Etiket arşivi: Osmanlı

Libya 16 Trablus 1

  • Şehir, Sirte Körfezi’ne bakar. Ülkenin en büyük yerleşim merkezi ve başlıca limanıdır. MÖ 7. yüzyılda Oea adlı bir Fenike kolonisi olarak kurulmuştur.
  • Burası, Sabratha ve Leptis Magna ile, Romalıların Tripolitanae (Üç Kent) adını verdiği bölgenin odak noktasıdır.
  • Kentteki üniversite 1973 yılında kurulmuş olan El-Fetih Üniversitesi’dir.
  • Trablus, biz gittiğimizde, Akdenizli, Arap, Müslüman, Osmanlı, İtalyan kırması bir şehirdi.
Trablus, Yeşil Meydan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus, Yeşil Meydan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Liman bölgesinde, Yeşil Meydan veya Şehitler Alanı’nda yer alan ünlü kitapçı Fergiani ilk durağımız oldu. Meydanın diğer tarafında İtalyan mimarisine sahip binalar bulunuyor, hepsi Mimar Fausto’nun eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Liman bölgesinde, Yeşil Meydan veya Şehitler Alanı’nda yer alan ünlü kitapçı Fergiani ilk durağımız oldu. Meydanın diğer tarafında İtalyan mimarisine sahip binalar bulunuyor, hepsi Mimar Fausto’nun eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1898 tarihli Neo Klasik cepheli Osmanlı Medresesi. O zaman İslam Sanatları Okulu idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1898 tarihli Neo Klasik cepheli Osmanlı Medresesi. O zaman İslam Sanatları Okulu idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medrese’nin avlusu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medrese’nin avlusu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1928 yılında tamamlanan katedral Mimar Fausto’nun Romano-Lombard stilindeki eseri. 1979’da Nasır Camii olmuş. Meydanın ve etrafındaki binaların tümü aynı İtalyan mimarın eseri. Meydanın eski adı Katedral Meydanı imiş, o zamanki adı Cezayir Meydanı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1928 yılında tamamlanan katedral Mimar Fausto’nun Romano-Lombard stilindeki eseri. 1979’da Nasır Camii olmuş. Meydanın ve etrafındaki binaların tümü aynı İtalyan mimarın eseri. Meydanın eski adı Katedral Meydanı imiş, o zamanki adı Cezayir Meydanı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Katedral’in tam karşısındaki INPS binasının avlusu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Katedral’in tam karşısındaki INPS binasının avlusu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 5 Mustafa Kemal

  • Trablusgarp’ta 1711’de kurulan Karamanlı Hanedanı, üç bölgeyi kendi özerk yönetimi altında birleştirdi. 1835’te Osmanlılar yeniden doğrudan yönetim kurdular. Trablusgarp 1867’de vilayet konumuna getirildi.
  • 1837’de Berka’da Senusiye Tarikatı ortaya çıktı ve hızla yayıldı. Senusiye, mezheplerce oluşturulan tüm hukuk sistemlerini birleştiren, tasavvuf düşüncesinin ilkelerini vurgulayan dinsel ve siyasal bir hareketti. Zaviyeler, birer askeri üs işlevi de görürdü. Her Senusi, bir silah ve bir binek hayvanı edinmek zorundaydı. Zenginler, yoksulları silahlandırmakla yükümlüydü. Kurucusu Sidi Muhammed Bin Ali es-Senusi (1791-1859) idi. Osmanlılar Fransız sızmasına karşı tarikatı desteklerken siyasal nüfuzunu artırmasını da önlemeye çalıştı. Sidi Muhammed 1841’de Osmanlı yönetimi tarafından sürüldü; Afrika içlerindeki kabileleri Müslümanlaştırdı. Öldüğünde Senusiye ilan edilmeyi bekleyen bir devlet biçiminde örgütlenmiş; bugünkü Libya’nın büyük bölümüne, Mısır’ın batısı ile Sudan’ın kuzeybatısına ve Orta Afrika topraklarına yayılmıştı.
  • 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yönetimi yeniden düzenlemek için çaba gösterildi. II. Abdülhamid Trablusgarp’ı sürgün yeri olarak kullandı.
  • Daha önce Rusya ve Avusturya ile anlaşmış olan İtalya, bölgenin ekonomik olarak geri bırakıldığını ve bölgedeki İtalyanlara  kötü davranıldığını öne sürerek 1911’de Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom vermiş ve İtalyanlar Libya’ya çıkmıştır. 1911-12’de yaşanan Trablusgarp Savaşı, Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağının İtalya’ya bırakılması ile sonuçlanmıştır.
Binbaşı Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki tarafından Trablus’a yollanıyor. (Bazı kaynaklar, gönüllü subayların Libya’ya gittiğini yazıyor.) Kendisini kaçırmayı planlayan Arapların karargahı olan cami avlusuna giriyor, din ve vatanseverlik nutku atıyor. Bu, hem tehdit, hem koruma içeren bir konuşma. Arap şeyhini kendi itimat mektuplarını yırtarak etkiliyor. Bingazi’de Şeyh Mansur Osmanlı’ya karşı çıkmakta. Mustafa Kemal, askerlere talim yaptırma numarasıyla şeyhin evini kuşatıyor. Şeyh beyaz bayrak ile teslim oluyor. Şeyhe yeni oluşumun niyetlerini anlatıyor, Halife’ye zarar verilmeyeceğine dair güvence veriyor. Mustafa Kemal Libya’da iken Enver Paşa da Trablusgarp’a gidiyor. 1911 yılında ikisi de Tobruk’ta. Mustafa Kemal, Şeyh Mebre’yi İtalyanlara karşı savaşmaya ikna ediyor. Araplar İtalyanları Türk tüfekleriyle esir alıyor. Araplara savaşmaları için Osmanlı tarafından günde 2 kuruş ödeme yapılıyor, onlar da savaş uzasın diye pek dövüşmüyorlar. İtalyan-Osmanlı anlaşması sağlanınca Mustafa Kemal İtalya, Avusturya, Macaristan, Romanya üzerinden memlekete dönüyor. Mustafa Kemal ve Enver Bey Derne’de. Fotoğraf:www.duzceyerelhaber.com

Binbaşı Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki tarafından Trablus’a yollanıyor. (Bazı kaynaklar, gönüllü subayların Libya’ya gittiğini yazıyor.) Kendisini kaçırmayı planlayan Arapların karargahı olan cami avlusuna giriyor, din ve vatanseverlik nutku atıyor. Bu, hem tehdit, hem koruma içeren bir konuşma. Arap şeyhini kendi itimat mektuplarını yırtarak etkiliyor. Bingazi’de Şeyh Mansur Osmanlı’ya karşı çıkmakta. Mustafa Kemal, askerlere talim yaptırma numarasıyla şeyhin evini kuşatıyor. Şeyh beyaz bayrak ile teslim oluyor. Şeyhe yeni oluşumun niyetlerini anlatıyor, Halife’ye zarar verilmeyeceğine dair güvence veriyor. Mustafa Kemal Libya’da iken Enver Paşa da Trablusgarp’a gidiyor. 1911 yılında ikisi de Tobruk’ta. Mustafa Kemal, Şeyh Mebre’yi İtalyanlara karşı savaşmaya ikna ediyor. Araplar İtalyanları Türk tüfekleriyle esir alıyor. Araplara savaşmaları için Osmanlı tarafından günde 2 kuruş ödeme yapılıyor, onlar da savaş uzasın diye pek dövüşmüyorlar. İtalyan-Osmanlı anlaşması sağlanınca Mustafa Kemal İtalya, Avusturya, Macaristan, Romanya üzerinden memlekete dönüyor.
Mustafa Kemal ve Enver Bey Derne’de.
Fotoğraf:www.duzceyerelhaber.com

  • Osmanlı, 1912’de barış istemek zorunda kaldı ve Libya’daki egemenliği sona erdi. İtalyan egemenliği 1943’teki İngiliz müdahalesine kadar sürdü.
  • Osmanlıların yenilmesinden sonra halk, özellikle Berberi ve Fizan halkları mücadeleyi sürdürdüler ama İtalyan direnişini durduramadılar.
  • Senusiler, Mısır’da, Orta Afrika’da ve Libya’da işgalcilere karşı İkinci Dünya Savaşı’na değin savaştılar. Senusiye, İkinci Dünya Savaşı boyunca Berka halkının siyasal sözcülüğünü yaptı. Afrika’da sömürgeci İngiliz, Fransız ve İtalyan güçlerine karşı direnen dinsel hareketin önderi Ahmed eş-Şerif es-Senusi (1873-1933) idi ve tarikatın kurucusunun torunuydu. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda V. Mehmet’in (Reşat) çağrısı üzerine İstanbul’a gitti. Sivas’ta düzenlenen bir İslam kongresine başkanlık etti. Sultan Vahdettin’e kılıç kuşatan kişi oldu. Senusiler, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devleti yanında Süveyş Kanalı cephesinde destek vermişler, Şerif Hüseyin’in Hilafet’e isyanını ihanet olarak görmüşlerdir. Ahmet eş-Şerif’in Osmanlı sarayı ile arasının bozulduğu, iki yıl Bursa’da ikamete zorlandığı, ama bu durumun “padişahın onur konuğu” olarak takdim edildiği söylenir. Kurtuluş Savaşı devam ederken Konya ve Diyarbakır’a giderek Mustafa Kemal ve arkadaşlarına destek verdiği biliniyor. Ahmet eş-Şerif’in ilk TBMM tarafından Irak tahtına aday gösterildiği; hilafetin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleştirilen inkılaplardan ve batılılaşma hareketinden hayal kırıklığına uğradığı söylenir. Sultan II. Abdülhamid’in Şam’da yaşayan büyük oğlu Emir Selim Efendi’ye yazdığı mektup nedeniyle Türkiye’den ayrılması istenir. Önce Şam’a, Fransızların Suriye’yi terk etmesini istemesi üzerine Filistin’e, oradan Mekke’ye, İbn Suud’un kendisini siyasi bir tehlike olarak görmesi üzerine Yemen ile Suud Krallığı arasındaki tampon devlet Asir’e gider, dokuz yıl sonra orada ölür.

 

Libya 4

  • Zeytinlikler ve çöller ülkesi Libya’nın tarihi yaklaşık İsa’dan önceki 10 binlere uzanıyor. MÖ 9. yüzyılda Fizan Çölü’nde, Sahra Çölü Ticaret Yolu’nu denetleyen, Berberi bir halk olan Garamantlar yaşıyor. Bugün Libya’nın iç kesimlerinde Garamantlar döneminden kalma duvar resimlerini ve yazıları görmek mümkün(dü). Bu halkın evlerini taş yerine dağlardan çıkardıkları tuz ile inşa ettikleri söylenir.
  • Fenikeliler, MÖ 7. yüzyılda Trablus bölgesinde koloniler kurmuştu. Bunlar daha sonra Kartaca Devleti’ne bağlandı.
  • MÖ 7. yüzyılda Yunanlılar Berka (Sirenaika/Kyrenaika) kıyılarına kentler kurdular.
  • MÖ 1. yüzyılda Trablus, Roma’nın Yeni Afrika eyaletinin bir parçası oldu. Berka, başka bir Roma eyaletinin parçası idi. Fizan, Roma tarafından MÖ 19 yılında alındı.
  • MÖ 2. yüzyıla ait bir zeytinyağı amforası ve MS 1. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı presleri bulundu.
  • Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra bölge Bizanslıların denetimi altına girdi. Bölge, 533 yılında Belisarius tarafından Vandallar’dan alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 7. yüzyılın ilk yarısında İslam akınları başladı. Berberi kabilelerin direnişi 8. yüzyılda kırılabildi ve Berberilerin büyük bölümü Harici mezhebini benimsedi.
  • 8. yüzyıl ortalarında Kuzey Afrika’da başlayan Harici ayaklanmaları Emevi egemenliğinin sarsılmasında önemli rol oynadı. Libya, Mısır’daki Abbasi valilerinin yönetimi altına girdi.
  • 10. yüzyılda kıyılarda Fatımiler egemendi.
  • Fatımiler zayıflayınca Libya toprakları Muvahhid akınlarına uğradı. 13. yüzyılda Hafsi egemenliği başladı.
  • 16. yüzyılda ortaya çıkan İspanyol tehdidi Hafsi sultanını korsanların yardımına muhtaç etti. Oruç Reis ve ardından Osmanlı hizmetine giren Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa), Mısır dışındaki Kuzey Afrika topraklarını 1551’de Osmanlı egemenliğine kattı. 1536’dan sonra Cezayir’de oturan bir beylerbeyi aracılığıyla yönetilen bu topraklar, 1587’de üç eyalete bölündü. Trablus, Berka ve Fizan bölgeleri Trablusgarp adı altında bir Osmanlı eyaletine dönüştü. Osmanlıların atadığı paşalar, eyalet yönetimini yeniçeri başlarına bıraktı. İç kesimlerde yerel güç odaklarının üstünlük kazanmasıyla Osmanlı denetimi bazı kıyı kesimleriyle sınırlandı.

 

Bizans İmparatorluğu 137|Konstantinopolis Limanları 1

  • 5. yüzyılda kente hizmet veren dört limandan ikisi, Haliç’teki Prosphorion ve Marmara’daki Theodosius veya Kaisarios daha sonra terk edilirken, Haliç’teki diğer liman Neorion savaş filosuna ayrılmıştı. Yalnızca Marmara’daki Julianus ve Sophia Limanı ticari gemicilik için kullanıma açık kalmıştı. Justinyen, deniz yoluyla gelen malların Neorion’dan Julianus Limanı’na nakline karar vermişti. Cyril Mango bu naklin Arap tehdidi karşısında deniz kuvvetlerinin büyümesinin bir sonucu olarak 7. yüzyılda gerçekleştiğini ifade ediyor.
Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita. Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita.
Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

  • Neorion Limanı, Julianus Sophia Limanı yapılıncaya kadar başkentin en önemli ticaret limanlarından biriydi. Yarım daire planlıydı. Bir revakla kıyıya bağlanıyordu.
  • Terk edilmiş liman ile veba salgını arasında kurulan bağdaştırma, Konstantinopolis’e ilk defa 542’de gelen veba salgını ile başlar. Halk veba salgınının bu limandan kaynaklandığına inanmıştır. 698 yılında İmparator Leontios’un donanmaya yer açmak için Neorion Limanı’nın dibini taratmak zorunda kaldığı biliniyor. Bu da bize Neorion’un bir süredir kullanım dışı olduğu gösteriyor. Ancak bu işlemin, aynı yıl başlayan hıyarcıklı veba salgını adına yapıldığını düşünenler de var.
  • Neorion Limanı etrafındaki bölgelere 10.-11. yüzyıllarda Frenk ve Yahudi işadamları yerleşmiştir.  Limanın batısında Pisalılar oturuyordu. 12. yüzyılın sonlarında limanın güney ve doğusuna Cenevizliler yerleşti. Osmanlı döneminde, 17. yüzyılda buraya Yahudiler yerleştirildi.
  • Pontus Novus, Kontaskalion da denen Julianus Sophia Limanı’nın inşaatının İmparator Julianus (361-363) döneminde başladığı biliniyor. İmparator Anastasius (491-518) limanı temizletmiş ve önüne mendirek yaptırmıştır. Liman,  II. Justinos (565-578) ve eşi Sophia tarafından onarılmıştır. Limana Justinos ve karısının heykeli dikilmiştir. Bu heykeller ve kaideleri günümüze ulaşmamıştır.  İmparator Theophilos (824-842) limanı temizletmiş, limana kuleler eklemiştir.
  • Deniz ticaretini Haliç’in oluşturduğu doğal limandan Marmara’ya Julianus  Sophia Limanı’na taşıma kararının, Kutrigur Hunları’nın 559 yılındaki istilası ve 561 yılındaki isyanda kıyıdaki ambarların ateşe verilmesi sonucu alınmış olduğu düşünülüyor..
  • 10. yüzyıla ait bir eserde Sophia Limanı civarında oturan çok zengin bir zanaatkardan söz edilir. Bu da burasının müreffeh bir ticaret bölgesi olduğunun göstergesi sayılır.
  • Liman, Osmanlı döneminde Kadırga Limanı olarak bilinirdi. Liman, günümüze ulaşmamıştır.
  • Alman mimarlık tarihçisi Prof. Johannes Cramer 1998 yılında, İstanbul yeraltı şehrinin Roma’nınkinden sekiz kat daha geniş olduğunu söylemişti. Bu görüş, İstanbul’da yapılacak Marmaray ve Metro inşaat kazıları başlamadan önce, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından 2004-2010 yılları arasında yapılan kurtarma kazıları ile doğrulanmıştır. Neolitik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait yaklaşık 25.000 buluntu ele geçmiş olmakla birlikte biz burada sadece Bizans eserlerine odaklanacağız.
  • Yüzlerce yıl İstanbul’un sebze ve meyve bahçeleri olarak bilinen ve Osmanlı Dönemi’nde Langa (Vlanga) olarak adlandırılan Yenikapı’da I. Andronikos Komnenos’un (1183-1185) bir köşk yaptırdığı ve 13. yüzyılın ikinci yarısında bu bölgeye Yahudilerin yerleştirildiği bilinmekteydi. Yenikapı’da dört ayrı bölgede başlatılan kazılarda Konstantinopolis’in 4. yüzyıl ile erken 7. yüzyıllardaki en büyük ticari ulaşım merkezi olan Theodosius Limanı gün ışığına çıkartılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 100| Türkler ve Bizans 6 Osmanlılar 1

Konstantinopolis şehrinin sancağı olarak kullanılmış. Ay ile yıldızın, pagan Roma’nın iki tanrısını sembolize ettiği düşünülüyor. Fotoğraf:zaferbeyzade.blogspot.com

Konstantinopolis şehrinin sancağı olarak kullanılmış. Ay ile yıldızın, pagan Roma’nın iki tanrısını sembolize ettiği düşünülüyor.
Fotoğraf:zaferbeyzade.blogspot.com

  • Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sınırlarını Bizans’tan korumak ve Bizans’ı yıpratma amaçlı akınlar yapmak üzere bir uç beyliği olarak kurulmuştu.
  • Osmanlı Devleti, fetih yönü olarak batıya doğru ilerlemeyi seçmişti. Bizans toprakları, ilk hedefi olmuştu.
  • Bizans’ın Anadolu’daki valileri (tekfurlar) ile Osmanlı Devleti arasındaki ilk savaş olan Koyunhisar Savaşı (1302) sonucunda Osmanlı Devleti’ne Bursa yolu açılmıştır.
  • 1326-1359 yılları arasında beylik yapmış olan, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi (1281-1362), Hıristiyanlarla evlilik yapan ilk padişah çocuğudur. Eşlerinden üçü Bizanslıdır.
    Holofira (Nilüfer Hatun), Yarhisar Tekfurunun kızıdır ve Padişah I. Murat (1362-1389), Süleyman Gazi ve Şehzade Kasım’ın annesidir.
    Asporça Hatun, Bizans İmparatoru III. Andronikos’un kızıdır ve Şehzade İbrahim ile Fatma Hatun’un annesidir.
    Teodora Kantakuzini, Bizans İmparatoru VI. İoannes Kantakuzenos’un (1347-1354) kızıdır ve Şehzade Halil’in annesidir.
  • Yapılan bu politik evlenmeler bir müddet Bizans’ın Osmanlıdan yardım almasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti, 1345′ten beri Bizans’taki taht ve saltanat mücadelelerine karışarak içişlerinde söz sahibi olmaya başlamış, Kantakuzen, 1353′te kendisine yapılan yardımlara mukabil Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesini akrabası olan Osmanlılara vermiştir. Osmanlı Devleti, böylece Rumeli’ye geçişlerde kendilerine yardımcı olacak önemli bir üs kazanmıştır.
  • Bizans ve Osmanlı arasındaki ilk meydan savaşı 1329 yılında Pelekanon’da (Maltepe) yapılmış, bu savaşla Bizans’tan İznik ve Kocaeli Yarımadası alınmıştır. İznik ve Bursa şehirleri, ticaret ve sanayi bakımından çok önemli merkezlerdi. Buraların fethi Osmanlı Devleti’nin ekonomik hayatının da canlanmasını sağlamıştır.
  • 6 yıldır Osmanlı ablukası altında bulunan İzmit (Nikomedia) 1337′de Bizans tarafından savunulamaz duruma gelmiş; son Bizans valisi Prenses Marika Paleologos tarafından terkedilip Osmanlı orduları tarafından fethedip yönetimi Süleyman Paşa’ya verilmiştir.
  • Orhan Bey ile Theodora arasındaki evlilikten doğan Şehzade Halil de Bizanslılarla bir başka akrabalığın aracısı olmuş ve V. İoannes Kantakuzen ve imparatoriçe Eleni Kantakuzina’nın kızı İrene ile evlenmişti.