Etiket arşivi: ölüm

Şiddet 32 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 2

Sara Hacer’i İbrahim’e Takdim Ediyor, Matthias Stom, 1637 – 1639. Gemaldegalerie, Berlin, Almanya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sara Hacer’i İbrahim’e Takdim Ediyor, Matthias Stom, 1637 – 1639.
Gemaldegalerie, Berlin, Almanya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Eski İsrail’de evlilik Tanrı tarafından yaratılmış bir kurumdur. Erken yaşta evlendikleri düşünülmektedir. Eski İsrail’de bekar kelimesinin karşılığı yoktur. Yakın akraba ile evlilik yasaktır. Evlilik hanım vermek ve hanım almak olarak ifade edilir. Çeyiz genel bir uygulama değildir. Yakındoğu toplumlarında sıklıkla görülen başlık parası uygulaması vardır. Çiftlerden çok çocuk sahibi olmaları beklenir. Çocuk sahibi olmamak kadının kabahati sayılır ve boşanma sebebidir. Eski Ahit’e göre annelik kadının öncelikli amacıdır. Kısırlık utanç, doğurgan olmak bir üstünlük, sebepsiz yere çocuk sahibi olmamak günahtır. Çocuk sahibi olamayan kadınlar cariyelerini kullanıp anne olmuşlardır. Bu durumda çocuklar hanımın olur. Çünkü eski İsrail’de annelik, çocuğun bakımı ile başlar. Çocuktan kasıt erkek çocuktur. İlk oğulluk hakkı önemsenir. Oğlu olmayanın mirası kızına kalır.
  • Kadınlar statü olarak erkekler ve çocuklardan sonra sayılırdı. Eski İsrail toplumunda kadınların topluma kabul edilmesi için evli olmaları gerekirdi. Yetim, fahişe, çocuksuz ve dul kadınların toplum nazarında belirli bir statüleri yoktu. Ama onların hayatlarını devam ettirebilmeleri için koruyucu yasalar vardı. Tarlada kalan ekin, dallarda kalan zeytin, bağbozumundan kalan üzüm yabancıya, öksüze, dul kadına bırakılırdı. Musa şeriatında garibi, öksüzü, dul kadını koruyan hükümler vardır.
  • Eski İsrail’de erkeğin karısını boşama ve ikinci bir eş alma hakkı vardır. Eski Ahit, her iki kadının da haklarının korunmasından bahseder.
  • Eski dönemlerde bekaretini kaybeden kızlar, evliliğe sadakatsizlik eden kadın ve erkek için ölüm cezası isteniyordu. Zina toplumu ilgilendiren bir suçtu. Diğer Yakındoğu toplumlarından farklı olarak infaz kocanın değil, sadece otoritenin elinde olan bir yaptırımdı. Zina niyeti de içerirdi. Homoseksüellik kesinlikle yasaklanmıştı.
  • Tecavüz de Eski Ahit’in yasaklarındandır. Tecavüzün kentte veya kırsalda olması durumu değiştirirdi. Olay kentte olmuş ve kadın bağırıp yardım istememişse adamla birlikte taşlanarak öldürülürdü. Kırsalda gerçekleşen olayda kadına dokunulmaz, suçsuz sayılırdı.
  • Ölen kocasından kendisine mülk kalan kadının bunu tek başına kullanma tasarrufu yoktu. Dul kadın bu malın kullanım hakkını ancak yakın bir akrabası ile evlenerek alabilirdi.
  • Mezopotamya’da neolitik dönemden beri dokuma kadın ürünüydü ve kadınların önemli bir gelir kaynağıydı. Eski Ahit’e göre de dokumacılık, ıtriyatçılık (parfüm yapımı), aşçılık ve fırıncılık kadınların iş alanlarındandır. Kocalarına dükkanda yardımcı olmak veya ev işi yapmak dışında çok az kadın çalışırdı.
  • Kadınlar mabette yapılan ibadetlerin bir bölümünden, sünnet uygulamasından, Tanrı’nın huzurunda yer almaktan muaf tutulmuştu. Kadının ay hali durumu ayinle ilgili temizlik için engel sayılmıştır. İbrani yasalarına göre, adet gören kadın “temiz” değildir; bu günlerde tapınağa girmeleri yasaktır.
  • Doğum sonrası ritüel temizlik için gerekli süre erkek çocuk doğuranlar için 7 gündür. Kız çocuk doğuran kadın ise iki hafta kirli sayılır. Kadınlar gibi kusurlu olanlar da (kör, topal, kambur, cüce, hadım, uyuz vb.) din görevlisi olamazlardı.
  • Erkek çocuklara ait sandukalar yazıtlı iken, arkeolojik kazılarda kız çocuklara ait yazıtlı sanduka bulunmamıştır.
  • Kadınların eski inançlar ile olan sıkı bağları, onların kötülüğün temsilcisi olarak görülmesine neden olmuştur.
  • Kadınların idari ve ekonomik yaşamda etkin bir şekilde yer aldıkları krallık öncesi dönemde, Tapınak’ın inşasından önce kullanılan Toplanma Çadırı’nın girişinde kadın görevliler olduğu bilinmektedir.
  • MÖ 1030-931 eski İsrail’in krallık dönemidir. Krallığın kurulması ile feodal kent devletinden merkezi devlet yapısına geçilmesiyle kadınlar devlet kadrolarında yer almamıştır. Birinci Mabet Dönemi’nin aksine, krallık kurumunun tesisi, Babil Sürgünü ve İkinci Mabet Dönemi’nde yapılan düzenlemeler kadınlara statü kaybettirmiştir. Düalistik bakış açısı ile kadın, beden ve kötülük ile ilişkilendirilmiş ve konumu düşürülmüştür. Krallık kurumunda isimleri anılan kraliçeler inançları ve hırsları nedeniyle kötü imajın simgesi olmuştur. Bahsi geçen kraliçeler krallığı idare edenler değil, kralların anneleri gibi krali hanımlar, naibelerdir.
  • Çağdaşlarının aksine antik İsrail’de bir kraliçelik makamı yoktur. Eski Yakındoğu’nun kralları başrahip, kraliçeleri rahibe iken, eski İsrail’de kralın rahip görevi yoktur. İsrail’in din adamları Levi ailesinden, krallar Yahuda ailesindendir. Eski Yakındoğu’nun kralları tanrının yeryüzündeki temsilcisi kabul edilirken, böyle bir durum İsrail’in tek tanrı inancına aykırıdır.

 

Şiddet 14 | Kutsal Şiddet 1

  • Putperest kadın matematikçi ve felsefeci İskenderiyeli Hypatia 4. yüzyılın sonlarında, o zamanki Hıristiyan inancına göre, bu kadar akıllı, bilgili ve başarılı bir kadın ancak bir büyücü olabileceğinden ve şeytanla işbirliği yaptığından ötürü, istiridye kabuklarıyla canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş, daha sonra bedeninin parçaları yakılmıştı.
  • Ankara‘nın Altındağ ilçesinin Ulus semti, 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda da cami olmuştur. Günümüzde Hacı Bayram Veli Camii’dir. Yeni gelen inancın, eski inancın ibadethanesini yok etmesi veya dönüştürmesi sık rastlanan bir durumdur. Bizans İmparatoru I. Theodosius (379-395), putperest inançları yasaklayınca, tapınaklar ve sinagoglar yağmalanıp, yakılıp yıkılmıştı. Yahudilere karşı girişilen ilk katliamlardan biri MS 38 yılında İskenderiye’de yapılmıştı ve devamı da geldi.
  • İsa’nın katili olarak damgalanan Yahudiler, yakalarına sarı bir rozet ve belirgin bir külah ile dolaşmak zorunda bırakıldılar. Avrupa’dan defalarca kovuldular. Oysa Roma İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Yahudiler, özellikle MS 66-132 yılları arasında, isyanlar çıkartmışlar, Romalılar ancak büyük kayıplar vererek bu isyanları bastırabilmişlerdi. Ama yine de Roma devletinde antisemitist yasalar yoktu; oysa Hıristiyanlığın belirgin bir karakteri haline gelmişti.
Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

  • Hazreti Muhammed 624-631 yılları arasında İslamiyet’in kabulü için çeşitli savaşlara katılmıştır. Mekkelilerle Bedir, Uhud ve Hendek; Yahudilerle Hayber; Bizanslılarla Mut Savaşları yapılmıştır. 630 yılında Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. 631 yılında Arap kabileleri ile Huneyn Savaşı yapıldı. Peygamber’in vefatından sonra seçilen dört halifeden sadece Hz. Ebubekir eceliyle öldü. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit edilmesi, İmam Hasan’ın zehirlenmesi, Kerbela’da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imamların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi; iktidarın Emeviler’den Abbasiler’e geçmesi; daha sonraki halifelerin seçimi hep savaşlarla olmuştur.
Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.  Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü. İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.
Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü.
İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin'in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler. Fotoğraf: Ercan Arslan

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin‘in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler.
Fotoğraf: Ercan Arslan

 

Şiddet 10 | Ritüellerdeki Şiddet 2 |Kurban Olarak İnsan 1

  • Tanrıların bedenlenmişi olarak bakılan insanların kurban olarak seçilmesi pek çok yerde görülen bir uygulamaydı.
  • Eski Mısır’daki Osiris mitine göre ürünün kötü olmasını ve kıtlığın yeniden başlamasını önlemek için her yıl insan kurban edilirdi. Kurbanın cesedinin en az bir parçası yağmur büyüsü olarak ve Nil’in taşmasını önlemek amacıyla Nil Nehri’ne atılırdı.
  • Keltler toprağın verimini artırmak için sazdan dev tasvirler kurar (belki de onları bitki ruhu olarak düşündükleri için), suçluları, savaş esirlerini canlı olarak bunun içine koyup yakarlardı. Her beş yılda bir suçlular tanrılara kurban edilirdi. Kurban sayısı ne kadar yüksek olursa toprağın veriminin o kadar artacağı düşünülürdü.
  • Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin odak noktası kurban ayinleriydi.
  • Uganda’da, kral erişkin yaşa ulaşınca, iki ya da üçü dışında bütün erkek kardeşleri yakılır, diğerleri krallığı sürdürmek için saklanırdı.
  • Tanrı-kralın güçlerinin zayıfladığına inanıldığında öldürülür, bu insan-tanrının ruhunun kaybolması ve dünyanın da bu bozulmaya sürüklenmesi böylece önlenmiş olurdu.
  • Yüzü kırışan, saçı kırlaşan kralı öldürmek bir Zulu töresiydi.
Aztekler, tanrıları ve kurbanları. Fotoğraf: Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

Aztekler, tanrıları ve kurbanları.
Fotoğraf: Forum – Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

  • Eski Çin’deki Shang (MÖ 1600-1027) ve Chou (MÖ 1122-256) Hanedanları döneminde, köleler efendilerine ve hanımlarına ölümden sonraki hayatta hizmet etmek üzere diri diri gömülürlerdi.
  • Viking savaşçılarının, ölümden sonraki hayatta şeflerine eşlik etsin diye köle kızları kurban ettikleri düşünülüyor.
  • İnsanlar zayıf düşmeden ölürlerse, gelecek yaşamda ruhlarının taptaze ve güçlü olacağına inanılırdı. Fiji’de yaşlı erkeklerin kendi ölümlerine karar vermesi yaygındı. O zaman yakınları onu canlı canlı gömerlerdi. Yaşlı aile reisinin bu töreye uymaması ailesi için bir yüz karasıydı. Habeşistan’da yaşlının boğazının bir rahip tarafından kesilmesi, ruhunun kutsanmış kişilerin sarayına kabulü için bir garantiydi.
  • Bazı halklar ise kralı en canlı döneminde öldürmeyi yeğlerdi. Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde kral on iki yıl hüküm sürer sonra kendini kurban ederdi.
  • Bu inancı taşıyan yerlerde öldürülen kral, tanrı kimliğinde öldürülmektedir.
  • Batı Asya’nın Sami ırkları arasında kral, ulusal bir tehlike olduğunda kendi oğlunu halk adına kurban ederdi. Yahudiler arasında, büyük bir tehlike anında kentin ya da ulusun yöneticisinin, öç alıcı meleklere bir fidye olarak bütün halk adına kendi oğlunu kurban vermesi eski bir töreydi. Samiler arasında çocuklarını kurban etmek yalnızca krallara ait değildi; Fenikeliler en sevdikleri çocuklarından birini Baal’e kurban ederlerdi. Daha sonra çocuklar satın alıp kurban olarak yetiştirmek adet olmuştu. Çocukların, özellikle ilk çocukların tanrılara kurban edilmesi töresi, Samilere özgü değildi. New South Wales’de her kadının ilk doğan çocuğu dinsel bir törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi. Florida Kızılderilileri ilk erkek çocuklarını kurban ederdi. Doğu Afrika’da bir halk ilk doğan oğullarını kurban vermek zorundaydı. Ruslar, çoğunlukla ilk çocuklarını tanrı Perun’a kurban ederlerdi.
  • İnsan kurban etme ayininin Keltler, Tötonlar ve Slavlar tarafından uygulandığına kesin gözüyle bakılır.
  • Rodos’ta da her yıl Baal’e insan kurban verilirdi.

 

Çağdaş Sanata Varış 282|Çağdaş Enstalasyon 2

Mother and Child Divided, Damien Hirst, 1993. Cam, silikon, inek, buzağı, formaldehit çözeltisi. Sanatçı her zaman ölüm, hayat, sanat, aşk, gerçek gibi büyük temaları seçmiştir. Hirst ölü hayvanları, parçalanmış veya tam olarak kullandığı birçok eser üretmiştir. Bu eserler, kendi ifadesine göre, insanları memento mori’ye (ölümü hatırla) karşı daha vurdumduymaz kılmayı amaçlamaktadır. Fotoğraf:www.damienhirst.com

Mother and Child Divided, Damien Hirst, 1993.
Cam, silikon, inek, buzağı, formaldehit çözeltisi.
Sanatçı her zaman ölüm, hayat, sanat, aşk, gerçek gibi büyük temaları seçmiştir.
Hirst ölü hayvanları, parçalanmış veya tam olarak kullandığı birçok eser üretmiştir. Bu eserler, kendi ifadesine göre, insanları memento mori’ye (ölümü hatırla) karşı daha vurdumduymaz kılmayı amaçlamaktadır.
Fotoğraf:www.damienhirst.com

  • Damien Hirst (1965-) başlangıçta ölümle, doğanın ham haliyle sanat güzelliği arasında bir ilişki kuruyordu. Bir Enstalasyonunda koyunu kesiyor, iki ayrı cam kaba yerleştiriyor; İzleyici, yaklaşınca tek bir koyun, uzaklaşınca iki parçaya ayrılmış bir koyun görüyordu. Hirst, köpekbalığı, inek, kuzu gibi hayvan ölüleri kullanarak gerçekleştirdiği Enstalasyonlarında ölüm temasını birer natürmort edasında irdeledi.
  • Bir başka Enstalasyonunda, çürüyen, sinekler tarafından yenen bir koyun kafasını sergiliyor, pis koku galeriye yayılıyordu. Damien Hirst, Tracey Emin ve daha pek çok Britanyalı sanatçı, adlarını Enstalasyonlar ile duyurmuştur.
  • 2008 yılında Afrika’daki AIDS programını desteklemek üzere New York Sotheby’s’de bir müzayede düzenlendi. Bu müzayedeye Hirst, toplam 19 milyon dolar değerinde yedi eserini verdi. Bunların arasında 7 milyon 150 bin dolara satılan ve içi HIV için kullanılan ilaçlarla dolu bir ecza dolabının yer aldığı When There’s a Will, There’s a Way (Niyet Varsa Yol Bulunur) adlı çalışması da vardı. Müzayede için eser toplama işini de o yapmıştı. Bu, o güne dek gerçekleşen en büyük yardım müzayedesi olmuş, eser veren 17 sanatçı fiyatlarda rekor kırmış, 42,5 milyon dolar toplanmıştı.
gör/bak/deniz (sea/see/saw), Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garret, 2015. Onuncu yıl kutlaması için Suna İnan Kıraç Vakfı, Pera Müzesi, birlikte çalışan Kanadalı iki sanatçıya bir Yerleştirme sipariş etti. Sanatçılar on bin kullanılmış gözlük merceğini on metre çapında bir daireye yerleştirerek oluşturdukları hareketli eser müze binasının cephesine monte edildi ve altı ay boyunca orada kaldı. gör/bak/deniz, tanıdık bir mekanı yeni bir gözle/mercekle görmek; müzenin şehrin kültürel hayatına katkısını mercek altına almak; yeni bir gözle mekan algısını değiştirmek; rüzgarla hareket eden eserin Haliç’in yüzeyini binaya yansıtarak izleyenlere anlık bir perspektif kayması yaşatması; merceklerin izleyiciyi izlenen haline dönüştürmesi; gösterge ile gösterilenin yer değiştirmesi; merceklerin görüşümüzü değiştirmesi ve gözlüklerin bir alt metin yaratması sorgulanırken, eser, görmenin gücünü vurguluyordu. İzleyicilere deneysel anlar yaşatan Yerleştirmenin yaratıcıları, kullanılmış nesneleri yeniden değerlendirerek geri dönüşüme; İstanbullulardan toplanan kullanılmayan gözlükler ile de toplumsal işbirliğine vurgu yapmayı hedefliyordu. Fotoğraf:kucukseyirdefteri.blogspot.com

gör/bak/deniz (sea/see/saw), Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garret, 2015.
Onuncu yıl kutlaması için Suna İnan Kıraç Vakfı, Pera Müzesi, birlikte çalışan Kanadalı iki sanatçıya bir Yerleştirme sipariş etti. Sanatçılar on bin kullanılmış gözlük merceğini on metre çapında bir daireye yerleştirerek oluşturdukları hareketli eser müze binasının cephesine monte edildi ve altı ay boyunca orada kaldı.
gör/bak/deniz, tanıdık bir mekanı yeni bir gözle/mercekle görmek; müzenin şehrin kültürel hayatına katkısını mercek altına almak; yeni bir gözle mekan algısını değiştirmek; rüzgarla hareket eden eserin Haliç’in yüzeyini binaya yansıtarak izleyenlere anlık bir perspektif kayması yaşatması; merceklerin izleyiciyi izlenen haline dönüştürmesi; gösterge ile gösterilenin yer değiştirmesi; merceklerin görüşümüzü değiştirmesi ve gözlüklerin bir alt metin yaratması sorgulanırken, eser, görmenin gücünü vurguluyordu.
İzleyicilere deneysel anlar yaşatan Yerleştirmenin yaratıcıları, kullanılmış nesneleri yeniden değerlendirerek geri dönüşüme; İstanbullulardan toplanan kullanılmayan gözlükler ile de toplumsal işbirliğine vurgu yapmayı hedefliyordu.
Fotoğraf:kucukseyirdefteri.blogspot.com

 

 

Şiddet 4 | Şiddetin Çeşitleri 1

  • Çok nedenli ve karmaşık bir konu olan şiddet ya da birey davranışı olarak saldırganlık, iç içe geçen etkenlerle farklı şiddet tanımlarını karşımıza çıkartır.
  • Kaynaklandığı yere veya hedefine bakarak şiddeti adlandırabileceğimiz gibi, tarihsel olarak veya derecesine göre de ayırabiliriz. Bazen de aynı şiddet türü farklı kuramcılar tarafından farklı isimlerle anılmıştır.
  • Fiziksel şiddet, kaba bedensel şiddet, işkence ve zevk ekonomisi, psikolojik şiddet, olumluluğun şiddeti, uzlaşmacı şiddet, reel şiddet, makrofizik şiddet, mikrofiziksel şiddet, ilahi şiddet, ritüelleşmiş şiddet, mitsel şiddet, sisteme içkin/yapısal şiddet, simgesel şiddet, nesnel şiddet, hayvanlara yönelik şiddet, doğaya karşı şiddet, kendine yönelik şiddet, Öteki’ne yönelik şiddet, küreselliğin şiddeti, aynılığın şiddeti, şeffaflığın şiddeti, dilsel şiddet; kültürel, psikolojik, toplumsal, içgüdüsel şiddet; kültür mirasına uygulanan şiddet; devletten kadına, erkeğe, çocuğa, toplumlara, ülkelere, doğaya, diğer canlılara yönelik şiddet; estetik şiddet, medyanın şiddeti ve daha pek çokları….
Interrogation II, Leon Golub, 1981. ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır. Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

Interrogation II, Leon Golub, 1981.
ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır.
Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

  • Makrofiziksel şiddet kendini dışa vururken patlayıcı, açık seçik, fevri, işgalcidir. Özneyi, içine zorla girip yok eder. Ayırıcı ve dışlayıcıdır. Kurbanı radikal bir edilgenliğe mahkum eder.
  • Mikrofiziksel şiddet örtük ve içe dönüktür. Özneyi aşırı ölçüde olumluluğa yönlendirerek dağıtır. Toparlayıcı ve içericidir. Yıkıcılığı aşırı faallikten kaynaklanır.
  • Bir şiddet eyleminin gerçekleştiği durum sıklıkla sisteme, sosyal sisteme içkin örtük yapılara gömülüdür. Şiddet kurbanları, bu yapılar görünmez olduğu için, iktidar ilişkilerini hemen kavrayamaz. İktidarın gücü de buradan gelir. Sosyal yapılar direniş oluşmasına baştan izin vermez. Yapısal şiddet, dar anlamda bir şiddet değildir. Açık şiddete dayalı bir iktidardan çok daha etkin ve mahremdir. Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu (1930-2002), sorgulanmadan kabul edilmiş, davranış kalıplarına sinmiş, sosyal sistemin içine gömülü şiddete simgesel şiddet adını verir. Simgesel şiddet, hiç fiziksel şiddete başvurmaya gerek kalmaksızın iktidarı ayakta tutmaya yeter. İktidara gösterilen rıza bilinçli değildir. Simgesel şiddet, yaşanana anlayış ile hükmedene rızayı birleştirir. İktidar ilişkisi neredeyse doğaldır ve çok etkilidir. Bourdieu, iktidarı ve şiddeti neredeyse eşanlamlı kullanır.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınmış ABD’li yazar Joseph Campbell (1904-1987), “Belli bir süredir homojen bir halde olan bir kültürde, insanların bunlara göre yaşadıkları bir dizi uzlaşılmış, ancak yazılı olmayan kurallar vardır. Burada bir etos vardır, biz bunu böyle yapmayız şeklinde bir üslup ve bir anlayış vardır”, der. Son derece katı ve otoriter sosyal koşullarda büyüyen kişilerin kendileri hakkında bilgiye ulaşması asla mümkün olamıyor; anbean ne söyleniyorsa onu yapıyorlar, diye ekliyor.
  • Hem yapısal hem de simgesel şiddet hiyerarşik bir sınıf ilişkisini şart koşar. Fail ve kurban nettir. Dış sömürü vardır. Simgesel-yapısal şiddet bir olumsuzluk şiddetidir.
Laleli, İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Laleli, İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek’in (1949-) nesnel şiddet dediği şey de simgesel-yapısal şiddetten pek farklı değildir. Söz konusu şiddet, açık bir şiddet eylemini önceleyen ama göze görünmeyen, sisteme içkin bir şiddettir. Egemen sınıf tarafından ezilen sınıfa uygulanan, küresel kapitalizmin toplumsal koşullarına içkin bir şiddet vardır ve evsiz, işsiz bireyler yaratır.