Etiket arşivi: Nesne

Çağdaş Sanata Varış 330|Bitiş

Keşiş, Jan Fabre, 2001. 2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Keşiş, Jan Fabre, 2001.
2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Andy Warhol’dan itibaren birçok sanatçının gösteriye ve gösterinin çarpıcı etkilerine başvurması, günlük hayatımızı biçimlendiren medyanın kaçınılamayan gücüne tanıklık etmektedir.
  • Sanatçı, dünyanın nasıl göründüğü ve insanların durumunun günümüzde neye benzediği konusunda eleştirel bir konum alır. “Razı olmamak” söz konusudur. İzleyicinin işlerden çok, işlerin ele aldığı konularla ilgilenmesi, konuya dahil olması amaçlanır.
  • Pek çok sanatçı pek çok işiyle, günümüzde meselenin parçası olmadan eleştiri imkanımızın da olmadığını vurgulamaya çalışmıştır.
  • Sanat şahsi zevklerin ötesine geçer.
  • Zaman zaman alışılagelen beğeni ve rahatlık sınırlarının ötesi söz konusu olabilir.
  • İmge, nesne, performans ve metin gibi pek çok formu kapsayan yapıtlar çoğunluktadır.
  • Sanat eseri özünde iyi veya kötü oluşunu değil de, bizim diyaloğa girmemize imkan tanıyıp tanımadığı sorusunu sormamızı getirmektedir.
  • Eserler fiziki olduğu kadar da fikirseldir.
  • Sofistike tüketiciler için şirketler prestijlerini, ürünlerini sanatsal etkinliklerle desteklemeye başlamışlardır.
  • Ana amaçlardan biri, tüketim öncesi duruma geri dönmek söz konusu olmadığına göre, dünyayla daha az katı bir denetim altında ve daha az düzen verilmiş bir ilişkiye ulaşmaktır.
  • Marcel Duchamp’ın “sanat eseri olmayan bir eser yapmak mümkün müdür?” sorusuna günümüzde mümkün olabileceği cevabını vermemiz beklenir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 269|Hiperrealizm

  Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine. Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com


Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine.
Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com

  • Alman bir ailenin 1958’de Avustralya’da doğmuş, Londra’da yaşamayı seçmiş üyesi Ron Mueck (1958-), Hiperrealist nesne-heykelleriyle tanınıyor. Mueck, ya olağandan büyük, ya küçük birebirler yapıyor. Tekniğinin sağlam ve yetkin olduğu düşünülüyor. İnsan tiplemeleri, patetik eda taşıdığında hayli çarpıcı. Eserleri bir duygu birlikteliği oluşturuyorlar, bu da etkilerini artırıyor.
  • Ron Mueck, heykellerini yaratmaya başlamadan önce yirmi yıldan fazla bir süre profesyonel kukla oynatıcısı ve maket yapımcısı olarak çalışmış olduğundan izleyicinin gözünü nasıl yanıltacağını bildiği düşünülüyor. Ünlü Muppet Show’da da görev almış.

 

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in  (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış. Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış.
Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde dünyanın nasıl değiştiğini anlattığını, eserlerini bilimkurgu gibi düşünmediğini belirten 1965 Sierra Leone doğumlu Avustralyalı sanatçı Patricia Piccinini, yeni bir dünya yarattığımızı; kansere çare bulmak, herkesi doyurmak gibi nedenlerle doğayı değiştirdiğimizi, ona müdahale ettiğimizi söylüyor. Kendisinin bu yarattıklarımıza olan sorumluluklarımızla ilgilendiğini söylüyor. Doğayı değiştirme fikrini kabullendiğimizi  düşünüyor.  Çocuklar önyargılı olmadığı için,  yetişkinler gibi yeni hayatlarla buluşmaktan korkmadıkları için eserlerinde çocukları kullanmayı tercih ettiğini belirtiyor.
  • Bu eserde bir kız çocuğunun tanımlanması güç hayvanlarla oynadığını görüyoruz. Sergideki yaratıkların çoğu alışılmışın dışında fizyonomiye sahip. Objeler yaşam ve ölümü, koruma ve macerayı, dünyamızı bir çok farklı görümü olan yaratıkların doldurabileceğini ima ederken, tuhaf ve çirkin olanın da ilgi ve sevgiyi hakkettiğini vurgulamak istiyor.
  • Sanatçının vermek istediği en önemli mesaj, izleyiciyi birinci dereceden ilişkiler dışında diğer türlerle temasa geçirmek ve onlarla empati yapılmasını sağlamak.
  • Sanatçının 2003 Venedik Bienali’ndeki We are Family adlı sergisinde normal nedir, yaşamı kim kontrol ediyor, hayvanlarla ilişkimizin doğası nasıldır, bazılarının hayatı diğerlerininkinden daha mı kıymetlidir, bir aileyi oluşturan nedir gibi etik soruların cevaplarını izleyiciye düşündürmek istemişti.
  • Piccinini eserlerini 2011 yılında İstanbul’da Arter’de, 2015 yılında İstanbul Bienali’nde sergilemişti.
2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 266|Heykeller ve Nesneler 5

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014. Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor. Fotoğraf:ilginseymen.com

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014.
Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor.
Fotoğraf:ilginseymen.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010. Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor. Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden. Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş. Merdivenin  işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden. Tamamlanamamış anıt,  söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder. Yapısöküm mimarisinde  mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak  bakmak söz konusudur. Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır. Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010.
Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor.
Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden.
Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş.
Merdivenin işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden.
Tamamlanamamış anıt, söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder.
Yapısöküm mimarisinde mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak bakmak söz konusudur.
Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır.
Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007. Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007.
Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007. Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar. Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış. Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış. Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve  yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle. Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti. Fotoğraf:www.artspace.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007.
Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar.
Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış.
Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış.
Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle.
Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti.
Fotoğraf:www.artspace.com

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu. Fotoğraf: sandradavolio.dk

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu.
Fotoğraf: sandradavolio.dk

  • Doğanın sanata dahil edilmesi / doğadan ilham alınması mücevher tasarımında da kendini gösteriyor. New York’ta çalışmalarını sürdüren mücevher tasarımcısı Monique Péan, takılarda doğal taşlara ilaveten mors dişi fosili, dinozor kemiği, bir milyon yıllık olduğu iddia edilen meteorit  parçaları kullanarak doğayı işinin bir parçası haline getiriyor.