Etiket arşivi: Nepal

Dövme – Tendeki Nakış 2

  • İlkel dövme ana hatlarıyla deriye yan yana küçük delikler açmak ve bu deliklere is, sürme, mürekkep, kına, çivit gibi boyalı maddeler doldurmak suretiyle yapılır. Ciltte derin yarıklar meydana getirip barut gibi yanıcı maddeler sürüp yakarak yapılanları da vardır.
  • Batı dillerine (tattoo), Tahiti, Tonga ve Samoa adaları dilinde kullanılan tatau – çizmek, Markiz adalarında tatu kelimesinden girmiştir. Sözcük James Cook’un 1769’da Tahiti’ye yaptığı sefer sırasında kaydedilmişti.
  • Yazı veya resim şeklinde yapılan dövme bereket, tılsım, koruma, süslenme ile yakından ilişkilidir.
  • Bir Vücut Sanatı/Body Art çeşidi olarak da düşünülen dövme, medeni ve şehirli olmaya bir başkaldırı olabildiği gibi, Batılı kimliği vurgulamak için de kullanılmaktadır: Özgürlük ve bireyselliğin göstergesi olarak algılanmaktadır ki bu da Batılı bir değer sayılmaktadır.
  • Dövme, Vücut Sanatına ait olmanın yanı sıra,
    *duygusal ve zihinsel stresten kurtulmanın bir aracı olarak, dövmenin acısına sığınma;
    *riske ve acıya karşı salgılanan adrenaline bağımlılık;
    *dikkat çekme ve sosyalleşme nedeni;
    *dünyaya karşı derdini anlatmak, kendini ifade etmeye çalışmak;
    *sanatsal özgürlük;
    *otoriteye karşı çıkmak, isyan;
    *ruhlar dünyasıyla bağlantı kurmak; şans, uğur, nazardan korunmak;
    *sağaltma için;
    *süslenmek için;
    *negatif duyguları uzaklaştırmak;
    * adet ya da moda olduğu için;
    *dövmeli insanların kültürüne katılma, bir nevi aidiyet geliştirme

faktörleri dövme yaptırmanın fizyolojik, kimyasal, sosyal ve duygusal nedenleri olarak kabul ediliyor.

  • İlgiyi zayıf ve ölümlü bedene çekerek, ruhun ve zihnin asaletini vurgulamak amaçlanıyor da olabilir..
Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor. Fotoğraf: En Son Haber

Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor.
Fotoğraf: En Son Haber

  • 18. yüzyılda Paraguay’da kadınların yüzleri, göğüsleri ve kolları dövmelerle kaplıydı; bu onları olduklarından daha güzel kılıyordu.
  • Kuzey Irak, İran ve Afganistan’da yüz dövmeleri de görülür.
  • Çingene topluluklarının dövme geleneğinin taşıyıcısı olduğu düşünülmektedir.
  • Hindistan’da ve Nepal’de dövmenin (godna) yapılma sebepleri dinsel-inançsal, sağlık, toplumsal statü ve süslenmedir. Hindistan’da ayrıca kına ve boyalarla yapılan çeşitli süslemeler de vardır. Pakistan’ın Pencap bölgesinde ölüm halinde cennete bedeni süsleyen dövme örnekleriyle süslü olarak gidileceğine inanılır.

 

Şiddet 46| Doğu’da Kadının Konumu 7 | Hindistan 2

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Hindistan’da önceden, okuma yazma, dans etme, şarkı söyleme gibi eğitimleri almak sadece Hindu tapınaklarındaki fahişelere tanınan bir haktı. Kadınların eğitilmesinin fahişelikle özdeşleştirilmiş olması 19. yüzyıl sonlarına kadar devam etti. Kadınların eğitimi konusunda İngiliz yönetimi de başarılı olamamıştı.
  • Çocuk gelin olayı Hindistan’da da yaygındır.
Racistan, Jaiselmer, Çöl Festivali. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Jaiselmer, Çöl Festivali.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Dul kadınlardan beklenen özveriler arasında yeniden evlenmemek, yerde yatmak, günde tek öğün yemek, ölünceye kadar eşinin yasını tutmak başta gelir. Kocası ölen kadın da neredeyse ölmüş gibidir. Mahabharata, kocalarının yakıldığı ateşe atlayarak yanan kadınlardan söz eder. Bu töreye, erdemli kadın anlamına, Sati adı verilir. Hindistan’da 12. yüzyılda başlayan Müslüman, daha sonra ise İngiliz yönetimleri Sati töresini yasaklamış ama ortadan kalkmasını sağlayamamışlardı. Hint Anayasası da yasaklamasına rağmen, vakalar azaldı ama tamamen önlenemedi. Kayıtlara geçen son olay 2002 yılında gerçekleşti. İnsan yaşamını hor gören Sati töresinde ana fikir kadının aşağılanması değildir, düalizm inancıdır, denir.
Racistan’ın Jodpur kentinde Jaswant Thada adı verilen yerde 132 sati aynı mekana gömülmüştür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan’ın Jodpur kentinde Jaswant Thada adı verilen yerde 132 sati aynı mekana gömülmüştür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Bikaner Kalesi. Mughal ile savaşta kale kuşatılınca, kaledeki kadınlar, erkekleri savaşta öldü diye düşünerek kendilerini yakıyorlar. Bu bir Sati uygulaması. Ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna cohar deniyor. Sati, daha erkek egemen geleneklere sahip olan Racistan’da önemli, lehine gösteriler yapılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Bikaner Kalesi.
Mughal ile savaşta kale kuşatılınca, kaledeki kadınlar, erkekleri savaşta öldü diye düşünerek kendilerini yakıyorlar. Bu bir Sati uygulaması. Ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna cohar deniyor. Sati, daha erkek egemen geleneklere sahip olan Racistan’da önemli, lehine gösteriler yapılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Kadınlar için ikinci evlilik hala bir tabu. Oysa yasa ile buna 19. yüzyılda izin verilmişti.
  • Hindistan’da kadının cinselliği göklere çıkartılırken, toplumsal konumu düşüktür.
  • Hindistan alt kıtasındaki milyonlara ilaveten, Hinduizm Nepal’in de resmi dini; ayrıca Bangladeş ve Sri Lanka nüfuslarının %20’si; Fuji ve Mauritus nüfuslarının %50’si; Endonezya’da, Bali Adası’nın da %90’ı Hindu. Dolayısıyla Hinduizm’in kuralları büyük bir nüfusu etkiliyor.
  • Hint Anayasası, herkesin eşit olduğunu yazıyor ama kast sistemi hala varlığını koruyor. Çocuk, babasının kastından oluyor.
  • Hinduizm’de her tanrının bir taşıtı, bir eşi, birkaç tane de simgesi oluyor. Brahma, Şiva, Vişnu ve diğer tanrıların eşleri de bu inanç tarafından benimsenmiş. Şiva’nın erkek enerjisi Linga, dişi yaşam kaynağı Yoni tarafından kuşatılıyor. Şiva’nın sayıları çok fazla olan eşleri, hangi biçimde görünürse görünsün, her zaman ilahi dişi enerji.
  • Bazı geleneklere göre, kadınlar, bir Hindu’nun ulaşmak istediği son nokta olan Mokşa’ya ulaşma becerisinden yoksunlar. Tek çare, bir sonraki döngüde erkek olarak dünyaya gelmek. Bunun için, darma’nın gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar.
  • Hindularda evlilik için din, kast, alt kast, ekonomik durum, dil, yeme-içme alışkanlıkları hatta burçların tutmasına dikkat edilir. Hindistan, boşanma oranı en düşük ülkelerden biridir. Aileler, müstakbel çifte evlilik öncesi bir öğle yemeği buluşmasına izin verir. Başlık, kızın babasından hissesine düşen mirasıdır. Düğünü kız tarafı yapar. Gelin düğünde ağlar, göğsünü döver. Bazen bu iş için profesyonel ağlayıcı da tutulur.
Bu kadar çok faktörün tutabilmesi kolay olmadığından evlilik için uygun birini bulabilmek amacıyla gazeteye ilan vermek Hindistan’da sık başvurulan bir yöntemdir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu kadar çok faktörün tutabilmesi kolay olmadığından evlilik için uygun birini bulabilmek amacıyla gazeteye ilan vermek Hindistan’da sık başvurulan bir yöntemdir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Sahdu’lar ve Naga’lar

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir.
  • 11 yaşında ailesini terk edip Sadhu olma yoluna giren oğlana manohar denir. Manohar, Sadhu’lara çay ve masaj yapar, çamaşırlarını yıkar, dua metni okur, meditasyon yapar.
  • Kadın Sadhu da olur.
  • Sadhu’lar, güçlü Hindu tanrıları gibi olmak için vücutlarına kutsal kül Bhasma sürerler.
  • Bu kül, günlük toplanmış inek pisliğinin yakılıp saf su ile kalın bir krem haline getirilmesiyle oluşturulur. Bhasma kururken beyazlaşır, talk pudrası gibi yumuşak olur.
  • Bu külün deri hastalıklarına ve psikosomatik hastalıklara iyi geldiği düşünülür.
  • Sadhu’ların politik gücü çoktur.
  • Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı.
  • Sadhu’lar genellikle kutsal kabul edilen sulara yakın yaşamayı tercih ederler. Kutsal nehirde yıkanmak, tüm hayatlarda edinilen günahlardan arınmak; bir yudum suyunu içmek, ölümsüzlük nektarı içmek anlamına gelir.
  • Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır.
  • Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Sadhu’lar zaten arınmış oldukları için öldüklerinde yakılmaları gerekmiyor.
  • Esrarı dünyaya Tanrı Şiva’nın getirmiş olduğuna inanıldığından Sadhu’lar esrarı sünnet diye içiyorlar.
Patsupatinah Tapınağı, Nepal. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patsupatinah Tapınağı, Nepal.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Şiddet 13 | Ritüellerdeki Şiddet 5 |Günah Keçisi

  • Şiddetin kutsallaştırılmasında, kötülük, kirlilik ve lanetin, hayvan, insan gibi canlı varlıklara aktarılması yönteminde hem psikolojik hem de fiziksel şiddetin dini bağlamda kullanılması söz konusudur. Şiddetin psikolojik boyutu, günah keçisi kavramında karşılığını bulmaktadır. Seslenilen tanrı erkek ise boğa, dişi ise koyun günah keçisi olarak seçilirdi. İnsanın da günah keçisi rolünü üstlendiği olurdu.
  • Sunağın önünde merhamet dileyene kadar kişinin dövülmesi fiziksel ve psikolojik şiddetin aynı anda kullanımına örnek gösterilebilir.
  • Kötülüklerin bir günah keçisi aracılığıyla kovulması çok yaygın bir uygulamaydı.
  • Günah keçisi olarak kutsal bir insan ya da hayvan kullanılırdı. Onlar vasıtasıyla kötülükler ve günahlar yılda bir kez toptan kovulurdu.
Toxic Mary, Banksy, 2003. Global Karaköy 2016 sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Toxic Mary, Banksy, 2003.
Global Karaköy 2016 sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Batı Himalaya halkları bir köpeği içki ile sarhoş eder, sonra taş ve sopalarla öldürürlerdi. Bunu yapınca uğursuzluğun yıl boyu köylerine uğramayacağına inanırlardı.
  • Fal bakmak için insan kurban etme Doğu Kafkasya’da yapılırdı. Mızrakla kalbi delinen kişinin yere düşüş şeklinin, ülkenin refahı hakkında bilgi verdiğine inanılırdı. Bu törenin, halkın günahlarını ve şanssızlıklarını alıp götürmesi için öldürülen bir insan-tanrı olabileceği de düşünülüyor. Çünkü bu kişi gömülürken halk da arınma için orada bulunurdu.
Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015. Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015.
Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Doğu Hindistan halk törelerinde ölüm, kutsal bitki ruhunun bir temsilcisi olduğu kadar bir günah keçisidir. Hep ilkbaharda kovulur. Ölüyü dışarı sürme töreni geçen yılın birikmiş kötülüklerini kovmayla ilgilidir.
  • Nepal’de rahipler renkli ipliklerle cemaat arasında gezer; kişiler iplikleri ellerinden, boyunlarının arkasından geçirir. Böylece hem cemaat birbirine bağlanmış olur hem de ip avuçta yuvarlanıp dertler bu iplere aktarılır. Rahiplerin topladığı iplerle dertler uzaklaşmış olur.
    Nepal’i 1951 yılına kadar 104 yıl yönetmiş olan Rana Hanedanı tanrılara insan kurban etme geleneğine son vermiş.
  • Zamanla insan kurban etme uygulamasında ölüm cezası almış suçlular kullanılmaya başlandı.
  • Atinalılar düzenli olarak kamu hesabına aşağı sınıftan kişiler beslerlerdi. Kentte veba, kuraklık, kıtlık gibi bir felaket yaşandığında günah keçisi olarak bunlardan yararlanırlardı. Bunlar kent dışına sürülür, taşlanarak öldürülürlerdi. Ayrıca her yıl mayıs ayında iki kurban Atina dışına çıkartılır, taşlanarak öldürülürdü.
  • MÖ 6. yüzyılda Küçük Asya’da Yunanlar, bir kamu felaketi yaşandığında, çirkin bir kişiyi yakıp, küllerini denize saçarlardı.

 

Yavaş Hareketi 2 | Slow Food 1

SLOW FOOD 1

  • Roma döneminde ve Ortaçağ’da zengin sınıflar arasında gıdanın yerel boyutunu aşma isteği hakimdi. Roma, yiyeceklerini dünyanın dört bir yanından getirtmekle övünürdü.
  • Mutfakta lezzet arayışının Endüstri Devrimi’nden sonra ortaya çıktığı varsayılmakta.
  •  Fransız Devrimi ile aşçılar asillerin evlerindeki işlerini kaybetmiş, burjuvaziye yönelik restoranlar açmıştı.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrası bir paradoks oluştu: Yoksul köylülerin ürettiği gıdaları zenginler, zengin toprak sahiplerinin ürettiklerini ise büyük halk kitleleri tüketiyordu. Slow Food bu akımın tersine çevrilmesi gerektiğini öne sürdü.
  • DNA’nın ticari amaçla değiştirilmesi 1980 yılında başlamıştı. 1982’de gen taşınması yöntemiyle üretilmiş gıdalar piyasaya çıktı. 1986’da ise GDO’lar raflarda yerini aldı.
  • Slow Food, GDO’lara ve büyük çokuluslu şirketlere karşı köylü tarımını destekler; Slow Food biyoçeşitliliği, beslenme özgürlüğünü, köylülerin korunmasını önemseyen bir girişim, ekolojiyi savunma mücadelesidir.
Nepal’in Bhagdaon kentinde ürününü güneşte kurutmaya çalışan bir kadın.

Nepal’in Bhagdaon kentinde ürününü güneşte kurutmaya çalışan bir kadın.

  • Günümüzde 1970’lerde harcanan enerjinin tam iki katının harcandığı, 2020’ye kadar bu rakamın da %60 artacağı tahmin ediliyor.
  • Endüstriyel tarım açlığa çare olmadığı gibi çevreye ve tarım nüfusuna korkunç maliyetler çıkarıyor ve toprağı parazitlere karşı dayanıksız hale getiriyor.
  • Zamanla insanlar tarımdan kaçmaya, toprağa gereken özen gösterilmemeye başlandı. Slow Food, ülkelerin tarım ekonomisini tekrar canlandırmayı amaçladı.
  • Dünyanın, herkes Hintliler gibi beslense 10 milyar, İtalyanlar gibi beslense 5 milyar, Amerikalılar gibi beslense 2,5 milyar kişiyi besleyebileceği hesaplanmış.

(Dünya nüfusu 2014  yılı itibariyle 7.1 milyar kişi.)

  • Su ve gıda kaynaklarının da yok olması dikkat edilmesi gereken bir başka sorundur.
  • Bunun sebebinin, tahılların ve suyun hayvanların beslenmesi için kullanılması olduğu, 1900 yılında hayvanlar için ekinlerin %10’u kullanılırken günümüzde bu oranın %45’e çıktığı hesap edilmiş.
  • Endüstriyel tarım ve genetiği değiştirilmiş ürünler aşırı miktarda suya gereksinim duymaktadır. 1950 yılından bu yana %350 oranında artan su tüketiminin %73’ü tarım alanlarında yapılmaktadır.
  • 235 patates türünün günümüzde yalnızca 7’si ekiliyor; pirinç, mısır ve buğday, dünyadaki insanların bitkisel besinlerinin %60’ını oluşturuyormuş.
  • Çok kaliteli ve ekonomik pek çok ürün gastronomik alışkanlıklar ve onların hazırlanışıyla ilgili bilgiler unutulduğu için tüketilmiyor.
  • Dünyadaki tüketicileri üç farklı kategoriye ayırmışlar:
    *Seçme hakkı olan, özellikle et ve paketli gıdalar tüketen, meşrubat içen, doğaya çok fazla zarar veren hipermarket müşterileri (yaklaşık 1,5 milyar kişi),
    *Diyeti buğdaya ve içme suyuna dayalı, genellikle yerel dükkanlardan alış veriş eden, çevreye zararları kabul edilebilir seviyede olan, yeni orta sınıf (yaklaşık 3 milyar kişi),
    *Eline yeterli miktarda buğday geçmeyen, suları her zaman içilebilir olmayan, ne şekilde besleneceğine karar verme imkanı bulunmayan, çevreye etkileri az olan yoksullar (yaklaşık 1,5 milyar kişi).
  • Dünyada açlıkla mücadele eden yaklaşık 1 milyar insan varmış.
  • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’ya göre 2030’da dünyada beslenmesi gereken 8,3 milyar insan olacak.
  • FAO uzun yıllar yemek yeme zevkini görmezden geldi. FAO, 2004 yılında Slow Food’u kar amacı gütmeyen örgütlerden biri olarak tanıdı. Slow Food temsilcileri FAO faaliyetlerine iştirak edebiliyor, bilgi ve belge paylaşıyor.
  • Slow Food gastronomi ile sosyal ve iktisadi analizi birleştiren, bütüncül bir vizyona sahiptir.
  • Sloganlarından biri “Buy fresh, buy local” (Taze ve yerel olanı al).
Çoruh Vadisi’nde yediden yetmişe tarım ile uğraşan Artvinli aile.

Çoruh Vadisi’nde yediden yetmişe tarım ile uğraşan Artvinli aile.

  • Pazarların ve beslenme modellerinin globalleşmesi ile yerel kültürlere olan ilgi arttı. Yerel olan, Postmodernizm ile önemsenmeye başlamıştı.
  • Gıda her yerde kültürel farklılığı ortaya koyduğu için gıdanın halkları tanımak yolundaki ilk adım olduğu anlaşıldı.
  • Sivil Toplum Kurumları’nın (NGO) yaygınlaşması da Postmodern dönemin bir gelişmesidir.
  • Ama Slow Hareketi, Büyük Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu (Greenpeace, WWF gibi) olmaktan kaçınır.

(Biyoçeşitlilik ve Gastronomi adlı yazılarımızı, Yavaş Hareketi dosyasından önce yayımlayarak, Yavaş Hareketi dosyamızın daha net anlaşılabilmesini sağlamak istemiştik.)