Etiket arşivi: namus

Şiddet 47| İslam’da Kadının Konumu

  • Kur’an, kadınlarla erkeklerin Allah önünde eşit olduğunu söyler. Ayetlerin çoğu eşitliği destekler niteliktedir. Mali haklar konusunda Nisa Suresi, 32. Ayet; kadın ve erkeğin birbirine saygısı ve eşit olma durumu hakkında Tevbe Suresi, 71. Ayet; boşanma hakları konusunda Nisa Suresi, 35. Ayet örneklerden bazılarıdır.
  • İslamiyet, ilk dönemlerinde kadınlara miras yoluyla mülk edinme hakkı tanıdı. Bu hak, Hıristiyanlık’ta tanınmamıştı.
  • Çok kadınla evlenme, kadının yüzünü peçe ile örtmesi, harem uygulaması gibi bazı İslamiyet öncesi gelenekleri de sürdürdü. Çok eşlilik, peçe takma, kadının belirlenmiş bölümlerde, toplumdan uzak yaşaması gibi olgular Bizans toplumunun üst sınıflarında da görülen bir yaşam biçimiydi.
  • Evlerdeki ayrı bölümlerde yaşama ilkesi camiye de taşındı, kadınlarla erkekler ayrı bölümlerde ibadet eder oldular.
Evleri birbirinden ayıran kalın ve sağır kerpiç duvarlar mahremiyetin, kadın olmanın sınırlarını aşılmaz biçimde belirlemiştir. Kadının yaşamı mutfağı ve hamuruyla sınırlandırılmıştır. Çatılar kadınların alanı. Çatılar birbirine geçişli. Sokağa pek çıkamayan kadınlar birbirlerine teraslardan gidip geliyorlarmış. Kadınlar çatılarda buluşuyor, gün yapıyor, çatılarda kadın pazarları açılıyormuş. Çatılar sıcak gecelerde yatak odası olarak da kullanılıyormuş. Gıdamis, Libya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Evleri birbirinden ayıran kalın ve sağır kerpiç duvarlar mahremiyetin, kadın olmanın sınırlarını aşılmaz biçimde belirlemiştir. Kadının yaşamı mutfağı ve hamuruyla sınırlandırılmıştır.
Çatılar kadınların alanı. Çatılar birbirine geçişli. Sokağa pek çıkamayan kadınlar birbirlerine teraslardan gidip geliyorlarmış.
Kadınlar çatılarda buluşuyor, gün yapıyor, çatılarda kadın pazarları açılıyormuş.
Çatılar sıcak gecelerde yatak odası olarak da kullanılıyormuş.
Gıdamis, Libya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Şeriat, yasak cinsel ilişki kuran kadına taşlanarak ölme cezası getirdi.
  • İslamiyet beden konusunda Asya kültürlerine benzer, beden düşmanlığı yoktur.
  • Ortaçağ İslam bilgini el Gazali’ye (1058-1111) göre, erkeğin çektiği bütün belaların, bütün mutsuzlukların ve acıların kaynağı kadındır. Gazali, adet görme, hamile kalma ve doğumu Tanrısal cezalar arasında görür. Ona göre, kocası istediği zaman onu boşayabilir ama kadın kocasını boşayamaz; bir erkek dört kadın alabilir ama kadının tek kocası olur; kadın evin kapalı bir bölmesinde yaşar; iki kadının ifadesi bir erkeğin ifadesini karşılar; kadın ancak yakın bir akrabasının eşliğinde evin dışına çıkabilir.
  • İslam bilgini İbn el Arabi (1165-1240) kadınlara karşı olumlu bir tavır sergiler ve bu tür görenekler kadınların statüsünü aşağı düşüreceği için karşı çıkar.
  • Aile içi evlilikler, İslam dünyasında ve gelişmekte olan ülkelerde uzun süredir kabul gören bir uygulamadır. Tarihsel açıdan bu gelenek, eşlerin köklerini tanımaya yarayan ve aile içindeki rolünün devamını sağlayan bir yoldur. Ayrılıkları ya da boşanmaları engellemek açısından da önemlidir. Ayrıca servetin aile dışına çıkmasını da önler. Ancak genetik olarak sağlıksız çocukların doğmasına da yol açar. 1994 yılından bu yana İran’da uygulamaya konan bir program, aile içi evlilik yapan çiftler için eğitim, sağlık tarama ve danışmanlık hizmetleri ile genetik testleri içeriyor. Ailedeki sakatlıkların tarihçesi izleniyor, diğer aile içi evlilikler hakkında bilgi toplanıyor, riskli bulunan çiftler tibbi araştırma için genetik uzmanlara gönderiliyor. Gelişmekte olan ülkelerin hiçbirinde daha önce böyle bir program yoktu.
  • İslami kanunlar erkek evleneceği kadını önceden görmeli ve onunla konuşmalı der. Ama adetlerde adayların birbirini görmesi yoktur. Büyük kentler dışında gelenekler ağır basar.
  • Namus uğruna cinayet işlenmediği veya kısas yasasının uygulanmadığı söylenemez; ancak toplum, bir zamanlar bunları olumlu şeyler olarak görürken, artık olumsuz olarak değerlendirmektedir. Kimi zaman aynı ahlak, öldürme yasağının istisnaları olabileceğini kabul edebilir, kolektif duyarlığın daha üstün bir iyiliği güvence altına alan korkunç eylemleri ve kurban etmeleri kabul edebileceği gibi.

 

 

Şiddet 30 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 3

  • İmparator Augustus (MÖ 27 – MS 14) çıkarttığı Lex Julia adlı yasa ile belli bir yaşa kadar evlenmeyen kadınların cezalandırılması; başka erkeklerle ilişki kuran kadınların kocaları veya babaları tarafından öldürülmeleri; sadakatsiz eşinden boşanmayan kocaya ağır cezalar verilmesi; evli erkeklerin eşlerinden başka sadece fahişelerle cinsel ilişkide bulunabileceği; kadınların da sadakatsiz eşlerini boşayabileceğini hükme bağlamış, ancak onlara bir zorunluluk getirilmemişti. Lex Julia ile zina, genel suçlar kapsamına alınmıştı. Senatörlerle onların çocuklarına ve torunlarına azatlılardan çocuk sahibi olmak yasaklandı. Namuslu Roma kadını, ancak yasal eş olabilirdi. Orta sınıf hem evlenmeye hem odalık olmaya elverişliydi. Fahişeler, arabulucular, kadın tellalları, azat edilmiş kız ve kadınlar, oyuncular, dansözler odalık olabilir, yasal eş olamazdı. Doğuran kadına bir tür nişan veriliyordu. Kocası ölen bir kadın, bir yıl; kocasından boşanan kadın, altı ay sonra tekrar evlenmek zorundaydı. Oysa Roma hukukunun ruhu, böyle bir konuyu, zina denli günah ve ayıp sayardı.
  • Augustus ailesini soylu duruşlu heykellerle ölümsüzleştirdi. Kız kardeşi Octavia ve karısı Livia da heykeli yapılan aile üyeleri arasındaydı. Bu heykeller Roma’da kadının görünür olmasını sağladı. Ayrıca kadının arkasında devlet koruması olduğuna dair bir algı da yarattı. Roma şehrini temsil eden Dea Roma da bir tanrıçadır.
  • Augustus dönemine kadar erkek, karısının drahomasını ne isterse yapabilirdi. Yeni yasa ile drahomayı satmak ve başkasına devretmek yasaklandı. Yasa, Romalı kadınlara ipek giysiler giyme ve mücevher takmayı hemen hemen yasak etmişti. Yasayı protesto etmek isteyen bazı asil genç kadınlar, isimlerini fahişe listelerine yazdırmış; Roma’da, devlet denetiminde hizmet veren 35 umumhane açılmıştı. Augustus’un yerine geçen üvey oğlu Tiberius (MS 14-37), yeni bir yasa ile asil ve orta sınıftan tanınmış ailelerin kadınlarına, kendilerini fahişe listelerine kaydettirmelerini yasaklamıştı.
  • İmparatorluğun 1. yüzyılında yaşamış en etkili kadınlardan biri olan Yaşlı Agrippina (MÖ 15-MS 33), kocası Germanicus’un yaptığı savaşlarda ona eşlik etmiş; ordu birliklerinin bazılarının komutasını üzerine almış; birliklerin savaş alanından kaçışını önlemiş; bir kaleyi kocası Germanicus dönünceye kadar elinde tutmuştu.
İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir. Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir.
Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

  • Oğlu Neron tahta geçince dönemin sikkelerine Agrippina ile oğlunun birbirine dönük profilleri basılmıştı. Roma hukukunda yeri olmayan bir hükumet modeli olarak ortak yönetim sergilediler. Neron için annesi, Optima Mater (annelerin en iyisi) idi. Otobiyografisini de yazmış olan Agrippina, oğlunun onu ilk öldürme teşebbüsünü atlattı ama ikincisini atlatamadı.
  • Jul Sezar’ın torununun torunu, İmparator Claudius’un eşi Genç Agrippina (MS 15-59), saray erkanını ve dilek sahiplerini dinleme yetkisini almıştı.
Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi. Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor. Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu. Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu. Fotoğraf: The History Blog

Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi.
Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor.
Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu.
Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu.
Fotoğraf: The History Blog