Etiket arşivi: mozaik

Okuma Üzerine

  • Sessiz okuma kadim bir sanat değildir.
  • 4. yüzyılda Augustinus, kadim Yunanlar ve Romalıların okuduğu gibi okurdu: Noktalar ve büyük harfler olmadan birbirine bağlı harf dizilerini anlamlandırabilmek için yüksek sesle.
  • Yüksek sesle okumak yalnızca normal değil, bir metnin tam olarak anlaşılabilmesi için gerekli de sayılıyordu. Metne hayat üflenmesi gerekiyordu.
  • 9. yüzyıla gelindiğinde, noktalama işaretlerinin ve kitapların nispeten yaygınlaşması, sessiz okumayı sıradan hale getirmiş, mahremiyet, okuma sanatının bir özelliği haline gelmişti.
  • 1588’de İtalyan mühendis Agostino Ramelli, okurun aynı anda on kitaba erişmesine izin veren dönen okuma masasını icat etmişti.

  • Yunanlar için kitap, bir hafıza desteği idi ve uygar hayatın merkezinde yer almazdı.
  • İbraniler için kitap, Kitab-ı Mukaddes, göçebe bir halkın göçlerinde varlığını sürdürebilmesini sağlayan uygarlıklarının çekirdeği haline geldi.
  • Sembolik olarak kadim dünyanın İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ile sona erdiği düşünülür.
  • Kitap sahibi olmanın bir toplumsal statü olarak kabul edilmesi, Roma İmparatorluğu’ndan sonra, 14. yüzyılda Avrupa’da başlar.
  • Okuma eyleminin gayesi, temel niteliği, görülebilen bir amaç, bir sonuç eğilimi olmayışıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.

 

Şiddet 29 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 2

  • Roma İmparatorluğu’nda Bona Dea, İsis gibi tanrıçalara inanan mezheplerin çok taraftarı vardı. Roma’da bazı inanışlar kadınlara özgüydü. Tanrıça Fortuna ve Vesta kültü gibi.
  • Ancak hane halkının başı baba idi. Babanın çocukları satma, yeni doğanı aileye kabul etme, ölüm dahil ceza verme, geleneğe karşı geleni aileden kovma yetkisi vardı. Baba rahip, yargıç ve yasa rolü oynuyordu.
  • Evlenilecek kız kaçırılıyor veya satın alınıyordu. Kadın, evlendikten sonra da kendi ailesinin adını taşıdığı için yeni ailesinde hep yabancı sayılıyordu.
  • Eski Roma’da karısının düşük yapma kararını yasal olarak evin reisi olan erkek verebiliyordu.
  • Roma Krallık Dönemi’nin bitip (MÖ 753-509) Roma Cumhuriyet Dönemi’ne (MÖ 509-27) geçişte kralın oğlunun asil bir kadına tecavüzü rol oynamıştır. Lucretia’nın abisi ve kocası isyan başlatırlar ve ilk konsüller olurlar.
Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610. İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus  (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur. Fotoğraf: Serkan Hızlı

Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610.
İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur.
Fotoğraf: Serkan Hızlı

  • İnsanlık tarihinin ilk kadın hakları eylemlerini Romalı kadınlar gerçekleştirdi: MÖ 215 yılında İkinci Pön Savaşı sırasında çıkan yasa ile kadınların takı ve giysilerine bazı kısıtlamalar getirilmiş, savaş bittikten sonra da yasa yürürlükte tutulmuştu. Konuyu Senato gündemine aldırmışlar, görüşme günü Forum’da toplanarak taleplerini yüksek sesle gündeme getirmişler, yasanın yürürlükten kalkmasını sağlamışlardı.
  • Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip Yaşlı Cato (MÖ 234-149), kadın düşmanlığının simgesi idi. Yaşlı Cato, kadın eşitliğinin getireceği tehlikelere karşı sert uyarılarda bulunmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun korkulu rüyası isyankar kadınların aynı eğilimdeki köleler ile işbirliği yapmasıydı.
  • Romalılar, Mısır’da 21 yıl hüküm süren, 9 dil bilen Cleopatra (MÖ 51-30) ile kadınların siyasette etki kazanmalarının yol açtığı felaketi gördüklerini düşündüler. Cleopatra, çok eskiden beri var olan, bağımsız karar verebilecek kadar akıllı bir kadının ahlaklı olamayacağı düşüncesini pekiştirmişti. Bunda Romalıları çok ilgilendiren aşklarının da payı olmuştu.
Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler. Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi

Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler.
Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi

 

 

Libya 38 Kasr Libya

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış. Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi. Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor. Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış.
Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi.
Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor.
Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik  koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.  Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.
Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi).  1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi). 1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 33 Leptis Magna 5

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda  ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir. Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı. İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış.
Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir.
Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.
Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı.
Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı.
Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.
İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır.
Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir.
Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda,  100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.  Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı. Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti. Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir. Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda, 100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.
Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi.
Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı.
Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti.
Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir.
Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 23 Trablus 8 Cemahiriye Müzesi 3

  • İlk mozaik uygulamanın MÖ 3000’lerde Sümerler’ de;
  • En eski mozaik yer döşemesinin MÖ 8. yüzyılda Frigya’da;
  • MÖ 5. yüzyılda Antik Yunan’da mozaik yer döşemesinin yaygın olarak uygulandığı ve geometrik desenlere hayvan figürlerinin eklendiğini;
  • MÖ 4. yüzyılda mozaikte boyalı çakıl taşlarının kullanılmaya başladığı;
  • Helenistik Dönem’de (MÖ 323-MÖ 146) mozaikte cam kullanılmaya başladığı ve mozaiklerin tabloya dönüştüğü;
  • Erken Hıristiyanlık Dönemi sanatında (260-525) cam parçalar metal varak kaplanarak altın, gümüş renkli  tesserae yapımının başladığı;
  • Rönesans’ta mozaiğin gözden düştüğü;
  • 17. yüzyılda Floransa mozaiğinden bahsedildiği;
  • 19. yüzyılda Avrupa’da yeniden mozaik modasının başladığı;
  • 20. yüzyılda Meksika’da yaygın olarak mozaik uygulamalar yapıldığı biliniyor.
Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır. Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır. Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır.
Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır.
Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare. Fotoğraf: www.dailystar.com.lb


İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare.
Fotoğraf: www.dailystar.com.lb