Etiket arşivi: Nil

Şiddet 10 | Ritüellerdeki Şiddet 2 |Kurban Olarak İnsan 1

  • Tanrıların bedenlenmişi olarak bakılan insanların kurban olarak seçilmesi pek çok yerde görülen bir uygulamaydı.
  • Eski Mısır’daki Osiris mitine göre ürünün kötü olmasını ve kıtlığın yeniden başlamasını önlemek için her yıl insan kurban edilirdi. Kurbanın cesedinin en az bir parçası yağmur büyüsü olarak ve Nil’in taşmasını önlemek amacıyla Nil Nehri’ne atılırdı.
  • Keltler toprağın verimini artırmak için sazdan dev tasvirler kurar (belki de onları bitki ruhu olarak düşündükleri için), suçluları, savaş esirlerini canlı olarak bunun içine koyup yakarlardı. Her beş yılda bir suçlular tanrılara kurban edilirdi. Kurban sayısı ne kadar yüksek olursa toprağın veriminin o kadar artacağı düşünülürdü.
  • Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin odak noktası kurban ayinleriydi.
  • Uganda’da, kral erişkin yaşa ulaşınca, iki ya da üçü dışında bütün erkek kardeşleri yakılır, diğerleri krallığı sürdürmek için saklanırdı.
  • Tanrı-kralın güçlerinin zayıfladığına inanıldığında öldürülür, bu insan-tanrının ruhunun kaybolması ve dünyanın da bu bozulmaya sürüklenmesi böylece önlenmiş olurdu.
  • Yüzü kırışan, saçı kırlaşan kralı öldürmek bir Zulu töresiydi.
Aztekler, tanrıları ve kurbanları. Fotoğraf: Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

Aztekler, tanrıları ve kurbanları.
Fotoğraf: Forum – Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

  • Eski Çin’deki Shang (MÖ 1600-1027) ve Chou (MÖ 1122-256) Hanedanları döneminde, köleler efendilerine ve hanımlarına ölümden sonraki hayatta hizmet etmek üzere diri diri gömülürlerdi.
  • Viking savaşçılarının, ölümden sonraki hayatta şeflerine eşlik etsin diye köle kızları kurban ettikleri düşünülüyor.
  • İnsanlar zayıf düşmeden ölürlerse, gelecek yaşamda ruhlarının taptaze ve güçlü olacağına inanılırdı. Fiji’de yaşlı erkeklerin kendi ölümlerine karar vermesi yaygındı. O zaman yakınları onu canlı canlı gömerlerdi. Yaşlı aile reisinin bu töreye uymaması ailesi için bir yüz karasıydı. Habeşistan’da yaşlının boğazının bir rahip tarafından kesilmesi, ruhunun kutsanmış kişilerin sarayına kabulü için bir garantiydi.
  • Bazı halklar ise kralı en canlı döneminde öldürmeyi yeğlerdi. Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde kral on iki yıl hüküm sürer sonra kendini kurban ederdi.
  • Bu inancı taşıyan yerlerde öldürülen kral, tanrı kimliğinde öldürülmektedir.
  • Batı Asya’nın Sami ırkları arasında kral, ulusal bir tehlike olduğunda kendi oğlunu halk adına kurban ederdi. Yahudiler arasında, büyük bir tehlike anında kentin ya da ulusun yöneticisinin, öç alıcı meleklere bir fidye olarak bütün halk adına kendi oğlunu kurban vermesi eski bir töreydi. Samiler arasında çocuklarını kurban etmek yalnızca krallara ait değildi; Fenikeliler en sevdikleri çocuklarından birini Baal’e kurban ederlerdi. Daha sonra çocuklar satın alıp kurban olarak yetiştirmek adet olmuştu. Çocukların, özellikle ilk çocukların tanrılara kurban edilmesi töresi, Samilere özgü değildi. New South Wales’de her kadının ilk doğan çocuğu dinsel bir törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi. Florida Kızılderilileri ilk erkek çocuklarını kurban ederdi. Doğu Afrika’da bir halk ilk doğan oğullarını kurban vermek zorundaydı. Ruslar, çoğunlukla ilk çocuklarını tanrı Perun’a kurban ederlerdi.
  • İnsan kurban etme ayininin Keltler, Tötonlar ve Slavlar tarafından uygulandığına kesin gözüyle bakılır.
  • Rodos’ta da her yıl Baal’e insan kurban verilirdi.

 

Libya 38 Kasr Libya

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış. Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi. Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor. Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış.
Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi.
Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor.
Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik  koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.  Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.
Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi).  1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi). 1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 34 Villa Silin 1

  • Leptis Magna gezimizi bitirdikten sonra Villa Silin’i gezdik. MS 2. yüzyıl yapısı olan bu villa gibi çevrede 50 Roma villasının kalıntısı varmış. O zamanlar Romalı zenginler burada ikinci bir ev yaptırırlarmış. Bu villayı özel izin ile gezmiştik.
20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı. Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı.
Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Afrika mozaiklerinin belli özellikleri vardır.
  • Afrika mozaikleri  İtalya’daki, genellikle siyah beyaz tesseralardan oluşan, mozaik tablolardan MS 2. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adım adım farklılaşmaya başladı. Çok renkli, konu ve stilde yaratıcı mozaikler üretildi. Çeşitli renklerde mermer, traverten, cam ve seramik tesseralar kullanıldı. Konuyu anlatma tarzı, perspektif, tasarım, geometrik formların mimariye uygulanışı Afrika’da farklılıklar gösterir. Afrika mozaiklerinin altın devrinin 4. yüzyıl olduğu kabul edilir.
  • Bazı temalar Roma Afrikası’nda çok sık tercih edilmiş, geometrik ve bitkisel motifler çok bol kullanılmıştır. Romalılar için Mısır verimli toprağın ülkesidir. Nil Nehri’nin ve kıyısındaki yerleşimlerin betimlemesi çok sık yapılmıştır.
  • Palmiye ağacının iki yanında resmedilmiş atlar sık işlenen konulardan biridir. Bu temanın tercih edilmesinde halkın at yarışlarına çok düşkün olmasının rol oynadığı düşünülüyor.
  • Hıristiyan Afrika’da mezar taşlarında da mozaik kullanılmıştır.
  • Mozaik tablolarda, Roma dönemi öncesi Afrika inançları ve günlük yaşamı da izler bırakmıştır.
  • Bazı uzmanlar, İslam ordularının kıtaya girmesi ile mozaik sanatçılarının Sicilya’ya geçtiğini, bu yüzden Afrika mozaik üretiminin 7. yüzyıldan sonra durduğunu öne sürerler. Oysa Tunus’taki Bardo Müzesi’nde İslam Dönemi mozaikleri bölümü vardır, Fatımi sarayında da geometrik desenli mozaik kullanılmış, Afrika’da mozaik üretimi 10. yüzyılda da devam etmiştir. Ancak bu üretimin sanatsal açıdan öncekilerle kıyaslanamayacağı düşünülüyor.
  • Afrika’daki mozaik üretimi Kartaca-İslam Ortaçağı arasındaki dönemde 15 asır devam etmiş, mozaik sanatçısı ve zanaatkarları en çok Kartaca şehrinden çıkmış, Afrikalı sanatçılar kendi stillerini tüm Akdeniz havzasına da yaymışlardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Kitap

Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen İtalyan sanatçı Massimo Giannoni’nin (1954-) favori konuları kitap evleri, tarihi kütüphaneler gibi sessiz alanlar ile dünya borsaları, şehir manzaraları gibi kaos, gürültü ve hareketi vurgulayan kompozisyonlardır. Kitaplar ve raflar ile kaosun içindeki sessizlik sanatçının ilgi alanıdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen İtalyan sanatçı Massimo Giannoni’nin (1954-) favori konuları kitap evleri, tarihi kütüphaneler gibi sessiz alanlar ile dünya borsaları, şehir manzaraları gibi kaos, gürültü ve hareketi vurgulayan kompozisyonlardır. Kitaplar ve raflar ile kaosun içindeki sessizlik sanatçının ilgi alanıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Yazının ilk maddi ortamları dikme taşlar, tabletler, kumaşlardır.
  • Eski Mısırlıların, Nil kıyılarında yetişen 2,5-3 m boyundaki otsu papirüs bitkisinden yaptıkları kağıda ve bu kağıtlara yazılmış elyazması metinlere papirüs dendi.
  • Yan yana yapıştırılmış ve bir çubuğun etrafına sarılmış elyazması sayfalara volumina/volumen dendi.
  • Romalı asillerin binlerce eserden oluşan zengin kütüphaneleri olduğu söylenir. Roma’da kütüphanelerin yanı sıra, kitapların rulo şeklinde satıldığı dükkanlar varmış. Bir kitap meraklısı, sipariş verir, kitapçı 15 gün sonra uğramasını söylermiş. Kitap sırf o kişi için özel olarak kopyalanırmış.
  • Barbarların defalarca Roma’ya gelişi ve şehri ateşe verme alışkanlıkları yüzünden, kitapları yerleştirecek güvenli bir yer bulmak istenince manastırlardan daha güvenli bir yer olmadığı düşünülmüş. Aynı zamanda, bazı kitapları kurtarmak, bazılarını ise kurtarmamak seçilmiş.
  • Roma İmparatorluğu’nda 1. ve 2. yüzyıllardan itibaren önce parşömen (tabaklanmış hayvan derisi), 13. yüzyıldan itibaren ise kağıttan yaprakların bir araya getirilmesiyle oluşan, kapağı olan, boyutu şimdiki kitaplara benzeyen elyazmasına kodeks dendi.
  • 15. yüzyılda, yani matbaanın başlangıç devrinde (beşikte) basılmış kitaplara incunabula (Latince beşik) dendi. 1450′de Johannes Gutenberg, ortağı Fust ile birlikte Almanya’nın Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini buldu. Matbaanın icadından 31 Aralık 1500 gecesine kadar basılmış bütün kitaplara incunabula, 1501’den itibaren basılmış olanlara post-incunabula denir. Bilinen ilk incunabula, toplam 1282 sayfa olan, iki ciltten oluşan, her sayfasında 42 satırlık iki sütun bulunan, hiçbir tarih taşımayan, en muhtemel basım tarihi 1452-1455 olan Kitabı Mukaddes’tir.
  • Basılan ilk kitaplar ciltlenmiş olarak satın alınmıyordu. Yaprak yaprak satın alıp sonradan ciltletmek gerekiyordu. Cilt, aynı kitabın iki nüshası arasında kayda değer bir fark yaratabiliyordu. Ciltlenmiş olarak satılan ilk kitapların, 17.-18. yüzyıllar arasında ortaya çıktığı sanılıyor.
  • İlk kitaplar çok pahalı olduğu için yalnızca kralların, prenslerin, zengin bankacıların edinebildikleri şeylerdi. Ama 15. yüzyıldan itibaren, ciltlenmemiş, kötü kağıt kullanılmış, ucuza satılan işporta malı kitaplar da olduğu biliniyor. Bu kitaplar, işportacıların küfelerinde bütün Avrupa’yı dolaşırdı.
  • Bazı bilginler, son derece nadir ve acilen ihtiyaç duydukları bir kitabın bulunduğu manastıra gitmek için Alpler’i, Manş’ı aşarlardı.
  • 16. yüzyılda, Venedikli bir matbaacı, taşıması çok daha kolay olan cep kitabını yapmayı akıl etti.
  • 19. yüzyılın büyük Parisli ciltçileri, her kitabı ciltlemeyi kabul etmezdi. Bazı ciltçilerde beş yıl sıra beklemek gerekirdi.
  • Umberto Eco’ya göre kitap, tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız. Bir kaşıktan daha iyi olacak bir kaşık yapamazsınız. E-kitap, basılı kitabın yerini alamaz.

Yararlanılan Kaynak

  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.