrası kültürleri, egemen Batılı fikirler ve değerler üzerinden değil, kendi başlarına değerlendirilmesi gerektiği kabul gördü. Sanat eserini, kendi kültüründeki köklerini göz önünde bulundurarak değerlendirmenin uygun olduğu düşünülür oldu.
  • Gördüğümüz şeye tepki verirken kültürel farklılıklara saygı göstermek ve dikkat etmek, imajlar üretmenin ve sunmanın gerisindeki farklı gelenekleri ve motivasyonları bulmak önemsenmeye başlandı..
Baraltja, Djambawa Marawili, 1998. Ağaç kabuğu üzerine, doğal toprak boyası yapılmış bu eser, Avustralyalı bir sanatçıya ait. Eser,  İstanbul Bienali 2015 kapsamında İstanbul Modern’de sergilendi. Batılı sanat geleneğine ait olmayan; imgelemi ve üretim araçları geleneklerden beslenen; anlatısından ziyade, çalışmanın kendisinin süreçleri ve dokularına odaklanılan; ülkesinin sömürgecilik öncesi tarihinde sanat yapmaya atfedilen değerler ve anlamlara dikkat çeken, doğal nesneleri temsil eden bir eser. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Baraltja, Djambawa Marawili, 1998.
Ağaç kabuğu üzerine, doğal toprak boyası yapılmış bu eser, Avustralyalı bir sanatçıya ait. Eser, İstanbul Bienali 2015 kapsamında İstanbul Modern’de sergilendi.
Batılı sanat geleneğine ait olmayan; imgelemi ve üretim araçları geleneklerden beslenen; anlatısından ziyade, çalışmanın kendisinin süreçleri ve dokularına odaklanılan; ülkesinin sömürgecilik öncesi tarihinde sanat yapmaya atfedilen değerler ve anlamlara dikkat çeken, doğal nesneleri temsil eden bir eser.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Avustralya’dan bir ağaç kabuğu resmi. Yapıt, 1998 yılına, Gawirrin Gumana’ya ait. Her iki ağaç kabuğu resminde de bir resimsel derinlik ve formların üç boyutluluğunu oluşturma çabası söz konusu değildir. Birçok sanat objesi aslında son derece gelişkin ve süreklilik arz eden görsel geleneklere aittir.  Ait oldukları yere ve kültüre bağlı olarak, bu tür objeler, dekoratif, işlevsel, dini ve törensel anlamlar da barındırabilir. Bu iki esere aynı zamanda ekolojik sanat örnekleri olarak da bakabiliriz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Avustralya’dan bir ağaç kabuğu resmi. Yapıt, 1998 yılına, Gawirrin Gumana’ya ait.
Her iki ağaç kabuğu resminde de bir resimsel derinlik ve formların üç boyutluluğunu oluşturma çabası söz konusu değildir.
Birçok sanat objesi aslında son derece gelişkin ve süreklilik arz eden görsel geleneklere aittir. Ait oldukları yere ve kültüre bağlı olarak, bu tür objeler, dekoratif, işlevsel, dini ve törensel anlamlar da barındırabilir.
Bu iki esere aynı zamanda ekolojik sanat örnekleri olarak da bakabiliriz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1989 yılında Paris’te Centre Georges Pompidou’da gerçekleştirilen Yeryüzünün Sihirbazları adlı sergi, sanat dünyasında çokkültürlülükle ilgili tartışmaları alevlendirmişti. Batılı ve Batılı olmayan kültürlerin ürünlerini bir araya getiren sergi, öteki kültürleri yine egzotik birer örnek gibi sunduğu için eleştirilerin hedefi olmuştu.

 

Çağdaş Sanata Varış 245|Çağdaş Dönem 20 Politika 3

  Flower Thrower, Banksy, tuval üzerine akrilik, 2003. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Flower Thrower, Banksy, tuval üzerine akrilik, 2003.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Birbirini tanımayan bir grup insanın internet üzerinden, e-posta veya sosyal ağlar vasıtasıyla daha önceden belirlenen yer ve zamanda, yine önceden kararlaştırılan bir eylemi gerçekleştirdikten sonra dağılmaları Çağdaş Dönem’in halka açık flash mob (bir anlık güruh) uygulamasıdır. Žižek’in görüşüne göre, bu bir estetik politik protestodur. Flash mob’lar kent şiiri olarak tanımlanıyor. Žižek flash mob’ların politikanın Malevich’i olduğunu, o ünlü beyaz yüzey üzerine siyah karenin politik karşılığı olduğunu düşünüyor.
  • 2005’te Fransız banliyö ayaklanmalarında binlerce araba yandı. Žižek bu tür olayları flash mob’ların radikal karşıtları olarak görüyor. Žižek, 1968’i vizyonu olan bir ayaklanma iken, 2005 ayaklanması herhangi bir vizyon iması, protestocuların getirdiği bir talebi olmayan, yalnızca tanınma ısrarı taşıyan bir eylem olarak görüyor ve bu tür hiçbir şey talep etmeyen ve şiddet içeren protesto eylemlerine protestonun sıfır seviyesi adını veriyor.
Retablo VII, Carlos Aires, 2015. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Retablo VII, Carlos Aires, 2015.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Flash mob’ların ilginç türleri de ortaya çıktı: İspanya’da parlamentonun alt kanadında 12 Aralık 2014’te onaylanan yeni güvenlik yasasıyla gösteri haklarının kısıtlandığını savunan binlerce kişi, dünyanın birçok yerinden insanların da yolladığı videolarla oluşturulan hologram görüntülerini, Madrid’deki meclis binasına yansıttılar. Böylece İspanyollar, gösteri haklarının ellerinden alınamayacağını göstermiş ve dünyada ilk defa hologramlı, toplu bir siyasi eylem gerçekleştirmiş oldular.
İsimsiz, Muntean/Rosenblum, 2015. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Muntean/Rosenblum, 2015.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Politik olanın kültürelleştirildiği bu post-politika çağında, insanın şikayetini dile getirmesinin tek yolu kültürel ve/veya etnik talepler düzeyinde olmaktadır.
  • Žižek’e göre Çağdaş “seçim toplumu” çıkmazdadır: kendimizi sürekli hayatlarımızı temelden etkileyecek konularla ilgili karar vermek zorunda kalmış, ama tam bir bilgi temeline sahip olmayan halde buluruz.  Sorun, nitelikli bir seçim yapmamızı sağlayacak bilgiyi elde edemeden seçim yapmaya zorlanıyor olmamızdır. Demokrasilerde sıradan her yurttaş sadece biçimsel olarak karar veren kişidir.
  • Feminist tartışmalar 1970’lerden başlayarak politik olan kişisel olandır tanımını ortaya çıkarmıştı. 1990’ların başında ideolojilerin sonuna gelindiği konuşulmaya başlanmıştır. Michel Foucault, mikro iktidar kavramı ile merkezi iktidarı reddetmiştir. Politikanın artık kişisel alanda üretileceği düşüncesi giderek ağırlık kazanmıştır.
  • Çağdaş Dönem her şeyin geçici olduğu bir zaman dilimidir. Yeni teknolojiler hayatımızı her gün değiştiriyor. Geçmişin gelenekleri geri gelmiyor. Geleceğin ne getireceği konusunda da en ufak bir fikrimiz yok. Buna rağmen, sanki özgürmüşüz gibi yaşamaya zorlanıyoruz. Şeyleri daha hızlı bilmeye başladığımızda da onlarla ne yapacağımızı bilmiyoruz.
  • Ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık ve terör tehdidi otoriterliği cazip hale getirebiliyor. Bu durumlarda bireysel özgürlükler, kuvvetler ayrılığı, çoğulculuk gibi değerlere ilgi azalıyor. Liberal değerleri güçlü refah toplumlarında bile otoriter eğilimlere destek güçleniyor. Kitleleri seferberliğe çağıran otoriter hareketler kriz dönemlerinde cazibe kazanıyor. Kökünü kazımak, hainleri ezmek, yabancıları göndermek, duvar örmek gibi basit çözümler kitlelere cazip geliyor. Ama Avusturya kökenli Britanyalı felsefeci Karl Raimund Popper’ın (1902-1994) sözünü de unutmamak lazım: “Çok karmaşık sorunlara önerilen basit çözümler daima yanlıştır.”
Sınırlar, Yerbossyn Meldibekov, 2011. Art International 2015’te eserleriyle yer alan Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Sovyetler’in dağılması sonucunda oluşan değişimlerden bire bir etkilenen ülkelerden birine mensup. Sınırların değişkenliği, sınırların suniliği üzerine bir eser yaratmış. Meldibekov, Özbekistan’ın atası sayılan Emir Timur’un bazı betimlemelerinde bir beyaz adam olarak; 1941 yılında Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov’un Timur’un mozolesinde yaptığı incelemelere sadık, bilimsel verileri odağına alan çalışmalarda ise Moğol tipte betimlendiğini; ilkine naif klasisizm, ikincisine kritik realizm denebileceğini; ikisinin de farklı ideolojik gerçeklikleri yansıttığını belirtiyor ve her çeşit sanatın, tematik ve biçimsel olarak, gündelik deneyimlerden izler taşıdığını ekliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sınırlar, Yerbossyn Meldibekov, 2011.
Art International 2015’te eserleriyle yer alan Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Sovyetler’in dağılması sonucunda oluşan değişimlerden bire bir etkilenen ülkelerden birine mensup. Sınırların değişkenliği, sınırların suniliği üzerine bir eser yaratmış.
Meldibekov, Özbekistan’ın atası sayılan Emir Timur’un bazı betimlemelerinde bir beyaz adam olarak; 1941 yılında Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov’un Timur’un mozolesinde yaptığı incelemelere sadık, bilimsel verileri odağına alan çalışmalarda ise Moğol tipte betimlendiğini; ilkine naif klasisizm, ikincisine kritik realizm denebileceğini; ikisinin de farklı ideolojik gerçeklikleri yansıttığını belirtiyor ve her çeşit sanatın, tematik ve biçimsel olarak, gündelik deneyimlerden izler taşıdığını ekliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gizli revizyonizm, usulca dışlamanın tarihi çok eskidir. Roma’da, Senato’da oylanan damnatio memoriae, birini öldükten sonra sessizliğe, unutuluşa mahkum etmek anlamına geliyordu. Yapılan şey, ismini resmi tescillerden silmek ya da onu tasvir eden heykelleri ortadan kaldırmak yahut da doğduğu günü uğursuz ilan etmekti. Aynı şey, Stalin döneminde, sürgüne gönderilmiş veya öldürülmüş eski yöneticileri fotoğraflardan silerek yapılmıştı. Örneğin Troçki’ye böyle olmuştu. Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov bu işinde, 1989 sonrası Lenin’e yapılan damnatio memoriae’yi tespit ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gizli revizyonizm, usulca dışlamanın tarihi çok eskidir. Roma’da, Senato’da oylanan damnatio memoriae, birini öldükten sonra sessizliğe, unutuluşa mahkum etmek anlamına geliyordu. Yapılan şey, ismini resmi tescillerden silmek ya da onu tasvir eden heykelleri ortadan kaldırmak yahut da doğduğu günü uğursuz ilan etmekti. Aynı şey, Stalin döneminde, sürgüne gönderilmiş veya öldürülmüş eski yöneticileri fotoğraflardan silerek yapılmıştı. Örneğin Troçki’ye böyle olmuştu.
Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov bu işinde, 1989 sonrası Lenin’e yapılan damnatio memoriae’yi tespit ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Buda’nın vaazını izleyen ilk yüzyıllarda, Buda tasvir edilmez. Yokluğuyla gösterilir. Ayak izleriyle. Boş bir koltukla. Gölgesinde meditasyon yaptığı bir ağaçla. Süvarisi olmayan eyerli bir atla. Ancak Büyük İskender’in Asya’ya varmasından itibaren, Yunan sanatçıların etkisiyle, Buda’ya bedensel bir görünüş verilmeye başlanır. Böylece Taliban, bilmeden, Budizm’in tam aslına dönüşüne katkıda bulundu.  Hakiki Budistler için, Bamiyan Vadisi’ndeki bugün boş olan o oyuklar, belki eskiden olduğundan daha anlamlı, daha doludur.”

“Günümüzde, Müslüman-Arap uygarlığını bazen yalnızca bu terörist eylemlerden ibaretmiş gibi gösteren saldırılar, bu uygarlığın geçmişteki azametini neredeyse örtme noktasına varacak sonunda. Aynı, Aztelerin kanlı kurban törenlerinin, Aztek uygarlığının tüm güzelliklerini yüzyıllarca örttüğü gibi. Bugün aynı tehlike İslam’ın başında: yarın öbür gün, yakın dönem hafızamızda, sırf bu terörist şiddetten ibaret olmak. Zira hafızamız indirgeyicidir.”

Böyle diyor Jean-Claude Carriére, Umberto Eco ile yaptığı söyleşisinde.

  • Tüm bu sürecin hem yaptıklarımızı hem de benliğimizi değiştirdiği öne sürülüyor.
  • Artık dünyada bir tek sanat tarihi yok, sanat tarihleri var. Yerleşik tarihin ve dayandığı kabullerin Avrupa merkezli ve Batı kanonuna dayalı olduğu artık genel kabul görmektedir. Dolayısıyla bir sanat tarihleri bütününün olması gerektiği öne sürülmektedir.
  • Güncel sanat dünyası insanı düşünmeye zorlayan bir alandır.

 

Çağdaş Sanata Varış 244|Çağdaş Dönem 19 Politika 2

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014. Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014.
Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2011 yılında Tunus’ta başlayan sivil ayaklanmalar olan Arap Baharı, İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi, Occupy Wall Street ve Gezi hareketleri, lidersiz ve kendi kendine örgütlenmiş sıradan yurttaşların ayaklanmaları idi. Katılımcıları toplumsal ve ideolojik anlamda heterojendi. Önceden belirlenmiş bir gündem veya ideolojileri yoktu. Sosyal ağ teknolojisinden yoğun biçimde yararlanmışlardı.
  • İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi ve Occupy hareketleri, küresel sermayenin dışında işleyebilecek yeni bir toplumsal model ve alternatif üretim modelleri geliştirmek istiyordu.
  • Alain Badiou ve Slavoj Žižek, bu ayaklanmaları sağlam örgütlenme kavramından yoksun buldular; düşünce üretmediğini, programa dönüşme gücünden yoksun, yalnızca hiddet dile getiren eylemler olarak nitelediler.
  • Žižek, toplumsal hareketlerinaracısız, tamamen kendi kendine yönetilmesinin imkansız olduğunu iddia eder. Kolektif eylemin siyaset alanına hakim olabileceğine inanmanın ütopik olduğunu; mevcut liberal demokratik rejimlerin yerine, ne tür bir temsil kurulması gerektiğinin araştırılmasını önerir.
  • Çağımızın özerk, katılımcı ve temsile dayanmayan siyasetinin etkili teorisyenleri Antonio Negri ve Michael Hardt, bu hareketleri hem kamusal hem özel mülkiyetin ötesinde, hiyerarşiler olmadan karar vermeyi ve kolektif katılımı mümkün kılan, çokluğun yatay örgütlenmesi olarak gördüler. Bu iki teorisyen, Neoliberal sermaye düzeninin ötesinde, demokrasinin yenilenmesi gerektiğini düşünüyorlar.
  • Ernesto Laclau, Chantal Mouffe ve Slavoj Žižek gibi teorisyenler, güç ilişkileri ve hegemonyanın kökünün kazınamayacağını; hegemonyanın radikal değişim amaçlı her sosyal hareket ve kolektif projenin ana unsuru haline geleceğini kabul ederler.
  • Richard Day, John Holloway, Saul Newman, Manuel Castells, Antonio Negri ve Michael Hardt, hiyerarşikgüç ilişkilerini reddeden ve özerk bir biçimde belirlenmiş bağlantılar, fikirler, duygular ve programlar üreterek, açık yatay ağlarda eşit ve dolaysız olarak işbirliğinde bulunan birçok toplumsal aracı vasıtasıyla çalışan, devletçi olmayan ve temsile dayanmayan demokratik siyaset formlarını uygun görürler. Hegemonik olmayan, eşitlikçi faaliyet tarzlarını, fiili demokratik yapının başlıca yeniliği olarak görüp, bunları toplumsal ve siyasi dönüşümün etkili süreçleri olarak desteklerler.
  • Avrupa Marksizminin önemli figürü Althusser, ideolojinin açıktan değil örtük bir şekilde işlediğini söyler; ideoloji verili saydığımız pratikler, yapılar ve imgelerde yaşar. İdeolojiyi içselleştiririz ve varlığının ya da etkilerinin çok da bilincinde olmayız; ideoloji bilinçdışıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 243|Çağdaş Dönem 18 Politika 1

  • İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ayhan Kaya’ya göre, globalizm ve küreselleşme kavramları birbirinden farklı iki olguyu ifade eder. Birebir Türkçe karşılığı olmayan globalizm kavramı, bir siyasal ideolojiye denk düşerken, küreselleşme (globalisation) kavramı ise, özellikle 1960’lı yılların ardından dünyada ivme kazanan iletişim, bilişim ve ulaşım teknolojileriyle birlikte belirginlik kazanan ve tekil bir öznesi olmayan sürecin adıdır. Globalizm ideolojisinin en önemli savunucusu ABD’dir. Globalizmin başlangıcı 20. yüzyıl başlarına kadar gider. ABD’nin bu dönemde uygulamaya başladığı kolonisiz emperyalizm, 20. yüzyılın yeni emperyalizm modelidir. Post kolonyalizm olarak da nitelenen bu süreçte iktisadi olduğu kadar kültürel emperyalizm de sergilenmiştir. 20. yüzyıla damgasını vuran Pax Americana, biraz nitelik değiştirerek Pax Capital (paranın getirdiği barış) ya da globalizm ideolojisi haline gelmiştir. 11 Eylül 2001’de ABD, 1812 yılından beri ilk kez kendi topraklarında saldırıya uğramış, bu tarih, dünya siyasetinde önemli bir dönüm noktası olmuştur: Pax Capital’in sonu gelmiş, çok taraflı dünya düzeninin tesisi ile ekonomik hegemonyanın paylaşılması gerekli olmuş, terör küreselleşmiştir.
Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

All Palaces, Robert Montgomery, 2013. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

All Palaces, Robert Montgomery, 2013.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ulusal hükümetlerin artık mali ve parasal politika üzerinde bir gücü kalmadığını;
Parlamento sisteminin tamamen işlevsiz hale geldiğini;
İktidarın artık toprağa ve sınırlara bağlı olmadan aktığını;
Temsili demokrasinin yapısı gereği siyasal katılımı engellediğini düşünenler:

Finansal sistemin toplumsallaştırılması;
Enerji sisteminin kökünden dönüştürülmesi;
Kullanılmayan tarım arazilerinin kolektifleştirilmesi;
Toplumsal meclisler aracılığıyla doğrudan demokrasinin kurulması;
Sermaye akışı alanının tamamen dışında işleyecek (ve sermaye birikimi döngüsüne katılmayı reddedecek) yeni siyasal alanlar açılması;
Dışlayıcı olmayan, aksine kapsayıcı kolektif karar verme yöntemlerinin yaratılması;
Yeni siyasal öznelliklerin geliştirilmesi için:

Eşitlikçi katılım,
Karar almada eşitlik,
Yataylık,
Doğrudan demokrasi,
Toplumsal dayanışma,
Çok sayıda alanda kolektif hareketlilik,
Kitlesel ayaklanmalar, “meydan hareketleri”,
Hiyerarşilerin reddi,
Toplumsal özyönetim,
Yatay özyönetim talep etmekte/
gerçekleştirmektedirler.

 

Madalyonun diğer yanında ise;
Neoliberal devlet yapısı,
Göçmen karşıtları,
Radikal  siyasi partiler,
Polis şiddeti vardır.

Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu