Etiket arşivi: Olağan Şüpheliler

Şiddet 64| Devlet Şiddeti 10

Olağan Şüpheliler

  • Halk düşmanı kimdir, hangi gruptur?
  • Kara Liste’de kimler vardır?
Ne Kadar?, Nancy Atakan, Fotoğraf, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Ne Kadar?, Nancy Atakan, Fotoğraf, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

  • Politik sorumlular, korkunun, yönettikleri kişilerin kaygılarını yansıtmasından faydalanabilirler. Ayrıca, sükunet ve tehlike yokluğu, hareketlenmeye elverişli değildir. Korku, grubu dinamik bir hale sokar.
  • İktidar güçsüz düştüğünde veya baskı uyguladığında kitle içinde kaygılar belirir. Kaygı, krizin belirtisidir. Bireyler çare aramaya başlarlar. Bazen körü körüne boyun eğdikleri ikame çözümler de korkunun oğullarıdır ve böylece korkuyu ertelerler ve çoğaltırlar.
  • Korkunun bir topluma sunduğu ikinci hizmet, toplumun kendi bilincine varmasını sağlamaktır. Aynı anda aynı endişenin paylaşılması, ortak olarak yaşanan durumun algılanmasını kolaylaştırabilir. Normalde rakip olarak görülen Öteki, zor dönemi atlatmak için güvenilebilecek potansiyel bir müttefik olarak görülmeye başlanır.
  • Şenlikle birleşen ayaklanma, korkunun eyleme dökülmesidir.
  • 1949 Devrimi ile başlamış ve günümüzde bile terk edilmemiş dosya sisteminde her Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşının bireysel siyasi sicili tutulmaktadır.
  • Kolektif psikozların ortaya çıkışları toplumsal bünyenin bütün üyelerindeki ortak heyecan faktörlerine dayanır. Ordulardaki panikler, toplu göçler gibi. Muhtemel tehditler gerçek tehlikeler boyutunda büyütülerek, çarpıtılırlar ve abartılırlar. Baskın fikir, mantıklı ve kabul edilebilir gibi görünebilir. Güçlü kitle iletişim araçları ve modern bilgi dağıtım araçları kontrolden çıkmış haberlerin dolaşıma sokulmasında belirleyici bir rol oynar. Bu algıyı örgütleyen heyecanlar insanlığın bütün çağlarında vardır.
  • Kolektif kaygının giderilmesi genellikle bir suçlunun belirlenmesiyle gerçekleşir. Hemen her devletin olağan şüpheliler’i vardır.
  • Önce devletin, sonra toplumun günah keçisi olan ve en çok şiddete maruz kalan olağan şüpheliler, korkunun asıl kaynağının aradan sıyrılmasına yararlar.
  • 6-7 Eylül 1955 olaylarında hükumetin ilk tepkisi yağmanın sorumluluğunu komünistlere yıkmak olmuştu. 7 Eylül 1955’te 45 ‘tescilli’ komünist adliyeye getirildi, bunlardan 19’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında ünlü isimler vardı. Aralık ayına gelindiğinde, hükümet suçlamalardan vazgeçmek ve tutukluları salıvermek zorunda kalacaktı. Türkiye’nin olağan şüphelileri hep komünistler, ABD’ninki ise zenciler olmuştur.
Kızıl Lenin, Banksy, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Kızıl Lenin, Banksy, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • 2017 yılında ABD’de siyahilere yönelik artan şiddet olaylarına karşı Ulusal Futbol Ligi oyuncularının milli marşta diz çökme protestosu yaptığı basında yer almıştı.
  • Olağan şüpheliler genellikle ülkelere ve zamana göre değişkenlik gösterir: Keşmir’de kaliteli bot giyenlerin militan diye gözaltına alındığı; Pol Pot döneminde Kamboçya’da gözlük takanların entelektüel sayılıp öldürüldüğü; saç-sakal-bıyık kombinasyonunun, kot pantolon giymenin politik görüşe işaret ettiğinin düşünüldüğü görülmüştür.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 324|Çağdaş Sinema 1

  • 1990’lı yılların film kuramındaki en çarpıcı gelişmeler cinsiyet çalışmaları alanında olmuştur. Erkeklikleri hiçbir şekilde sorgulanmayan aktörler için yaratılmış toplumsal imgenin altına gizlenmiş biseksüel ögeler bulunmuş; bütün erkeksilik gösterilerinin temelde histerik olduğu savunulmuş; aslında hiç kimsenin erkek ya da kadın olmadığını öne süren kuramcılar ortaya çıkmış, bu tezleri destekleyen çalışmalar yapılarak toplumsal cinsiyet kavramına ağır eleştiriler getirilmiştir. Çalışmalar, sınıf ve ırk konularını da içermiştir.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) sinema tarihini iki döneme ayırır. Yönetmenlerin, mekan ve film kişilerinin seçiminin, kameranın hareketinin, izleyicinin genel hikayeye ve kahramanlara hakim olduğu bakışın İkinci Dünya Savaşı sonrasında değiştiğini, klasik sinemanın bitip modern sinemanın başladığını söyler. Yeni sinema ile mevcut algı kalıplarının ve duyum şemalarının bozulduğuna, yönetmen kadar seyircinin de katılımıyla yeni bir gerçekliğin doğduğuna işaret eder. Sabit duran kameraya çerçeve dışından, bakışın erişemediği yerlerden sesler karışır. Çerçeve içerisindekiler, dışarısıyla beraber varlık kazanırlar; geçmiş ve gelecek şimdiyle buluşur, dışarıda duranı da çerçeveye katar. Yeryüzünün hareketi uzamda bir dördüncü boyut açar. Sesin yanında resim de kararsızlaşır, resimler ve sesler organik ilkeden uzaklaşarak olayın, duygunun, bakışın, duyuların kaynağını başka bir zaman ve uzama taşırlar. Hareketi nesneler ve varlıklar değil, renklerin, ışığın, sesin değişen tonları, yoğunluğu ve gücü verir. Deleuze’e göre, Dreyer, Rohmer ve Bresson’un filmlerinde tinsel beşinci boyut ta görünür olur. Deleuze’e göre, Alain Resnais ve Stanley Kubrick gibi yönetmenler beyin sinemasını temsil ederler; bedensel dramanın bozduğu dünya, beyin sineması ile yeniden inşa edilir; dünya üzerine yapay beyinler yerleştirilerek, yeni yaratıcılık olasılıkları, yeni hareket biçimleri yaratılır. Hitchcock, iki sinema geleneğini olduğu kadar, Amerikan ve Avrupa sinema yaklaşımları arasında da geçişim sağlar. Olayların nedenleri çerçevenin ötesinde, dışarıdadır, nedensiz yere cürüm işleyen kuşlar söz konusudur.
Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü. Fotoğraf: perspectiva.com.gt

Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü.
Fotoğraf: perspectiva.com.gt

  • Paul Verhoeven’in 1990 yılında yönettiği distopyaGerçeğe Çağrı’da (Total Recall) bir şirket, beynimize ideal bir tatilin anılarını yerleştirmeyi önerir. İnsanın gerçekten bir yere gitmesi gerekmez. Yolculuk anılarını elde etmek çok daha kolay ve ucuzdur. Aynı mantığın bir başka versiyonu arzu edilen tatili sanal gerçeklikte deneyimlemek olurdu; asıl önemi olan şey deneyim olduğuna göre, neden, gerçeklik aracılığıyla dolanıp durmak yerine, sadece deneyimi aramayalım? Burada Lacancı üçleme Gerçek, Simgesel, İmgesel uygulamadadır. Filmin 2012 yılında devamı çekilmiştir.
  • Çağdaş Dönem’de yaşanan seri cinayet popülaritesine en iyi örneklerden biri Ridley Scott‘un yönetmenliğini üstlendiği 1991 yapımı Kuzuların Sessizliği filmidir. Devam filmleri de çekilmiştir.
  • David Lynch, tek tür olan filmleri sevmediğini,bu nedenle 1997 yılında çektiği Kayıp Otoban adlı filmindebiraz polisiye,biraz korku filmi, ama esas olarak bir gizem filmi çekerek bir tür birleşim yaptığını belirtmiştir.
  • Olağan Şüpheliler (Bryan Singer, 1995), Kayıp Otoban (David Lynch, 1997), Kaybedenler (Oliver Stone, 1997), Becerikli Bay Ripley (Anthony Minghella, 1999) Neo Noir filmlerden bazılarıdır. Coen Kardeşler’in filmleri de bu tür içinde düşünülür. Neo Noir, bilimkurgunun da içine yerleşmiştir.
  • Önceleri distopya büyükşehirde geçerdi ve genel bir dünya tasavvuru işlenirdi. 1990’lardan sonra distopya banliyöye taşındı ve feminizm, ekoloji gibi konular işlenir oldu.
  • Diktatör Franco 1975 yılında öldükten sonra özgür İspanyol filmciler dünya sahnesine çıktı. İlk filmini 1980 yılında çeken, alaylı yönetmen Pedro Almodovar (1949-) Çağdaş Dönemin pop ikonu oldu. Almodovar, yerleşik melodram kodlarına uygun ama türün muhafazakar kalıplarını kıran, kodlarını saptıran; kadın olma hali ile cinsellikle ilgili, cinsel rolü sorgulayan, cinsellik üzerinden politika yapan filmler çekiyor.

 

 

Kara Film / Film Noir

Double Indemnity-Çifte Tazminat, Billy Wilder, 1944.

Double Indemnity-Çifte Tazminat, Billy Wilder, 1944.

  • 1940’ların sonu, 1950’lerin başında ortaya çıkan film noir, kısmen detektif öyküsü, kısmen ganster, kısmen de kent melodramı olan, karanlık ve karamsar film türüdür. Sokaklardaki yaşamı, suçu, tutkuyu, şiddeti konu alır. Savaş ertesinin karanlığını, çıkışsızlığını, karmaşasını ve rahatsızlığını yansıtır. Bir dönemin sıkıntısı, bir dönemin travması bu filmlerin hem kişilerinde, hem de tonlarında hayat bulur.
  • Amerikan film endüstrisinde ortaya çıkan türün adı, Serie Noir adlı kitap dizilerinden ilhamla Fransız bir sinema eleştirmeni tarafından konmuştur.
  • Görsel ve tematik benzerlikler, yönetmenleri, kült oyuncuları, klişeleri ile film noir bir türdür. Öte yandan, 40’lar ve 50’lere özgü olması, özgün dünya algılayışı, örneklerinin sadece Amerika’dan çıkmış olması acaba bir akım mı sorusunu akla getirse de Hollywood’un 1970’lerin başına kadar tanımlamadan habersiz oluşu, yönetmenlerin ortak bir dil yaratma çabası içinde olmamaları kara filmin bir akım olmadığını bize gösteriyor. Bazı eleştirmenler için ise film noir belli bir halin adıdır.
  • Türün Malta Şahini-John Huston,1941 ile başladığı, Bitmeyen Balayı-Orson Welles, 1958 ile bittiği varsayılır.
  • Amerika Birleşik Devletleri’nde tür filmleri genelde popüler edebiyattan beslenir.
  • Kara filmler de hard boiled denen edebiyattan beslenmiştir (Türkçesini bulamadım). Bu edebiyat türünde adalet takıntısı vardır. Adaleti sorgular, eleştirir ve adaletin tecelli etmesi beklenmez. Çünkü adaletin tüm elemanları, siyasiler, yargıçlar, savcılar, polisler de toplumsal yozlaşmadan paylarına düşeni almış, en az suçlular kadar ahlaken bozulmuşlardır. Romanın ana karakterinin -genellikle dedektifin- başına gelen beklenmedik şekilde birbirine bağlı olaylar zinciri sonrası, karakter kendini açmazlarda, çıkmazlarda bulur. O da ahlaken bozulduğunu farkeder. Bolca kadınların kucağına düşer, fırsatını bulduğu anda herhangi bir kadınla yatabilir, yine bir veya bir kaç kadına karşı sürekli arzuludur, ondan bahseder, oysa öykülerin sonunda bu kadınları ya yüzüstü bırakır, ya tam istediği hale getirmiş, yatağa çırılçıplak uzandırmışken bırakır gider, ya kadın ortadan kaybolur, ölür veya hapse atılır. Bu haliyle de “noir”  denen tarzın, yani, kötümser, karanlık ve eleştirel yapının temsilcisi olur hard boiled yazın. 1930’lar ve 1940’larda yazılan  Mickey Spillane tarafından yaratılan Mike Hammer tiplemesi, Dashiell Hammett romanları (Malta Şahini), James Cain romanları (Postacı Kapıyı İki Kere Çalar), Raymond Chandler romanları (Büyük Uyku) gibi.
  •  Amerikan toplumundaki savaş sonrası karamsarlığının etkisinde şekillenmiş, yeraltı kültürünün temsil edildiği türdür kara filmler.
  • Film noir’lar Fransız Şiirsel Gerçekçiliği’nden de etkilenmiştir.
  • 1940’larda  Freud’un teorilerinin  popüler olmasıyla filmlerde de karakterlerin davranışlarının altında yatan saikler araştırılır oldu, filmlerde Freudyen görünümler yer aldı.
  • Film noir, öteki-ben üzerine getirdiği söylem ve açılımla beyaz perdenin öteki-ben’idir.
  • Ben’in özgürleşmesi için Freud’un çabaları, kara filmlere dış ses, öznel kamera kullanımı ile bireyin tutkularını saklamaması, bastırmaması, susmaması ile yansır. Film noir, bilinçaltını beyaz perdeye yansıtır.
  • Film noir kamera kullanımında öncülük etmiş, geleneksel dünyaya açılan pencerenin seyirciye sunduğu toplumsallaşmış bakışın yerine öznel kamera kullanımıyla bireyin bakışını getirmiştir. Seyircinin dikkati, algısı bu öznel kamera ile yönlendirilir. Film noir’ın tüm düğümleri bakışlarla atılır. Öznel kamera kullanımı tek bir gerçeklik olmadığını vurgular. Gerçeklik, yoruma ve eleştiriye açıktır. Bakış açılarının her biri bir başka gerçekliktir.
  • Aynı dönemde, Amerikalıları etkileyen bir de varoluşçuluk vardı. Varoluşçu düşünceyi kara film çeken yönetmenler kahramanlarındaki olumsuzluklar, yabancılaşmalarla, imgelerle anlattılar.
  • Kara filmler, kamusal bakışın egemenliğine son verdikleri için, yeni ve daha dürüst bir bakış açısı getirdikleri için önemlidirler.
  • Kara filmler yaşamın her zaman görünmeyen, gözümüzden kaçan bir yönü olduğunu bize gösterir.
  • Kara filmlerde kahramanlar ne tam siyah, ne de tam beyazdırlar. Bu grilik yüzünden kahramandan çok anti-kahramanlardır. Ne doğru, ne yanlış  net olarak ayrılamaz. Anti-kahraman genelde erkektir.
  • Seyircinin  kahramanlar ile özdeşleşmesi değil, onun yanında duruyor olması istenir.
  •  Kara filmlerde seyirci filmin sonunu merak etmekten çok, kahramanın yıkımını izler.
  • Görsellik anlamında dışavurumcu etkiler, ışık-gölge oyunları, çarpıtılmış çerçeveler, karanlık ve yağmurlu şehir sokakları, izole özel alanlar, anlatımda geriye dönüşler, sigara dumanı, sis, izbe otel odaları, barlar kara filmin vazgeçilmez unsurlardır. Işık-gölge oyunları ile resim sanatının filmleştirilmeye, ya da filmin resimleştirilmeye çalışıldığı bir dönemdir.
  • Gece çekimleri, gündüzleyin kameraya filtre takılıp gece efekti yaratılırken, kara filmde çekimler gece yapıldı.
  • Dış çekimler de stüdyoda yapılırken, kara filmde çekimler dış mekanda yapıldı. (İtalyan Yeni Gerçekçilik’te de çekimler dış mekanda yapıldı, ama bu, başka bir yazının konusu.)
  • Kara filmde, kötü kadın ( femme fatale -çekici, felakete sürükleyen kadın), iyi kız (apple-pie making girl), kötü adam ve üst ses mutlaka olur.
  • Suça teşvik eden kötü kadın rolünü genelde B grubu artistler oynar, çünkü A grubu  genelde ‘kötü’yü oynamak istemez.
  • Femme fatale, filmde ilk göründüğünde açık renk giysi giyer, film ilerledikçe giysi renkleri koyulur.
  • Femme fatale’ın sahneleri genelde kapalı mekandadır. Bir film noir klasiği olarak her zaman yüzünün bir yanı gölgede kalır.
  • Femme fatale, anti-kahramanı ve seyirciyi kontrol eder, sistem onu değiştirmez, ağlatır ama öldürmez. Hükmedilemeyecek bir doğadır: Kendisinden başkasını sevmez, hiç kimsenin kadını olmaz.
  • İyi kız’ın çekimleri daha çok açık havada yapılır.
  • Konuşmalarda, devrin özelliğine parelel olarak teknolojik terimler kullanılır.
  • Üst ses (voice over) erkek sesidir. Hikayeyi erkek değerlendirir. Kadın sesi pek kullanılmaz. Zaman zaman araya giren bu ses, anlatıcının zihin gözüdür. Film noir, geleneksel anlatının aksine bireysel sesi açığa çıkararak, ortaklaşa gerçekliğin karşısına öznel gerçekliği koyar. Bireyin başkaldırısı bu dış sesle kendisini duyurur. Önemsenen, toplumsal ideallerin değil, bireyin tutkularının anlatılmasıdır. Hikaye, birinci tekil şahıs ağzından anlatılarak,  gerçekçilik izlenimi güçlendirilir. Kara filmlerdeki bu gerçekçilik anlayışı, Savaş sonrası İtalyan Yeni Gerçekçiliği için de esin kaynağı olmuştur.
  • Bu filmlerde felakete yol açanın kadın olması,  gücünü cinselliğinden alması, hikayeyi bir erkeğin yorumlamasının tercih edilmesi feministleri kızdıran unsurlardır.
  • Film noir, gerçeküstücü sinemaya   giden yolda atılmış bir adımdır.
  • 1947’den sonra, McCarthy dönemi ile kara film çeken yönetmenlere müdahale arttı.
  • Orson Welles- Şangaylı Kadın, 1946, Bitmeyen Balayı, 1958; Charles Vidor-Gilda, 1946; Howard Hawks- Büyük Uyku, 1946; Fritz Lang -Ölüm Korkusu, 1953, Penceredeki Kadın, 1945; Billy Wilder -Çifte Tazminat, 1944, Sunset Bulvarı,1950; Otto Preminger- Laura, 1944; Robert Aldrich- Öp Beni Öldüresiye, 1955 kara film örnekleridir.
  • Fransız Yeni Dalgası’nda noir tonu olan filmler yapılmıştır. François Truffaut-Piyanisti Vurun, 1960; Jean-Luc Godard-Bande a Part, 1964, Alphaville, 1965 gibi.
  • Sadece 1940’lar ve ‘50’lerde yapılan, bu özellikleri taşıyan filmlere film noir deniyor. Bu özellikleri taşıyan ama, 1970’lerden sonra yapılmış benzerlerine neo-noir deniyor.
  • Neo-noir’ların belirgin bir görsel üslubu, mizansenleri, anlatım stratejileri yoktur. Özellikleri yönetmenine, dönemine, ele aldığı konuya göre farklılık gösterir. Vietnam yenilgisi, Watergate skandalı, 1975 resesyonunun yol açtığı kimlik bunalımları, ahlaki yargı mekanizmalarının işlemez hale gelişi ile neo-noir’larda kent de insanlar da çürümüştür. Sadece insanlar ve kurumlar değil, tüm sistem ve kent tehdit edici hale gelmiştir.
  • Neo-noir karakterleri şiddeti tekrar tekrar yaratırlar, bildikleri tek iletişim yolu budur.
  • Neo-noir’larda femme fatale ya hiç yoktur, ya da kontrolü tamamen ele geçirmiştir. Güçlü bir rakip değil, kazanma olasılığı çok fazla olan bir düşmandır. İktidar mücadelesi neo-noir’larda kadının üstünlüğü ile sonuçlanır olmuştur. Cinselliği artık aktiftir. Erkek femme fatale’den hem korkar, hem de onu arzular. Klasik femme fatale zihinsel olarak cinsel aktiviteye girmeyerek, postmodern fatale’ler ise cinselliği sado-mazoşist oyunlar haline getirerek erkek karakterin planlarını bozar.
  • Anthony Minghella -Yetenekli Bay Ripley,1999; Robert Altman-The Long Goodbye, 1973; Roman Polanski-Çin Mahallesi, 1974; Martin Scorsese-Taksi Şoförü, 1976; Lawrence Kasdan-Vücut Isısı, 1981; Bryan Singer -Olağan Şüpheliler, 1995; David Lynch -Kayıp Otoban, 1997; Oliver Stone -Kaybedenler, 1997; Coen Kardeşler filmleri neo-noir filmlerine örnek olarak sayılabilir.
  • Zaman içinde bilimkurgu filmlerine de kara film özellikleri yerleştirildi.
  • 80’lerden sonra film noir etkilerini televizyon ve bilgisayar oyunlarında da göstermeye başladı.
  • David Lynch-Mavi Kadife, 1986 ve Paul Verhoeven-Temel İçgüdü,1992 noir tonlarının postmodern örnekleridir.
  •  Ridley Scott -Bıçak Sırtı, 1982; James Cameron –Terminatör, 1984; Alex Proyas-Gizemli Şehir, 1998  future noir veya tech-noir örneklerdir.

Bugünlerde kara filmleri daha çok seyretmek gerek.

The Big Combo, Joseph Lewis,1955.

The Big Combo, Joseph Lewis,1955.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Bir Film Nasıl Okunur?, James Monaco, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 2002.
  • Beyaz Perdenin Karanlık Yüzü: Film Noir, Hakan Savaş.
  • Film Noir, Neo- Noir, Noir’ın Tonları, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi Kitapçığı, Güçsal Pusar, Deniz Burga, Alptekin Uzel, Elif Şendur, T. Balca Arda makaleleri, 2004.
  • Nadir Öperli ders notları.