Etiket arşivi: neden şiddet uyguluyoruz

Şiddet 31 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 1

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder. 14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder.
14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Mezopotamya’da Sümer, Akad, Asur ve Babil devletlerinde ve Ön Asya’da Eskiçağ aile hukuku çerçevesinde kadının konumu evlenme, boşanma ve miras konularında benzer kurallar ile belirlenmiştir. Benzerliğin sebebi ataerkillik kavramının tüm zamanların ve toplumların değişmez doktrini olmasıdır. Ataerkil düzende kadınların konumları önce babaları ya da erkek kardeşleri sonra da kocaları tarafından belirlenir.
  • Eski Yakındoğu toplumlarına benzer olarak antik İsrail ailelerinde endogami (aynı sosyal grup içinden evlenme), baba soylu, ataerkil, baba evi merkezli, sülaleci, çok eşli olma gibi benzer özellikler görülmektedir.
  • İsrail’de Krallık öncesindeki dönemi kapsayan atalar dönemi kadının konumu ile krallığın kurulmasından sonraki dönemde kadının konumu arasında fark vardır.
  • Tarihi devirler içerisinde yaygın bir iktidar biçimi olan ataerkillik Eski Ahit’in de vurguladığı bir iktidar yöntemidir. Antik İsrail’de kadın söz konusu olduğunda Eski Ahit içerisinde farklı görüşlere ait izler vardır. Bu farkların, Eski Ahit içinde yer alan metinlerin farklı zamanlarda, farklı yazmanlarca derlenmesinden ötürü olayların farklı yorumlanmasına yol açtığı düşünülüyor.
  • Çıkış Kitabı’na göre kadının yaratılış amacı erkeğe yardımcı olmaktır. Yahvist metne göre Tanrı topraktan erkeği yaratırken, Talmud’a göre insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratmıştır. İlk günah sonrası kadına erkek tarafından ad verilmesi ile erkek ile kadın arasındaki eşitlik tamamen yok olmuştur. Bundan sonra kadın ailede erkeğin en büyük yardımcısıdır. Musevi metinlerinde Tanrı ilk olarak Adem’i yaratmış, Havva’yı çok sonra, Adem’e yardımcı olarak, onun kaburga kemiğinden yaratmıştır.
  • Eski Ahit’te kadının pek çok imajı vardır: eş, anne, kız çocuk ve ata (Sara, Rebeka, Hana, Rut); peygamber (Debora, Hulda); kurtarıcı (Ester, Rahav, Abigail); ana kraliçe (İzabel, Atalya); kahraman (Yael); komplocu (Naomi) gibi.
  • Antik İsrail’de otorite, kendisinden sonraki varisi belirleyen babadır. Eski Ahit’e göre dünya, herkesin ve her şeyin yerinin kesin kurallara göre belirlendiği hiyerarşik bir düzendedir. Devletin bir kralı, köyün yaşlıları, kabilelerin şefleri ve her hanenin de erkek bir lideri vardır. Herkesin liderin emirlerine uyması gerekir. Eski İsrailli kendini baba evinin ferdi olarak tanımlar.
  • Sürüler ailelerin mülkü iken, otlaklar topluma aitti. Kadın önce babasının, evlendikten sonra da kocasının mülkü sayılırdı.

 

Şiddet 22 | Ötekine Yönelik Şiddet 5

Göztepe Parkı, lale zamanı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Göztepe Parkı, lale zamanı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Öteki’nin olumsuzluğu şiddet yaratır. Şiddet burada rızam olmadan içime giren, üstüme gelen, beni esir alan, özgürlüğümü çalan bir dış güç olarak ifadesini bulur. Ona rıza gösterdiğim, onunla bir ilişki inşa ettiğim anda şiddet olmaktan çıkar. İçselleştirici sahiplenme olmazsa onu şiddet olarak algılarım. Şiddet ve iktidar, Öteki’nin tedirgin edici başkalığını tarafsız hale getirme stratejileridir. İktidar ilk planda yok edici değildir; görevi organize etmek, birleştirmek, arabuluculuk etmektir.
  • Bazı ülkelerde farklılık, başkalık giderek tüketilebilir bir farka dönüşüyor, olumlulanıyor. Küreselleşme, aşırı bir sınırsızlaşma sürecidir; aynılıklar terörünü yaratır.
  • Anadolu’nun Türkçe konuşan Ortodoks Hıristiyan halkı, Türk ulusuna bir türlü dahil edilememiş, Müslümanlık harici bir Türklük hiçbir dönemde kabul görmemiştir.
  • Hokkaido, Kuril ve Sahalin Adaları’nın yerlisi, beyaz ırktan etnik bir topluluk olan ve topraklarından, dillerinden ve hayat tarzlarından vazgeçmek zorunda bırakılan Ainular’ın varlığını Japon meclisi ancak 2008 yılında tanıdı. Ülkenin en fakir grubu olan ve toplam nüfusu 24 bin kadar olan Ainular’ın Japonya için bir tehlike oluşturma ihtimali olmadığı açık olmasına rağmen Ainular’ın, kendi dilleri, kültürleri ve dinleriyle yerli bir halk olduğu ilk kez kabul edilmiş oldu.
Global Karaköy’de 2016 yılının başında açılan Banksy sergisinden. Umberto Eco, Batı’nın göçmen karşıtlığının özünde, göçmen akımlarının baskısı altında yabancı kültürlere boyun eğebilme kaygısının yattığını savunur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Global Karaköy’de 2016 yılının başında açılan Banksy sergisinden.
Umberto Eco, Batı’nın göçmen karşıtlığının özünde, göçmen akımlarının baskısı altında yabancı kültürlere boyun eğebilme kaygısının yattığını savunur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Göçmen, Biz’den farklı davranan, dilimizi iyi bilmeyen yeni bir düşman türüdür. Tembellik, çirkinlik, ihanet, intikam, zalimlik, küstahlık, hırsızlık, yalan, müstehcenlik, ahlaksızlık, sapkınlık, sefahat, cimrilik, ölçüsüzlük Öteki’nin özellikleridir. Öteki, pistir ve kötü kokar.
  • Ortaçağ’da Batı’da dört geleneksel düşman tipi cüzamlılar, sapkınlar, Yahudiler ve Serazenler’dir.
  • Mısırlıların, Habeşlerin atası, sonradan Siyahların da atası sayılan Ham, Venedik’te San Marco’da sarı saçlı betimlenmiştir; orada her iyi şey beyaz ırkın içinde döner. Aynı yerde, mozaiklerde, yirmi gümüşe Yusuf’u satın alan tüccarların ten renkleri koyudur. İsa, bir mağaranın girişinde alevlere benzer bir kayalığa oturmuşken, onu, bir ekmek sepeti uzatarak kandırmaya çalışan küçük Mağripli şeytandır.
  • Stalin dönemi mahkemelerinde önce düşman imgesi inşa edilir, sonra kurban o imgede kendini görmeye ikna edilirdi.
  • Umberto Eco’ya (1932-2016) göre, mağlup edilmesi geren bir Öteki’ne duyulan ihtiyaç insanın özünde vardır. Böyle olunca, düşmanı inşa etme süreci yoğun ve sürekli olur.
  • Öteki, homojendir. Üyelerinin birbirine çok benzediğine dair algısal bir yanılgı vardır. Avrupa’da Türkler arasında suç işleyen olduğunda, bu Türklerin bir millet olarak saldırgan ve uyumsuz olduğu etiketini getirir.
  • Onaylanmış, resmi tipleştirmelere sosyolog Émile Durkheim (1858-1917) kolektif bilinç adını vermiştir.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı’ya (1976-) göre genel tipleştirme güçlüdür; bundan bir sapma olduğunda yine genel şemaya referansla bir rasyonelleştirmeye gidilir: “Yok, o, onlar gibi değil!”
  • ABD’li sosyolog Everett C. Hughes (1897-1983), kültürel özellikler bir grubun özellikleridir; ancak grup, bu hususiyetlerin bir sentezi değildir, der.

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Şiddet 10 | Ritüellerdeki Şiddet 2 |Kurban Olarak İnsan 1

  • Tanrıların bedenlenmişi olarak bakılan insanların kurban olarak seçilmesi pek çok yerde görülen bir uygulamaydı.
  • Eski Mısır’daki Osiris mitine göre ürünün kötü olmasını ve kıtlığın yeniden başlamasını önlemek için her yıl insan kurban edilirdi. Kurbanın cesedinin en az bir parçası yağmur büyüsü olarak ve Nil’in taşmasını önlemek amacıyla Nil Nehri’ne atılırdı.
  • Keltler toprağın verimini artırmak için sazdan dev tasvirler kurar (belki de onları bitki ruhu olarak düşündükleri için), suçluları, savaş esirlerini canlı olarak bunun içine koyup yakarlardı. Her beş yılda bir suçlular tanrılara kurban edilirdi. Kurban sayısı ne kadar yüksek olursa toprağın veriminin o kadar artacağı düşünülürdü.
  • Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin odak noktası kurban ayinleriydi.
  • Uganda’da, kral erişkin yaşa ulaşınca, iki ya da üçü dışında bütün erkek kardeşleri yakılır, diğerleri krallığı sürdürmek için saklanırdı.
  • Tanrı-kralın güçlerinin zayıfladığına inanıldığında öldürülür, bu insan-tanrının ruhunun kaybolması ve dünyanın da bu bozulmaya sürüklenmesi böylece önlenmiş olurdu.
  • Yüzü kırışan, saçı kırlaşan kralı öldürmek bir Zulu töresiydi.
Aztekler, tanrıları ve kurbanları. Fotoğraf: Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

Aztekler, tanrıları ve kurbanları.
Fotoğraf: Forum – Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

  • Eski Çin’deki Shang (MÖ 1600-1027) ve Chou (MÖ 1122-256) Hanedanları döneminde, köleler efendilerine ve hanımlarına ölümden sonraki hayatta hizmet etmek üzere diri diri gömülürlerdi.
  • Viking savaşçılarının, ölümden sonraki hayatta şeflerine eşlik etsin diye köle kızları kurban ettikleri düşünülüyor.
  • İnsanlar zayıf düşmeden ölürlerse, gelecek yaşamda ruhlarının taptaze ve güçlü olacağına inanılırdı. Fiji’de yaşlı erkeklerin kendi ölümlerine karar vermesi yaygındı. O zaman yakınları onu canlı canlı gömerlerdi. Yaşlı aile reisinin bu töreye uymaması ailesi için bir yüz karasıydı. Habeşistan’da yaşlının boğazının bir rahip tarafından kesilmesi, ruhunun kutsanmış kişilerin sarayına kabulü için bir garantiydi.
  • Bazı halklar ise kralı en canlı döneminde öldürmeyi yeğlerdi. Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde kral on iki yıl hüküm sürer sonra kendini kurban ederdi.
  • Bu inancı taşıyan yerlerde öldürülen kral, tanrı kimliğinde öldürülmektedir.
  • Batı Asya’nın Sami ırkları arasında kral, ulusal bir tehlike olduğunda kendi oğlunu halk adına kurban ederdi. Yahudiler arasında, büyük bir tehlike anında kentin ya da ulusun yöneticisinin, öç alıcı meleklere bir fidye olarak bütün halk adına kendi oğlunu kurban vermesi eski bir töreydi. Samiler arasında çocuklarını kurban etmek yalnızca krallara ait değildi; Fenikeliler en sevdikleri çocuklarından birini Baal’e kurban ederlerdi. Daha sonra çocuklar satın alıp kurban olarak yetiştirmek adet olmuştu. Çocukların, özellikle ilk çocukların tanrılara kurban edilmesi töresi, Samilere özgü değildi. New South Wales’de her kadının ilk doğan çocuğu dinsel bir törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi. Florida Kızılderilileri ilk erkek çocuklarını kurban ederdi. Doğu Afrika’da bir halk ilk doğan oğullarını kurban vermek zorundaydı. Ruslar, çoğunlukla ilk çocuklarını tanrı Perun’a kurban ederlerdi.
  • İnsan kurban etme ayininin Keltler, Tötonlar ve Slavlar tarafından uygulandığına kesin gözüyle bakılır.
  • Rodos’ta da her yıl Baal’e insan kurban verilirdi.