Etiket arşivi: Performans Sanatı

Şiddet 39| Batı’da Kadının Konumu 4

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait soruları konu alan sanatsal etkinlikler devam etmektedir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait soruları konu alan sanatsal etkinlikler devam etmektedir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it

  • Feminizm, felsefeye yeni bir boyut katmıştır: Kişinin cinsiyetinin dünyaya yaklaşım tarzını belirleyen önemli bir koşul olduğunda ısrar eder; biyolojik koşulların da felsefi problemlerin formüle edilmesinde belli farklılıklara neden olacağını öne sürer.
  • 19. yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika’da ilk evre feminist hareketler özellikle kadınların oy verme hakkında ısrarlı oldular.
  • Feminist felsefenin ikinci evresi, 1949’da Simone de Beauvoir’nın İkinci Cins kitabının yayımlanmasıyla başladı. Beauvoir, Varoluşçuluk ile feminizmi birleştirerek felsefedeki cinsiyet ve biyolojik farklılıklarla ilgili tartışmayı başlattı. Beauvoir, kadınların erkeklere göre Öteki olduklarını kabullenerek toplumsallaştıklarını öne sürüyordu. Kadınların bu içsel sınırlardan kendilerini kurtarmaları gerekiyordu. Kadınların özgürlüğünün erkeklerin özgürlüğünü de sağlayacağını söylüyor, “Kadın olarak doğulmaz; kadın olunur” iddiası ile, temel önemde bir ayrımın, cinsiyet ile toplumsal cinsiyetin ortaya çıkmasına yol açıyordu.
  • 1960’ların sonlarında, Amerika ve Avrupa’daki sol hareketlerin parçası olan feminist hareketler, kadınları boyun eğmeye zorlayan toplumsal ve psikolojik yapıların yok edilmesiyle ilgilendiler; farkında olmadan sürdürülen seksist varsayımları analiz ettiler. Batı felsefesinin “evrensel” ve “nesnel” tutumu beyaz erkeğin tutumuydu.
  • 1968 sonrası karşı kültürcü eleştiri geleneğinden doğan, aktif azınlık hareketi olan Feminizm, Çağdaş Dönemde Avrupa toplumlarında çoğunluğun egemen değeri haline geldi. Erkek üzerinden kadına dayatılanları; erkek dünyasına hizmet veren kadınları; çok küçük yaşta zorla evlendirilenleri; evdeki baskıdan dolayı evden kaçan genç kızları; bir kocaya ve babaya ait olarak kadının var olabilmesini kabullenmek Batı’da artık mümkün değil.
  • Feminizmin üçüncü dalgası daha alt düzeydeki toplumsal sınıflar ile kültürlerden gelen kadınlarla özel olarak ilgilenmeye önem verdi. Feminizm, azınlık grupların ve üçüncü dünyadan kadınların bakış açısıyla yeniden ele alınıyor ve yeniden tanımlanıyor, birçok kadının marjinalleştirilmesi giderilmeye çalışılıyor.
  • Feministler cinsiyetçi dile karşı çok eleştireldir. Tahakküm ideolojilerinin kız/kadın kelimelerinin kullanımı ile kurumsallaştığı öne sürülür. İş “adamları”ndan bahsettiğimizde de aynı sonuca ulaşırız.
  • Feministler, tecavüzü cinsel bir suç olarak değil, bir şiddet suçu olarak görürler. Tecavüz, güç isteminin cinsel bir ifadesidir. Tecavüzcü, toplumsallaşması eksik olan kişidir.
  • Polonyalı psikolog Elisabeth Brami’nin yazdığı, Fransız çizer Estelle Billon-Spagnol’un resimlediği Kız Çocuk Hakları Bildirgesi adıyla Türkçeye de çevrilen çocuk kitabı, kadınların da her şeyi yapabileceğini anlatan, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkan 15 maddeden oluşan küçük bir kitap ama misyonu büyük. Konunun beyinlere genç yaşta işlenmesi gerektiğinin altını çizen bir çalışma.
  • UNESCO verilerine göre, bilim eğitimi alanların %53’ü kadınken çalışma hayatında bu rakam %28’e geriliyor. Nedenler, ülkelerin ve bölgenin bulunduğu konuma göre ele alındığında:
    Arap ülkelerinde bilim politikasıyla ilgili birikim olmaması; araştırma enstitüleri ve fonların sayısının düşük olması öne çıkarken İngiltere ve ABD’de ise eşitlik, terfi ve fırsatlarda denklik olmaması bu duruma neden olarak görülüyor.
  • 2017 yılında Paul Auster, ABD başkanlık seçim sonuçlarını değerlendirirken, ABD halkının kadın başkan fikrine hala hazır olmadığının anlaşıldığını söylüyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 296|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 3

  • 2014 yılında Britanyalı Müslümanlar #Not in My Name (Benim Adıma Asla) adlı uluslararası bir kampanya başlattılar. Bu hareket, “kişisel olan siyasidir” eylem mantığını takip eden, kamusal alanda bir vatandaşlık performansı biçimidir. Kampanyada kullanılan video filminde başörtüsü takan ya da takmayan kadınlar, erkekler, gençler, farklı etnik kökenden gelen bireyler yer alır. Amaç, IŞİD mezalimini kınamaktır. Bu performans, katliamlar benim adıma, benim inandığım İslam adına yapılamaz diyen seslerin ve yüzlerin kamusal alanda duyulup görülmesini sağlamıştır.
Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane. Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı. Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu. 1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti. Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane.
Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı.
Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu.
1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti.
Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi. Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi.
Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

  • Gelinler Yolda adlı Performansı 2008 yılında Pippa Bacca ve Silvia Moro gerçekleştirdiler. Amaçları dünya barışı adına Balkanlar ve Ortadoğu’da otostop yaparak gerçekleştirilecek bir performanstı. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde Milano’dan yola çıktılar. Varış noktaları Tel Aviv olacaktı. Güzergah, savaşın yıprattığı topraklardan seçilmişti. Bu bölgelerde insanlarla tanışmayı, onların savaş ve barış öykülerini dinlemeyi kapsıyordu. Dünyada bencilce var olma tarzının üstesinden gelmeye yönelikti. Bir sanatsal Performans olarak özveriyi amaçlıyordu. Silvia Moro Tel Aviv’e ulaştı. Bacca’nın Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürülmesi ile Performans tamamlanamadı.
  • 2016 yılında Suriyeli mülteci Firas Alshater, Berlin Alexander Meydanı’nda üzerinde “Ben Suriyeli bir mülteciyim. Size güveniyorum. Siz bana güveniyor musunuz?” yazan bir pankartla, gözleri kapalı, kolları açık insanların ona sarılmasını 1,5 saat bekledikten sonra sarılmaların ardı arkası kesilmemişti.

 

Çağdaş Sanata Varış 295|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 2

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011. Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor.  Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor. Fotoğraf:artobserved.com

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011.
Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor. Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor.
Fotoğraf:artobserved.com

  • Marina Abramovic (1946-), 1960’larda ortaya çıkan Vücut Sanatı akımının temsilcilerinden. Sanatçı, bugüne kadar düzenlediği Performanslarda kendini parçalara ayırdı, kırbaçladı, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurdu, hatta bir seferinde ölüm tehlikesi atlattı.
Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010. New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu. Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı. Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti. Fotoğraf:www.popmatters.com

Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010.
New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu.
Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı.
Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti.
Fotoğraf:www.popmatters.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 294|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 1

Performans Sanatı:

Gündelik hayatın içine sanatı yerleştirmek,
Zaman ve mekan algısını kırmak için kamusal ya da alternatif mekanları kullanmak,
Sokaktaki adama hitap ederek daha geniş bir izleyici/algılayan kitleye ulaşmak,
Görülmemiş olanı gördürmeye, kolayca görüleni başka biçimde göstermeye,
Görünüşle gerçeklik, biricikle genel, görünür olanla görünür olanın anlamı arasında yeni bağlar kurmak,
Sunum tarzlarını, çerçeveleri, ölçüleri, ritimleri, ifade biçimlerini değiştirme çalışmasıdır.

Krema, Nezaket Ekici, 2005. Sanatçı Krema adlı 20 dakikalık performansında bir kap kremayı çırparak katılaştırıp tereyağına dönüştürüyor. Kolu, bir karıştırıcının, bir makinanın işlevini görüyor. Karıştırma esnasında vücudu ve yüzü değişik hallere giriyor. Burada sorulan soru, kişinin insanlığını kaybetmeden, nereye kadar bir makinenin yerini alabileceğidir. Performans, bugünün makineleşen insanını sorgular. Yiyecek ya da yemek yapımı Performans Sanatına politik bir bileşen olarak girer. Fotoğraf:isinonol.com

Krema, Nezaket Ekici, 2005.
Sanatçı Krema adlı 20 dakikalık performansında bir kap kremayı çırparak katılaştırıp tereyağına dönüştürüyor. Kolu, bir karıştırıcının, bir makinanın işlevini görüyor. Karıştırma esnasında vücudu ve yüzü değişik hallere giriyor. Burada sorulan soru, kişinin insanlığını kaybetmeden, nereye kadar bir makinenin yerini alabileceğidir.
Performans, bugünün makineleşen insanını sorgular. Yiyecek ya da yemek yapımı Performans Sanatına politik bir bileşen olarak girer.
Fotoğraf:isinonol.com

  • Performatif imgeler, metaforlar ve stratejiler Freud’un metinlerinde önemsenen unsurlardandı. Aynı ağırlık Jacques Lacan ve Julia Kristeva gibi Freudyen revizyonist düşünürlerin çalışmalarında da geçerliydi. Onların çalışmaları ile psikoloji ve psikanaliz, 1980’lerin sonlarında ve 1990’larda alandaki en önemli esin kaynağı olmuştur.
  • 2001 yılında Prof. Alan Read, performansla psikanaliz arasında süregelen yakın ilişkinin Freud’un bütün yazılarındaki imge ve metaforlarda bulunabileceğini söylemiştir.
  • Performans kuramcılarının psikanalize duyduğu ilginin kaynağı, psikanalizin restore davranışa odaklanması değil, kimlik inşasına ve özellikle de toplumsal cinsiyet rollerinin inşasına gösterdiği ilgidir.
  • 1990’ların sonunda, kimlik, melankoli, tekrar ve performans arasındaki yakın ilişki performans kuramının ana konularından biri haline gelmiştir.
  • Dezavantajlı gruplar performansı hem huzursuzluğun semptomu, hem de iyileşme sürecinin bir parçası olarak görmüşlerdir. Lacan ise benlikteki bölünmenin sonucu olarak açığa çıkan melankolinin temsile ve böylece performansa yol açtığını, hiç durmadan kaybı hatırlattığını ama hiç iyileştirmediğini söyler.
  • Günümüze ulaşan süreçte, izleyicinin pasif konumuna müdahale eden, izleyicinin dahil olduğu performanslar gündeme gelmiştir. İzleyicinin sanatçıyla işbirliği yapmasına dayanan bu örnekler İlişkisel Estetik adıyla anılır. İlişkisel Estetik, izleyici katılımını, paylaşımını sağlayarak sanatı sosyal etkileşim için yeni bir araç haline getirmesi ile olumlu; sanatçının yönlendirdiği şekilde hareket eden katılımcı kitlesinin pasifize edildiği gerekçesiyle olumsuz eleştiri almıştır.
  • 2000’li yıllarda ABD’de, California Üniversitesi’nde, Görsel Sanatlar: Kendini Sergileme dersi açıldı. Dersin sınavında öğrencilerin mum ışığında soyunup, benliklerini tanımlayan bir hareket yapmaları isteniyor. Bu, performans ve vücut sanatları için standart bir uygulama sayılıyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 275|Çağdaş Kavramsal Sanat 6

Kimlik 5
Feminist Sanat 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008. Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008.
Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tüketim, kapitalizmin kendisini ayakta tutmak için vazgeçemeyeceği bir araçtır. Kadın ve zevk de metalaştırılmış bir tüketim nesnesidir. Vücut Sanatı ve özellikle onun feminist versiyonları yerleşik, egemen kadın algılarına, kadının görsel ideoloji içindeki konumuna karşı bir direniştir. Bu direniş, kadının bir tutku ve zevk nesnesi olmasına ve kadının metalaştırılmasına bir başkaldırıyı da içerir.
ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it