Etiket arşivi: Odysseus

James Joyce 7

Dublin’de James Joyce Center’dan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dublin’de James Joyce Center’dan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ulysses’i 8, Finnegan Uyanması’nı 17 yılda yazdı.
  • Paris’te Odéon’da, “Ulysses, 1922’de bu evde baskıya verildi” yazılı mermer bir levha vardır.
  • Eserin ilk ve son kelimesi “Evet”tir. Eser Bloom’u düşünerek başlar ve Bloom’u düşünerek biter.
  • Enis Batur’un değerlendirmesine göre Ulysses, tek başına “kültür devrimi” etkisi yaratmış bir romandır.
  • Dili kronolojik anlatının tutsaklığından kurtarıp bir sözcük ya da ifadeyle birkaç zamanı birden yakalamak iddiasındaki en ünlü modernist yazar kuşkusuz James Joyce, yapıt ise Ulysses’tir. Joyce bu yapıtında mitik zamanla güncel zaman arasındaki gerilimi vurgulamış, bir tümcede birden fazla zamanı temsil etmeyi denemiştir.
  • Yazıyla temsil ile şekille temsil arasındaki farkın yazıda kapatılıp kapatılamayacağını deneyen Joyce, Sirenler bölümünde bu ayrımı sesle görselliği birleştirdiği bir dil yaratarak aşmayı dener. Sesler, renkler ve şekilleri temsil eder. Circe bölümünde ise benzer bir tekniği müzikten değil tiyatrodan yararlanarak kullanır. Joyce’un en büyük özelliği belki de dilin olanaklarını sonuna dek zorlamasıdır.
  • Ulysses bugüne dek yayımlanmış olan romanlar arasında, üzerinde en fazla deneme ve eleştiri yazısı yayımlanan, en çok inceleme konusu edilen yapıt olmuştur. Kendisi de “İçine çok bilmece koydum, asırlarca tartışacaklar, böylece ölümsüz olacağım,” demiştir.
  • Eser, 16 Haziran 1904 tarihinde Dublin’de yaşayan alt-orta sınıftan kişilerin, on sekiz saat  boyunca neler yaptıklarını, neler düşündüklerini anlatmıştır.
  • 16 Haziran, Joyce’severler tarafından Bloom Günü (Bloomsday) olarak adlandırılır. Bloomsday, Ulysses’in ana karakteri Leopold Bloom’un adından gelir ve kitaptaki bütün olayların geçtiği gündür.
  • Ulysses, Homeros’un Odysseus’u gibi bir yolculuktur. Odysseus bir Akdeniz yolculuğuydu, Ulysses ise tinsel bir yolculuktur. Odysseus’un izleği 1904’ün Dublin’ine uyarlanmıştır. Başkahraman Dublin’dir.
  • Eser üç ana bölümden (Telemachia, Odyssey ile Nastos) ve 18 ara bölümden oluşur.
  • Romanın kurgusu titizlikle planlanmıştır ve 18 bölümün Odysseus’ta bir karşılığı vardır.
  • Bu 18 bölümde yazılanları nerede ve saat kaçta geçtiği, hangi organa ve sanata/bilime tekabül ettiği, hangi rengi yansıttığı, simgesinin ne olacağı ve söz konusu bölümde hangi anlatım tekniğinin kullanıldığı gibi pek çok farklı açıdan incelemek gerekir.
  • Ulysses anti-epik özellikler barındırır: Odysseus’daki on yıllık mitolojik yolculuk bir günün on sekiz saatine sığdırılmıştır; epik eserdeki yüce olaylar, natüralist bir dille anlatılan sıradan olaylara dönüşmüştür; Odysseus’daki tarih, kahramanlık, şeref ve iffet gibi geleneksel değerler Ulysses’te geçerliliğini yitirmiştir, burada sıradan kişilerin alelade yaşamlarını sürdürebilmeleri için tasarladıkları tümüyle yeni bir kahramanlık türü geçerlidir. Bloom, kahraman değil, anti-kahramandır. Epik biçim Ulysses’te hem yeniden kurulur, hem de alaya alınır.
  • Dublin, Bloom ve Dedalus kimliklerini ararlar.
  • Joyce her şeyi bize parça parça verir, anlamak için bizim parçaları birleştirmemiz lazımdır.
  • Esere natüralist metin olarak baktığımızda bize Dublin’in yaşamını, sokaklarını, meyhanelerini, kerhanelerini, otellerini, duraklarını, gazete basımevlerini, hastanelerini tanıtır. Önemli bir tarihi ve toplumsal dokümandır. Ayrıntılar ve gerçekçilik olağanüstüdür.

James Joyce kule ile plaj arasını yürümüş, saat tutmuştur.

  • Esere sembolik metin olarak baktığımızda Samuel Beckett’in söylemiyle Ulysses’te içerik biçimdir, kendisi konudur.
  • Ulysses devrik cümlelerle, bilmecelerle, kendi kendisiyle alay eden cümlelerle doludur.
  • Hem Ulysses’te hem de Finnegan Uyanması’nda Babil Kulesi önemli bir izlektir. Enis Batur, Ulysses’in bir kule olduğuna, eserde her şeyin Dublin’deki Martello Kulesi’nde başladığına ve yine orada bittiğine dikkat çeker.
  • Yeats sanata kule demiştir. Bu yüzden kule, sanatın sembolü olarak düşünülmektedir.
  • Almak, aldığını değerlendirip yeni bir ürün vermek anlamında yemek ve dışkı Joyce için önemlidir. Gübre, verimlilik demektir. Aldığından yeni ürün üretmek sanat üretimi ile özdeştir. Vücut salgılarından bahsetmek, tiksindirici olmak adına değil, dışavurumcu olmak adına yapılır.
  • James Joyce’un babası John Joyce’un, eserdeki Stephen Dedalus karakterinin prototipi; romandaki Martha Clifford adlı karakterin modelinin ise James Joyce’un kısa süreli bir macera yaşadığı Martha Fleischmann olduğu düşünülür.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 218| Postmodern Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in (1928-1999) 1968 yılı yapımı 2001 Uzay Yolu Macerası (2001-A Space Odyssey), yaratılış ve insanın sonu ile ilgilenir. Filmde günün, hatta sonraki yılların bilimsel verilerine şaşılacak derecede uygun uzay araçları gösterilir. Uzay çağı, insanın ulaştığı teknolojik aşamanın kaçınılmaz bir uzantısıdır. Uzay gemileri, Johann Strauss’un Mavi Tuna ezgileri ile sunulur. Blok ayrılıklarının bulunmadığı, uluslar arası iş birliğine gidilen bir çağda geçer ve dolayısıyla insanlık için daha güven verici bir ortamdır. Film çekildiği tarihte insanoğlu Ay’a henüz ayak basmamıştır (1969). Uzay gemisini yöneten dev bilgisayarın insanlaştırılmış kişiliği, Freud’un öğretilerini anımsatır; film yeni bir Frankenstein öyküsüdür, insanoğlu yeniden kendi yarattığı canavara karşı savaşır. İnsanın, Doğa’nın veya Tanrı’nın en karmaşık yaratışlarından biri olan insan beynini kendisinin yeniden yaratmak istemesindeki cüret vurgulanır. Kubrick’in filme eklediği mizah duygusu ise yalnızca dehşeti arttırır. Film, soyut bir finalle, yoruma açık biçimde biter. Filmin her sahnesi kendi içinde anlamlıdır. Çok modern dekorlarla birlikte 16. Louis mobilya kullanılarak karmaşık bir estetik yaratılır. Ölüp, hemen ardından kahramanın dirilmesi teması ile gizemli taşın varlığı farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
  • Yine Stanley Kubrick’in 1971 yapımı, Anthony Burgess’in çağdaş toplumlarda şiddet ve pornografiye düşkünlüğün artmasını radikal, ama alegorik biçimde eleştiren romanından yola çıkan Otomatik Portakal adlı eseri dönemin anahtar filmlerinden biridir. Toplumların en önemli sorununun şiddet olduğu; sinema ve televizyonun, çoğunlukla şiddeti eleştirmek savıyla yola çıkıp onu yansıtan ve kullanan birer alana dönüştüğü yıllarda çekilmiştir. Biraz bilimkurgu, biraz Fütürizm, biraz korku filmi, kara mizah ve toplumsal eleştiri içeren bu yapıt, hem klasik hem de barok olması açısından tipik bir Kubrick filmi olarak değerlendirilmiştir. Film, şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike. Fotoğraf: hergunhdfilm.com

Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike.
Fotoğraf: hergunhdfilm.com

  • 1977 yılında ilki çekilen Yıldızlar Savaşı (Star Wars), “kapitalist sinemanın anıtı” olarak anılır. Sinema tarihinin o zamana kadar gerçekleşmiş en büyük hasılatını getiren, 175 milyon dolar, ilk filmin iki de devam filminin çekilmesi planlanırken 2015 yılında yedincisi gösterime girdi. Sinema tekniğinin, uzay maketlerinin, özel efektlerin olağanüstü düzeyde kullanıldığı ilk Star Wars ile George Lucas, kapanmanın eşiğine gelmiş 20. Century Fox’u yeniden multi-milyarder yaptığı gibi, can çekişen Hollywood’u da yeniden ayağa kaldırmıştır. İlk Yıldız Savaşları filmi, çoğu teknik dallarda altı Oscar almıştır. Star Wars, düşünce-dışı, felsefe-dışı, ideoloji-dışı bir filmdir. Filmin bazı sahnelerinde kullanılan The Wizard of Oz filminin hayvan kahramanları ile eski korku filmlerinin garip hayvanları karışımı ve serüven filmlerine özgü motiflerin kullanımıyla bazı sahneler tam bir parodidir. Dolby Stereo’nun (yüksek volümlü ses) ilk döneminde yapılan bu büyük popüler sanat örneği ve Amerikan sinemasının fetiş filmi, hayal gücünü ve fanteziyi kamçılayan büyüleyici başarısını, teknolojik açıdan giderek büyüyen bir toplumda anlam bulmakta zorluk çeken bir kültüre seslenerek elde etmiş olabilir. Film, hayatımıza bir anlam getirebileceğimizi savunur.
  • David Lynch’in (1946-), orta sınıf Amerikan ailesine takıntısı, Amerikan değerlerinin arkasındakileri gösterme isteği filmlerinde baskındır. Lynch, görünenin arkasındaki ile ilgilenir. Farklı zamanları aynı anda kullanarak, giriş-gelişme-sonuç bölümlerini karıştırarak anakronizm yaratır. Bu özelliklerin bariz olduğu ilk filmi Blue Velvet’tir (Mavi Kadife, 1986). Lynch, tüm filmlerinde sadece perdede görebileceğimiz hikayeler anlatmayı amaçlar.
  • Francis Ford Coppola (1939-), 1979 yapımı filmi Apocalypse Now (Kıyamet) ile Vietnam Savaşı için söylemek istediklerini mitler üzerinden söyler. Wim Wenders’ın eseri Paris-Teksas adlı filmde Hades’ten geri dönüş işlenirken, bu film, bir yeraltına iniş filmidir. Mitolojide yeraltına inenler, tekrar yeryüzüne çıkamazlar. Tanrıça olduğu için Persephone’yi saymazsak, yalnızca Odysseus, Aeneas, Orpheus, Herkül gibi kahramanlar bunu başarmıştır ve Martin Sheen de bir kahramandır.

 

 

Bizans İmparatorluğu 54 | Bizans’ta Mimari 4 Erken Dönem

İlk merkezi planlı kilise olma iddiasını taşıyan birkaç yer vardır. İlki, 512’de Suriye’nin Bosra şehrinde yapılmış ama kubbesi çökmüştür. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kilisenin Suriye’de Bosra yolu üzerinde El Ezra kasabasındaki Yunan Ortodoks Aya Yorgi bazilikası (515) olduğu söylenir. Aynı iddiada olan Aya Sofya’ya bu kilisenin örnek olduğu öne sürülür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İlk merkezi planlı kilise olma iddiasını taşıyan birkaç yer vardır. İlki, 512’de Suriye’nin Bosra şehrinde yapılmış ama kubbesi çökmüştür.
5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kilisenin Suriye’de Bosra yolu üzerinde El Ezra kasabasındaki Yunan Ortodoks Aya Yorgi bazilikası (515) olduğu söylenir. Aynı iddiada olan Aya Sofya’ya bu kilisenin örnek olduğu öne sürülür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans mimarisini üç  dönemde incelemek adettir : Erken, orta ve geç dönem.

 

Erken dönem, 6. – 9. yüzyıl arasına tarihlenir.

  • Aya Sofya’nın (532-537) ana planı sade ama ayrıntıları sofistikedir. Planının özellikleri, çok büyük olması, mermer oymalarının zenginliği ile Aya Sofya Bizans mimarisinin tacıdır. Tipik olarak erken Bizans kilisesi küçüktü. Binanın ana planı haç biçimi idi.
  • Bazen bazilika planının dışına çıkılmış, dairevi veya oktagonal planlar da kullanılmıştır. Erken dönemde bazı saraylardaki yuvarlak planlı yapıların kiliseye dönüştürülmesine rastlandığı gibi, doğrudan kilise olarak yapılmış yuvarlak planlı yapılara da rastlanır. Bu plana saray geleneğinin kaynaklık ettiği öne sürülmekte; bazı kaynaklar ise bu plandaki kiliselerin kökeninde erken devir martiryonları görmektedir.
  • Erken dönem Suriye bazilikalarında girişin üzerinde teras bulunurdu.
  • Erken devir Bizans kiliselerinde ruhban için yapılmış, basamaklı oturma yeri, sintronon, vardı.
  • Bazilika planlı ilk Bizans kiliseleri ahşap tavanlı idi. Yangın tehlikesi nedeniyle tonozlu çatı düzenine geçildi. Bu geçiş, tavan ve kubbelerin süslenmesini gerektirdi. Bu da, ikona, fresk ve mozaik sanatını geliştirdi. Erken Bizans dönemindeki bazilika tipli Ayios Prodromos (İmrahor Camii) gibi kiliselerden sonra 6. yüzyılda kubbeli kiliselere geçildi. İlk örneklerden biri Sergios ve Bakhos Kilisesi’nde (Küçük Ayasofya) görülen kubbedir ve dört köşe bir binanın üzerine oturtulmuştur. Bu yüzyılda kubbeli kiliseler ve kubbenin bazilika tipi binalara uygulanmasıyla kubbeli bazilika modeli ortaya çıktı. Bunun en büyük örneği Aya Sofya oldu. 6. yüzyıl yapıları arasında Justinyen’in yaptırdığı Havariyyun Kilisesi’ni de saymak gerekir. Hora Manastırı Kilisesi’nin (Kariye Müzesi) de geçmişi 6. yüzyıla kadar gider. Yapılan ilk kilise daha bitirilmeden 557 yılındaki depremde yıkılmıştır.
  • 5. yüzyıl ortalarında Konstantinopolis’teki saraylarda sigma biçimli bir portiko ve buradan girilen gösterişli bir kabul salonu kullanılmaktaydı.
  • Yarım yuvarlak kolonadlı avlu; bu avludan girilen yuvarlak, üzeri kubbe ile örtülü büyük bir kabul salonu, 5. yüzyılda Konstantinopolis’te üst düzey saray görevlilerinin saray planlarında yaygın olarak kullanılmıştı.
  • Justinyen, Neo Platonculuk’un yuvası olarak kabul ettiği Atina Üniversitesi’ni kapatmanın yanı sıra, paganlığın izlerini silmeyi amaçlayan bir başka eylem olarak görkemli Gorgon başlarını Yerebatan Sarnıcı’na gömdürmüştü.
  • 9. yüzyıldan itibaren haç biçimli kiliselerin yapımı başladı.
Yine bu dönem kiliselerde naosa birden çok giriş yapılırdı. L. Yazıcıoğlu tarafından yapılan Azize Euphemia Kilisesi’nin restitüsyonu. Fotoğraf:Khalkedon’lu (Kadıköy) Azize Euphemia ve Sultanahmet’teki Kilisesi.

Yine bu dönem kiliselerde naosa birden çok giriş yapılırdı. L. Yazıcıoğlu tarafından yapılan Azize Euphemia Kilisesi’nin restitüsyonu.
Fotoğraf:Khalkedon’lu (Kadıköy) Azize Euphemia ve Sultanahmet’teki Kilisesi.

Selanik Kalesi, taş ve sıra sıra tuğla ile örülerek yapılmış bir Erken Bizans yapısı. Erken dönem duvar tekniğine baktığımızda, duvarlar kalındır; zeminden yaklaşık 1.5 metreye kadar olan alt kısımları, birbirine demir ve kurşun kenetlerle tutturulmuş büyük kesme taş bloklardan inşa edilir; bazen bu blokların iç kısmı 1.5 m yüksekliğe kadar mermer levhalar ile kaplanır;  üst kısımlarda ise almaşıklı olarak tuğla ve daha küçük boyutlu taş sıraları kullanılır; büyük kesme taş bloklardan örülmüş olan ilk sıranın üzerinde 4x35x35 cm boyutlarındaki tuğlalardan birkaç sıra örülmüş bir şerit vardır. Bu tuğla sırasının üzerinde de yaklaşık 80 cm kadar yükseklikte, daha küçük boyutlu taştan örülmüş bir sıra, bunun üzerinde tekrar tuğladan yapılan örgü devam eder. Yapıların kubbe ve yarım kubbelerden oluşan üst kısımları ise tamamen tuğladan inşa edilmişlerdir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selanik Kalesi, taş ve sıra sıra tuğla ile örülerek yapılmış bir Erken Bizans yapısı.
Erken dönem duvar tekniğine baktığımızda, duvarlar kalındır; zeminden yaklaşık 1.5 metreye kadar olan alt kısımları, birbirine demir ve kurşun kenetlerle tutturulmuş büyük kesme taş bloklardan inşa edilir; bazen bu blokların iç kısmı 1.5 m yüksekliğe kadar mermer levhalar ile kaplanır; üst kısımlarda ise almaşıklı olarak tuğla ve daha küçük boyutlu taş sıraları kullanılır; büyük kesme taş bloklardan örülmüş olan ilk sıranın üzerinde 4x35x35 cm boyutlarındaki tuğlalardan birkaç sıra örülmüş bir şerit vardır. Bu tuğla sırasının üzerinde de yaklaşık 80 cm kadar yükseklikte, daha küçük boyutlu taştan örülmüş bir sıra, bunun üzerinde tekrar tuğladan yapılan örgü devam eder. Yapıların kubbe ve yarım kubbelerden oluşan üst kısımları ise tamamen tuğladan inşa edilmişlerdir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saraçhane kazılarında bulunan bu mermer kakmalı sütun, yeşil cam hamuru ve ametist kakmalıdır ve 524-527 yılları arasına tarihlenmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saraçhane kazılarında bulunan bu mermer kakmalı sütun, yeşil cam hamuru ve ametist kakmalıdır ve 524-527 yılları arasına tarihlenmektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

5. yüzyılın ikinci yarısı veya 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu mermer koç başlı sütun başlığı Mangan Bölgesi, Gülhane’de bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

5. yüzyılın ikinci yarısı veya 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu mermer koç başlı sütun başlığı Mangan Bölgesi, Gülhane’de bulunmuştur.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeuksippos Hamamı’nın yapımına 196 yılında Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından başlanır,  Büyük Konstantin (324-337) tarafından tamamlanır. Hamam çok sayıda antik heykel ile donatılır. Çevresindeki dükkanların geliri ile bakımı sağlanır. Yangın ve depremlerden sonra onarılır ama 8. yüzyıldan sonra hamam olarak kullanılmaz. Son dönemlere kadar hapishane ve ipek işleme atölyesi olarak kullanılmıştır. Thebai’li ozan Khristodoros, bir şiirinde Zeuksippos Hamamı’nın heykellerinden bahseder; Hekabe, Odysseus, Aiskhines ve Aristo’nun heykelleri olduğunu yazar. Kazı sırasında Hekabe ve Aiskhines yazıtlı kaideler bulununca bina kalıntılarının Zeuksippos Hamamı’na ait olduğu anlaşılmıştır. 4. yüzyıla tarihlenen Nereid kabartmalı mermer mimari levha parçası Zeuksippos Hamamı’na ait. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeuksippos Hamamı’nın yapımına 196 yılında Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından başlanır, Büyük Konstantin (324-337) tarafından tamamlanır. Hamam çok sayıda antik heykel ile donatılır. Çevresindeki dükkanların geliri ile bakımı sağlanır. Yangın ve depremlerden sonra onarılır ama 8. yüzyıldan sonra hamam olarak kullanılmaz. Son dönemlere kadar hapishane ve ipek işleme atölyesi olarak kullanılmıştır.
Thebai’li ozan Khristodoros, bir şiirinde Zeuksippos Hamamı’nın heykellerinden bahseder; Hekabe, Odysseus, Aiskhines ve Aristo’nun heykelleri olduğunu yazar. Kazı sırasında Hekabe ve Aiskhines yazıtlı kaideler bulununca bina kalıntılarının Zeuksippos Hamamı’na ait olduğu anlaşılmıştır.
4. yüzyıla tarihlenen Nereid kabartmalı mermer mimari levha parçası Zeuksippos Hamamı’na ait.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu