Etiket arşivi: Nihilizm

Malevich’ten Kapitalizm ve Sosyalizme Farklı Bir Bakış

“Düşünce, insanı çalışmaktan kurtaran makineler yaratır.

Kapitalist sınıf üretimi sermayeyi garanti altına alan bir değer olarak görürken, sermeyenin de tembelliği garanti altına aldığını düşünür.

Sosyalist sistemler çalışma araçlarını eşit biçimde dağıtmak isterken, tembellik araçlarını da eşit biçimde dağıtmak ister.

Kapitalist olmayan sistemin amacı, çalışma saatlerini artırmak değil aksine düşürmektir.

Kapitalist olmayan sistemlerin zaferi, çalışmada eşitliği getirecek, bu da kapitalist sınıfın tembellikte bulduğu mutluluğu kaybetmesi anlamına gelecektir.

Tanrı da artık yaratmıyor, tembellik tahtında dinleniyor ve kendi hikmetini temaşa ediyor.”

 

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.   Kazimir Malevich (1879-1935), siyah ve renkli evrelerden sonra resimsel Suprematizm tarafından ulaşılan tam nesnesizlik evresine beyaz evre adını verir. Malevich’in beyaz düşüncesi Hiç’te, felsefi mutlaklıkla sonlanıyor. Malevich’e göre, önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız gerekir. 19. yüzyıl ortalarında Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder. Yukarıdaki alıntılar, Malevich’in Sel Yayıncılık’tan çıkan İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik adlı eserindendir.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Kazimir Malevich (1879-1935), siyah ve renkli evrelerden sonra resimsel Suprematizm tarafından ulaşılan tam nesnesizlik evresine beyaz evre adını verir. Malevich’in beyaz düşüncesi Hiç’te, felsefi mutlaklıkla sonlanıyor. Malevich’e göre, önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız gerekir. 19. yüzyıl ortalarında Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder.
Yukarıdaki alıntılar, Malevich’in Sel Yayıncılık’tan çıkan İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik adlı eserindendir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 171| Postmodern Sanat 5

Venedik Bienali’ne Birleşik Krallık pavyonunda katılan Britanyalı Glenn Brown (1966-), kendileme işleri ile tanınan Çağdaş bir sanatçı. “Hangisi daha çekici, orijinali mi, sahtesi mi?” sorusunu  gündeme getiriyor. Bir şeyi neyin ilgi çekici, anlamlı ve değerli kıldığını, onu sanat olarak adlandırıp adlandıramayacağımızı sorguluyor. Walter Benjamin (1892-1940), sanat eserlerinin bir halesi olduğunu ileri sürmüştür. Röprodüksiyonların orijinallerinden farkı nedir, sorusu çok yönlü bir tartışma konusudur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venedik Bienali’ne Birleşik Krallık pavyonunda katılan Britanyalı Glenn Brown (1966-), kendileme işleri ile tanınan Çağdaş bir sanatçı. “Hangisi daha çekici, orijinali mi, sahtesi mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Bir şeyi neyin ilgi çekici, anlamlı ve değerli kıldığını, onu sanat olarak adlandırıp adlandıramayacağımızı sorguluyor.
Walter Benjamin (1892-1940), sanat eserlerinin bir halesi olduğunu ileri sürmüştür. Röprodüksiyonların orijinallerinden farkı nedir, sorusu çok yönlü bir tartışma konusudur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

AVANGARD VE DENEYSELLİK

  •  Maceranın çekiciliği, amacın karşılıksız olması yani aktivizm;
    Birisine veya bir şeye karşı harekete geçilmesi yani karşıtlık;
    Geleneksel değerler açısından tabula rasa (insan beyninin başlangıçta boş bir levha olması) yapılması yani nihilizm;
    Eskilerle yeniler arasında ihtilaf yani gençlik kültü;
    Sanatın oyun olarak görülmesi;
    Edebi söylemin esere göre üstünlüğü;
    Propaganda;
    Kültürel anlamda devrimcilik ve terör AVANGARD hareketlerin özellikleridir.
  • DENEYSELLİK ise tek bir esere adanmaktır. Avangard hareket edebi söylemler ve manifestolar üreterek onlar namına eserlerden vazgeçer, deneysellik ise eser yarattıktan sonra ondan edebi bir söylem çıkarsar veya başkalarının çıkarsamasına izin verir.
  • Deneysellik, metinlerarası alanda içsel provokasyona eğilimlidir, avangard hareketler ise dışa doğru, toplum içinde provokasyon yapmaya eğilimlidir.
Piero Manzoni (1933-1963) beyaz bir tuval sunduğunda deneysellik yapıyordu, müzelere sanatçı dışkısı sunduğu zaman ise avangard provokasyon yapıyordu. Sanatçı, 1961 yılında 90 tane içinde dışkı bulunduğu söylenen, etiketli, numaralanmış küçük konserve kutusu üretti. Fiyatlandırmayı da altın’a endeksledi. Konservelerin açılması halinde “sanat eseri” bozulacaktı. Kutuların içeriği sanat dünyasında tartışma konusu oldu. Yüksek fiyatlara alıcı bulan konserveler çeşitli sanat koleksiyonlarına dağıldı. 83 numaralı kutu 2008 yılında 97.250 pound’a alıcı buldu. Manzoni ayrıca kırmızı, mavi ve beyaz balonlar şişirip, bunları ahşap bir altlığa tutturup bunlara Sanatçının Nefesi adını vermişti. Bu eserler bir şaka, bir oyun, sanat pazarının bir parodisi, bir tüketim eleştirisi ve onun yarattığı atık olarak değerlendirildi.  Fotoğraf:www.guggenheim-venice.it

Piero Manzoni (1933-1963) beyaz bir tuval sunduğunda deneysellik yapıyordu, müzelere sanatçı dışkısı sunduğu zaman ise avangard provokasyon yapıyordu.
Sanatçı, 1961 yılında 90 tane içinde dışkı bulunduğu söylenen, etiketli, numaralanmış küçük konserve kutusu üretti. Fiyatlandırmayı da altın’a endeksledi. Konservelerin açılması halinde “sanat eseri” bozulacaktı. Kutuların içeriği sanat dünyasında tartışma konusu oldu. Yüksek fiyatlara alıcı bulan konserveler çeşitli sanat koleksiyonlarına dağıldı. 83 numaralı kutu 2008 yılında 97.250 pound’a alıcı buldu.
Manzoni ayrıca kırmızı, mavi ve beyaz balonlar şişirip, bunları ahşap bir altlığa tutturup bunlara Sanatçının Nefesi adını vermişti.
Bu eserler bir şaka, bir oyun, sanat pazarının bir parodisi, bir tüketim eleştirisi ve onun yarattığı atık olarak değerlendirildi.
Fotoğraf:www.guggenheim-venice.it

  • Avangard hareket daima şiddetli bir kırılma hareketi olmuştu. Ama deneysellik farklıydı; Fütüristler, Dadacılar ve Sürrealistler avangard ise, Proust, Eliot ve Joyce deneysel yazarlardı. 1963 yılına gelindiğinde sanatçıların büyük kısmı avangard hareketten çok deneyselliğe yakın duruyorlardı. O yıllar, Neopozitivizmin keşfedildiği, Pound ile Elliot’un okunduğu, Rus formalistlerden New Criticism’e kadar eleştirel teorilerle tanışıldığı bir ortamdı. O ana kadar kötü yazdığı söylenen Italo Svevo’nun yeniden keşfedilmeye başlandığı bir dönemdi.
  • 1930’lu yıllarda doğanlar abilerinden daha şanslıydı. Savaş sonrası doğan veya değişim geçiren ülkelerde gençliklerini geçirmişlerdi. Bu kuşak, herkesin karşısına yeni fırsatların açıldığı dönemde yetişkin olmuş, her türlü riski göze almaya hazır bir kuşak olmuştu. Deneyselliğe açık bir kuşaktılar…

 

Çağdaş Sanata Varış 151| Postmodern Politika 5 Susan Sontag, Slavoj Zizek

1960’lı yıllar aile düzenine, devlet düzenine, siyasal düzene, eğitim sistemlerine, tüketim ekonomisine başkaldırı yıllarıydı. 1960’lı yıllarda kat edilen yol, kendini bulmak için değilse de kendini aramak içindi. Katmandu bir ütopya idi.

Susan Sontag. Fotoğraf: articles.latimes.com

Susan Sontag.
Fotoğraf: articles.latimes.com

  • 1960-1970’li yılların ne kadar sanatçısı varsa hepsiyle haşır neşir olan, tarzını koruyarak her alanda eser üretenve her daim yenilikçi olan  Susan Sontag (1933-2004), “popüler” ve “yüksek kültürün”her ikisine de duyduğu sadakatten ödün vermedi. Şöyle demiş: “The Doors ile Dostoyevski arasında seçim yapmam gerekseydi, o zaman elbette Dostoyevski’yi seçerdim. Ama seçmek zorunda mıyım?.
  • Sontag, klişelere uyum sağlamaya itilmenin baskıcı bir tutum olduğunun altını çizmiş.
  • Kadınların özgürleşmesinin sadece eşit haklar elde etmeleriyle olamayacağını, eşit güç de elde etmeleri, bunun için de halihazırda var olan yapılara dahil olmaları gerektiğini belirtmiş.
  • Susan Sontag, zamanı on yıllık bölümlere ayırma alışkanlığını her açıdan yanlış bulduğunu, bunun mitlerden biri olduğunu; on yıllarla konuşma olayını çok ideolojik bulduğunu belirtmiş. Bu yöntemin, altmışlarda umulan ve denen hiçbir şeyin başarılı olmadığı ve olamayacağı fikrini dayattığına inanmış. 1970’lerin sonunda, altmışların ruhunun canlı tutulduğu Banff (Kanada), Goa (Hindistan, 1961 yılına kadar Portekiz sömürgesi) ve İbiza (İspanya) gibi birkaç yer kaldığını belirtmiş.
  • Sontag Neo Nazi fenomenini, Nazi sembollerinin moda olması; faşizmin yeniden doğuşundan ziyade nihilizm ile, güçlü hissiyata duyulan arzunun bir dışavurumu olarak değerlendirmiş. Toplumun temelinde nihilizm olduğunu, televizyonun nihilizm olduğunu; nihilizmin bazı avangard sanatçıların modernist buluşu olmadığını, nihilizmin kültürün tam kalbinde yattığını belirtmiş.
Slavoj Žižek. Fotoğraf: www.prospectmagazine.co.uk

Slavoj Žižek.
Fotoğraf: www.prospectmagazine.co.uk

  • Slavoj Žižek (1949-), psikoanalitik teori (Lacan), politik teori (Marks) ve felsefe (Hegel) arasında bağlantılar yapmakla tanınır.
  • Žižek için Gerçek, travma ve yoklukla ilişkilidir ve Freud’un bilinçdışı kavramıyla bağlantılı psişik boşluktur.
  • Demokrasi, kimlik ve ulus gibi konular, dilin ve temsilin gerçekliği, bu boşluğu örtmeye çalışır.
  • Ancak, Žižek Hıristiyanlık ve komünizm gibi büyük anlatıları da destekler.
  • Žižek, her siyaset, gerçekliğin teolojik bakışı üzerinde temellenir ve her teoloji doğası gereği siyasidir, diyerek Spinoza’nın izinden gider. Žižek’e göre, ne modern ateist Tanrı’ya inanmayı bırakabilmiş, ne de dindar yazarlar Tanrı’sız bir evren fikrine alışabilmiştir. Bilinçdışı yasakların alanı haline gelen bir özne vardır. Žižek’e göre, bastırılan yasak arzular veya hazlar değil, yasakların ta kendisidir.
  • Etik olan, teolojik-siyasi olarak askıya alınır.
  • Žižek, felsefe, politika, film ve diğer popüler sanat üzerine ayrıntılı Lacancı analizler yapmıştır.
  • 1960’larda, Fransa’da Mayıs 1968, Alman öğrenci hareketleri, ABD’de hippilerin ayaklanmaları yaşandı. 1968’in retoriği cinsel özgürlük ve hiyerarşi karşıtlığı idi.
  • Žižek, radikal bir ideoloji eleştirisi içeren Mayıs 1968’in, küresel kapitalist uygarlığı radikal bir şekilde sorgulamaya yönelik son girişim olduğunu söyler. 68’in gözlüğü ile bakınca bugünkü dönemin post-ideolojik olduğuna hükmeder.
  • 68’in özü liberal kapitalist sistemin reddedilmesiydi.
  • Paris duvarlarına yazılmış ünlü duvar yazısı ile (“yapılar sokağa çıkamaz”), kimsenin 68’in büyük öğrenci ve işçi gösterilerini Yapısalcılık terimleriyle açıklayamayacağı ifade ediliyordu. Žižek, bu yüzden bazı tarihçiler 1968’i Yapısalcılığı Postyapısalcılıktan ayıran tarih olarak belirtirler, diyor.
  • Žižek’e göre, 68’in olayları paradigma değişikliği yaratmış, 68’in öğretisi Elveda Bay Sosyalizm iken, gerçek devrim Postmodern dijital kapitalizm devrimi olmuştur.
  • Kapitalizmin birinci, girişimci ruhu 1930’ların Büyük Depresyon’una dek sürdü; ikinci ruhu girişimciyi değil, büyük şirketlerin maaşlı müdürünü ideal olarak kabul etti. 1970’lerden günümüze ise, yeni kapitalizm ruhu 1968’in eşitlikçi ve anti-hiyerarşik retoriğini benimsedi. Kapitalizmin yeni ruhu işyerinde çalışanların inisiyatif ve otonomisine dayanan bir örgüt biçimi geliştirdi. İşi ekipler ya da projeler biçiminde örgütleyen, müşteri tatminini hedefleyen.. Bu şekilde, kapitalizm dönüşmüş ve eşitlikçi bir proje olarak yasallaştırılmıştır. Hatta solun öz-yönetim söylemini de kapitalist bir slogan haline getirdi. İşte bu yeni ruh, diyor Žižek, kültür kapitalizmidir; günümüzün kapitalizmi merkezsizdir. Hardt ve Negri’nin iddiası bu yeni ruhun komünist olduğudur.
  • Mayıs 1968 ayaklanması politik açıdan kaybetti; kapitalizm muzaffer oldu. Ama toplumsal açıdan kazandı; toplumsal ahlak kurallarını yeniledi, cinsel özgürleşme, yeni bireysel özgürlükler, kadınlar için daha güçlü toplumsal konumlar kazandırdı. Ama, yeni post-ataerkil otorite ve baskı biçimleri de getirdi.
  • Postmodern kapitalizmin ideologlarına göre, hiyerarşik devlet denetimi mantığında kalan ve bu yüzden yeni bilgi devriminin toplumsal etkileriyle başa çıkamayan şey, Marksist kuram ve uygulamasının kendisidir.
  • Postmodern direniş politikası estetik fenomenlerle doludur: vücut delme (piercing), karşı cinsin kılığına girme gibi.
  • Žižek 1968 olaylarını anti kapitalist bir parlamenter demokrasi eleştirisi, 1989 ayaklanmasını ise parlamenter demokrasi talep eden, politik açıdan birbirine karşı iki hareket olarak tanımlar.
  • 1968 ayaklanmasının yönetici ideoloji tarafından hızla sahiplenildiğini, söyler.
  • 1990’lardan itibaren, en ünlü Lacancı kuramcı olmuştur. Lacan’ın kuramlarını örneklemek için sık sık sinemayı kullanmıştır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 142| Postmodern Düşünürler 4 Derrida, Yapı Söküm ve Yeni Tarihselciler 2

  • Yapısöküm, felsefe, iletişim sosyolojisi, eleştirel düşünce, sosyoloji, mimarlık, estetik, edebiyat teorisi ve benzeri bütün alanlarda yaygınlaşmış ve genel bir etki kazanmıştır.
  • Yapısöküm etkisini mimarlık ve tarihte de gösterir.
  • Yapısökümün etkisi altındaki Yeni Tarihselciler kapsayıcı tarihsel anlatılardan, tarihsel dönemlerin net bir şekilde ayrılmasından, tarihsel dönemin tek bir dünya görüşüne sahip olması fikrinden, tarafsızlık iddiasından, metinlerin tarihi nötr olarak yansıttığı görüşünden uzak durur.
  • Yeni Tarihselciler lokal bilgi üretimine, görünüşe göre bağlantısız olaylar arasındaki bağlantılara ve tesadüflere, marjinal eserlere, görünüşe göre önemsiz olaylar ve anekdotlara önem verir. Tarihsel gerçekliğin hiçbir değerlendirmesinin anlatandan bağımsız olamayacağını savunur. Daha önce görmezden gelinen grupların öneminin ortaya konmasına fırsat yaratır, egemen ama önyargılı anlatımlara meydan okuyarak yeni tarihlerin yazılmasına imkan tanır.
  • Yeni Tarihselciler, bilimsel bir dil kullanarak tarihi kendi görüşlerine göre oluşturmakla, farklı disiplinleri ukalaca birbirine karıştırmakla,  akademik kanıt ve ispat standartlarını önemsememekle; tarihin sorumsuz, hatta tehlikeli revizyonlarına yol açmakla suçlanırlar.
  • Postmodernist rölativizm, iddiaların hangi kurallar ve geleneklere göre ortaya atıldığını fark etmemizi sağlar.
  • Jacques Derrida’nın bazı fikirleri Postmodern mimarinin teori ve pratiği üzerinde de etkili oldu. Yapısökümcü mimarinin ustaları arasında ilk akla gelen mimarlar Zaha Hadid, Bernard Tschumi, Peter Eisenman ve Frank Gehry’dir. Derrida, Paris’teki 1983 yılında başlayan Parc de la Villette projesinde Bernard Tschumi ile işbirliği yapmıştır.
  • Yapısökümcü mimarlar, binanın çevresindeki bölge ile birlikte düşünülmesi gerektiğine inanır. Yapısökümcü binaların, çevreleriyle eleştirel bir diyalog içinde olması amaçlanır, pasif olarak uyum sağlamaları gerekmez. Uyum, sahte ve baskıcı bulunur.
  • Çıkıntılı kirişleri, açıkta bırakılan yapı malzemeleri, olağandışı açılardaki pencereleri ile Yapısökümcü bir bina tamamlanmamış  görünür.
Guggenheim Müzesi, Bilbao, İspanya. Yapısökümcü mimarinin belki de en ünlü örneği fantastik ve ileri teknoloji ürünü olan bu müzedir. 1997 yılında açılan müze, Kanadalı-ABD’li mimar Frank Gehry’nin tasarımıdır. Binanın cam ve titanyum konturları bir gemiyi hatırlatır. Bir liman kentinde yapılmış olan müzenin yansıtma panelleri balık pullarını akla getirir. Oyunbaz ve fantastik bu mimari yaklaşım İspanyol (Bask) mimar Antoni Gaudi’ye (1852-1926) kadar geri götürülebilir. Gehry, Yapısökümcü etiketini reddeder. Fotoğraf:openbuildings.com

Guggenheim Müzesi, Bilbao, İspanya.
Yapısökümcü mimarinin belki de en ünlü örneği fantastik ve ileri teknoloji ürünü olan bu müzedir. 1997 yılında açılan müze, Kanadalı-ABD’li mimar Frank Gehry’nin tasarımıdır. Binanın cam ve titanyum konturları bir gemiyi hatırlatır. Bir liman kentinde yapılmış olan müzenin yansıtma panelleri balık pullarını akla getirir. Oyunbaz ve fantastik bu mimari yaklaşım İspanyol (Bask) mimar Antoni Gaudi’ye (1852-1926) kadar geri götürülebilir.
Gehry, Yapısökümcü etiketini reddeder.
Fotoğraf:openbuildings.com

  • Postmodernizm, her şeyin bir tek ve sağlam bir zeminde olduğu görüşünü terk etmiştir.
  • Marksizm ve Freudçu psikoanaliz bu Postmodern kuşku çerçevesinde değiştirilmiş ve eleştirilmiştir.
  • Değişmez doğrular olmadığı, yalnızca doğrunun versiyonları olduğu fikrine yol açtığından, her şeye açık olan ve hiçbir şeyin gerçek olmadığını söyleyen Yapısökümünü eleştirenler onda bir tür nihilizm bulur.
  • Postyapısalcılık teorileri ve Yapısöküm fikirleri:
    Dogmalarda gizli varsayımlara bakmamızı,
    Değer yargılarını her zaman sorgulamamız gerektiğini,
    Yeni olasılıklara açık olmamızı,
    Her zaman belirli bir konumdan düşündüğümüz ve davrandığımızın farkında olmamızı ister. Çünkü saf doğruya ulaşmamızı sağlayan objektif bir bakış açısı olmadığını öne sürer.

 

Çağdaş Sanata Varış 46 |Süprematizm

SÜPREMATİZM/YÜCECİLİK
1913 

  • Polonya kökenli, Rusya İmparatorluğu’nun Kiev şehrinde doğan Kazimir Malevich (1879-1935), sanatı objeye bağlı olmaktan kurtarmak istedi.
  • Süprematizm, Malevich’in 1913 ile 1915 yılları arasında tasarladığı saf bir geometrik soyutlama sanatıydı.
  • Süprematizm, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışıdır. Bu terimi Kazimir Malevich kendi geometrik soyutlaması için kullanmıştır.
  • 1915 yılında Süprematist teorilerini Nesnesiz Dünya isimli kitabında anlattı.
  • Malevich sanatın bağımsız bir tinsel faaliyet olduğuna inanıyordu.
  • His ya da seziş en iyi, resmin temel bileşenleriyle, saflaşmış form ve renk ile yansıtılabilirdi.
Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

  • Malevich mutlak saf biçimlerin kullanımını önermiş, Süprematistler açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimlerini kullanmışlardır. Geometrik şekiller, özellikle kare Malevich’in gözünde görünümler dünyasından daha büyük bir dünyanın üstünlüğünü simgelemekteydi.
  • Süprematizm ferdiyetçidir.
  • Gerçekler geometrik hale getirilerek doğanın kaosuna karşı insanın yücelişini ifade ediyordu.
  • Devrim öncesi Rusya’da geometrik soyutlamaya dayalı iki radikal sanat hareketi vardı: Konstrüktivizm ve Süprematizm.
  • Malevich Konstrüktivizm’in doğrudan karşısında yer aldı. Konstrüktivizm sanatın bir toplumsal amaca hizmet etmesi gerektiğine inanan, Vladimir Tatlin’in başını çektiği bir akımdı.
  • Malevich Konstrüktivistlerin sanatçının mühendis ve bilim adamı olmasi fikrine karşı çıkarak, hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedefledi.
  • 1918’de Süprematizm Moskova’nın her tarafında boy attı. Tabelalar, sergiler, kafeler, her şey Süprematist izler taşıyordu.
  • Malevich’in Süprematist eserlerinin en bilinenleri Siyah Kare (1915/1913) ve Beyaz Üstüne Beyaz‘dır (1918).
 Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913. Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.  Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.


Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913.
Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.
Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.

  • Malevich’in felsefesi şöyle:

*Sevdiğimiz şeyler bizim takıntılarımızı yaratıyor.

*Önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız lazım.

*Sanatçı fikir, kavram ve görünen her şeyden kurtulunca arınmış olur.

* Sanat eseri bilinçaltının tezahürüdür.

*Etrafımızda tutunduğumuz ne varsa hepsini siliyor. Bu bir nevi hiçlik. “Sanatı görünenin egemenliğinden kurtarmak isterken kendimi karelerin içinde buldum, kare şekline sığındım. O denli yücelltiğiniz resim   sanatı  tarihinde üretilmiş tüm eserlerin ifade gücü aslında bir boş karenin ifade gücü kadar bile değil” diyor.

*Kare: His. Dengeli ve sınırlı.

*Siyah: Hiçlik.

*Beyaz: Hissin dışında kalan boşluk.

 

  • Bu noktada felsefede “hiç” olmaktan kısaca bahsetmek iyi olur. Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk  19. yüzyıl ortalarında Rusya’da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder, devlet, din ya da aile otoritesine karşı çıkar. Yalnızca bilimsel doğruları temel aldığı düşünülse de, bilimin toplumsal sorunlarının üstesinden gelemeyeceğini kabul eder. Nihilist düşünce Friedrich Nietzsche, Neyzen Tevfik, Ludwig Andreas Feuerbach, Henry Thomas Buckle, Max Stirner, Albert Camus, Arthur Schopenhauer, Jean-Paul Sartre ve Herbert Spencer gibi düşünürlerin etkisinde kalmıştır. İnsanın beden ve ruhtan oluşan dualist bir yapısı olduğunu reddettiği için dinlerin şiddetli tepkisine yol açmıştır.
Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918. Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

  • Daha sonra resimlerinde mistisizmin izleri görünmeye başlıyor. Sessizlik bozulmadan resimleri yüzmeye başlıyor. Sessiz süzülüşler oluyor tablolarında.
  • Malevich daha önce neo-ilkel, figüratif ve Kübo-Fütürist üsluplarda da çalışmış. Ama onlar Süpremetizm’den daha önce mi, sonra mı bilinmiyor. Çünkü sanatçının tüm hayatı boyunca çalışmalarını imzalarken esere yarattığı tarihten daha erken bir tarih yazması onun sanat yaşamı kronolojisini karıştırmaktadır.
  • Oyun ve operalar için dekor, Ekim Devrimi’nin ardından sanat okullarında öğretmenlik yaptı. 1907’de sahne tasarımını yaptığı Kübo-Füturist opera Güneşe Karşı Zafer büyük bir başarı kazandı.
  • 1927′de Varşova, Berlin ve Münih’i ziyaret etmesi uluslararası arenada ün kazanmasına sebep oldu. Sovyetler Birliği’ne dönerken birçok eserini bu şehirlerde bıraktı.
  • Avangard sanatçıların çoğu 1917 Ekim Devrimi’ni bütün kalpleriyle desteklemişlerdi. Yeni rejim de bir süre deneysel sanata kucak açtı. Lenin’in ölümü ve Trotsky’nin gücünü kaybetmesinin ardından, 1920’lerin sonunda Sovyet otoritelerinin deneysel sanat hareketlerine karşı davranışları değişti. Stalin rejimi soyut sanatın burjuvazinin sanatı olduğunu ve sosyal gerçeklikle bir ilişkisi olmadığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Malevich’in pek çok eserine el konuldu ve sanatçının soyut sanatla ilgilenmesi yasaklandı. Daha sonra bazı  tarihsiz ve imzasız tabloları ortaya çıktı. Bu durum, soyut sanatın öncüsünün Malevich mi, Mondrian mı şüphesini yaratıyor.
Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

  • Malevich 1935′te Leningrad’da kanserden öldü. Ölürken yatağının başında Siyah Kare asılıydı.  Mezar taşına siyah bir kare içeren beyaz bir küp konuldu.
  • Malevich’e göre sanat sadece kendisi için vardır ve kendisi için gelişir.
  • Süprematist akım en yüksek noktasına 1919’da ulaştı.
  • Malevich, Kandinski’yi çok etkiliyor.
  • Süprematizm kendisine pek çok takipçi bulmuştu: Luibov Papova (1889-1924), Olga Rozanova (1886-1918), Nadezhda Udabovova (1886-1961), Ivan Puni (1894-1956), Kseniya Bogodavaskaya (1882-1972).
  • Süprematizm yerini önce Konstrüktivizm’e sonra da Toplumsal Gerçekçilik’e bıraktı.
  • Süprematizm Avrupa’da Konstrüktivizm’in gelişmesini, Bauhaus’un tasarım eğitimini, mimaride Uluslararası Üslup’u ve 1960’Iarın Minimalist sanatını etkileyerek başka akımlar için bir çıkış noktası oldu.
Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1921-1927.

Kazimir Malevich, 1921-1927.