Etiket arşivi: New York

Dövme – Tendeki Nakış 3

  • Okyanusya adalarındaki bazı dövmeler de soyluluk işareti sayılmaktadır.
  • Mozambik’te erkek ve kadınlar ergenlik ve evlilik öncesi yüz dövmesi yaptırıyorlarmış.
  • New York’ta dövme yapmak yakın zamana kadar kanun dışı idi. Oklahoma’nın çekinceleri var ama 2006 yılından beri ABD’nin her yerinde dövme yaptırmak serbest. Ancak Georgia’da gözün çok yakınına dövme yaptırmak, mesela kalıcı makyaj yasak. Tüm ABD’de içkili iken dövme yaptırmak kanuna aykırı.

 

Yakuza Japonya'daki geleneksel organize suç örgütlerinin üyelerine verilen isimdir. Her ülkede adamları olabilen örgütün üyelerine, küçük parmaklarını kestiklerinden, parmağı kesikler veya dokuz parmaklılar da deniyor. Dövmeleri  mavi ve kırmızı doğal boyalarla yapılır. Japonya’da feodal dönemde suçlulara dövme yapılırdı. Fotoğraf: The Daily Beast

Yakuza Japonya’daki geleneksel organize suç örgütlerinin üyelerine verilen isimdir. Her ülkede adamları olabilen örgütün üyelerine, küçük parmaklarını kestiklerinden, parmağı kesikler veya dokuz parmaklılar da deniyor. Dövmeleri mavi ve kırmızı doğal boyalarla yapılır. Japonya’da feodal dönemde suçlulara dövme yapılırdı.
Fotoğraf: The Daily Beast

  • Japonya’da 1872 yılında Meiji döneminde dövme yaptırmak yasaklandı. 1948 yılından bu yana kanuni bir engel olmasa da dövme karşıtı sosyal baskı, Yakuza adlı kanundışı örgütlenmeyi anımsattığı için, devam ediyor. Kamuya açık hamamlarda, yüzme havuzlarında, spor salonlarında ve hatta bazı otellerde, lokanta ve dükkanlarda görünür yerde dövmesi olanlar geri çevrilir. Dövmeye karşı hassasiyet Güney Kore ve Vietnam’da da vardır.
  • Tayland’da dövme aktive edilinceye kadar koruyucu özellik taşımaz. Dövme, yapan tarafından aktif hale getirilmelidir. Bu bir törenle yapılır. Dövmeyi yapan müşterisine dövmeyi işe yarar tutmak için zaman zaman tekrar etmesi gereken bir kod öğretir. Dövme yaptıran kişi tavsiyeye uymazsa, bir günah işlerse veya kötü davranışlar içinde olursa dövmenin gücü azalır hatta bazen gücü tamamen yok olur. Burada suçlu olan dövme değil, kişinin kendisidir. Dile yapılan dövmenin gücünün tükürük ile tüm vücuda yayıldığı düşünülür.

 

Tayland’da dövmenin daha kolay yapılabilmesi için deriyi gererek ustaya yardımcı olan çıraklar. Fotoğraf: The Supernatural in Thai Life, John Hoskin, Jean-Léo Dugast, The Tamarind Press, 1993.

Tayland’da dövmenin daha kolay yapılabilmesi için deriyi gererek ustaya yardımcı olan çıraklar.
Fotoğraf: The Supernatural in Thai Life, John Hoskin, Jean-Léo Dugast, The Tamarind Press, 1993.

  • Tayland’da dövme yaptırmaya giden kişi önce sunağa saygı sunar. Maskeli dövmeciler hangi sembolün işleneceğine kendileri karar verirler. Dövme motifleri taşıyan kumaş bir içliğe de dövme ile aynı gücü yükleyen iş erbapları da vardır. Şehirlerde görünür dövmeleri olanlara saygı gösterilmediğinden yağ ve kan karışımı ile görünmeyen dövme yaptıranlar da vardır.
  • Bazı dini semboller ve yazılar diğerlerinin dini hassasiyetlerini dikkate almadığı düşüncesiyle yabancı ülkelerde sorun olmaktadır. Almanya, Fransa ve Slovakya kanunları kamusal alanda Nazi sembollerinin dövmelerde, bayraklarda, selamlaşma biçimlerinde, üniformalarda kullanımını yasaklamaktadır.
  • Rönesans’ın kuzeydeki temsilcilerinden biri sayılan Hollandalı ressam Hieronymus Bosch (1450-1516) kötülüğün dışavurumunu betimlemek istediği tablosunda iki figürün yüzünü piercing ve metal aksesuarlarla kaplamıştır. Birkaç yüzyıl sonra İtalyan doktor, antropolog, sosyolog ve filozof Cesare Lombroso (1835-1909) da, kendi bedenine dövme veya benzeri şeyler yaptıran kişilerin doğuştan suça yatkın olduğunu savunmuştur. Günümüzde ise dövmeli, piercingli gençleri genetik anlamda sorunlu olarak kabul etmiyoruz tabii ki.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 311|Çağdaş Dönemde Sergileme 6

Önceden terk edilmiş bir elektrik santralı olan Tate Modern’in binası 2000 yılında kentsel dönüşüm bölgesine alındı ve müze oldu. Günümüzde bu bölge, galerilerin, şirket merkezlerinin ve lüks konutların semti haline gelmiş durumda. Fotoğraf: Tate Modern the Handbook, Tate Publishing, 2000.

Önceden terk edilmiş bir elektrik santralı olan Tate Modern’in binası 2000 yılında kentsel dönüşüm bölgesine alındı ve müze oldu. Günümüzde bu bölge, galerilerin, şirket merkezlerinin ve lüks konutların semti haline gelmiş durumda.
Fotoğraf: Tate Modern the Handbook, Tate Publishing, 2000.

  • 1980’lerde ve 1990’larda Londra, New York gibi, Çağdaş Sanat piyasasında önemli bir oyuncu haline gelmiştir. Kentin ve borsanın belirleyiciliğinin dışında, İngiltere’nin sanatçıların eserlerinin ikinci el piyasada satılması durumunda vergi avantajı sağlaması alıcılara cazip gelmiştir. Londra’nın Doğu Yakası, yeni sanatçı kuşağı için merkez haline geldi ve yeni yetenekler arayanların uğrak yeri oldu. İngiltere’nin önde gelen müzayede evleri Christie’s ve Sotheby’s’in büyük sanat satışlarının %90’dan fazlasını gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.
  • Müzelere sponsor olan şirketlerin yapısı göz önüne alınmaya başladı. Tate Modern’in sponsoru BP’nin çevre kirliliğine katkısı gösterilere neden oldu ve BP sponsorluktan uzaklaştırıldı.
İngiliz şeker tüccarı ve sanayici Henry Tate, ülkesinin önde gelen sanat koleksiyonuna 1897 yılında adını verdiğinde müze sekiz odadan ibaretti. Galerinin kapasitesi 15 yılda iki katına çıktı. 1970’lerde genişletildi. 1980’lerde Tate Liverpool ve Tate St. Ives açıldı. Modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilenmesi için Bankside Elektrik Santrali İsviçreli mimarlar Herzog & de Meuron tarafından Tate Modern’e dönüştürüldü. 2000-2015 yılları arasında Tate Modern’i 40 milyondan fazla kişi ziyaret etti. 2009’da alınan genişleme kararı ile 260 milyon sterlinlik mimari proje Herzog & de Meuron imzalı 10 katlı Tate Modern genişleme birimi Switch House ilave edildi. Bu, mevcut yapıya %60 daha fazla sergileme ve etkinlik alanı katacak olan, piramidi andırır, kiremit yüzeyli yapı ilk haftada 143 bin kişi tarafından gezildi. İngiltere’nin en prestijli sanat ödülü olan ve her yıl verilen Turner Ödülü’nün komite başkanlığını Tate Direktörü yürütür. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

İngiliz şeker tüccarı ve sanayici Henry Tate, ülkesinin önde gelen sanat koleksiyonuna 1897 yılında adını verdiğinde müze sekiz odadan ibaretti. Galerinin kapasitesi 15 yılda iki katına çıktı. 1970’lerde genişletildi. 1980’lerde Tate Liverpool ve Tate St. Ives açıldı. Modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilenmesi için Bankside Elektrik Santrali İsviçreli mimarlar Herzog & de Meuron tarafından Tate Modern’e dönüştürüldü. 2000-2015 yılları arasında Tate Modern’i 40 milyondan fazla kişi ziyaret etti. 2009’da alınan genişleme kararı ile 260 milyon sterlinlik mimari proje Herzog & de Meuron imzalı 10 katlı Tate Modern genişleme birimi Switch House ilave edildi. Bu, mevcut yapıya %60 daha fazla sergileme ve etkinlik alanı katacak olan, piramidi andırır, kiremit yüzeyli yapı ilk haftada 143 bin kişi tarafından gezildi.
İngiltere’nin en prestijli sanat ödülü olan ve her yıl verilen Turner Ödülü’nün komite başkanlığını Tate Direktörü yürütür.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 309|Çağdaş Dönemde Sergileme 4

  • Küreselleşme ile birlikte müzeler, bienaller, festivaller, fuarlar metropoller arası rekabetin en önemli mecrası haline geldi. Galeri ve müzeler artık kentsel dönüşümdeki rantın örgütlenmesinde önemli. En erken örneklerden biri New York’ta Soho. Sanat merkezlerinin finansal, spekülatif hareketlerde çok önemli bir rolü, bir iletişim ve marka haline getirme gücü oldu.
  • Sanat üretiminin yaygın olarak tüketilmesi, sanatçıların ve galericilerin ekonomik açıdan kalkınmaları ve uluslararası saygınlık kazanmaları, ulusal sanat pazarının büyüyerek güçlenmesinin araçlarından biri sanat fuarlarıdır. Ancak, ticari olmayan, bağımsız sanat üretim alanları olan sanat kolektifleri, sanat inisiyatifleri, proje ve sanat mekanlarının sayısı da giderek artmakta ve önem kazanmaktadır.
  • Fuarlar, bienallerle yakından ilişkili. Bienallerin oluşturduğu entelektüel ortamda öne çıkan sanatçılar ve yapıtlar bu defa fuarlarda koleksiyonerlerle buluşuyor. Sanat yatırımcılığını iş edinen kitle büyüyor. Uluslararası ün kazanmaya çalışan galerilerin odak noktası fuarlar oluyor.
57. Venedik Bienali’nde Lorenzo Quinn’in Destek adlı dev Yerleştirmesi.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

57. Venedik Bienali’nde Lorenzo Quinn’in Destek adlı dev Yerleştirmesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1895 yılında başlayan Venedik Bienali büyük ulusal sergiler çağına aittir. Kalıcı ulusal pavyonları barındırır. Yüksek prestijli bir kültürel etkinliktir ve bir sanatçının ülkesini temsil etmek için seçilmesi, o sanatçı için son derece önemlidir. 1999 yılında Türkiye’nin resmi katılımı olmasa da Venedik Bienali küratörü Harold Szeeman uluslararası sergiye Kutluğ Ataman’ı davet etmiş ve burada sanatçının bir video çalışması yer almıştır.
  • 1955 yılından başlayarak Kassel’de her beş yılda bir yapılan Documenta sanat fuarı için, sanat fuarları içinde en küreselleşmiş ve kapsamlı olanıdır denebilir.
  • 1970’ten beri faaliyette olan Art Basel, 2002 yılından itibaren Florida’da aynı adda bir kardeş fuara sahip olmuştur.
  • 1990’larda küratörlük kategorisi sanata dahil oldu. SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun küratörün, uzmanlaşmalar sağlamak ve finansör, ekonomist, psikolog, teorisyen, uzlaşmacı, sanatçının baş düşmanı, avukat, dost, sırdaş, üçüncü göz, kamuya karşı sorumlu, yazar, hamal gibi birçok kavramı bir arada bulundurması gerektiğini belirtir.
  • 2000’li yıllar fuarların sayısının arttığı bir dönem oldu. Dolayısıyla sanatın sermaye ile ilişkisi sıkılaştı. Fuarlar pek çok galeriyi, dolayısıyla pek çok yapıtı bir arada görme olanağı sunuyor.
  • 2003 yılından başlayarak her yıl düzenlenen Londra’daki Frieze sanat fuarı, Londra’da Çağdaş Sanat’a adanmış bir fuar oldu.

 

Çağdaş Sanata Varış 300|Çağdaş Mimarlık 4

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya. Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-). Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi. Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.  Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya.
Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Ön cephesi camdan yapılan binalar normal olarak çok büyük miktarda enerji tüketirler, çünkü sera gibi ısıyı içlerinde topladıklarından ısınırlar ve serinlemek için havalandırma sistemlerini çalıştırırlar. Renzo Piano’nun (1937-) New York’taki NY Times binası için yaptığı tasarımda yerden çatıya kadar uzanan, seramik çubuklardan yapılmış bir ikinci cephe oluşturularak, doğrudan gelen ışığın emilimi önlenmiş. Bir gölgelendirme sistemi, güneşin konumundan ve geniş bir sensör ağından yararlanarak tenteleri otomatik olarak indiriyor veya kaldırıyor. Böylece aşırı ışığı engelliyor. Gölgelendirme sistemi ile ışıklandırma sistemi arasında kurulan bağlantı sayesinde gün ışığının yetersiz ışıkta da kullanılması sağlanmış oluyor. Elektrikle aydınlanma sadece destek gerektiğinde devreye giriyor. Sabahları daha soğuk olan hava binanın içine çekilerek gün boyu kullanılıyor.
  • Gökdelenlerde iç sıcaklık, dış sıcaklık, binanın yapısı, güneşin açısı, binanın ısı ve enerji üretim sistemlerinin dışarıya verdiği ısı çıktısı gibi çok sayıda değişken aynı anda izlenip, optimum düzey tutturulmaya çalışılıyor.
2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş. Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş.
Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 295|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 2

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011. Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor.  Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor. Fotoğraf:artobserved.com

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011.
Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor. Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor.
Fotoğraf:artobserved.com

  • Marina Abramovic (1946-), 1960’larda ortaya çıkan Vücut Sanatı akımının temsilcilerinden. Sanatçı, bugüne kadar düzenlediği Performanslarda kendini parçalara ayırdı, kırbaçladı, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurdu, hatta bir seferinde ölüm tehlikesi atlattı.
Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010. New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu. Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı. Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti. Fotoğraf:www.popmatters.com

Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010.
New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu.
Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı.
Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti.
Fotoğraf:www.popmatters.com