Etiket arşivi: Ortodoks

Püritenler 1

  • 16. yüzyıla kadar Hıristiyanlıkta Katolik, Ortodoks, Ermeni, Süryani, Nasturi, Kıpti mezhepleri vardı.
  • 16. yüzyılda Reform Hareketi ile ortaya çıkan Protestanlık bir devrimdir.
  • Tüm Avrupa’yı etkileyen Reform Hareketi dinsel olduğu kadar siyasal bir devrim olarak da düşünülebilir. Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları’nın sonunda 1648 yılında birkaç antlaşmayı içine alan Vestfalya Antlaşması ile barış yapılmış, böylece Aydınlanma’nın yolu açılmıştır. Reform hareketleri önce Almanya’da ve İsviçre’de sonrasında ise Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde etkili olur. Reform’u düşünürken Avrupa’nın güneyine inmesine engel olunan Germenlerin Latin nefretini de hesaba katmak gerekir.
Fotoğraf: YouTube

Fotoğraf: YouTube

  • Protestanlığın temel formülü
    *Sola Fide,
    (Yalnız İman. Kalben, samimiyetle inanmak.)
    *Sola Scriptura,
    (Yalnız Kutsal Kitap. Eski Ahit ve Yeni Ahit)
    *Sola Gracia,
    (Yalnız İzzet: Tanrı’nın/İsa’nın seni seçmesi. Bu inanç, aracı bir kurum olan Kiliseyi önemsiz kılar. Çünkü Protestan olarak Tanrı’nın lütfu zaten o kişinin üzerine olmuştur.)
    *Solo Christo.
    (Yalnız İsa. Kişiyi kurtaracak olan sadece İsa’dır. Kişiyi devlet değil, İsa kurtarır. Anti-laik bir söylemdir.)
  • Katoliklikte ibadet çok önemlidir. Protestanlıkta ise iman etmişsen, ritüele uymasan da olur.
  • Katoliklikte cennete gitmek için ibadetin yanı sıra hayırlı iş yapmak da önem taşır. Protestanlık ise imanlı kişinin zaten doğru işler yapan, doğru bir adam olacağını düşünür.
  • Protestanlarda çalışmak Tanrısal bir emirdir. Çalışmak, kendini Tanrı’ya adamanın bir yoludur.
  • Katoliklerin şarap-ekmek ayini kiliseye gitmeyi gerektirir. Oysa Protestanlık Kilisenin gücünü kırmayı hedefler.
  • Protestanlığın Germanik bir dünyayı amaçladığı düşünülür.
  • Protestanlığın İzzet ilkesi, Püritenizm ve Calvinizm’de zenginlik olarak düşünüldüğünde kişinin seçildiğinin belirtisi sayılır. Lütercilerin inanışı da zengin olmak izzeti gösterir şeklindedir.
  • Denklem iman = para gibi olur.
  • Kapitalizm, Protestanlık ile yürümüştür.
  • Hıristiyan köktenciliği Protestan çevrelerde doğar ve Kutsal Metinleri harfiyen yorumlama kararıyla tanımlanır. (Katolik köktenciliğinden söz edilemez, zira Kutsal Metinlerin yorumunu Katolikler adına sadece Kilise yapar.)
  • Yahudilikteki “Seçilmiş Millet” kavramını Calvin Hıristiyanlığa taşımıştır. Seçilişleri, kişileri İsa’nın yoluna çekmek içindir.

 

Bizans İmparatorluğu 131|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 2

  • Kilise İsa’ya adanmıştır, ama aynı zamanda Meryem Ana onurlandırılmak istenmiştir.
  • Khora Manastırı oldukça büyüktü ve yüksek duvarlarla çevriliydi.
  • Khora’da Meryem’e adanmış ana kiliseden başka Aziz Mihail’e adanmış bir kilise daha vardı. Ayrıca biri Nicomedialı (İzmit) din şehidi Aziz Anthimos’a, diğeri Sebaste’nin (Sivas) Kırk Şehidi’ne ithaf edilmiş iki de şapel vardı.
  • Manastırın doğal su kaynağı, keşişler için hamamı, güney bölümünde ise kadın hasta kabul edilmeyen bir hastanesi vardı.
  • Günümüze ulaşmış kilise, eskisinin temelleri üzerinde yükselir. Doğu bölümünde eski kilisenin kemerleri hala görülebilmektedir.
  • Rivayete göre, Havari Luka’nın yaptığına inanılan Meryem Hodegetria (Yol Gösteren Meryem) ikonası Khora Manastırı’na getirilmişti. Bu ikonanın şehri koruduğuna inanılırdı. Şehir II. Mehmet’in orduları tarafından kuşatıldığında bu ikona Kara Surlarında ilahiler eşliğinde dolaştırılmıştı. Fetihten sonra bu ikona kaybolmuştur.
  • Günümüzde Kariye Müzesi, Paleologos Rönesansı resim sanatını görmek açısından güzel bir örnektir.
  • Kariye, Hz. Meryem’in ve Hz. İsa’nın hayatını anlatan sahnelerle bezelidir.
  • İç narteksin iki kubbesinde İsa’nın ataları, iç nartekste Meryem’in hayatı resmedilmiştir.
  • Dış narteksin tonoz aymalarında İsa’nın çocukluğu; dış narteks ve iç narteksin dördüncü bölümünde Hz. İsa’nın yetişkinlik çağı ve çektikleri yer alır.
  • Şapelin apsisinde Anastasis ve Son Mahkeme sahnesi vardır. Anastasis, Ortodoks ikonografisinde Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilmesini ve ölüler dünyasına giderek Hz. Adem ve Hz. Havva’yı mezarlarından çıkartarak diriltmesini betimleyen sahnedir.
İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

  • Khora’nın ana mekanı, naos, doğuda bir apsisle sona erer. Apsis dıştan bir payanda ile desteklenmiştir. En çok istenen, doğudan gelen ışığı kesmemek olduğundan, pencere açabilmek için binanın dışına payanda yapılmıştır.
  • Ana mekanı bir kubbe örter.
  • Zemin ve duvarlar mermerle kaplıdır. Bu renkli eski mermerlerin binanın mozaikleri kadar değerli olduğu düşünülmektedir.

 

Bizans İmparatorluğu 20 | Din 5 | Bizans’ta Kutsal Kişiler

  • Azizler (hagios) ve kutsal kişiler (hosios) bütün Hıristiyan dünyası için önem taşır ama, aziz kültleri Doğu Hıristiyan kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Genellikle bu kutsal kişiler öncelikle halk arasında yerel anlamda kabul görür ve bir saygınlığa ulaşırlardı. Giderek o kişinin ya da onun fiziksel kalıntılarının (rölik) etrafında yerel bir kült oluşurdu; röliklerinin bazı mucizeler gerçekleştirdiği inancı yayılır, insanlar burayı ziyaret etmeye başlar, ikonaları yapılır, onun adına belli bir gün seçilerek yerel olarak o gün kutlanmaya başlanırdı. Etkisi ve ünü yaygınlaşınca da kilise tarafından, kilisenin litürjik takvimine ve aziz kayıtlarına eklenerek tescil edilir, evrensellik kazanırdı.
  • Bizans toplumunda insanlar, hem dünyevi hem de tinsel gereksinimleri için, Tanrı’ya doğrudan ulaşmak yerine bu kutsal kişiler aracılığıyla ulaşmayı yeğlemişlerdir.
  • Bizans kültüründe azizlere, kişilerin istek ve gereksinimlerini Tanrı’ya iletmek işlevi yüklenmiştir.
  • Azizler, insan olmak niteliği ile insanlara, kutsallıkları nedeniyle de Tanrı’ya yakın olan kişilerdir. Azizler, insan oldukları için kolay ulaşılır ve insana özgü sorunları kolay anlayabilecek; Tanrı’nın sevgili kulları olmalarından ötürü Tanrı’ya kolay ulaşabilecek ve isteklerini kabul ettirebilecek aracılardı.
  • Onlar kentleri ve insanları kötülükten korur, hastaları iyileştirir, mucizeler yaratır, insanlarla Tanrı arasında köprü olurlardı.
  • Azizler ölüm yıldönümlerinde (yortu günleri) anılır, onların adına kiliseler ve manastırlar yapılır, betimleri kiliselerin duvarlarını süsler, rölik ve ikonaları da azizin kendisi kadar saygı görürdü. Gösterilen bu saygı kalıntılara ve görsellere değil, azizin bu parçalarda var olan fiziksel varlığına idi.
  • Doğu’nun azizleri, aynı zamanda, dünya işlerinin aktif katılımcısı ve yönlendiricisi olan kişilerdi.
  • Bizans’ın erken döneminde azizlik mertebesine yükseltilmek için izlenen biçimsel bir süreç yoktur; gücün kaynağı dünyasal değildir.
  • Palaiologos’lar döneminde (1261-1453) azizlik derecesine yükseltilmek daha çok bürokratik bir süreç halini almıştı. Kutsallığın kabulü için Patrik’in mührü ve kutsal Synod’un onayı gerekliydi. Yapılan iş, azizin adının ve onun anıldığı yortu gününün Büyük Kilise’nin (Aya Sofya’nın) litürjik takvimine eklenmesiydi.
  • Ünlü röliklerin ve ikonaların bulunduğu bazı kiliseler,  dünya çapında ünlenmişler, tedavi merkezleri, hac merkezleri olmuşlardı.
Yunanistan, Patras Agios Andreas Katedrali’nde Aziz Andreas'ın çapraz çarmıha gerilişini temsil eden katedraldeki fresk. İkonografide Aziz Andreas X ile sembolize edilir. Fotoğraf:blog.radikal.com.tr

Yunanistan, Patras Agios Andreas Katedrali’nde Aziz Andreas’ın çapraz çarmıha gerilişini temsil eden katedraldeki fresk. İkonografide Aziz Andreas X ile sembolize edilir.
Fotoğraf:blog.radikal.com.tr

  • Dini jargonda, Havari/Resul’ler tarafından kurulan kiliselere apostolik deniyordu.
  • Havari Petrus’un kardeşi olduğu rivayet edilen Havari Andreas’ın Grek-Roma Kilisesi’nin kurucusu olduğu 6. yüzyıl sonundan itibaren kayda geçmiştir. 60 yılında Peloponez Yarımadası’nda öldüğü düşünülen Havari Andreas’ın kalıtları Büyük Konstantin tarafından 4. yüzyılda, Konstantinopolis’e getirtilmiş, ama 1204 yılındaki Haçlı işgalinde buradan alınıp, İtalya’ya Amalfi’ye götürülmüştür. Zaman içinde kalıtlar Roma, Yunanistan Patras ve Amalfi arasında bölüşülmüştür. Aziz Andreas’ın haçı, Sovyet dönemi hariç, Rus donanmasının bayrağı olmuş; İskoçya, dolayısıyla Büyük Britanya bayrağında da X simgesi ile yerini almıştır. Ukrayna ve Romanya, Hıristiyanlığın bu aziz tarafından kendilerine ulaştırıldığına inanır.
  • Konstantinopolis Kilisesi’nin kurucu Havarisi olduğu iddia edilen Aziz Andreas’ın iskeleti Konstantinopolis’te Havariyyun Kilisesi’ne konmuştu.
  • Venedikli iki tüccar da Aziz Marcos’un naaşını 828 yılında İskenderiye’den çalıp Venedik’e getirmişti.
 Kilden yapılma Bizans tören ekmeği damgası Çorum Müzesi’nde sergileniyor.

Kilden yapılma Bizans tören ekmeği damgası Çorum Müzesi’nde sergileniyor.

  • 324 yılında Büyük Konstantin’in İznik’te topladığı ilk konsilde (din kurultayı) kararlaştırılan protokol önceliğinde Roma, Antakya, İskenderiye kiliselerinin  onursal hiyerarşide adları geçmişti. Bu kiliselerin patrikleri eşit önem ve yetki sahibiydiler. Teolojik anlamda meşruiyet temsilcileri tarih sırasına göre ise Antakya, İskenderiye ve Roma idi.
  • İlk Hıristiyan imparatorun I. Konstantin olduğu kesindir. Ama ilk Hıristiyan devletin Roma değil, 301-314 yılları arasında Hıristiyanlığını ilan eden Ermenistan olduğu da söylenir.
  • 381 yılında Konstantinopolis’te Theodosius tarafından toplanan konsile Batı’dan hiçbir ruhban gelmemişti. Bu konsilde Konstantinopolis ve Kudüs’e teolojik meşruiyet tanındı. Bu patriklerin yetkileri de ilk üçünün yetkilerine eşitlendi. Buna, Beşli Hükümet, pentarşi dendi. Bu konsilde saptanan kutsal kurala göre, “Konstantinopolis Patriği, Roma Patriği’nden sonra ikincidir. Bununla birlikte Roma Patriği’nden sonra gelen Konstantinopolis Patriği’nin onursal önceliği vardır; çünkü temsil ettiği kent, Yeni Roma’dır” diye kayda geçirilmişti.
  • Tabii hepsinin üstünde Pontifex Maksimus olan Roma İmparatoru vardı. Bu beş patriği yargılayabilecek tek merci imparatordu.
  • Ekümenik Konsiller’in kurallarına uyan tüm Hıristiyanlara Ortodoks, yani “doğru yol izleyenler” deniyordu. Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra ise Ortodoks, İsa’nın öğretisini Yunanca yazıp okuyanların mezhebini tanımlar oldu.
  • 450 yılında Khalkedon’da toplanan konsil kararlarını reddeden Ermeniler, özgün dil ve alfabeleriyle yazıp okudukları İncil’le birlikte Monofizit doktrinini benimsemişti.  Ermeni Apostolik Ortodoks Kilisesi, 553 yılında gerek Doğu Roma, gerek Batı Roma Kiliselerinden bağımsızlığını resmen ilan etmiş, özerk bir yapılanma olmuştur. Ayin dili klasik Ermenice, Grabar, olup, patriklerine Katolikos denmiştir. Evrensel (Katolik) ve doğru yol (Ortodoks) kavramlarını buluşturan bir öğretidir. Doğu’da başka özerk kiliseler ve cemaatler de vardır; Süryaniler ve Kıptiler gibi.
  • Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ege kıyıları ve Balkan topraklarında, Doğu Roma Hıristiyanlığının bir hizibi Bogomil mezhebi ortaya çıkmıştı. Boşnakların kökenini oluşturan Bogomil öğretisi, Hıristiyan dinini düalist bir sentezle yorumluyordu. Bu mezhebin, İtalik Yarımadası’nda Patarini, Fransa’nın güneyi ve İspanya’nın kuzeyinde Kathar adını alan müritleri Avrupa’da yayıldılar ve kıyıma uğradılar.
  • İmparator IX. Konstantin Monomakhos, İtalya’ya saldıran Normanlar’a karşı askeri yardım ve Grek-Latin Kiliseleri arasında barış yapılmasını Papa IX. Leo’ya önerdi. Papa, Konstantinopolis’e bir barış delegasyonu yolladı. Papalık elçileri ile Konstantinopolis Patrikhane temsilcileri, kamuya açık yapılan tartışmalarda, birbirlerini dinden sapmakla suçladılar. 16 Temmuz 1054 tarihinde Papalık tarafı Konstantinopolis Patrik’ini dini inkar suçundan aforoz; Yunan ritüeli izleyen tüm Doğu Roma Kiliselerini kafir ilan etti. Patrik, kentte bir isyan başlatarak Papalık delegasyonunu kaçmak zorunda bıraktı. 24 Temmuz 1054 tarihinde ise Batı Romalı müzakereciler bir karşı fermanla aforoz edildi ve Papalık fermanı törenle yakıldı. Böylece Hıristiyan dünyada ilk bölünme kesinleşti.
Hazreti İsa’nın Edessa Kralı Abgar’a yazdığı mektup olduğu iddia edilen, Çorum Müzesi bahçesinde sergilenen, Çorum ile Şanlıurfa arasında çekişmeye sebep olan eser. Fotoğraf:www.edessatv.com

Hazreti İsa’nın Edessa Kralı Abgar’a yazdığı mektup olduğu iddia edilen, Çorum Müzesi bahçesinde sergilenen, Çorum ile Şanlıurfa arasında çekişmeye sebep olan eser.
Fotoğraf:www.edessatv.com

İstanbul’un Kutsal Yağı

2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olunca şehrim hakkında yeni şeyler öğrendim. Bu vesileyle gazetelerde yayınlanan yazılardan biri, sevgili Turgay Tuna’nın yazısıydı. Sizlerle o yazıdan bir özeti paylaşmak istiyorum.

İsa’nın doğumundan sonra, üç müneccim kralın getirdikleri hediyeler altın, buhur ve miron adı verilen kutsanmış zeytinyağı idi.

İsa’nın çektiği acılara, Zeytin Dağı eteklerindeki, Yetsimani adlı bahçede sekiz ulu zeytin ağacı tanıklık etmişti.

Zeytin dalı, Hazreti İsa’nın karakterini yansıtan barışı simgeler.

Ortodoks Kilisesi inancında zeytinyağının uzun ve büyük emek gerektiren bir çalışmayla kutsal bir yağa dönüştürülmesi, geçmişten günümüze, Fener Rum Ortodoks Patrikhane Kilisesi’nde yapılmakta.

Ortodoksların miron, Müslümanların mühr adını verdikleri kutsanmış yağın insanları kötülüklerden, nazardan koruduğuna inanılır. Bebeklerin, yaşlıların, hastaların koruyucu zırhı gibidir. Vaftiz teknesindeki suya karıştırılır. Hıristiyan inancında miron ile meshedilen kişinin “Kutsal Ruhun” bir parçası haline dönüştüğüne inanılır. Ortodokslarda ölen kişinin bedenine sürülür.

Ondördüncü yüzyıldan beri İstanbul’da, Patrikhane’de hazırlanan mironun yapımı, on yılda bir, Paskalya’dan bir önceki Pazar akşamı başlayıp üç gün boyunca dualar, ilahiler eşliğinde kutsanıp, dünyadaki tüm Ortodoks kiliselerine gönderilir.

Eski Mısır’a kadar uzanan kutsanmış yağ geleneğinin ritüelleri itibarı ile eski geleneklere en yakın ve en gizemli olanı Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde yapılan miron olduğu düşünülüyormuş.

Bu yazıyı okuyunca İstanbul’un bir konuda daha emsalsiz olduğunu gördüm.