Etiket arşivi: neden şiddet uygulanır

Şiddet 40| Doğu’da Kadının Konumu 1 | Japonya 1

  • Geyşalık kurumu Edo Dönemi’nde, 17. yüzyılda ortaya çıktı. İlk geyşalar dansçı ve şarkıcı erkeklerdi. 1700’lerde geyşalık mesleği, hayat kadınlığı ile aynı görülüyordu. Ancak Edo Dönemi’nin sonlarına doğru geyşalar, birçok sosyal, politik etkinlik ve toplantılara çağrılmaya başlandı. Müzik aleti çalmayı ve şarkı söylemeyi bilirler. Çay seremonisi ve kaligrafi eğitimi de alırlar. Dans eder, içki sunar, sohbet ederler. Yemek pişirip servis yapmazlar. Günün haberlerinden, tiyatro ve sumo dünyasının dedikodularından haberdardırlar.
  • Asıl eğitildikleri konu, erkek egosudur. İşleri hayal satmak, müşteriye kendisini özel hissettirmek, işkolik kültürün stresini hafifletmektir. Evlenmezler.
  • Uzun vadeli ilişkiye girdikleri adamın eşini ve kız çocuklarını belli festivallerde ziyaret eder, hediye verirler, dans gösterisi sunarlar. Geyşaların evlenme isteği olmayacağı için eşle sorun olmaz. Geyşaların bulunduğu partilere eşler çok nadiren katılır.
  • 15-20 yaşındaki stajyer geyşaya mayko denir. İlk ve orta öğrenimin mecburi olmasıyla günümüzde geyşa eğitiminin başlangıç yaşı 15’tir. Bu yaş eskiden bir geyşanın maykoluktan geyşalığa geçtiği dönemdir.
  • Geyşalık çalışma izni ile yapılan bir iştir.
Kyoto, Gion Corner Gösteri Merkezi’nde. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kyoto, Gion Corner Gösteri Merkezi’nde.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mizuage töreninde geyşa büyük para karşılığında bekaretini verir. Aldığı paranın büyük kısmını kendisini yetiştiren geyşa evine, eğitim masrafları olarak öder.
  • Geyşa ile daha ileri temas kurabilmek için erkeğin onun efendisi olması ve hangi esaslara göre metresi olduğuna dair Geyşa evi ile kontrat imzalaması gerekir. Gönüllü metresler mükellefiyet sahasının dışında kalırlar.
  • Makyajlarının bazını oluşturan beyaz maskeleri, gerçek hislerini saklayabilmelerini sağlar.
  • 19. yüzyılda moda ikonu ve dönemin süper modelleriydiler.
  • Müşteri yemek, yol, barınma gibi tüm masraflardan sorumludur. Ayrıca geyşa ile geçirdiği zaman için ödeme yapar.
  • Geyşaların ayrıca bir de geyşa adları olur: Gece Yarısı Dengesi vs. gibi.
  • Ağızları çok sıkıdır. Şahit oldukları olayları, duydukları konuşmaları paylaşmazlar.
  • Geyşalar mesleklerini ömür boyu sürdürebilirler. İyi bir geyşa olmak için, güzellik ve gençlikten çok, güzel sanatlara ve müziğe olan yetenek, tatlı dilli olmak ve müşteriyi iyi ağırlamak önemlidir. Bu yüzden ileri yaşlarda da geyşalığı sürdürmek mümkündür.
  • 1920’lerin başında 80 bini bulan geyşaların sayısı, 1980’lerin sonuna gelindiğinde 10 bine kadar düşmüştür. Nedenlerden biri, Batı tarzı barların ve burada çalışan kadınların daha popüler hale gelmesidir. Günümüzde, feministler tarafından hor görülmekte, eski geleneklere bağlı olanlar tarafından el üstünde tutulmaktadırlar.
  • Japonya’daki en pahalı etkinliklerden biridir.

 

Şiddet 23 | Ötekine Yönelik Şiddet 6

  • Günümüz toplumsal söylemine egemen olan şeffaflık politikası, Ötekiliği, farklılığı ortadan kaldırmaya, bir aynılık diktatörlüğü kurmaya yöneliktir. Şeffaflık ile her şey dışa dönmüştür; sathileşmiş, dolaysız tüketime açılarak metalaşmıştır.
  • Tweetler, aslında bir anlamda “ben varım” demektir. Buradaki “ben”, Öteki’ne karşı korunan veya sınır koyan değil, Öteki’nin dikkatini çekmeye çalışan bir “ben” olarak da düşünülebilir. Ben için Öteki, tüketici olarak seyircidir.
  • “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Kartezyen Ben, kırılgandır. Öteki ile kendini konumlandıran, kendini tanımlayan, Öteki ile kimliğini kuran Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ne ihtiyacı vardır.
  • Post Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ni reddetmeye ihtiyacı yoktur.
  • Şiddet kullanmamak pasifizm değildir.
  • Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi (1869-1948) şöyle diyordu: “Benim şiddete başvurmama öğretim aşırı derecede aktif bir güçtür. Korkaklığa, zayıflığa yer bırakmaz. Şiddet kullanan bir adamın bir gün şiddet kullanmayan biri olması için bir umut vardır, fakat bir korkak için hiçbir umut yoktur.” Şiddet içermeyen direniş tıpkı şiddet gibi saldırgandı; fakat bu saldırganlık fiziksel değil ruhsaldı. Aktifti, kötülüğü kabul etmeyi reddediyordu, zarar vermeksizin direniyordu. Karşısındakine fiziksel saldırganlık kullanmaması anlamında pasif; aktif halde olan zihin ve duygularla, aktif biçimde düşmanı tutum değiştirmeye ikna için çalışırken ruhsal olarak saldırgandır, şiddeti aslında reddetmez.
  • Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi Martin Luther King’in (1929-1968) yaşanan bütün kaygı, korku ve şiddet karşısında sükunet ve barışçılık kapsamında sakin kaldığı bilinmektedir. King için şiddet kullanmamak, sadece siyasi bir hareket değil, bir hayat tarzı, başka insanları tedavi etme yöntemi, ırkçılığın tedavisiydi. King, adaletsizlik karşısında üç seçenek olduğunu öğretti: Şiddet yoluyla direniş, şiddet kullanmadan direniş ve katlanmak. Gandhi ve King’in pasifist olmamalarının sebebi şiddete karşı çıkmaları ama katlanmaya razı gelmemeleridir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü egemen kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) felsefesinde azınlık, sayıca az olanı değil, egemenlik aygıtı tarafından dışlanan ve tabi kılınan bütün toplumsal kümeleri temsil etmek için kullanılan bir kavramdır. Deleuze’e göre aslında felsefe de halka, ulusa değil, azınlıklara seslenir.
  • Britanya polisinin verilerine göre, 23 Haziran 2016’daki AB referandumu ve AB’den ayrılma kararı sonrasında ülke genelindeki ırkçı söylem ve saldırılarda %400 artış yaşanmış. Referandum öncesinde haftada ortalama 63 olan ırkçı söylem ve saldırı sayısı referandumun ardından geçen bir haftalık sürede 331’e yükselmiş.
  • Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı da Öteki’ni yaratmak için kullanılan bir başka araçtır. Bu kavram, kadın ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarından hareket eder; önyargılı ve dayatılmış özelliklerdir. Dişi ve eril dışında başka bir seçenek tanımaz. Toplumsal cinsiyet kavramı algısına uymayanlar ötekileştirilir. Cinsiyet (seks), biyolojiktir, değişmez ve evrenseldir. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından belirlenir, sosyo-kültürel yapı içinde öğrenilir, zaman ve mekan içinde değişiklik gösterir; toplumsal algı değiştirilerek toplumsal cinsiyet de değiştirilebilir. 1970’lerden itibaren bu kavrama karşı savaşım verilmektedir.
Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden. Fotoğraf: Gandy Gallery

Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden.
Fotoğraf: Gandy Gallery

  • İslam’ın Avrupa kültürel bağlamında bir Öteki olarak ortaya çıkışı, çoğu Müslüman olan göçmen sorunu ile katlanmaya devam ediyor.
  • Düalist dünya görüşünde nefret edilen, kovuşturulan bir Öteki daima vardır.
  • Öteki, mutlaka sayıca az olan değildir. Sayıca çok olsalar bile azınlık statüsü taşıyanlar da vardır; kız çocukları ve kadınlar gibi.
  • Kadınlar, Öteki’nin dişi olanıdırlar.

 

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Şiddet 16 | Cinsel Şiddet 1

  • Mezopotamya inançlarında tecavüz yaradılış için neredeyse zorunluydu.
    Göklerin tanrısı Enlil, sonradan karısı olacak Tanrıça Ninlil’e tecavüz etmiştir. Bu tecavüz, bir yaratım için mecburiyet arz eder gibi yansıtılarak rasyonelleştirilmiş; bu tecavüzün neticesinde Ay Tanrısı doğmuştur.
    Enki, Nintu’ya tecavüz etmiş, Ninmu doğmuş,
    Enki, Ninmu’ya tecavüz etmiş, Ninkurra doğmuş,
    Enki, Ninkurra’ya tecavüz etmiş, Uttu doğmuş,
    Enki, Uttu’ya tecavüz etmiş, dünyadaki bitkiler doğmuş.
  • Hammurabi (MÖ 1811-1750) kanunları arasında “Bir kişi hırsızlık yaparsa eli kesilir; tecavüz ederse ölüm cezası alır ya da erkeklikten men edilir” hükmü vardır.
  • Fallus, verimliliğin simgesi olarak görülmüştür. Yeryüzünün dört bir köşesinde fallus tapımı yaygındı. Organın kesilip toprağa atılması ve ondan çıkan tohumların ürünü artırmasıyla ilgili pek çok efsane vardır. Kibele rahipleri, toprağı tohumlayıp bol ürün almayı sağlasın diye, erkelik organının tamamını kesip gömerlermiş. Attis-Agdistis-Adonis mitolojide erkeklik organını kesmiş tanrılardır.
  • Kadim Yunan inancında Zeus pek çok tanrısal varlığın yanı sıra kadına da tecavüz etmiştir. Zeus’un en sık estetize edilen tecavüzü Leda ile olanıdır. Leda’nın tecavüz sırasında bir hayli mutlu betimlenmesi ile tecavüz meşrulaştırılmaya çalışılmıştır, denebilir. Batı uygarlığı bu tecavüzleri, aşk öyküleri olarak sunmuştur. Antik Yunan kültürü tecavüz kültürünün öncülerindendir.
  • MÖ 6. yüzyılda Solon Yasaları uyarınca tecavüze uğrayan kadına suçlu gözüyle bakılıyor, eşini aldatmış gibi cezalandırılıyor, törenlere katılması ve takı takması yasaklanıyor, toplumca aşağılanmayla, toplumun dışına itilmekle cezalandırılıyordu.
  • Platon (MÖ 429-347), cinselliğin kontrolünü siyasal bir araç olarak görmüştü. Onun inancında dünyasal zevklerin lanetlenmesi, cinselliği bir elit yaratmanın aracı olarak görmesi, devletin gereksinmelerine sınırsız öncelik tanıması Nasyonal Sosyalistlerin üstün ırk hayalinde; Çin’de, Mao üniformaları içinde kadınlarla erkeklerin cinsiyetlerinin ayırt edilemeyişine; Taliban’ın şiir, müzik, kuaför salonlarını yasaklamasında kendini göstermeye devam etti denebilir. Totaliter devletler, kadının süslenmesinden hoşlanmaz.
  • Eski Yunan’da erkeğin eşine ihaneti boşanma sebebi sayılmıyordu. Bu anlayış 1923 yılına kadar İngiltere’de de devam etti.
  • Remus, öfkeli kardeşi Romulus tarafından öldürüldü. Romulus, Roma’nın yedi kralının ilki oldu. Romulus efsanesi, pek de asalet, cesaret, doğruluk destanı sayılmazdı. Fakat Romalılar buna bayılmıştı, ne de olsa onlar Mars’ın çocuklarıydı. Mitolojide Mars, tecavüzcü ve çocuklarını öldürmeye teşebbüs eden bir tanrıydı. Şiddet, Romalıların kanında vardı, Roma şiddetten doğmuştu. Roma’nın kuruluşunda Romulus’un tertibi ile Sabin kadınlarına tecavüz edilmişti. Roma kültürü, bir tecavüz miti üzerine inşa edilmişti. Roma’da, Romulus’a atfedilen yasaya göre, bütün erkek çocuklar ve sadece ilk doğan kız çocuklar büyütülebiliyorlardı.
Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan. Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi. Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan.
Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi.
Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

 

 

Şiddet 15 | Kutsal Şiddet 2

  • Kilise’nin temsil ettiği Hıristiyanlık anlayışına isyan eden; Eski Ahit Tanrısı ile Yeni Ahit Tanrısının farklı ve ilkinin kötü olduğuna inanan; Kilise’nin görkemli zenginliğine de karşı olan ve din dışı görülen mezhep, bölgelere göre değişen adlar alırdı; Kathar, Bogomil, Patarini gibi. Katharlar’a karşı Papa III. Innocentius 1208 yılında bir Haçlı Seferi başlattı. 30 yıl içinde yüz binlerce kişi kılıçtan geçirildi. Özellikle kadınlar yoğun bir vahşete maruz kaldı. Bir çukura atılıp ölünceye kadar taşlanan kadınlar oldu. Bunlar aynı zamanda Trubadur denen, din dışı şarkılar söyleyen ozanlardı. Katar Katliamı ve veba salgını ile nüfus çok azaldı, Trubadur geleneği de son buldu.
St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta. Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta.
Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Haçlı Seferleri 1095 ve 1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hıristiyanların Papanın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak, oradaki zenginliği ele geçirmek için düzenlemiş oldukları seferlerdir. İslam dünyası ile Batı arasındaki husumetin başlangıç noktası Kudüs’ün yağmalanmasıdır denebilir. Doğu, Haçlı Seferlerinden beri Batı’yı doğal düşman; Batı ise Doğu’yu Öteki olarak görmüştür. Bu seferler Doğu ile Batı arasındaki kırılma noktası olmuştur. Doğu algısında İsrail, Yeni Haçlı Devleti’dir.
  • Bu süre zarfında pek çok şövalye tarikatı doğmuştur. Şövalyeler bir karar aldıklarında, bunun kral tarafından bile değiştirilemediği, iptal edilemediği durumlar yaşanmıştır. Daha sonra bu tarikatlardan kurtulmak da ancak şiddet kullanarak olabilmiştir.
  • Bir dinin mensupları, diğer bir dinin yayılmasını durdurmak için harekete geçtiğinde, sonuç bunun tamamen tersi olmuştur.
  • Din savaşları iki ayrı din arasında olabildiği gibi, aynı dinin farklı grupları arasında da gerçekleşmiştir. Her dinin kendi içinde heretik saydığı en az bir grup vardır.
  • Fransa’da 1562′de başlayan Din Savaşları 1598′e değin aralıklarla sürdü. Bu dönemdeki en önemli olay, 1572′de Paris’te başlayan ve bütün Fransa’ya yayılan Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımıydı. Fransa tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan Kıyımda, Paris’teki hemen bütün Huguenot, Fransız Protestanları önderleri yok edildi, bütün ülkede binlerce Protestan katledildi. Bundan sonra Din Savaşları yeniden alevlendi. 1574′te IX. Charles‘ın yerine tahta çıkan III. Henry döneminde kısa aralıklarla sürdü. III. Henry’nin 1589′da öldürülmesinden sonra tahta çıkan IV. Henry Protestan’dı, ama o da ancak Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul ederek ülkede barışı sağlayabildi. 1598′de Henry’nin yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlük tanındı. 1685′te XIV. Louis Nantes Fermanı’nı yürürlükten kaldırdı. Bunu izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Fransız Protestan’ı İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya göç etti.
  • Avrupa’da Reform yanlıları ile Katolikler arasında yaşanan din savaşları 1648 yılında yapılan Westfalia Antlaşması’na kadar, neredeyse yüz yıl sürdü.
  • R. Smith, İskoç sosyal antropolog Sir James Frazer (1854-1941) ve Avusturyalı nörolog Sigmund Freud (1856-1943) dini, toplumu ve kültürü, primitif şiddetin farklı formları olarak görmüşlerdir.
  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir. Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır. Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı. Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Babası Ku Klux Klan üyesi olan Vaiz Jim Jones (1931-1978) ABD’de People’s Temple (Halkın Tapınağı) adlı tarikatın kurucusuydu. 1978 yılında Guyana‘da Jonestown kasabasında 911 müridini aynı anda intihar etmeye ikna etmiş ve kendisi de müritleriyle birlikte ölmüştür.