Etiket arşivi: Pera Müzesi

Çağdaş Sanata Varış 312|Çağdaş Dönemde Sergileme 7

Baksı Müzesi onuncu yılında. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Baksı Müzesi onuncu yılında.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

  • İstanbul önemli bir kültür sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. Başka ülkelerde olduğu gibi burada da peş peşe müzeler açılıyor, etkinlikler düzenleniyor.
  • Paris’teki Louvre Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada. Hemen ardından British Museum geliyor. Kamu, özel şirket, şahıs, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar dahil dünyada en çok müzeye sahip olan ülke 17.500 müze ile ABD. ABD’yi Almanya 6715, İngiltere 1850, İspanya 1343, Fransa 1173, İsviçre 948, Hollanda 775, Romanya 748, Polonya 690, Macaristan 661 adet müze ile takip ediyor. Türkiye’deki müze sayısı ise 334. (www.egmus.eu ve www.aam-us.org)
  • Son yıllarda İstanbul’da özel girişimlerle pek çok müze kuruldu. S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, Borusan ofis müzesi gibi. Öte yandan Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi gibi merkezden uzakta kurulan ve 2014 Avrupa Yılın Müzesi ödülünü kazanan müzelerimiz de oldu.
  • 2015 İstanbul Bienali’nde gerçek mekanların yanı sıra sanal mekanlar da adres gösterildi. Küratör Christov-Bakargiev’e göre, bazı mekanların hayali olmasının sebebi bazı şeylere erişim olmadığını hatırlatmaktı. Küratör, her şeye erişilebileceği savının dijital çağın bir yalanı olduğunu; her şeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bunu ziyaretçilerin de hissetmesini istediğini belirtmişti.
  • Çağdaş Dönem’de bazı sergiler 24 saat açık olarak gerçekleştirildi. Hüsamettin Koçan’ın 2002 yılında Bilgi Üniversitesi Sıraselviler Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sergi böyle bir sergiydi.
  • Belirli konulara, sorunlara odaklanan, güncel toplumsal dönüşümü kavramaya yönelik konsept sergiler ilgi çekiyor. Sanatın güncel hali, sosyolojik bir araştırmaya dönüşebiliyor.
  • Sergilemelerde yaşanan bir başka eğilim ise farklı pratiklerin birbirlerinden beslenmesinden ve zenginleşmesinden yararlanmak için farklı sanat dallarından kişilerin ortak performansı oldu. Flüt sanatçısı Şefika Kutluer, Vivaldi’nin altı konçertosunu ardı ardına sahnede çalarken, konser süresince ressam Ertuğrul Ateş, müzikten aldığı esinle, sahnede konserle birlikte başlayıp konser bitiminde tamamladığı bir resim yaptı. Proje İstanbul ve Ankara’da uygulandı.
  • Birbirlerinin sanatından etkilenerek yeni üretimler yapan, türler arası buluşmalara bir başka örnek ise Lübnan asıllı şair Adonis ile ressam Habib Aydoğdu’nun bir sergi projesi için bir araya gelmesi oldu. Adonis, Aydoğdu’nun resimlerinden etkilenerek şiirler yazdı; Aydoğdu, Adonis’in şiirlerine ressam gözüyle baktı, atölye çalışmalarından sonra resimlerin yanında şiirlerin yer aldığı ortak çalışma 2016’da sergilendi.
  • Sergileme mekanlarında da çok çarpıcı seçimler yapılıyor. Gucci, 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunun ilk gösterimini Londra’da 13. yüzyıl yapısı Gotik Westminster Abbey’de yaptı. Kraliyet nikah törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekanın bir defile için kullanılması tepki çekti ama gerçekleşti.
  • Mabetlerin, anıtların ve müzelerin etrafı lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile kuşatılmıştır. Yemek yemenin, alışveriş yapmanın ve turistik gezinin aynı düzlemde yer alması, müze ve mabetlerin Disney’leştirilmesi olarak eleştirilmektedir.
  • İngiliz görsel sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’a göre sanat yapıtı izleyici ile var olur ama çocukları müzeye götürmek tam bir saçmalıktır. Onlara göre çocukların Çağdaş Sanat ile karşılaşmaları için henüz çok erken.
  • Müzecilik günümüzde toplama, belgeleme, koruma ve sergileme işlevini aşarak ziyaretçi eğitimi, toplumsal iletişim ve sürdürülebilirlik odaklı hale geldi. Çağımızın başarılı müzeleri araştırma merkezleri, atölyeleri, görsel-işitsel anlatımları, dokunmatik ekranları, geçici sergileri, eğitim programları, kursları ile seçkinci olmayan, eser ile insan arasında interaktif bir bağ sunan, engelli erişimi, kafeleri lokantaları olan, pazarlama ve tanıtım olanakları bulunan, konserlerin, sohbetlerin yapıldığı kültür merkezleri olarak “yaşayan müze” kavramını hayata geçirdiler.
  • 2017 yılındaki 15. istanbul Bienali kapsamında sergilenen Gözde İlkin’in kültürel kodları ve kolektif hafızayı cisimleştiren kumaş ve örtü eserleri çağdaş sergilemeye de örnek oluşturuyor. Kumaş eserlerin bitimleri sergiye çıkacakmış gibi değil de evde muhafaza edilecekmiş gibi bırakılarak daha gerçekçi kılınmış.
Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 282|Çağdaş Enstalasyon 2

Mother and Child Divided, Damien Hirst, 1993. Cam, silikon, inek, buzağı, formaldehit çözeltisi. Sanatçı her zaman ölüm, hayat, sanat, aşk, gerçek gibi büyük temaları seçmiştir. Hirst ölü hayvanları, parçalanmış veya tam olarak kullandığı birçok eser üretmiştir. Bu eserler, kendi ifadesine göre, insanları memento mori’ye (ölümü hatırla) karşı daha vurdumduymaz kılmayı amaçlamaktadır. Fotoğraf:www.damienhirst.com

Mother and Child Divided, Damien Hirst, 1993.
Cam, silikon, inek, buzağı, formaldehit çözeltisi.
Sanatçı her zaman ölüm, hayat, sanat, aşk, gerçek gibi büyük temaları seçmiştir.
Hirst ölü hayvanları, parçalanmış veya tam olarak kullandığı birçok eser üretmiştir. Bu eserler, kendi ifadesine göre, insanları memento mori’ye (ölümü hatırla) karşı daha vurdumduymaz kılmayı amaçlamaktadır.
Fotoğraf:www.damienhirst.com

  • Damien Hirst (1965-) başlangıçta ölümle, doğanın ham haliyle sanat güzelliği arasında bir ilişki kuruyordu. Bir Enstalasyonunda koyunu kesiyor, iki ayrı cam kaba yerleştiriyor; İzleyici, yaklaşınca tek bir koyun, uzaklaşınca iki parçaya ayrılmış bir koyun görüyordu. Hirst, köpekbalığı, inek, kuzu gibi hayvan ölüleri kullanarak gerçekleştirdiği Enstalasyonlarında ölüm temasını birer natürmort edasında irdeledi.
  • Bir başka Enstalasyonunda, çürüyen, sinekler tarafından yenen bir koyun kafasını sergiliyor, pis koku galeriye yayılıyordu. Damien Hirst, Tracey Emin ve daha pek çok Britanyalı sanatçı, adlarını Enstalasyonlar ile duyurmuştur.
  • 2008 yılında Afrika’daki AIDS programını desteklemek üzere New York Sotheby’s’de bir müzayede düzenlendi. Bu müzayedeye Hirst, toplam 19 milyon dolar değerinde yedi eserini verdi. Bunların arasında 7 milyon 150 bin dolara satılan ve içi HIV için kullanılan ilaçlarla dolu bir ecza dolabının yer aldığı When There’s a Will, There’s a Way (Niyet Varsa Yol Bulunur) adlı çalışması da vardı. Müzayede için eser toplama işini de o yapmıştı. Bu, o güne dek gerçekleşen en büyük yardım müzayedesi olmuş, eser veren 17 sanatçı fiyatlarda rekor kırmış, 42,5 milyon dolar toplanmıştı.
gör/bak/deniz (sea/see/saw), Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garret, 2015. Onuncu yıl kutlaması için Suna İnan Kıraç Vakfı, Pera Müzesi, birlikte çalışan Kanadalı iki sanatçıya bir Yerleştirme sipariş etti. Sanatçılar on bin kullanılmış gözlük merceğini on metre çapında bir daireye yerleştirerek oluşturdukları hareketli eser müze binasının cephesine monte edildi ve altı ay boyunca orada kaldı. gör/bak/deniz, tanıdık bir mekanı yeni bir gözle/mercekle görmek; müzenin şehrin kültürel hayatına katkısını mercek altına almak; yeni bir gözle mekan algısını değiştirmek; rüzgarla hareket eden eserin Haliç’in yüzeyini binaya yansıtarak izleyenlere anlık bir perspektif kayması yaşatması; merceklerin izleyiciyi izlenen haline dönüştürmesi; gösterge ile gösterilenin yer değiştirmesi; merceklerin görüşümüzü değiştirmesi ve gözlüklerin bir alt metin yaratması sorgulanırken, eser, görmenin gücünü vurguluyordu. İzleyicilere deneysel anlar yaşatan Yerleştirmenin yaratıcıları, kullanılmış nesneleri yeniden değerlendirerek geri dönüşüme; İstanbullulardan toplanan kullanılmayan gözlükler ile de toplumsal işbirliğine vurgu yapmayı hedefliyordu. Fotoğraf:kucukseyirdefteri.blogspot.com

gör/bak/deniz (sea/see/saw), Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garret, 2015.
Onuncu yıl kutlaması için Suna İnan Kıraç Vakfı, Pera Müzesi, birlikte çalışan Kanadalı iki sanatçıya bir Yerleştirme sipariş etti. Sanatçılar on bin kullanılmış gözlük merceğini on metre çapında bir daireye yerleştirerek oluşturdukları hareketli eser müze binasının cephesine monte edildi ve altı ay boyunca orada kaldı.
gör/bak/deniz, tanıdık bir mekanı yeni bir gözle/mercekle görmek; müzenin şehrin kültürel hayatına katkısını mercek altına almak; yeni bir gözle mekan algısını değiştirmek; rüzgarla hareket eden eserin Haliç’in yüzeyini binaya yansıtarak izleyenlere anlık bir perspektif kayması yaşatması; merceklerin izleyiciyi izlenen haline dönüştürmesi; gösterge ile gösterilenin yer değiştirmesi; merceklerin görüşümüzü değiştirmesi ve gözlüklerin bir alt metin yaratması sorgulanırken, eser, görmenin gücünü vurguluyordu.
İzleyicilere deneysel anlar yaşatan Yerleştirmenin yaratıcıları, kullanılmış nesneleri yeniden değerlendirerek geri dönüşüme; İstanbullulardan toplanan kullanılmayan gözlükler ile de toplumsal işbirliğine vurgu yapmayı hedefliyordu.
Fotoğraf:kucukseyirdefteri.blogspot.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 273|Çağdaş Kavramsal Sanat 4

Kimlik 3

Zevk ve Demokrasi, Grayson Perry, 2004. Sanatçının sırlı seramik eseri, Perry’nin 2003 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilmesi ve kazanması sonucundaki deneyimlerinden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir. Ödül, Birleşik Krallık’ta geniş çapta yankı bulmuş, halk arasında çok konuşulmuştur. Perry bu çömlekte, halktan gelen yorumlara yer vermiştir. Figürlerin konuşma balonlarında ödülü kazanmasıyla ilgili, kimisi basında da çıkan ifadeleri kullanmıştır. Bu yorumlar, onur kırıcılıktan komikliğe kadar uzanır. Küçük Farklılıklar Sergisi, Pera Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zevk ve Demokrasi, Grayson Perry, 2004.
Sanatçının sırlı seramik eseri, Perry’nin 2003 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilmesi ve kazanması sonucundaki deneyimlerinden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir. Ödül, Birleşik Krallık’ta geniş çapta yankı bulmuş, halk arasında çok konuşulmuştur. Perry bu çömlekte, halktan gelen yorumlara yer vermiştir. Figürlerin konuşma balonlarında ödülü kazanmasıyla ilgili, kimisi basında da çıkan ifadeleri kullanmıştır. Bu yorumlar, onur kırıcılıktan komikliğe kadar uzanır.
Küçük Farklılıklar Sergisi, Pera Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Postmodernizm ile yola başlayan Anti-Özcülük, cinsiyet fikrinin doğal veya zorunlu bir kategori değil, kültürel bir kategori olduğunu söylüyordu. Kişilik, kimlik, sübjektiflik ve aracılık kavramlarına yönelik Postmodernist ve Postyapısalcı okuyuşlar, son yıllarda Posthümanizm adı verilen alanın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu alan, insanlar ve teknoloji, insanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkileri araştırır ve farklılıkları Yapısöküm yöntemiyle inceler.
  • 1984 yılında dünya Madonna’yı tanımıştı. O yıllarda beline Boy Toy (jigolo) yazan bir kemer taktı. 1980’ler boyunca feminen-maskülen bir tarz izledi. 1990’larda stilinde seksüel içeriğin dozunu artırdı ve aralara dini motifler yerleştirirken sutyen ve kısa şortlar ile Hint motifli baş aksesuarı kullandı. 1990’ların sonunda etnik-gotik melezi görüntüsünde ellerinde Hint kınası, geyşa makyajı, kimono ile sahneye çıktı. Madonna ile beraber Amerikan kültüründe geleneksel Asya kültürü yükselişe geçti. Koruyucu olduğuna inanılan kırmızı ip bileklikler hızla moda oldu. Madonna, cinsiyet ve etnik unsurlara aşina olunmasına katkı sağladı.
Hans-Peter Feldmann,  Art International 2015 İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hans-Peter Feldmann, Art International 2015 İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Queer yaklaşım hem bir teori hem de bir sosyal harekettir. Özellikle kamusal alanda eşcinsel şahısların ifşa edilmesini, doğrudan eylemi savunur. Queer teorisi, kimliklerin doğasını değiştirme hareketinin bir parçasıdır. Queer kuramcılarına göre, kimlik kavramının kendisini reddetmek daha doğrudur. Bu fikrin kökleri Foucault ve Althusser’e uzanır: iktidara fırsat vermemek için özne konumundan çıkmak gerekir. 1960 ve 1970’lerdeki ikinci dalga feminizm, toplumsal cinsiyet ile biyolojik cinsiyet ayrımını çökertir. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Queer teori, biyolojik cinsiyetin de toplumsal cinsiyet gibi kültürel bir inşa olduğunu söyler. Her birey az veya çok erkek ve/veya kadındır. Kadın ve erkek kategorileri baskıcıdır. Filozof Judith Butler, evliliğin ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olduğunu; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğunu söyler. Gey ve lezbiyen evlilik talebinin, baskı altındaki diğer kategorilerle aralarına bir mesafe koyma ve cinsel-siyasi rejimi sağlamlaştırma riski taşıdığını öne sürer. Evliliğin, özel hiçbir sivil veya mali hak doğurmamasını ve birlikteliklerin üzerindeki devlet kontrolünün ortadan kalkmasını önerir.
  • Kimlik politikalarına yönelen sanatçılar, cinsel kimlik, eşcinsellik, cinsel tercih, cinsiyet politikaları gibi olgulara da yönelmişlerdir. 1990’lı yıllarda ABD sanat ortamında AIDS hastalığını konu alan yoğun bir sanatsal üretim gerçekleşmiştir.
  • Çağdaş feminist performanslarda yemek ve kadın bedeninin cinsiyetçi söylem tarafından temsilinin eleştirisi yapılır.

 

Çağdaş Sanata Varış 252|Çağdaş Dönemde İnanç ve Teknoloji 3

  • Tekno gnosis biçimini almış olan New Age vahiyciliğinin ruhsalcı bir yönü vardır, kozmik farkındalığı önemser.
  • New Age, kuantum fiziğine ait eşzamanlılık, aynı anda olan, yani ikisi arasında ışığın yolculuk etmesinden daha hızlı olan iki olay ya da öge arasındaki bağlantı fikridir. Olayları maddi nedensellik şebekesinin ötesinde birbirine bağlayan tinsel bir boyutun maddi dışavurumudur. Evrende kesinlik ararken, önemli birtakım ipuçlarını göz ardı etmiş olduğumuzu ima eder. New Age bilişsel haritasında, bilinçdışı ve bilinmeyene Sol; bilinçlilik ve uyanıklığa Sağ beyin yarımküresi karşılık gelir.
  • New Age tinselciliğinin radikal versiyonunda, üzerimize çöken ekolojik felaket, basit bir ruhsal sürecin, bizi yeni ve daha yoğun bir farkındalık haline zorlayan bir sürecin maddi ifadesine indirgenmiştir.
Tanrı Olarak Alan Measles’a Oy Verin, Grayson Perry, 2007. 2015 yılında Pera Müzesi’nde sergilenen el yapımı yün halı. Perry bu halıyı çok beğendiği Afgan savaş halılarını temel alarak tasarlamış. Tanrı için oy verme fikri kışkırtıcı gibi görünse de sanatçı bununla daha çok konuşmayı ve bir tartışma başlatmayı hedeflemiş olduğunu belirtiyor. Perry, Londra Metrosu’nun bombalanması, İkiz Kuleler’e saldırı, İsrail’in Batı Şeria’daki duvarı ve Usame bin Ladin göndermeleri ile teröre karşı savaşın birçok yüzünü esere katmak istemiş. Sanatçının niyeti izleyicinin Birleşik Krallık’ta politik özgürlüğün ne derece kanıksandığını ve yerkürenin her yerinde insanların seslerini duyurmak ve adil biçimde temsil edilmek için mücadele ettikleri gerçeğini test etmektir. Eserlerinde yün, pamuklu, ipek halı; akrilik, sırlı seramik, polyester ve yedirme baskı yöntemini kullanan Grayson Perry’nin üç ana teması sınıf ve tüketicilik; din ve inançla ilgili fikirler ve kimliktir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tanrı Olarak Alan Measles’a Oy Verin, Grayson Perry, 2007.
2015 yılında Pera Müzesi’nde sergilenen el yapımı yün halı.
Perry bu halıyı çok beğendiği Afgan savaş halılarını temel alarak tasarlamış. Tanrı için oy verme fikri kışkırtıcı gibi görünse de sanatçı bununla daha çok konuşmayı ve bir tartışma başlatmayı hedeflemiş olduğunu belirtiyor. Perry, Londra Metrosu’nun bombalanması, İkiz Kuleler’e saldırı, İsrail’in Batı Şeria’daki duvarı ve Usame bin Ladin göndermeleri ile teröre karşı savaşın birçok yüzünü esere katmak istemiş. Sanatçının niyeti izleyicinin Birleşik Krallık’ta politik özgürlüğün ne derece kanıksandığını ve yerkürenin her yerinde insanların seslerini duyurmak ve adil biçimde temsil edilmek için mücadele ettikleri gerçeğini test etmektir.
Eserlerinde yün, pamuklu, ipek halı; akrilik, sırlı seramik, polyester ve yedirme baskı yöntemini kullanan Grayson Perry’nin üç ana teması sınıf ve tüketicilik; din ve inançla ilgili fikirler ve kimliktir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sosyolog Razmig Keucheyan, yeni eleştirel düşüncelerde sıklıkla dine de yer verildiğini belirtiyor. Bunun her zaman dini savunmak amacıyla değil, din ve özgürleşme ilişkisi bağlamında ortaya konduğunu ileri sürüyor.
Toxic Mary, Banksy, 2003. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Toxic Mary, Banksy, 2003.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gerçekler ve İnançların Haritası, Grayson Perry, 2011. Gerçekler ve İnançların Haritası adlı eser, her köşesinde ayrı bir konu bulunan bir halı. Hac fikrinden etkilenen sanatçı, hac mekanı olarak gördüğü her sembolü, yeri, yapıtı, düşünceyi bir halı üzerinde toplamış. Halının ortasında solda betimlenen ayı, hayatın doğal ve vahşi yanını; sol alt köşedeki modern giysili kadın, tüketim dünyasını; ortadaki küçük çocuk, masumiyeti; orta bölümdeki etnik giysili kadın ise geleneği temsil ediyor. Bu harita yolumuzu bulmamız için değil, ne denli kayıp olduğumuzu fark etmemiz için yapılmış gibi duruyor. Pera Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gerçekler ve İnançların Haritası, Grayson Perry, 2011.
Gerçekler ve İnançların Haritası adlı eser, her köşesinde ayrı bir konu bulunan bir halı. Hac fikrinden etkilenen sanatçı, hac mekanı olarak gördüğü her sembolü, yeri, yapıtı, düşünceyi bir halı üzerinde toplamış. Halının ortasında solda betimlenen ayı, hayatın doğal ve vahşi yanını; sol alt köşedeki modern giysili kadın, tüketim dünyasını; ortadaki küçük çocuk, masumiyeti; orta bölümdeki etnik giysili kadın ise geleneği temsil ediyor.
Bu harita yolumuzu bulmamız için değil, ne denli kayıp olduğumuzu fark etmemiz için yapılmış gibi duruyor.
Pera Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2016 yılında hazırladığı rapora göre:
    *2000’li yıllardan itibaren Batı’da İslamofobi nedeniyle fonlar ayrılmaya başlandı. Sadece ABD’de bu amaçla 200 milyon dolarlık bir fon oluşturuldu.
    *İslamofobik davranışların en az olduğu ülkeler Hollanda ve İngiltere.
    *Avrupa ülkelerinde 9 bin civarında cami var. Son bir yılda Almanya’da 46, Avrupa’da toplamda 146 cami saldırısı olmuş.
    *Avrupa hukukunda İslam karşıtlığı antisemitizm gibi suç değil.
  • Alman sosyolog Ulrich Beck’e göre, 21. yüzyılda risk toplumuna dönüştüğümüz için, risklere karşı hazırlıklı olmalıyız.
  • İŞİD, en büyük örgütlenmesini internet üzerinden gerçekleştiren bir örgüt. Saldırı talimatları buradan veriliyor, saldırı planları internet üzerinden iletiliyor. Dünyada en büyük yabancı savaşçı hinterlandına sahip bir örgüt olarak karanlık planları için dijital dünyayı çok etkin bir şekilde kullanıyor.

 

Edebiyat Hakkında

  • Romantik edebiyatın tipik ilgi alanı çirkinlik ve kötülüktür. Romantizm’e kadar olan dönemde kahramanlar daima yakışıklıdır, kötüler çirkin, korkunç veya sefildir. Kötü, biri kahramana dönüştürüldüğü zaman ise hemen yakışıklı olur.
  • Gotik romanda durum tersine döner: kahraman huzursuz edici ve dehşet vericidir; anti-kahraman da, kasvetli yönlerinden dolayı çekici değilse de en azından ilginçtir.
  • Italo Svevo (1861-1928), İtalyan yazarlar arasında, zirvesinde Marcel Proust’un (1871-1922) olduğu pasif analitik edebiyata en yakın yazardır.
  • Eserlerinde genellikle “ben”in “biz”e dönüşmesi  konularını işlemiş, kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı kalmış, Objektivizm ve Liberteryenizm/Özgürlükçülük, yol gösterici norm olarak negatif özgürlük fikrini savunan siyasi akıma ait olan yapıtlara kolektivist roman diyebiliriz. Umberto Eco şöyle derdi: “Biz ‘kolektivist roman’ talep ettiğimiz zaman, insan ilişkilerinin, sosyal hayatın, aşkın ve içinde yaşadığımız hayatın tamamının yeni ahlakı ve hayatı çözmenin yeni yolunu oluşturan o yeni görsel açıdan ele alan bir roman talep ederiz.”
  • Otobiyografiler, kendini beğenmiş günlükler, insanın kendi bilincinin psikolojisini anlatanlar, bireysel ve burjuva dekadan roman kategorisine girer.
  • Yazınsal metinlerde yazarın kendisini hissettirmemesi gerektiğini kararlı biçimde dile getiren ve yazdığı romanlarda uygulayan ilk yazar, Realizm akımını başlatan Gustave Flaubert (1821-1880) olmuştu. Flaubert, önemli olanın, “yokluğunda parlamak” olduğunu söylüyordu.
İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015. Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme. 14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz (Freud’un Masası), Ania Soliman, 2015.
Kağıt üzerine kurşun kalem ve yakımlı süsleme.
14. İstanbul Bienali, Pera Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sanatçı psikolojisinin, biyografisinin, kişilik yapısının ve bilinçaltı gibi hususi özelliklerinin eserine yansıdığı üzerine temellenen psikanaliz, sanatçıya dönük bir eleştiri kuramıdır. Biyografik malzemeler, bir edebiyat eleştirmeni için, edebi eserin anlam alanını artıran bir malzemedir. Sigmund Freud, psikanaliz üzerine olan tezlerinde edebiyattan faydalanmıştır. Ödipal kompleks terimini Yunan tragedyası Kral Oedipus’tan almış, Shakespeare’ın Hamlet’ini de aynı bağlamda kullanmıştır. Freud, esas vurguyu bilinçaltına yaparak; sanatçının bastırma süreci sonunda başta çocukluktan kalma kompleksleri olmak üzere tatmin edemediği arzu ve isteklerinin sanatı yoluyla doyuma ulaştığını öne sürmüştür. Psikanalitik edebiyat kuramı, sanatçının biyografisini, kişilik yapısını anlayarak bilinçaltı sürecini tespit etmeye çalışmış; bunun için de iki yol kullanmıştır: Sanat eserinden sanatçıya ve sanatçıdan esere dönük bir inceleme. Bu amaçla sadece sanatçının eserleri değil sanatçının yaşadığı zaman, çevre ve hususi hayatı, içinde bulunduğu toplumsal olay ve durumları da konu alan çalışmalar yapılmış; yaratma sürecine etki eden tüm motivasyonlar inceleme konusu olmuştur. Edebi metinlerdeki kişilerin psikolojisini anlamaya dönük çalışma, bu tarz bir incelemenin sonucudur. Sanat eseri içerdiği simgeler vasıtası ile sanatçının bilinçaltını yansıtır. Bu kuram doğrultusunda eser veren sanatçılar; rüya, otomatik yazı gibi kavramları önemserler ve bilinçaltının ifade edilmesi için noktalama işaretleri gibi bağlayıcı kuralların kullanılmaması gerektiğini; sanat eserinin oluşma nedeninin, insanın ölüm karşısında geliştirdiği bir savunma mekanizması olduğunu savunurlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Bakış Açısı, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 21.08.2015.
  • Ayna İnsan/Sunuş : Umberto Eco’yu Sonsuzluğa Uğurlarken, Sayı:18, 6 Nisan 2016.
  • Liberteryenizmin Kadın Öncüleri, liberplus.com.tr.