Etiket arşivi: Nika Ayaklanması

Bizans İmparatorluğu 122| Patrikhane 1

  • 381’de Konstantinopolis’te toplanan Konsil’de Konstantinopolis Kilisesi’ne Patriklik statüsü verilmiş ve Konstantinopolis Piskoposluğu (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılmış, iki makamın eşit haklar taşıdığı karara bağlanmıştı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis Patrikliği’nin ökümenik unvanını resmen tanıdı. Bu konsilde, Hıristiyan alemini beş yetki alanına bölen sıralamasında Konstantinopolis, başkent piskoposluğu olarak hepsinin üstüne çıkarılırken; Roma Kilisesi’ne muğlak bir öncelikten de bahis vardı. Bu önceliğin biçimsel mi, yoksa eylemsel mi olduğu tartışma konusu oldu.
  • Konstantinopolis Kilisesi, Roma’nın önceliğini salt tarihçesine dayalı protokolde birincilik olarak algılarken; Roma Kilisesi, tüm Hıristiyan aleminin öncülüğü olarak yorumluyordu.
  • Beş yönder Kilise’ye başpiskopos atama ve azletme yetkisi Konstantinopolis’teki imparatora aitti.
  • Papalık, 8. yüzyılda Büyük Konstantin’in Bağışı diye sunduğu vasiyet ile yetki engelini aştı ve 11. yüzyıla gelindiğinde dört Başpiskoposluğun üstünde bir temyiz makamı olma iddiasını taşıyordu.
  • Roma Kilisesi’nin, İsa’nın on iki havarisinden birincisi Petrus tarafından kurulduğu, Petrus’un Roma’da öldüğü ve gömüldüğü iddiası ile Papalık, Hıristiyanlığın beş Kilisesi’nden ilk sıradaki ve lideri olduğunu iddia ediyordu.
  • Roma Kilisesi, 451 yılındaki Khalkedon Konsili’nde kabul edilen Konstantinopolis Kilisesi’nin Resul Andreas tarafından kurulduğu kararını tanımamıştı. Dini jargonda, bir Havari/Resul tarafından kurulan kilise Apostolik oluyordu. Roma’ya göre, Konstantinopolis Kilisesi bir havari tarafından kurulmadığı için öncül olamazdı. Resul Andreas, Resul Petrus’un kardeşiydi.
Havari Aziz Andreas. Fotoğraf: bnr.bg

Havari Aziz Andreas.
Fotoğraf: bnr.bg

  • Doğu Slavlarının din değiştirmesi, Bizans Hıristiyanlığını, dolayısıyla patriğin nüfuz alanını genişletmişti.
  • Konstantinopolis Patrikliği, Yunanistan’dan Asya’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoks ahalisi başta; Ukrayna, Rusya, Belarus Slavları, Gürcü, Bulgar, Sırp, Makedon, Rumen gibi Ortodoks Kiliseleri, en üst makam olarak Konstantinopolis Patrikliği’nin otoritesine bağlıydılar. Bu cemaatlerin patrikleri ve kilise papazları, Konstantinopolis Patriği tarafından atanır ya da onaylanırdı.
  • 7. yüzyılda Konstantinopolis Patriği’nin görev alanı Antakya, Kudüs ve İskenderiye gibi, Araplar tarafından fethedilen Doğu patrikliklerini kapsamıyordu.
  • Patrikliğin önderliği imparatora ve imparatorluğa bağlıydı. Misyoner gönderilmesi gibi dini inisiyatifler patrik kadar imparatorların da yetki alanı içindeydi.
  •  13. yüzyıldan itibaren imparatorluğun parçalanması sırasında patriğin Büyük Kilisesi, Ortodoks dünyasının birliğini temsil etmeye başladı.
  • Şehrin Latinler tarafından işgal edildiği dönemde Konstantinopolis Patriklik Makamı da İznik’te yapılandı.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un Konstantinopolis’i Osmanlı’dan korumak için Papa’dan yardım istemesi; Konstantinopolis Patrikliği’nin 1448 yılında Papa’nın Floransa’da Katolik ve Ortodoks birliğini sağlamak amacıyla topladığı din kurultayına katılmasını fırsat bilen, Papa’nın otoritesini asla tanımayan Rusya, kendi patrikliğini otosefal, yani bağımsız ilan etti. Çarlık güçlendikçe, Rusların Ortodoksluğun koruyucusu olduğu tezi de güçlendi. Ortodoksluğun tarihsel merkezlerinden biri olmayan Moskova Patrikhanesi, kendisinin dünyadaki en büyük Ortodoks cemaate sahip olduğunu, Türk topraklarında kalmış bir kilisenin kendisine gerçek anlamda liderlik yapamayacağını öne sürüyordu.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un yeğeni Prenses Zoe Sofia, 1472 yılında Moskova Büyük Prensi İvan Vasilyeviç ile evlenince Paleologos Hanedanı Rusya’da devam ediyor, Üçüncü Roma Moskova’dır savı oluştu.
  • Bizans döneminde, patriğin ikametgahı Aya Sofya’nın güney cephesine bitişikti. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında Aya Sofya yanınca, Justinyen Aya Sofya’nın yapımı sırasında Patrikhane’yi Aya Sofya’nın batısındaki Theotokos Khalkoprateia Kilisesi’ne taşıtmıştır. Kilise yaklaşık 5 sene boyunca bu işlevi görmüştür. Kiliseden günümüze pek bir şey kalmamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 118| Bizans Sarayları 1 Büyük Saray 1

BÜYÜK SARAY
MAGNUM PLATIUM 1

  • Bizans’ta saray yapıları, Helenistik-Roma yapı gelenekleri doğrultusunda, destek duvarları ve tonozlu taşıyıcılar üzerinde yükselmekteydi.
  • Bizans sarayı, İsa’nın yeryüzündeki vekilinin ikametgahı olarak kabul edilirdi.
  • Saraylarda iki bölüm vardı: Andronitis-selamlık ve Ginakionitis-harem. Sarayın harem kısmında bir hadımlar ordusu çalışırdı. Haremağaları kilisede de önemli pozisyonlara yükselebilirdi, patrik olanları da vardı.
  • Büyük Saray, Hipodrom ile Marmara kıyısı arasında 100 bin metre karelik bir alanı kaplar. (Topkapı Sarayı bahçeleriyle beraber 700 bin metrekaredir).
  • Büyük Saray’ın yapımı Büyük Konstantin (324-337) tarafından başlatılır.
  • Büyük Saray için “saraylar topluluğu” denilebilir. Büyük Saray’ın karmaşık bir yapısı vardı: Holler, odalar, şapeller, kışlalar, hizmet binaları, avlulardan oluşan bir labirent olan Büyük Saray, Marmara Denizi’ne doğru bir dizi terasa yayılmıştı. Gelişimi ve planına dair belli olmayan pek çok şey vardır; sürekli yeni bilgilerle değişime uğrayan bir tablo sunar.
Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Büyük Saray birbirine eklenmiş bölümlerden oluşmaktaydı. Sarayın en önemli bölümleri, Khalke, Magnaura ve Daphne’dir. Önemli yapılardan biri de sahildeki Boukoleon Sarayı’dır.
  • Yıkılan yapıların onarımı sırasında ve yeni eklemeler nedeniyle saray ilk düzgün planını zamanla kaybeder, ayrı bir karakter kazanır.
  • İmparator I. Theodosius 382 yılında Belgrat Ormanları’ndan şehre su taşıyan yeni bir hat ekletmiş; İmparator II. Theodosius (408-450) zamanında su kemerleri suyu, Zeuksippos Hamamları’na ve Büyük Saray’a dağıtmıştır.
  • Büyük Saray bölgesinin, 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Tunç kapı, Magnaura ve Aya Sofya arasına, sarayı imparator kilisesine bağlayan çift katlı sütunlu galeriler, stoalar yerleştirilir. Bu dönemde revaklı avlu ve tören salonu daha görkemli bir üslupta inşa edilir. Sütunlu salonlarına çok renkli mozaik tabanlar döşenir. Sarayın güneybatı yamacının kıyıya doğru inen en alt üç terası da binalarla kaplanır. Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios, Aya Sofya’nın yapımında çalıştıkları gibi Büyük Saray’ın inşasında da görev alır.
  • Justinyen, Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak için 542 yılında, 80 bin metreküp su alabilen Yerebatan Sarnıcı’nı yaptırmıştır. Sarnıcın su gereksinimi Belgrat Ormanları’ndan karşılanmıştır.
  • 6. yüzyılda Çatladıkapı ve Cankurtaran çevresi de saraya ilave edilir.
  • Büyük Saray’ın bahçesinde mesokopion denen, birbirine geçen havuzlar vardı ve imparator bahçede yürüdükçe havuzlardan havuzlara su geçerdi, denir.
  • İmparator ve imparatoriçenin yatak odasının tavanı altın renkli yıldızlarla kaplı olurdu. Döşeme, mozaik idi.
  • Yoksulluk içinde geçen 7. ve 8. yüzyıllarda bile Büyük Saray’a ilaveler yapıldı. 1195 yılına kadar eklemeler devam etti.
  • Büyük Saray’daki ihtişam, 10. yüzyılda “Altın kaplamalı bronz bir ağaç, imparatorun tahtının yanında duruyordu ve mineli altın kuşlar, dallarında gerçek kuşlar gibi ötmekte, tavus kuşları kuyruklarını açmaktaydılar. Taht, yerden yüksekte, çok büyük boyutlardaydı.  Altın kaplama aslanlar, ağızlarını açıp dillerini oynatarak kükreme sesi çıkartıyorlardı. Taht, tavana kadar yükselebiliyordu” diye Konstantinopolis’e iki kez Kutsal Roma Germen İmparatoru I. Otto’nun elçisi olarak gelmiş Cremonalı tarihçi, yazar ve rahip Liudprand tarafından anlatılmıştı. Liudprand’ın en önemli eseri Bizans notlarıydı.
  • Binaların olası planlarının çıkarılmasında yararlanılanlar çoğunlukla yamaçtaki terasların destek yapıları veya tek tek mimari birimlerdir. 1930’larda yürütülen İngiliz kazılarında saraylar bölgesinin orta terası üzerinde büyük, peristilli bir avlu, avluyla aynı eksende oturtulmuş apsisli bir salon ve bunların etrafında geniş bir yapılar topluluğu ortaya çıkartılmıştı. Bu üniteler, destek yapıları ve yapay teraslar üzerine oturtulmuştu. Korint sütunuyla bezenmiş revakların derinliği 9 metreyi bulmaktaydı.
  • Revaklı avlu ve avluyla aynı eksende yerleştirilmiş tören salonu, Antik Dönem’in anıtsal yapı ögelerindendir. Bu düzen hem Helenistik-Roma sarayları, hem de İmparator ve soylulara ait kent ve kır evlerinde karşımıza çıkar. Roma saray yapıları geleneği Bizans’ta da yaşatılmıştır.
  • Revaklı avlu ve tören salonunun, Aya Sofya ve Aya İrini kiliselerinin eksenleri çakışmaktadır.
  • Büyük Saray’ın içeriği ve yaşantısı hakkındaki bilgiler İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un (913-959) yazdığı Törenler Kitabı’ndan öğrenilir.
  • Büyük Saray duvarlarla kentten ayrıldığı gibi, kent yaşamıyla çeşitli yollardan bütünleşmişti de: Tören alayları, kabul törenleriyle; saray kompleksinin kenarındaki hukuk mahkemeleri ve bakanlıklara akan davacılar ve dilekçecilerle; resmi ya da aristokratik ağ aracılığıyla.
A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu. Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

  • Saraya ait yeni yapıların varlığı kriz ve değişim zamanlarında kesintiye uğramış olsa da, eskilerinin bakımı sağlanmış ve Saray’ın canlılığı korunmuştu.
  • Büyük Saray’ın Kremlin’in selefi olduğu düşünülür.
  • İmparatorlar 11. yüzyıl sonunda Büyük Saray’ı terk ederek Ayvansaray bölgesindeki Vlaherna/Blakhernai Sarayı’na taşınırlar. Bu değişikliğin Büyük Saray’da yaşanmış kötü olayların anısından kaçmak ve kötü geleneklerden kurtulmak için yapıldığı düşünülüyor. Terk edilen yapıların değerli yapı malzemeleri sökülerek başka yapılarda kullanılırdı.
  • Eski saray, ardiye, cephanelik, kışla olarak kullanılmaya başlandı. Sarayın yeraltı dehlizleri 14. ve 15. yüzyıllarda zindan olarak kullanıldı.
  • Fatih, şehre girene kadar Büyük Saray’dan geriye çok az şey kalmıştı; Fatih şehri  aldığında Büyük Saray harabe halindeydi.
  • Saray kalıntılarının büyük bölümü, Osmanlı Dönemi yapılarının metrelerce altında, toprağa gömülüdür.
  • 16. yüzyılın başlarında sarayın kalıntıları üzerine Osmanlı vezirlerinin konakları inşa edilir. Sokullu Mehmet Paşa’nın konağı da buradaydı.
  • Büyük Saray’ın büyük bölümü 1919 yılında inşaatı biten Sultanahmet Cezaevi’nin altında kalmıştır. Burası günümüzde Four Seasons Oteli’dir. Otelin yakınında birkaç yapı kalıntısından başka hiçbir iz yoktur. Ayrıca Sultanahmet Arastası ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi de bu sarayın kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

 

Bizans İmparatorluğu 58 | Bizans’ta Mozaik 1

  • Mozaik bir Roma geleneğidir. Küçük cam ve taş parçaları mozaiği oluştururdu.
  • 6. yüzyıl sonunda, 50 yıllık aradan sonra, Bizans etkisi ile Roma’da mozaik kullanımı tekrar başladı.
  • Mozaik özel villaların yer döşemesinde ve duvarlarında, kiliselerin kubbelerinde ve pek çok yerde kullanılırdı.
  • Mozaikte uzaktan bakıldığında maksimum etkiyi yaratabilmek için kişiler ve manzaralar sade ve basit bir şekilde tasarlanırdı.
  • Renklerin çeşitli türleri kullanılırdı. Taşlar birbirlerinden küçük yükseklik farkları ile döşenerek ışığı çeşitli açılardan almaları sağlanırdı.
  • Tessera denen küçük parçaların yan yana dizilmesi ile uygulanan bir tekniktir. Zeminde uygulandığında tesseralar taş ve mermerdir. 3. yüzyıldan sonra duvarda da uygulanmaya başlanır. Duvarda tessera olarak genelde cam kullanılmıştır.
Ravenna’da, Galla Placidia 5. yüzyıl ortasında, kırmızı tuğladan inşa edilmiş, içi çok zengin mozaik ile kaplı, pencerelerindeki su mermerlerinden içeriye ışık alan bir mekandır. Ravenna’da, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış 8 anıt vardır. Bunlardan biri, Galla Placidia ( bir İmparator kızı, bir İmparator kardeşi ve bir İmparator annesidir) için inşa edilen anıt mezardır.    Yukarıda gördüğümüz İyi Çoban İsa tablosunda İsa, Apollon şeklinde betimlenmiştir. 6. yüzyılda da İsa, Apollon tipindedir. Bu mozaik tablo, dinginliği ve dengeli kompozisyonu ile İskenderiye Ekolü’ne dahildir. Antakya Ekolü kompozisyonları daha dramatik etkilidir. Fotoğraf:wikimedia.org

Ravenna’da, Galla Placidia 5. yüzyıl ortasında, kırmızı tuğladan inşa edilmiş, içi çok zengin mozaik ile kaplı, pencerelerindeki su mermerlerinden içeriye ışık alan bir mekandır.
Ravenna’da, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış 8 anıt vardır. Bunlardan biri, Galla Placidia ( bir İmparator kızı, bir İmparator kardeşi ve bir İmparator annesidir) için inşa edilen anıt mezardır.
Yukarıda gördüğümüz İyi Çoban İsa tablosunda İsa, Apollon şeklinde betimlenmiştir. 6. yüzyılda da İsa, Apollon tipindedir.
Bu mozaik tablo, dinginliği ve dengeli kompozisyonu ile İskenderiye Ekolü’ne dahildir.
Antakya Ekolü kompozisyonları daha dramatik etkilidir.
Fotoğraf:wikimedia.org

Ravenna’da, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış diğer bir eser ise 450 yılından hemen sonra inşa edilmiş Ortodokslar Vaftizhanesi veya Neon Vaftizhanesi’dir. Burayı bir süre Ariusçular ile Ortodokslar birlikte kullanmışlardır. Yukarıdaki mozaik tabloda, bir önceki tabloda da olduğu gibi, erken Hıristiyanlık betimlemelerinde görülen, Helenizm etkileri dikkat çekicidir. Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmekte olan İsa ve Yunan mitolojisinde erkek olan nehir tanrısı Okeanos tabloda kişiselleştirilmiş olarak betimlenmiştir. Ravenna’da, 500 yılı civarında, Ariusçu Gotların yaptığı Arienler Vaftizhanesi’nde de İsa’nın Şeria Nehri’ndeki (Ürdün Nehri) Vaftizi tablosu vardır, Okeanos orada da betimlenmiştir. Fotoğraf:aroundtheworldwithbengi.blogspot.com

Bizans İmparatoru Konstantin ( 306-337),  324 yılında Konstantinopolis adını verdiği “İkinci Roma”yı kurar. Şehrin saray bölgesinin 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra İmparator I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Bu dönemde inşa edilen sütunlu, revaklı salonlara çok renkli mozaik tabanlar döşenir. İstanbul Büyük Saray Mozaiğinin döşenme tarihi 6. yüzyılın ilk yarısıdır. Kurtarma işlemi 1983-1987 yılları arasında Türk-Avusturya işbirliği ile tamamlanmış, sonra onarım ve koruma işlemleri başlatılmıştır. Parçalar, 1987 yılında kurulan Büyük Saray Mozaiği Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştır. Yüzey alanı 1872 metre kareyi bulan Büyük Saray Mozaiğinin üstün sanat düzeyi nedeniyle Geç Antik Çağ’dan bilinen hiç bir renkli taban döşemesi ile mukayese edilemeyecek bir şaheser olduğu düşünülmektedir. Bir metre karelik alana ortalama 40.000 tessera kullanılmıştır. Yapıtın ancak 1/7 veya 1/8’lik bölümüne erişilebilmiş olmasına rağmen çağının mozaik sanatının olağanüstü yoğunluktaki resim kompozisyonlarından biridir. Elimizde eserin 180 metre karelik bütünlüğü zedelenmemiş bir parçası bulunmaktadır. Mozaiğin düzenlenişinde Bizans imparator saraylarında da, Helenistik-Roma döneminden kalma, mekan içi duvarlar, döşemeler, tavanlar gibi geniş alanların anıtsal manzara resimleriyle bezenmesi geleneğinin devam ettiği görülmektedir. İstanbul Büyük Saray Mozaiği. Akantus sakallı mask. Güneybatı salonu duvarına bakan yüzden. Fotoğraf: www.ayasofyamuzesi.gov.tr

Bizans İmparatoru Konstantin ( 306-337), 324 yılında Konstantinopolis adını verdiği “İkinci Roma”yı kurar. Şehrin saray bölgesinin 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra İmparator I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Bu dönemde inşa edilen sütunlu, revaklı salonlara çok renkli mozaik tabanlar döşenir. İstanbul Büyük Saray Mozaiğinin döşenme tarihi 6. yüzyılın ilk yarısıdır. Kurtarma işlemi 1983-1987 yılları arasında Türk-Avusturya işbirliği ile tamamlanmış, sonra onarım ve koruma işlemleri başlatılmıştır. Parçalar, 1987 yılında kurulan Büyük Saray Mozaiği Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştır.
Yüzey alanı 1872 metre kareyi bulan Büyük Saray Mozaiğinin üstün sanat düzeyi nedeniyle Geç Antik Çağ’dan bilinen hiç bir renkli taban döşemesi ile mukayese edilemeyecek bir şaheser olduğu düşünülmektedir. Bir metre karelik alana ortalama 40.000 tessera kullanılmıştır. Yapıtın ancak 1/7 veya 1/8’lik bölümüne erişilebilmiş olmasına rağmen çağının mozaik sanatının olağanüstü yoğunluktaki resim kompozisyonlarından biridir. Elimizde eserin 180 metre karelik bütünlüğü zedelenmemiş bir parçası bulunmaktadır.
Mozaiğin düzenlenişinde Bizans imparator saraylarında da, Helenistik-Roma döneminden kalma, mekan içi duvarlar, döşemeler, tavanlar gibi geniş alanların anıtsal manzara resimleriyle bezenmesi geleneğinin devam ettiği görülmektedir.
İstanbul Büyük Saray Mozaiği. Akantus sakallı mask. Güneybatı salonu duvarına bakan yüzden.
Fotoğraf: www.ayasofyamuzesi.gov.tr

İstanbul Büyük Saray Mozaiği. Deve sırtında çocuklar. Çocukları konu eden, ender rastlanan bu sahnede, tek hörgüçlü deveye binmiş iki çocuk ve seyis görülmekte. Fotoğraf:www.siradisi.org

İstanbul Büyük Saray Mozaiği. Deve sırtında çocuklar. Çocukları konu eden, ender rastlanan bu sahnede, tek hörgüçlü deveye binmiş iki çocuk ve seyis görülmekte.
Fotoğraf:www.siradisi.org

Tablonun merkezinde yer alan kartalla yılanın savaşı, imparatorun Bizans’ın düşmanlarını alt edişinin sembolüdür. Fotoğraf:www.zemexpert.com

Tablonun merkezinde yer alan kartalla yılanın savaşı, imparatorun Bizans’ın düşmanlarını alt edişinin sembolüdür.
Fotoğraf:www.zemexpert.com

 

 

Bizans İmparatorluğu 30 | Bizans’ta Sosyal Sistemler ve Değişimler 1

  • Homeros’un zamanından beri, iki ayrı yoksulluk türü tanımlanmıştı: Belirli bir işi olan, ama emekleri karşılığında tatmin edici ve güvenli bir yaşam elde edemeyenler ile hiçbir iş tutamadan sefalet içinde yaşayan ve bütün ihtiyaçları için başkalarının eline bakanlar.
  • 3. yüzyılda yoksullar, kanun karşısında ifade veremezdi.
  • MÖ 4. yüzyılda, Aristo’ya göre, zenginlerin elindeki fazlalık, şehrin yararına dönüştürülmeliydi.
  • Hıristiyanlık öğretisi ile bağışın alıcısı şehrin yurttaşları değil, sadaka bekleyen yoksullar olmuştu. Karşılığında onlardan beklenen ise hayır dualarıydı.
  • Manastır sistemi yoksulluk karşısında temel bir işlev üstlendi.
  • Geç antik dönem toplumunda yoksulların mezar taşı bulunmazdı ya da şehirlerde toplu mezarlıklara gömülürlerdi.
  • Bu dönemde yoksullar sepet örmek, hizmetçilik, kırsal kesimde geçici kol gücü, inşaat işçisi gibi vasıfsız ve geçici işlerde çalışırdı. Düşük ücretleri ya tamamen ya da kısmen ayni olarak yapılır veya düşük değerli altın, bronz sikkelerle ödenirdi.
  • Şehirler, kırsal bölgelerden akın akın gelen ve iş bulamayan bir nüfusla dolup taşıyordu.
  • Büyük Konstantin, Kilise’ye, toplum yararına işler yapmak görevini vermişti. Başkentte Kilise’ye ait on bin dükkan bu amaçla vergi dışı bırakılmıştı.
  • 4. yüzyılın ikinci yarısında, sadaka vermek ve bunun ilahi ödülleri bir vaaz teması oldu.
  • 368 yılında Konstantinopolis kapılarına evsizlerin, hastaların, özellikle de cüzamlıların misafir edileceği yerler kurulmuştu.
  • Hıristiyan antik çağında hastanenin temel işlevi, yardıma ihtiyacı olanları, hasta ve sakatları bir çatı altına toplamaktı.
  • 382 yılında çıkarılan bir yasa ile sağlığı yerinde olan yoksulların başkentte dilencilik yapması yasaklandı.
  • Manastır sistemi, fiili yoksulluğun yerine, halktan büyük saygı gören ve fiili yoksulluğun tehlikelerine karşı bağışlarla desteklenen denetimli bir yoksulluk sağlıyordu. Manastır sakinleri, münzevilikteki başarıları sayesinde İsa’nınkini andıran mucizevi güçlerle donanıyorlardı ve himayeci ve şifacı mucizeler yoksulların gözünde büyük önem taşıyordu. Yoksul insan İsa ile ilişkili bir figürdü. Hayırseverlik ise İsa’nın taklit edilmesiydi.
  • 450 yılından sonra, yardım hizmetleri büyük ölçüde ve uzun bir süre için, piskoposluk iznine bağlı olarak, keşişlerin eline geçti.
  • 455’te çıkarılan bir yasa ile vasiyetlerde yoksulların gözetilmesi güvence altına alındı.
  • 530’lu yıllarda, kendi aileleri tarafından satılan genç kızları korumak için bir yasa çıkarılmış; başkentteki polis örgütü yeniden düzenlenmiş, dilencilik yeniden yasaklanmış; şehirde evi olan yoksullar fırıncılık, bostancılık, inşaat alanlarında çalışmak üzere devlet işlerine yerleştirilmişti.
  • İmparatorluk iktidarı ile bağlantılı, yoksullara kamusal yardımı teşvik eden, Hıristiyan kurtuluş ekonomisine dayalı Justinyen modeli, yüzyıllar boyunca tarihe direnmiştir. Hatta bu model, Rusya gibi ülkelere yayılmış, Latin Hıristiyanlığı da Justinyen yasalarından haberdar olmuştur.
  • Bu dönem, Yeşiller’le Maviler’den türedikleri düşünülen çetelerin estirdiği teröre tanık olmuş, 532 yılında Nika Ayaklanması yaşanmıştı.
  • 533 yılında yürürlüğe giren Justinyen’in kanun derlemesinde en az 50 altın sikkesi olmayan kişi yoksul sınıfına giriyordu.
  • 539’da çıkarılan bir yasa ile, 50 altın sikkesi olmayanlar için ifade verme yasağı yeniden yürürlüğe kondu. Tek istisna üçüncü bir kişinin kefaletiydi, aksi takdirde söz konusu kişi ancak köleler gibi işkence altında ifade verebilirdi. Aynı yıl, düşmanca faaliyetlerde kullanılamayacak kadar küçük bıçaklar hariç, her türlü silahın üretimi ve satışı yasaklandı.
  • 541’de köle olarak yetiştirilmek üzere toplanan terk edilmiş küçük çocukların durumunu ele alan bir yasa çıkarıldı.
  • Kentsel nüfusun en alt tabakasını oluşturan yoksullar, askerler ve köylüler sırf aynı evi paylaşmakla evlilik bağı içine girmiş sayılıyorlardı.
  • Sağlıklı ama yerleşik olmayan yoksullar kırsaldan şehre ya da manastır sisteminin yaygın olduğu bölgelere göç ederlerdi.
  • 542-544 arasında büyük veba salgını ile nüfusta azalma oldu.
  • Yoksulluğa karşı bir çözüm olarak, 6. yüzyıl içinde şehir dışında kurulan manastırların sayısında büyük artış görüldü. Sistem bağışlar, muafiyetler ve yürütülen ticari etkinlikler sayesinde hiçbir zaman tehlikeye düşmedi. Manastırlar, istikrarlı bir yoksulluğun hüküm sürdüğü bir sığınak olmaya devam etti. Ayrıca manastırlar, yolu oradan geçen seyyahlar için de geçici işler sağlayabiliyordu.
Yunanistan’ın Teselya Vadisi’nde, Diriliş Manastırı’nın bahçesinde yer alan hieron, dua etme yeri.

Yunanistan’ın Teselya Vadisi’nde, Diriliş Manastırı’nın bahçesinde yer alan hieron, dua etme yeri.

  • Mısır’da kardeşlik cemaatleri oluştu. Şefkat dernekleri cinsiyetleri birbirinden ayırdı. Hayırseverlik ve iffetlilik 4. yüzyılda Hıristiyan düşüncesine yerleşmişti. Dernek üyeleri, giysi dağıtılması için bağışta bulunurlar, geceleri sokakları dolaşarak bakıma muhtaç yoksullar ve gömülecek ölüler ararlardı. Bebekler, yaşlılar, hastalar, fakirler ve yoksul seyyahlar için ayrı ayrı evler vardı. İmparatoriçe Teodora, fahişelikten kurtarılan kızların yerleştirildiği bir manastır kurmuştu.
  • 6. yüzyılda da hastane, tedaviden çok yardım amaçlı olmayı sürdürdü. Kiliselere ve manastırlara birer konukevi eklendi.
  • İmparator Büyük Konstantin’in kilise mülkiyeti için saptamış olduğu “toplum yararına olduğuna karar verilen hizmetler karşılığında vergi muafiyeti sağlanması; manastır mülkiyetinin satılamaz ve devredilemez olması ilkeleri, cüzam, açlık, kimsesizlik için kurulmuş yardım derneklerinin de ilkeleri oldu.
  • Sadakanın Hıristiyanlaşması, çeşitli yardım kurumlarının oluşması, yoksulluk ve haksızlıkla mücadele için başta imparator, toplumdaki her kesime düşen rollerle kurulan bu model, Arap istilaları ve imparatorluğun son derece kalabalık ve hareketli bir nüfus yapısı olan güney bölgelerinin kaybı ile sona erdi.

 

Bizans İmparatorluğu 14 | İmparatoriçeler 3

TEODORA

Ravenna’daki San Vitale Bazilikası’ndaki Teodora mozaiği. Fotoğraf:www.firststreetconfidential.com

Ravenna’daki San Vitale Bazilikası’ndaki Teodora mozaiği.
Fotoğraf:www.firststreetconfidential.com

  • Ünlü general Belisarius’un yazmanı ve danışmanı, 562-3’te Konstantinopolis Valisi olan Prokopius (500-565), 550 yılında yazdığı tespit edilen, geçen zaman içinde yazdıklarında gerçeklik payının büyük olduğu ortaya çıkan Bizans’ın Gizli Tarihi adlı yapıtında Belisarius ve eşi, İmparator Justinyen ve eşi İmparatoriçe Teodora (ö. 548) ile ilgili ilginç, zaman zaman inanması zor bilgiler veriyor. Eserini, casuslardan korktuğu için, Teodora öldükten sonra yazmaya başladığı düşünülüyor. Belisarius, Justinyen ve Prokopius üçü de 565 yılında ölüyorlar.
  • Bu eserde Teodora fahişe, büyücü ve karanlık bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.
  • Tarihçilerin çoğu Teodora’yı ilginç, çekici, son derece zeki bir kadın olarak tanımlıyorlar. Prokopius bile Teodora’nın güzelliğini anlatıyor.
  • Gençliğinde sahneye çıktığı, keskin nükteleri ile ün kazandığı, çok aşığı olduğu, sefih bir yaşam sürdüğü, hatta bir genelevde çalıştığı, gözü kara ve girişken olduğu, paraya ve şöhrete düşkünlüğü, zorbalığa yatkın olduğu, bir ara Mısır ve Suriye’ye gittiği, inançlı bir kadın olarak geri döndüğü, dönüşünde Justinyen ile karşılaştığı, Ana İmparatoriçe ölmeden Justinyen ile evlenemediği biliniyor. Roma kanunlarına göre senato üyelerinin ve diğer devlet ileri gelenlerinin hizmetkarlar, aktrisler ve fahişelerle evlenmeleri yasaktı. Justinyen’in amcası İmparator Justinus’a eski yasayı yürürlükten kaldırttığı; Aya Sofya’da nikah töreni yaptığı ve Teodora ile birlikte taç giydiği biliniyor.
  • Tanıştıklarında Teodora 25, Justinyen 40 yaşındaydı. Evlendiklerinde Teodora otuz yaşındaydı. 21 sene Justinyen ile beraber devleti idare etmişti.
  • 532’deki Nika Ayaklanması’nda Justinyen tahtı bırakıp kaçmayı düşünürken Teodora’nın kaçmayı reddettiği, onu kalmaya ve isyanı bastırmaya ikna ettiği; kocasına tüm isteklerini yaptırtabildiği, hatta Justinyen onun onayını almadan bir kimseye bir iş havale ettiyse o kişinin işlerinin bir şekilde ters gittiği, hatta Justinyen’in emirlerini bozarak kendi emirlerini uygulattığı biliniyor. Arzusunu yerine getiremediği bir durum olursa sonra intikamını aldığı rivayet edilir.
  • Belisarius, karısının meşru olmayan hallerini bildiği halde Teodora bunları affettirmişti.
  • Teodora, yemeklerden sonra uyur, tazelik ve güzelliğini korumak için sık sık banyo yapar, saatlerce dinlenirdi.
  • Herkesin Justinyen’in huzuruna kolayca çıkabildiği, serbestçe konuşabildiği ama, İmparatoriçe’nin huzuruna çıkabilmek için yüksek yöneticilerin bile epey zaman ve çaba harcadığı; onun izni olmadan, huzurdayken bir yorumda ya da istekte bulunmanın kural dışı olduğu da kesin. Casuslar ordusunun evlerde, pazar yerinde ne söylenmiş ve ne yapılmışsa Teodora’ya haber verdiği; devlette ve kilisede görev alacakları onun belirlediği; önemli evlilikleri onun ayarladığı biliniyor.
  • Konstantinopolis Patriği Antonios yargılandığı sırada Teodora’nın dairesine sığınmış; on iki sene burada yaşamış; imparatoriçe ölünce durum ortaya çıkmış; bu süre boyunca Teodora’nın maiyetindekilerden hiçbir bilgi sızmamış, hatta durumdan Justinyen’in bile haberi olmamıştı.
  •  Teodora 548 yılında öldüğünde Justinyen’in çok ağladığını ve tekrar evlenmediğini de belirtelim.
İmparatoriçe Teodora’nın çekici bir yüzü ve güzel bir vücudu olduğu, boyunun kısa, yüzünün solgun, bakışlarının ise her zaman öfkeli ve sert olduğu kayıtlara geçmiş. Ravenna’da San Vitale Kilisesi’ndeki mozaik tablosundan detay. Yapım yılının 547 olduğu tahmin ediliyor. Fotoğraf:Byzantine&Medieval Art.

İmparatoriçe Teodora’nın çekici bir yüzü ve güzel bir vücudu olduğu, boyunun kısa, yüzünün solgun, bakışlarının ise her zaman öfkeli ve sert olduğu kayıtlara geçmiş.
Ravenna’da San Vitale Kilisesi’ndeki mozaik tablosundan detay. Yapım yılının 547 olduğu tahmin ediliyor.
Fotoğraf:Byzantine&Medieval Art.