Etiket arşivi: Neolitik Dönem

Bafa Gölü ve Çevresi 5

Fotoğraf: Hürriyet

Fotoğraf: Hürriyet

  • El baskıları pozitif veya negatif olabiliyor. Pozitif el baskısı, ellerin boyaya batırılıp duvara işlenmesi ile yapılıyor. El duvara konulduktan sonra boya püskürtülerek yapılan el baskılarında, boru şeklinde, içi boşaltılmış kamış ya da kemiklerin üfleç olarak kullanıldığı düşünülüyor. Kaya resimlerinde çift el kullanılarak yapılmış figürler de oluyor.
  • Orta Toroslardaki mağaralarda, Mersin ilimiz sınırları içinde, olasılıkla Neolitik Döneme ait, on kadar stilize insan figürü tespit edildi. Doğu Sandal Mağaraları’nda kırmızı aşı boyası kullanılarak yapılmış kaya resimlerinde 29 adet püskürtme yöntemiyle yapılmış negatif ve pozitif el baskıları bulundu. Bu betimlerin benzerleri Fransa, İspanya, ve İtalya’da Üst Paleolitik çağa tarihlenen mağaralarda biliniyor. İspanya’daki El Castillo, Maltravieso, Fuente del Trucho, Fransa’da Gargas ve Marsilya’da Cosquer mağaraları çok sayıda püskürtme yöntemiyle yapılmış el figürünün bir arada olduğu yerler arasında. Püskürtme ellere Avustralya, Endonezya, Moğolistan, Libya, Meksika, Arjantin gibi pek çok ülkede rastlamak mümkün. Hatta Papua Yeni Gine’de bu tür el baskıları kayalara, ağaçlara hatta insan bedenleri üzerine günümüzde de ritüel olarak yapılmaya devam ediyor. Ama Doğu Sandal Mağaraları’nda bulunan püskürtme eller Anadolu’da günümüze kadar bilinen tek örnek. Ancak buradaki resimlerin içeriği ve boyaların işleniş biçimleri Latmos Dağları’ndaki betimlere çok benziyor.
  • Çok sayıda resimde görülen el baskılarının kişilerin bu törenlere ya da ritüellere katıldığını gösteren işaretler olduğu sanılmaktadır. Bir diğer görüşe göre ise, kaya yüzeyin arkasında saklı olan ruhlar dünyası ile bağlantı kurulmak istenmekte; korunma, kötülükleri kovma amaçlanmaktadır. Büyü ile de ilişkili olma ihtimali vardır. Bunların büyük bir bölümü resim değil el baskısıdır ve çoğunlukla sol ellere aittir. El betimlemeleri Erken Paleolitik dönemden beri kaya resimlerinde en sık karşılaşılan motiftir.
  • Bölgede çok sayıda el motifi olmasına rağmen yalnızca dört ayak betimi bulunmuştur. Bu durum genel olarak kaya resimlerindeki durumla uyumludur; her zaman el betimi, ayak betiminden çok olur.
  • Latmos kaya resimlerinde hayvan betimlemeleri azdır. Yalnızca Çobanlar Mevkii’ndeki kaya resmi sadece hayvan betimlerinden oluşmaktadır ve bölgede sadece yedi hayvan resmi örneği bulunmuştur.
  • Başları T biçimli şematik figürler cinleri, ruhları, şamanları da betimliyor olabilir, diye düşünülüyor. Paleolitik dönemden beri boynuzlu ya da boynuz maskeli figürler, tanrı, büyücü ya da şaman olarak yorumlanmaktadır.
  • Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün başkanı Prof. Harald Hauptmann’a göre Latmos kaya resimleri, yerleşik düzene geçmiş erken dönem topluluklarının dini dünyalarını anlamamıza yardımcı olmaktadır.
  • Kaya resimlerinin yakınında çok sayıda taş alet bulunmuş ancak çanak çömlek ele geçmemiştir. Bu bulgular insanların burada geçici olarak bulundukları, ancak buraya yerleşmedikleri şeklinde yorumlanmaktadır.Yapılan araştırmalarda bölgedeki en önemli yerleşim yerlerinin, Beşparmak Dağları’nın kuzey yamacındaki Malkayası Mağarası ve İsa Mağarası Vadisi’nde bulunan mağara ve kaya sığınakları olduğu anlaşılmıştır. Mevcut bilgiler Malkayası yerleşiminin, Ege kronolojisine göre, Geç Neolitik/Kalkolitik dönemlere tarihlenebileceğini göstermiştir.

 

 

 

Bafa Gölü ve Çevresi 4

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kollarını dirsekten yukarı kaldırmış ve bacaklarını iki yana açmış stilize insan figürü Neolitik Dönem’den çok iyi bilinir.
  • Asya, Avrupa ve Amerika’ya kadar birçok yerde resmedilmiş çizgisel insan figürü, özellikle Anadolu’da Neolitik Dönem’de sıklıkla kullanılmıştır. Bu insan betimi, Latmos’ta olduğu gibi, Mersin’de Doğu Sandal ve Alakapı mağaralarında da karşımıza çıkar.
  • Latmos Dağları’nda gördüğümüz uçları kıvrık T harfi biçimindeki başlıklara sahip figürlere Mersin’de Arslanlı Mağarası’nda da rastlanır. Seçilen konu ve boyaların işleniş biçimleri iki yerde de çok benzerdir. Arslanlı Mağarası’ndaki resimler Kalkolitik Dönem’e, yani günümüzden 7 bin yıl kadar önceye tarihlendiriliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Düz çizgiler, zikzaklı ve dalgalı çizgiler, noktalar, nokta dizileri, baklava motifleri, tek ve sıra halinde çarpı motifleri, dörtgenler, ağ desenleri, Menderes’in kıvrımlarından adını alan meander (büklüm) çizimleri, çiçekler Latmos kaya resimlerinde kullanılmış bezemelerdir. Bezemelerin en azından bir bölümünün sembolik anlam taşıdığına kesin gözüyle bakılmaktadır. Bu işaretlerin büyük bölümü Erken Paleolitik dönemden itibaren kullanılan temel biçimlerdendir.
  • Figürlerin başları boyunca uzanan dalgalı ve zikzaklı çizgiler, figürlerin birbirine olan aidiyetine işaret ettiği şeklinde yorumlanmaktadır.
  • Latmos kaya resimlerinde çok sayıda insan figürünün çiftler ya da gruplar halinde betimlenmesi, araştırmacıların yorumuna göre ailenin sürekliliği, bereket ve ilkbahar törenleri, geçiş ritüelleri ya da düğün törenlerini yansıtmaktadır. Evlilik de bereket simgelerinden biridir.

 

Bafa Gölü ve Çevresi 1

Bafa Gölü’nün çevresi bir açık hava müzesidir. Bölgede, Neolitik döneme ait kaya resimleri vardır; ayrıca Helenistik bir kent olan Herakleia ve Bizans dönemine ait izlerle doludur.

  Bafa Gölü ve çevresinde Beşparmak Dağları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2018.


Bafa Gölü ve çevresinde Beşparmak Dağları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2018.

  • Bafa Gölü’nün kıyısında yer alan Latmos, Beşparmak Dağları, Anadolu’nun kutsal dağlarından biriydi.
  • Latmos Dağları, tarihöncesi dönemde Ege Denizi’nin kıyısında yer almaktaydı. Dağların kuzeyindeki Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla, erozyon sonucu nehir ağzının dolmasıyla, Söke’den şimdiki Bafa Gölü’ne kadar olan eski Latmos Körfezi bir iç deniz halini alarak, denizden 30 km içerideki günümüzdeki Bafa Gölü’ne dönüşmüştür.
  • Gölün suyu için tatlı-tuzlu denebilir.
Sarp gnays kütlelerinde içeriğindeki demirden ötürü aşınma hatları sarı bir renk almıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sarp gnays kütlelerinde içeriğindeki demirden ötürü aşınma hatları sarı bir renk almıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Geçirdiği değişimle meşe ormanlarının yerini de zeytin ağaçları almıştır.
  • Yerleşik hayata geçildiğini ifade eden Neolitik dönemde toprağın bereketi ve yağmur en önemli hususlar olmuştur. Toprak, ana tanrıça olarak kabul edilmiş, yağmur yağdıran gök ise erkek tanrı ile özdeşleştirilmiştir.
  • Dağın 1400 m olan zirvesinde önce Hava ve Yağmur tanrısının tahtı, daha sonra Yunanların gök tanrısı Zeus’a adanmış küçük bir Helenistik dönem tapınağı yer almıştır.
  • Anadolu’da Hava ve Dağ tanrıları genellikle birlikte tapım görürlerdi. Yağmuru getirdiğine inanılan Hava tanrısı Anadolu’nun en yüce tanrısıydı. Hava tanrısı en erken dönemlerde boğa biçiminde, MÖ 3. binyıldan itibaren ise insan biçiminde betimlenmiştir.
  • Neolitik dönemde büyük boyutlu Buzul Çağı sanatının gerçekçi resimlerinin yerini, küçük figürlerin kullanıldığı, soyut ve sembolik bir betimleme tarzı almıştır.
  • Yerleşik düzene geçen insan topluluğu için aile, yaşamın odak noktası olmuştur. Kadın, aile içinde sürekliliğin garantisi olarak görülür.
  • Latmos kaya resimlerindeki aile betimleri, kaya resmi sanatındaki bilinen en erken aile betimleridir.
  • MÖ 6. binyılın ikinci yarısına tarihlendirilen Latmos kaya resimleri, 1994 yılında keşfedilmiştir.
  • 2000 yılında ise Suratkaya adı verilen kayanın üzerinde, Hitit Kralı II. Mursilis’in yeğenine ait bir kayıt, prensin mührü bulunmuştur.  Kayıt, MÖ 14. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir. Böylece, Hititlerin İzmir yakınlarında Karabel ve Akpınar’dan sonra Ege’de bulunan bu yazıt Hitit İmparatorluğu’nun genişleme sınırları hakkında yeni bir kaynak olmuştur. Mühürle yörenin Neolitikten Hitit’e, Karya Satraplığı’ndan Yunan, Roma’dan Bizans’a, Menteşe Beyliği’nden Osmanlılara ve Cumhuriyet’e uzanan tarihsel bağlantısı ortaya çıkmıştır.

 

Megalitler 2

  • Türkiye’deki megalit anıtlar için, somut sonuçlara ulaşılana kadar, Neolitik dönemden MÖ 1300’lere kadar olan zaman aralığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
  • Megalitlerin dolmen, kromlek, menhir gibi çeşitlemeleri vardır.
  • Menhir, dayanak gerektirmeden ayakta duran, dik ve yüksek tek bir taşa verilen addır. Bu megalitik anıtlar önemli bir kişinin veya olayın anısına dikildiği düşünülen, bazılarının yüksekliği 30 metreye ulaşan taşlardır. Menhirlerin dolmenleri gösteren işaretler olduğu; güneş kültü veya bereket elemanları; bölge sınır taşları ve tapınma amacıyla kullanılan dini taşlar oldukları da varsayımlar arasındadır. Batıl inançlar ve ayinler gibi bazı dinsel olaylar için yapıldıkları düşüncesinde, taşların büyüklüğü ve yüksekliği ile manevi dünyanın anlatımında kullanıldıkları hissi etkilidir. Bu son varsayımdan hareketle, Avrupa’da Hıristiyanlığın yayılmasından sonra bazılarının üzerine haç oyulmuştur.
  • Dayanak gerektirmeden ayakta duran iri ve yüksek taşlar bir doğru veya daire şeklinde dizilirse kromlek adını alırlar.
Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere. Fotoğraf:english-heritage.org.uk

Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere.
Fotoğraf:english-heritage.org.uk

  • Dikine yerleştirilmiş taşların, oval biçimli halkalar oluşturdukları taş dairelerin Britanya’da özel bir yeri vardır. Bunların en ünlüsü Güney İngiltere’deki Stonehenge’dir. Günümüzde izlediğimiz Stonehenge III’tür. MÖ 3100’lere tarihlenen Stonehenge I, 500 yıl sonra terk edilmiş; MÖ 2100’lerde Stonehenge II düzenlenmiş; Stonehenge III’ün birinci evresi MÖ 2000’lerde başlamış deniyor. Bu dönemde kalıntıları görülebilen halka ve at nalı biçimli iki taş sırası inşa edilmiş. Yapım amacı tam olarak bilinmeyen, ama bir tapınma yeri olduğu düşünülen Stonehenge’lerin inşasının MÖ 1100’lere kadar sürdüğü biliniyor. Stonehenge’deki daireler incelendiğinde planlarında hassas geometrik ölçülerin kullanıldığı tespit edilmiştir ancak, bunun bilinçli olup olmadığını bilme imkanı yoktur. Stonehenge, yaz gündönümünde güneşin doğuşu ile aydınlanmak üzere düzenlenmiştir. Ancak buranın planlandığı nihai şekli almadığına inanılmaktadır. Yalnızca buradaki taşların kenarları düzeltilip köşeli hale getirilmiştir. Dik taşların üzerinde yer alan yatay taşlar zıvanalarla tutturulmuştur. Birbirine bitişik taşlar da kanallar ve yuvalarla birleştirilmiştir. Stonehenge’in yapımında çeşitli taşlar kullanılmış. En çok kullanılan taş, 240 km ileriden Batı Galler’den getirilen mavi taşlardır. Bunların da dört tonu vardır. Buradaki daha büyük sarsen taşları ise 30 km mesafeden buraya getirilmiştir. Taşları taşıma işinin ağaçların iç kabuklarından yapılan sağlam ipler ve meşe ağacından yapılma kızaklar ile yapıldığı sanılmaktadır. Alanda pek çok taş çekiçler ve keskiler bulunmuş, bunların taşları yerlerine sabitlemek için kullanıldığı anlaşılmıştır.

 

 

Şiddet 2

Arkeolojik Buluntularda Şiddet

  • Hiçbir araştırma, büyük medeniyet ve kültürlerin izini sürmeden tam bir çerçeveye oturamaz. Ayrıca kültürleri birbirinden ayıran çizgileri tespit etmeden de araştırılan kavram için genel bir görüş oluşturulamaz. Bu yüzden şiddet konusunu incelemeye tarihteki büyük medeniyetlerde şiddet olgusuna bakarak devam edeceğiz.
  • Paylaşacağımız bulgulara geçmeden önce, Neolitik dönemin her bölgede eş zamanlı olmadığını, bu yüzden tarihten çok geçim ekonomisi ve sosyal organizasyondaki duruma göre değerlendirmenin daha doğru olacağını hatırlatalım.
  • Arkeolojik olarak insanın insana ve hayvana yönelik uyguladığı şiddetin izleri tespit edilebiliyor.
  • Sudan’ın kuzeyinde, Büyük Sahra’nın sınırında 13 bin yıl önce gerçekleşmiş olduğu bilinen en eski savaşının kadın, erkek ve çocuklara ait kalıntıları 61 kişiye ait.
  • Avcı-toplayıcı toplumlar arasında yaşlanarak ölen erkek sayısının, oldukça az olduğu düşünülüyor. Bölgesel güç, kadın, yiyecek, savaş aletleri için savaştıkları arkeolojik veriler ile kanıtlanabiliyor.
Kenya, Nataruk’ta ellerin bağlı olduğunu düşündüren bulgunun in situ fotoğrafı. Fotoğraf: Cambridge Üniversitesi Leverhulme Centre for Human Evolutionary Studies.

Kenya, Nataruk’ta ellerin bağlı olduğunu düşündüren bulgunun in situ fotoğrafı.
Fotoğraf: Cambridge Üniversitesi Leverhulme Centre for Human Evolutionary Studies.

  • Önceden savaşın yerleşik hayat, tarım ve politik sistemler oluşunca ortaya çıktığı düşünülürken Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalarda Kenya’da Nataruk’taki 10 bin 500 ile 9 bin 500 yıl önceye ait buluntular, gruplar arası çatışmaların avcı-toplayıcılar arasında da gerçekleştiğini gösterdi. Şiddet kaynaklı doku bozulmaları gözlenen 27 kişiye ait iskelet parçalarının 8 tanesinin kadın, altısının çocuklara ait olduğu düşünülüyor. Doku bozulmalarının sivri uçlu silahlar, kör uçlu sopalar ve taş bıçaklarla gerçekleştiği; içlerinden birinin hamile bir kadına ait olduğu; saldırı uzak (sivri oklar) ve yakın mesafe silah (sopa, taş bıçak) kullanılarak gerçekleştirildiği için, önceden tasarlanıp planlanarak gerçekleştirildiği düşünülüyor. Nataruk bulgularındaki bir başka ilginç husus ise burada ele geçen çanak çömleğin yiyecek depolama amaçlı kullanıldığı ihtimali.
2016 yılında Uşak’ta bulunan Orta Paleolitik Dönem’e ait taş aletler. Avcılık ve toplayıcılık çağı olan Paleolitik Çağ’da (MÖ 600000-10000) alet olarak taştan tek ya da iki taraflı el baltası, uzun yaprak biçiminde bıçaklar, kemikten mızrak uçları kullanılmış. Fotoğraf: Arkeoloji Haberleri - arkeolojihaber.net

2016 yılında Uşak’ta bulunan Orta Paleolitik Dönem’e ait taş aletler.
Avcılık ve toplayıcılık çağı olan Paleolitik Çağ’da (MÖ 600000-10000) alet olarak taştan tek ya da iki taraflı el baltası, uzun yaprak biçiminde bıçaklar, kemikten mızrak uçları kullanılmış.
Fotoğraf: Arkeoloji Haberleri – arkeolojihaber.net

  • Neolitik Dönem öncesi ve erken neolitikte şiddete dayalı yağma ekonomisi, büyük katliamların izlerini bıraktı.
  • 1996 yılında Kuzeydoğu Almanya’da, Baltık Denizi yakınlarında, Tollense Nehri havzasında yaklaşık MÖ 1250 yılına tarihlenen 20-40 yaşları arasında 130 kişinin kemikleri ayrıştırıldı. Alanın tamamının kazılması halinde bu savaş kurbanlarının sayısının 750 kişiye ulaşabileceği tahmin ediliyor.
  • 2004 yılında İran’da Susa’ya yakın Haft Tepe’de bulunan Elam medeniyeti yerleşkesinde MÖ 14. yüzyılın sonuna tarihlenen, rastgele birbirlerinin üzerine yığılmış yüzlerce iskelet bulunmuştur. Katliamın sebebi anlaşılamamıştır.
  • 2006 yılında Almanya’da bulunan bir toplu gömü MÖ 5207-4849 yıllarına (Erken Neolitik Dönem) tarihlendi. Genç yaştaki 26 bireye ait olan kalıntılardaki izler, uzmanlara bu kişilere işkence yapılmış olduğunu düşündürtmüştür.
  • Fransa’da bulunan ve karbon tarihlemesi ile 6 bin yıl önceye ait olduğu saptanan yedi kişinin iskeletlerindeki kesik izleri, onların kasten parçalara ayrılmış olduğunun bir göstergesi olarak yorumlandı.
  • Atina yakınındaki bir toplu mezarda 1500’den fazla iskelet kalıntısı bulundu. MÖ 7. ve 6. yüzyıllara tarihlenen kalıntılar, elleri arkadan zincirlenmiş ve yüzükoyun pozisyondaydı. Bu durum uzmanlara buluntuların politik bir kargaşanın kurbanları olduğunu düşündürdü.
  • Hanibal, MÖ 203’te 400 şehri yok etmiş ve 300.000 Romalıyı öldürmüş olmakla övünmüştü.
  • Elbette her yeni bilgi, insanlar arası çatışmaların kökeni hakkında fikirlerimizi değiştirebilir. Sistematik ve adına “savaş” diyebileceğimiz sistem, Anadolu ve Yakındoğu için, Neolitik dönem sonu oluşuyor ve yerleşkelerin biçimlerine yansıyor. Bir de bölgesel olarak toplulukların çatışacakları ne var diye bakmak; kaynakların paylaşımı, nüfus artışı gibi durumların varlığı ya da yokluğu önemli.
  • Kesin olan ise, şiddet sarmalının insanlık tarihi boyunca aralıksız devam ettiği.