Etiket arşivi: Pablo Picasso

Şiddet 66| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 2

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937. General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937.
General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Savaş döneminde sanat, çekilen acılara için bir protesto ve ölenler için bir anma şeklidir.
  • 1936-1939 yılları arasında yaşanan İspanya İç Savaşı’nın Avrupa’da ve sürgünlerin göç ettiği İspanyolca konuşulan dünyada güçlü etkileri olmuştur. Sanatçılar özellikle sivil halkın maruz kaldığı acılara tercüman olmaya çalışmışlardır. Paris’te yaşamakta olan Pablo Picasso, binlerce Basklının yaşadığı acıları tek bir figürde topladığı Ağlayan Kadın (1937) adlı tablosunu yapmıştır. Meksikalı sanatçı David Alfaro Siqueiros ise isyanını soyut eserlerle dile getirmiştir.
  • 26 Nisan 1937 günü İspanya İç Savaşı’nda Nazi uçakları, aşırı Katolik falanjist General Franco’dan aldıkları talimatla Bask bölgesinde Guernica’nın pazar yerine düzenledikleri saldırıda 7000 kişilik nüfusun 1654’ünü öldürdüler. Birkaç ay sonra Picasso Paris’te Guernica sergisini açtı.
Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974. Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974.
Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar, İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti. Lübnan İç Savaşı 1975'ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan'da yaklaşık olarak 150.000 - 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir. Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar,İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti.
Lübnan İç Savaşı 1975′ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan’da yaklaşık olarak 150.000 – 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir.
Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

 

Sanat – Tanıtım Sektörü İlişkisi

ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve günümüz estetik teorisinin önemli isimlerinden Arthur C. Danto’ya (1924-2013) göre sanat ile tanıtım sektörü arasında üç ana ilişki bulunur:

Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1901), üslubunu reklamlarda görsel heyecan uyandırmak için kullanan sanatçıların başında gelir. Afişler, davetiyeler, menü kartları yapmıştır.

1890’lar, üst sanatla uygulamalı sanat arasındaki sınırın şeffaflaştığı yıllardı. O yıllarda sanatın mobilya, kumaş, seramik, demir, grafik tasarım ve cam işçiliği alanında uygulanmasına imkan verilen bir dönem başladı. Sanat galerileri o yıllarda kapılarını mobilyaya açtı. Oysa daha önce mobilya ikincil bir sanat olarak kabul ediliyordu. Andy Warhol (1928-1987), I. Miller ayakkabıları için tasarımlar yapmıştı.

İnsanların aşina olduğu üst sanat eserlerini kullanarak hedef kitlenin zihninde, tanıtılan/sunulan ürüne dair belirli bir takım yargılar oluşturulmak istenir. Ürüne, eserin sanatsal itibarını ödünç vermek amaçlanır. Tanıttıkları ürünü modernlik fikri ile ilişkilendirmek isteyen üreticiler ve reklamcılar o dönemin sanatçılarına başvurmuştur. Ürün ile eser arasında hiçbir doğrudan bağlantı olmaması ilişkinin en can alıcı noktasıdır.

Sanat eserleri daha üretilirken herhangi bir sanatsal amaca hizmet etmeyen tanıtıma ilişkin unsurlardan yararlanır. Brillo kutularını tasarlayan James Harvey idi. Warhol 1964 yılında kutuyu kullandı. Warhol, sanat olmayan bir şeyi sanat haline getirdi. Warhol, Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger’in (1889-1976) el altında olan kategorisindeki bir şeyi sanata; aracı manaya dönüştürdü. Sanatçı, sanatsal açıdan önemsiz olan şeylerin de insan için önemli olduğunu öngördü. Danto sanatçının başarısını sanatsal bir atılımdan ziyade bir kültür devrimi olarak değerlendirir. Pop kültürünün mesajı “sanat her yerdedir.”

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912. Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır. Fotoğraf: Walker Blogs - Walker Art Center

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912.
Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır.
Fotoğraf: Walker Blogs – Walker Art Center

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 117| Heykelin Dönüşümü

  • Boşluğu tanımlama sanatı olan heykelde, Gotik döneme kadar hareket yoktur, heykel Gotik dönemin sonuna doğru hareket kazanmaya başlar.
  • Mikelanj, heykeli başlı başına bir sorun olarak ele aldı: Heykellerinde bazı yerleri cilaladı, bazı yerleri işlenmemiş bıraktı. Bazı sanat tarihçileri Mikelanj’ı ilk Modern heykeltraş olarak anar.
  • Mikelanj’dan sonra Rodin konuyu değil, taşın içindeki insanı vurgulamayı hedefledi.
  • 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar, heykel oyma ve modelleme yapılarak yaratılıyordu ama Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Pablo Picasso inşa edilen heykeller yaratmaya başladı. Bu heykeller ayrı parçaların bir araya getirilmesinden oluşuyordu. Bunu çok çeşitli formların heykel olarak nitelendirilmesi takip etti.
  • Natüralist sanat el becerisine, Modern sanat kavramlara bağlıdır.
  • Heykel sanatının sanat tarihi içinde karşılaşmış olduğu 5 temel sorunu;
    *Yeni bir form dilinin Mikelanj’dan sonra tıkanmış olması,
    *Geleneksel altlık, kaide sorunu ile hesaplaşma,
    *Yeni bir boşluk kavramı üzerine düşünme,
    *Malzeme kullanımına bağlı olarak dokusal etkiler, teknolojinin gelişmesi ile gündeme gelen endüstriyel malzeme kullanımı,
    *Heykelin içinde bulunduğu mekanla ilişkisi olarak sıralanabilir.
Ukrayna’ya gittiğimde Chernivtsi’yi gezerken sokaklarda pek çok heykel görmüş ve beğenmiştim, paylaşıyorum.

Ukrayna’ya gittiğimde Chernivtsi’yi gezerken sokaklarda pek çok heykel görmüş ve beğenmiştim, paylaşıyorum.

  • 20. yüzyıl heykelinin dinamikleri iki büyük damardan beslenir:
    *Konstrüktif Yaklaşım
    *Organik Yaklaşım.
  • Konstrüktif yaklaşımı benimseyen Vladimir Tatlin, heykelin etrafındaki boşluğu tanımlama; eserini köşeye, tavana asarak heykelin içinde bulunduğu mekanla ilişkisi üzerine düşünüyor. Diğer bir konstrüktif yaklaşımı benimseyen sanatçı Naum Gabo da Tatlin gibi  heykelin etrafındaki boşluğun da heykele ait olduğunu düşünüyor.
  • Alberto Giacometti de konstrüktif yaklaşımı benimseyen sanatçılardan.
  • Hans Arp ve Rodin’in öğrencisi Constantin Brancusi (Brankuş) için nesnenin tözü önemlidir. Brancusi, el düşünür ama malzemenin düşüncesini izler, der. Sanatçının malzemeye esir olduğuna, malzemeyi çok iyi tanımak gerektiğine inanır. Brancusi, kaideyi ayrıca tasarlar. Kaideyi de heykele dönüştürerek yok eder.
  • Organik yaklaşımı benimseyen Hans Arp’ta köşe yoktur, heykelleri hep yuvarlak hatlıdır.
  • Organik yaklaşımı benimseyen diğer bir sanatçı da Henry Moore’dur. Yuvarlak hatlı heykellerindeki boşluklar, delikler ile materyalin içine nüfuz etmeyi amaçlar, yeni bir boşluk kavrayışı getirir.
Chernivtsi’de beğendiğim 2008 yılında yapılmış bir başka heykel.

Chernivtsi’de beğendiğim 2008 yılında yapılmış bir başka heykel.

  •  Marcel Duchamp’ın 1917 yılında sergilemek istediği Çeşme adlı eser ile seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileme fikri devrimci bir gelişmedir.
  • Antoni Gaudi ile heykel gibi binalar yapma gündeme gelmiştir..
  • İçine girilebilir (Pénétrables) üç boyutlu eserler tasarlanmıştır.
  • Yeni Gerçekçilik akımının önde gelen sanatçılarından César Baldaccini heykellerinde sıkıştırma ve genişletme tekniklerini kullanmıştır.
  • Jean Tinguely, kendi kendini yok eden heykeller yapmıştır.
  • 1930’lu yılların başında Picasso, nesneleri birbirine dönüştürmeye başladı. Bisiklet selesinin ve gidonunun biçimini hiç değiştirmeden bir boğa başı yaratması bu örneklerden biri..
  • 1930’lu yıllarda Kinetik Sanat ile heykeller hareket kazanıyor. Duvar mobilleri, ses mobilleri üretiliyor.
  • Kinetik Sanat’ta mekanik, elektronik, dönüşümlü ve titreşimli hareketlerden yararlanılır; hava, su, su buharı gibi doğal güçler de kullanılır.
  • Alexander Calder, Nicolas Schöffer, Jean Tinguely mobil heykel ile heykele hareketi ekliyor, üflemeyle, rüzgarla hareket etmeye açık mekanizmalar kuruyor.
  • Claes Oldenburg, 1957  yılında yumuşak heykel fikrini geliştirdi..
  • Minimal Sanat anlayışı kapsamına giren heykellerde, sadece en basit ve en yalın biçimlere ya tek başlarına ya da birbirlerinin peşisıra yer verildiği görülür.
  • Seri üretilmiş heykeller yapılmaya başlandı.
  • Donald Judd, 1960’ların ortasında heykel terimini reddederek eserlerini obje olarak adlandırdı.
  • Carl Andre yer heykelini geliştirdi.
  • Sol LeWitt de heykel yerine eserlerine strüktür adını verdi.
  • İnsanların solit nesnelere duyduğu saygı, sayısız modern yapıtlar ve Neo Klasik anıtlardan Piramitler’e kadar uzanır. Minimalizm, en yalın örnekleriyle açıklık ve sadelikten duyulan zevki açığa vurmaktadır.
Bu gökyüzüne tırmanan merdiven de yine Ukrayna’dan, bu defa Lviv’den.

Bu gökyüzüne tırmanan merdiven de yine Ukrayna’dan, bu defa Lviv’den.

Çağdaş Sanata Varış 99|Fransız Yeni Dalga Sineması 3|Godard 1

Jean-Luc Godard (1930)

  • İsviçreli. 19 yaşında Paris’e gelmiş. Matematik eğitimi almış.
  • Modern sinemanın temellerini atanlardan biri. 65 yıllık sinema dilini radikal biçimde yeniledi.
  • Çok uzun süren plan-sekanslar, kararsız gözüken kurgu, elde taşınan ve titrek görüntüler veren bir kamera, büyük ölçüde emprovizasyona dayanan oyun biçimi ile 1959’da çektiği Serseri Aşıklar Yeni Dalga’nın manifesto filmlerinden biri oldu. Bu açılan yoldan yalnızca Yeni Dalga değil, tüm modern sinema girdi.
  • Serseri Aşıklar’da:
    *Stüdyoda çekim yerine yerinde çekim (otoyolda, Paris sokaklarında vs), dolayısıyla stüdyo ışığı yerine doğal ışık,
    *Elde taşınan kamera kullanımı,
    *Yenilikçi çekim teknikleri: hareketli ve sarsıntılı kamera, kamera kaydırmaları, bulanık görüntüler, güneşin doğrudan kameranın lensine yansıması ile bir hatanın oluşması,
    *Doğal oyunculuk,
    *Klasik kurgu kurallarının altüst edilmesi: kurguda devamlılık olmayışı, sıçrama şeklindeki geçişler gibi kusurlu teknikler ile yaratıcı yönetmenin varlığı ve vizyonu filme yansır.

    Bu uygulamaların yarattığı etki, kendiliğindenlik, doğaçlama ve bir belgesel havasıdır.

  • Sinemanın dilini bozmaya yönelik işler yapar. Ana karakterin kameraya dönüp, seyirciye konuşması gibi.
  • Burjuvazinin, kendi ideolojisi yönünde en iyi kullandığı sanat sinema olduğu için sinemanın tüm kurallarını, formlarını bozmak gerektiğini düşünür.
  • Paranın yozlaştırıcı gücünü sergiler; polisiye filmlerin saçmalıklarını; yüceltilen kahramanların küçüklüğünü, hiçliğini verir. Seyircinin tüm savaş filmleri üzerinde düşünmesini ister.
  • Paranın yozlaştırıcı gücünü sergiler; polisiye filmlerin saçmalıklarını; yüceltilen kahramanların küçüklüğünü, hiçliğini verir. Seyircinin tüm savaş filmleri üzerinde düşünmesini ister.
  • Filmlerim, kişisel denemelerdir, diye yazmış.
  • Filmi çekiyor, uzun oldu deyip, aradan rastgele sahne çıkarabiliyor. Pratik uğruna, burjuva işi kabul edilen öyküyü feda etme. Andy Warhol da, video sanatı da biçimi bozmaya yönelik. Amaç farklı anlatmak. Öykü önemli değil, nasıl anlatıldığı önemli bulunuyor. Öykünün bütünlüğünü bozmaktan kaçınılmıyor, neden-sonuç ilişkisi gözetilmiyor. 1967’den sonra yaptığı filmlerde öyküyü tamamen ortadan kaldırmıştır.
  • 1967 yılında yaptığı Weekend adlı filminin sonunda END OF STORY-END OF CİNEMA yazısı görüntüye gelir.
  • Filminin senaryosunu yazar/tasarlar, ama diyalogları özellikle son anda belirleyerek oyuncuların rolleri üzerine düşünecek zaman bulamamasını tercih eder. Ama bazı sahneler için haftalarca prova da yaptırabilir.
  • Filmdeki diyaloglar, gündelik konuşmalar gibidir, konudan konuya geçilir.
  • Karakterlerin ilişkisindeki nedensizlik filmin çekimine de yansır.
  • İzlenenin bir film olduğunu hatırlatma kaygısındadır. Film yapımı sürecini gizlemeye çalışmak yerine, izleyicilerin bunun farkına varmasını sağlar.
  • Goddard, Çılgın Pierrot (1965) filminde dildeki nedenselliği de kırıyor. Daha sonra Haneke de Funny Games filminde bunu uyguladı. Dilin başka bir biçimi olan yazma eylemi de filmde vurgulanıyor.
  • Filmlerinin bazılarında tüm ekranı kaplayan ara yazılar da kullanılır.
  •  Form kırıcı olma özelliğini jenerikte de gösterir. Jenerikte harfler zamanla, alfabetik olarak dizilir; filmin sonunda “bir sonraki film, Cinemascope olacaktır” yazısı çıkar…..
    Godard’ın Çılgın Pierrot adlı filminde duvarda Picasso’nun Pierrot tablosu asılıdır. Pierrot, Pablo Picasso, 1918. The Museum of Modern Arts, New York. Fotoğraf:www.grafiksaati.com

    Godard’ın Çılgın Pierrot adlı filminde duvarda Picasso’nun Pierrot tablosu asılıdır.
    Pierrot, Pablo Picasso, 1918. The Museum of Modern Arts, New York.
    Fotoğraf:www.grafiksaati.com

     

  • Kaza sahnesini nasıl çekeceğini bilmediği için o sahneyi çekmiyor, deneme yanılma yapıp bir çok kez aynı sahneyi çekecek parası da yok,  jump-cut yapıyor. Sonra jump-cut yapmak olağan hale geliyor.
  • Kameraya aks atlaması, sıçrama yaptırıyor. Kamera bir sağa bir sola geçiyor, karakter kuzeye doğru yürürken güneye doğru dönüyor.
  • Derdi hep görüntü ile.
  • Her bir anlatım ögesini kendi içinde anlamlı olacak şekilde, sesi ayrı, montajı ayrı düşünüyor. Bunların bir bütüne ulaşmasını Eisenstein gibi sentezi, önemsemiyor.
  • Geleneksel filmde herşey, müzik vs tam bir anlatıya hizmet etmek için vardı. Godard’ın böyle bir tasası yoktur, örneğin sesin, sahneyi takip etmesi gerekmez.
  • Müzik, non-diagetic’tir. Müzik sahneden kaynaklanmaz. Yönetmenin sesi olan üst-ses, karakterlerin arasındaki diyaloğa dahil olur. Müzik kesilir, üst ses duyulur, üst ses kesilince müzik devam edebilir veya bir dakika boyunca tüm ses kesilebilir.
  • 1965 yılında çektiği Alphaville adlı bilimkurgu filmini Gestapo’nun Paris’te konakladığı otelde çeker.
  • 1968’den sonra göstergebilimi filme uyguluyor.
  • Anlaşılmak umurunda değil..
  • Dağınık, parçalı, katmanlı bir anlatım ile seyir geleneğini zorlamış, görme biçimlerimizi yeniden sorgulamamızı gerektiren çetin bir dil kurmuş.
  • Kitapları bölük pörçük okuduğu, filmleri kısmen izlediği, hiçbir şeyin üzerinde çok yoğunlaşmadan her şeyi tanımak isteyen bir kişilk olduğu arkadaşı Truffaut tarafından yazılmış.
  • Kendisi entelektüel olmamasına rağmen, seyirciden entelektüel olmasını bekler. Oysa entelektüellere kızdığı da biliniyor.
  • Louvre Müzesi’ni en hızlı ziyaret süresi 9 dakika 45 saniye olarak ölçülmüş. Rekor bir ABD’liye aitmiş. Filmde karakterler müzeyi 9 dakika 43 saniyede gezerek rekor kırdıklarını söylerler.
  • Filmlerinde kendi filmlerine çok gönderme yapar; Eluard, Breton, Balzac, Rimbaud’dan alıntılar yapar. Godard, çok alıntı yapar, çok imge kullanır. Film karakterleri ile edebi karakterlerin yollarını kesiştirir.
  • Godard, sinemayı, edebiyat kadar kişiselleştirmeyi başarmıştır, denir.