Etiket arşivi: Öteki

Şiddet 64| Devlet Şiddeti 10

Olağan Şüpheliler

  • Halk düşmanı kimdir, hangi gruptur?
  • Kara Liste’de kimler vardır?
Ne Kadar?, Nancy Atakan, Fotoğraf, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Ne Kadar?, Nancy Atakan, Fotoğraf, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

  • Politik sorumlular, korkunun, yönettikleri kişilerin kaygılarını yansıtmasından faydalanabilirler. Ayrıca, sükunet ve tehlike yokluğu, hareketlenmeye elverişli değildir. Korku, grubu dinamik bir hale sokar.
  • İktidar güçsüz düştüğünde veya baskı uyguladığında kitle içinde kaygılar belirir. Kaygı, krizin belirtisidir. Bireyler çare aramaya başlarlar. Bazen körü körüne boyun eğdikleri ikame çözümler de korkunun oğullarıdır ve böylece korkuyu ertelerler ve çoğaltırlar.
  • Korkunun bir topluma sunduğu ikinci hizmet, toplumun kendi bilincine varmasını sağlamaktır. Aynı anda aynı endişenin paylaşılması, ortak olarak yaşanan durumun algılanmasını kolaylaştırabilir. Normalde rakip olarak görülen Öteki, zor dönemi atlatmak için güvenilebilecek potansiyel bir müttefik olarak görülmeye başlanır.
  • Şenlikle birleşen ayaklanma, korkunun eyleme dökülmesidir.
  • 1949 Devrimi ile başlamış ve günümüzde bile terk edilmemiş dosya sisteminde her Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşının bireysel siyasi sicili tutulmaktadır.
  • Kolektif psikozların ortaya çıkışları toplumsal bünyenin bütün üyelerindeki ortak heyecan faktörlerine dayanır. Ordulardaki panikler, toplu göçler gibi. Muhtemel tehditler gerçek tehlikeler boyutunda büyütülerek, çarpıtılırlar ve abartılırlar. Baskın fikir, mantıklı ve kabul edilebilir gibi görünebilir. Güçlü kitle iletişim araçları ve modern bilgi dağıtım araçları kontrolden çıkmış haberlerin dolaşıma sokulmasında belirleyici bir rol oynar. Bu algıyı örgütleyen heyecanlar insanlığın bütün çağlarında vardır.
  • Kolektif kaygının giderilmesi genellikle bir suçlunun belirlenmesiyle gerçekleşir. Hemen her devletin olağan şüpheliler’i vardır.
  • Önce devletin, sonra toplumun günah keçisi olan ve en çok şiddete maruz kalan olağan şüpheliler, korkunun asıl kaynağının aradan sıyrılmasına yararlar.
  • 6-7 Eylül 1955 olaylarında hükumetin ilk tepkisi yağmanın sorumluluğunu komünistlere yıkmak olmuştu. 7 Eylül 1955’te 45 ‘tescilli’ komünist adliyeye getirildi, bunlardan 19’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında ünlü isimler vardı. Aralık ayına gelindiğinde, hükümet suçlamalardan vazgeçmek ve tutukluları salıvermek zorunda kalacaktı. Türkiye’nin olağan şüphelileri hep komünistler, ABD’ninki ise zenciler olmuştur.
Kızıl Lenin, Banksy, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Kızıl Lenin, Banksy, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • 2017 yılında ABD’de siyahilere yönelik artan şiddet olaylarına karşı Ulusal Futbol Ligi oyuncularının milli marşta diz çökme protestosu yaptığı basında yer almıştı.
  • Olağan şüpheliler genellikle ülkelere ve zamana göre değişkenlik gösterir: Keşmir’de kaliteli bot giyenlerin militan diye gözaltına alındığı; Pol Pot döneminde Kamboçya’da gözlük takanların entelektüel sayılıp öldürüldüğü; saç-sakal-bıyık kombinasyonunun, kot pantolon giymenin politik görüşe işaret ettiğinin düşünüldüğü görülmüştür.

 

 

 

Şiddet 23 | Ötekine Yönelik Şiddet 6

  • Günümüz toplumsal söylemine egemen olan şeffaflık politikası, Ötekiliği, farklılığı ortadan kaldırmaya, bir aynılık diktatörlüğü kurmaya yöneliktir. Şeffaflık ile her şey dışa dönmüştür; sathileşmiş, dolaysız tüketime açılarak metalaşmıştır.
  • Tweetler, aslında bir anlamda “ben varım” demektir. Buradaki “ben”, Öteki’ne karşı korunan veya sınır koyan değil, Öteki’nin dikkatini çekmeye çalışan bir “ben” olarak da düşünülebilir. Ben için Öteki, tüketici olarak seyircidir.
  • “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Kartezyen Ben, kırılgandır. Öteki ile kendini konumlandıran, kendini tanımlayan, Öteki ile kimliğini kuran Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ne ihtiyacı vardır.
  • Post Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ni reddetmeye ihtiyacı yoktur.
  • Şiddet kullanmamak pasifizm değildir.
  • Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi (1869-1948) şöyle diyordu: “Benim şiddete başvurmama öğretim aşırı derecede aktif bir güçtür. Korkaklığa, zayıflığa yer bırakmaz. Şiddet kullanan bir adamın bir gün şiddet kullanmayan biri olması için bir umut vardır, fakat bir korkak için hiçbir umut yoktur.” Şiddet içermeyen direniş tıpkı şiddet gibi saldırgandı; fakat bu saldırganlık fiziksel değil ruhsaldı. Aktifti, kötülüğü kabul etmeyi reddediyordu, zarar vermeksizin direniyordu. Karşısındakine fiziksel saldırganlık kullanmaması anlamında pasif; aktif halde olan zihin ve duygularla, aktif biçimde düşmanı tutum değiştirmeye ikna için çalışırken ruhsal olarak saldırgandır, şiddeti aslında reddetmez.
  • Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi Martin Luther King’in (1929-1968) yaşanan bütün kaygı, korku ve şiddet karşısında sükunet ve barışçılık kapsamında sakin kaldığı bilinmektedir. King için şiddet kullanmamak, sadece siyasi bir hareket değil, bir hayat tarzı, başka insanları tedavi etme yöntemi, ırkçılığın tedavisiydi. King, adaletsizlik karşısında üç seçenek olduğunu öğretti: Şiddet yoluyla direniş, şiddet kullanmadan direniş ve katlanmak. Gandhi ve King’in pasifist olmamalarının sebebi şiddete karşı çıkmaları ama katlanmaya razı gelmemeleridir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü egemen kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) felsefesinde azınlık, sayıca az olanı değil, egemenlik aygıtı tarafından dışlanan ve tabi kılınan bütün toplumsal kümeleri temsil etmek için kullanılan bir kavramdır. Deleuze’e göre aslında felsefe de halka, ulusa değil, azınlıklara seslenir.
  • Britanya polisinin verilerine göre, 23 Haziran 2016’daki AB referandumu ve AB’den ayrılma kararı sonrasında ülke genelindeki ırkçı söylem ve saldırılarda %400 artış yaşanmış. Referandum öncesinde haftada ortalama 63 olan ırkçı söylem ve saldırı sayısı referandumun ardından geçen bir haftalık sürede 331’e yükselmiş.
  • Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı da Öteki’ni yaratmak için kullanılan bir başka araçtır. Bu kavram, kadın ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarından hareket eder; önyargılı ve dayatılmış özelliklerdir. Dişi ve eril dışında başka bir seçenek tanımaz. Toplumsal cinsiyet kavramı algısına uymayanlar ötekileştirilir. Cinsiyet (seks), biyolojiktir, değişmez ve evrenseldir. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından belirlenir, sosyo-kültürel yapı içinde öğrenilir, zaman ve mekan içinde değişiklik gösterir; toplumsal algı değiştirilerek toplumsal cinsiyet de değiştirilebilir. 1970’lerden itibaren bu kavrama karşı savaşım verilmektedir.
Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden. Fotoğraf: Gandy Gallery

Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden.
Fotoğraf: Gandy Gallery

  • İslam’ın Avrupa kültürel bağlamında bir Öteki olarak ortaya çıkışı, çoğu Müslüman olan göçmen sorunu ile katlanmaya devam ediyor.
  • Düalist dünya görüşünde nefret edilen, kovuşturulan bir Öteki daima vardır.
  • Öteki, mutlaka sayıca az olan değildir. Sayıca çok olsalar bile azınlık statüsü taşıyanlar da vardır; kız çocukları ve kadınlar gibi.
  • Kadınlar, Öteki’nin dişi olanıdırlar.

 

 

Şiddet 22 | Ötekine Yönelik Şiddet 5

Göztepe Parkı, lale zamanı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Göztepe Parkı, lale zamanı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Öteki’nin olumsuzluğu şiddet yaratır. Şiddet burada rızam olmadan içime giren, üstüme gelen, beni esir alan, özgürlüğümü çalan bir dış güç olarak ifadesini bulur. Ona rıza gösterdiğim, onunla bir ilişki inşa ettiğim anda şiddet olmaktan çıkar. İçselleştirici sahiplenme olmazsa onu şiddet olarak algılarım. Şiddet ve iktidar, Öteki’nin tedirgin edici başkalığını tarafsız hale getirme stratejileridir. İktidar ilk planda yok edici değildir; görevi organize etmek, birleştirmek, arabuluculuk etmektir.
  • Bazı ülkelerde farklılık, başkalık giderek tüketilebilir bir farka dönüşüyor, olumlulanıyor. Küreselleşme, aşırı bir sınırsızlaşma sürecidir; aynılıklar terörünü yaratır.
  • Anadolu’nun Türkçe konuşan Ortodoks Hıristiyan halkı, Türk ulusuna bir türlü dahil edilememiş, Müslümanlık harici bir Türklük hiçbir dönemde kabul görmemiştir.
  • Hokkaido, Kuril ve Sahalin Adaları’nın yerlisi, beyaz ırktan etnik bir topluluk olan ve topraklarından, dillerinden ve hayat tarzlarından vazgeçmek zorunda bırakılan Ainular’ın varlığını Japon meclisi ancak 2008 yılında tanıdı. Ülkenin en fakir grubu olan ve toplam nüfusu 24 bin kadar olan Ainular’ın Japonya için bir tehlike oluşturma ihtimali olmadığı açık olmasına rağmen Ainular’ın, kendi dilleri, kültürleri ve dinleriyle yerli bir halk olduğu ilk kez kabul edilmiş oldu.
Global Karaköy’de 2016 yılının başında açılan Banksy sergisinden. Umberto Eco, Batı’nın göçmen karşıtlığının özünde, göçmen akımlarının baskısı altında yabancı kültürlere boyun eğebilme kaygısının yattığını savunur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Global Karaköy’de 2016 yılının başında açılan Banksy sergisinden.
Umberto Eco, Batı’nın göçmen karşıtlığının özünde, göçmen akımlarının baskısı altında yabancı kültürlere boyun eğebilme kaygısının yattığını savunur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Göçmen, Biz’den farklı davranan, dilimizi iyi bilmeyen yeni bir düşman türüdür. Tembellik, çirkinlik, ihanet, intikam, zalimlik, küstahlık, hırsızlık, yalan, müstehcenlik, ahlaksızlık, sapkınlık, sefahat, cimrilik, ölçüsüzlük Öteki’nin özellikleridir. Öteki, pistir ve kötü kokar.
  • Ortaçağ’da Batı’da dört geleneksel düşman tipi cüzamlılar, sapkınlar, Yahudiler ve Serazenler’dir.
  • Mısırlıların, Habeşlerin atası, sonradan Siyahların da atası sayılan Ham, Venedik’te San Marco’da sarı saçlı betimlenmiştir; orada her iyi şey beyaz ırkın içinde döner. Aynı yerde, mozaiklerde, yirmi gümüşe Yusuf’u satın alan tüccarların ten renkleri koyudur. İsa, bir mağaranın girişinde alevlere benzer bir kayalığa oturmuşken, onu, bir ekmek sepeti uzatarak kandırmaya çalışan küçük Mağripli şeytandır.
  • Stalin dönemi mahkemelerinde önce düşman imgesi inşa edilir, sonra kurban o imgede kendini görmeye ikna edilirdi.
  • Umberto Eco’ya (1932-2016) göre, mağlup edilmesi geren bir Öteki’ne duyulan ihtiyaç insanın özünde vardır. Böyle olunca, düşmanı inşa etme süreci yoğun ve sürekli olur.
  • Öteki, homojendir. Üyelerinin birbirine çok benzediğine dair algısal bir yanılgı vardır. Avrupa’da Türkler arasında suç işleyen olduğunda, bu Türklerin bir millet olarak saldırgan ve uyumsuz olduğu etiketini getirir.
  • Onaylanmış, resmi tipleştirmelere sosyolog Émile Durkheim (1858-1917) kolektif bilinç adını vermiştir.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı’ya (1976-) göre genel tipleştirme güçlüdür; bundan bir sapma olduğunda yine genel şemaya referansla bir rasyonelleştirmeye gidilir: “Yok, o, onlar gibi değil!”
  • ABD’li sosyolog Everett C. Hughes (1897-1983), kültürel özellikler bir grubun özellikleridir; ancak grup, bu hususiyetlerin bir sentezi değildir, der.

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 232|Çağdaş Dönem 8 Korku 2

  • 2014’te IŞİD’in işlediği kıyımlara karşı Britanyalı Müslümanlar #Not In My Name/ Benim Adıma Asla/ Benim Adıma Konuşma kampanyasını başlattılar. Bu hunharca katliamlar benim adıma, benim inandığım İslam adına yapılamaz, diyen başörtüsü takan ya da takmayan kadınlar, erkekler, gençler, farklı etnik kökenden gelen bireyler kampanyanın video filminde yer aldılar.
  • 7 Ocak 2015’te Michel Houellebecq’in, Soumission/biat, itaat, teslimiyet, boyun eğme adlı romanı satışa çıktı. Romanda, 2022 yılında Fransa’nın Müslümanlığı kabul edişi anlatılmaktaydı.
  • 7, 8 ve 9 Ocak 2015’te Paris’te haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’ya, ardından bir koşer süpermarketinde gerçekleştirilen katliamlar geldi. Charlie Hebdo’da terör saldırısı günü yayımlanan kapak konusu Houellebecq ve romanına ayrılmıştı.
  • Houellebecq’in Plateforme/Platform adlı romanı da 11 Eylül 2001’den birkaç gün önce çıkmıştı. Bu romanda da anti-İslam pasajlar vardı.
  • Charlie Hebdo katliamlarından sonra #Not In My Name kampanyası güncellendi.
  • Bunlar Avrupa’da İslam korkusunu besleyen olaylar oldu.
  • 2011’de Norveç’teki Breivik katliamının, Avrupa’nın kapılarını İslam’a açan sol gençliği cezalandırma isteğinin bir sonucu olduğu yazıldı.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • İslam, Batı toplumlarının belli başlı kamusal meselelerinden biri haline geldi. Düşman odaklı düşünce yayıldı. İslam karşıtı dalga, aşırı sağ partilerin aldıkları oy oranındaki artışta da görüldüğü üzere, 2000’li yılların başından beri giderek daha sağlam bir yer edindi.
  • Cami inşaatı, başörtüsü, helal tüketim, caiz ile haram arasındaki sınır, kutsal mefhumu, kutsal ve küfür tanımı tüm Avrupa bağlamında medyatik tartışmaların tekrarlayan konuları haline geldi.
  • “Yerli” kent sakinleri kendi ülkelerinde azınlık haline gelmekten korkarken, Müslüman kent sakinleri ise şüpheli konumuna düşmekten şikayetçi.
  • İngiliz siyaset bilimci Tariq Modood, bu duruma kültürel ırkçılık adını vermekte; Nilüfer Göle ise, İslamofobi’nin ırkçılıktan farklı olduğunu, çünkü güç ilişkilerini tersine çevirerek Batılıları mağdur gösterdiğini öne sürmektedir ve ırk kategorisinin artık dinsellik kılığına büründüğünü savunmaktadır.
Cehennem, Giovanni da Modena, 1410. İtalya’nın Bologna şehrinde San Petronio Bazilikası’ndaki freskte Hz. Muhammed, tablonun orta-sağ üst bölümünde ismi yazılarak, çıplak olarak betimlenmiştir. Fresk, Katolik Kilisesi’nin İslam karşıtı tutumuna tanıklık eder. Bazilika bu betimlemeden ötürü en son 2002 ve 2006 yıllarında saldırıya uğramıştır. Fotoğraf:www.pinterest.com

Cehennem, Giovanni da Modena, 1410.
İtalya’nın Bologna şehrinde San Petronio Bazilikası’ndaki freskte Hz. Muhammed, tablonun orta-sağ üst bölümünde ismi yazılarak, çıplak olarak betimlenmiştir. Fresk, Katolik Kilisesi’nin İslam karşıtı tutumuna tanıklık eder. Bazilika bu betimlemeden ötürü en son 2002 ve 2006 yıllarında saldırıya uğramıştır.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • 1990’lı yıllardan bu yana sanat, İslam’ın kutsal sembolleri, tesettürlü kadınlar, cihatçılar, başörtüsü ve çarşaf, burka, minare, seccade gibi İslam’ın simgeleri ve domuz Batı sanatında giderek daha önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır.
  • İslam’ın Avrupa kültürel bağlamında bir Öteki olarak ortaya çıkışı, çoğu Müslüman olan göçmen sorunu ile katlanmaya devam ediyor.
  • Baudrillard’a göre terör somut bir düşman değildir. Terörizme karşı yürütülen savaş bir Dördüncü Dünya Savaşı’na dönüşmüştür ( üçüncüsü Soğuk Savaş’tır.).
  • Merkez Çöktü tezi, Batı’da merkezi temsil eden politikacıların karşı karşıya oldukları sorunlara çare bulamamaları üzerine ünlü olan bir tezdir. Göçmen sorunu, “öteki”nin entegrasyonu, terör, ekonomik sıkıntılar bu sorunlardan bazılarıdır. Bu tez, bu durumda seçmenin ihtiyacına radikallerin cevap verdiğini savunur. İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı, İşçi Partili David Miliband bu durumu küreselleşme ile açıklar.
  • Toplumlarda iç düşman korkusu, kriz endişesi, yabancı düşmanlığının yayılması, demokratik kurumları zayıf ülkelerde diktatörlük rejimlerinin kapısını açar.