Etiket arşivi: Moskova

Bizans İmparatorluğu 125| Patrikhane 4

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Katoliklerden farklı olarak, Ortodoks dünyası, çok kutuplu bir yapıya sahip.
  • Ortodoksların tarihsel olarak dört merkezi var: Kudüs, İskenderiye, Antakya ve İstanbul. Bir görüşe göre, bunlardan ilk üçü, doğrudan doğruya İsa’nın havarileri tarafından kuruldukları için, daha kutsal olarak kabul ediliyor. İstanbul Kilisesi’nin önceliği ise Bizans’ın başkenti olmasından kaynaklanıyor, deniyor.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, Fener Patrikhanesi’nin Ortodoks Kiliseler üstündeki otoritesini de zayıflattı. Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan ülkelerin kiliseleri Patrikhane’nin yetkilerini kabul etmediklerini açıklayarak birer milli kiliseye dönüştü. Balkanlar’da yeni devletlerin kurulması ile birlikte bölgede otosefal kilise yapılanması hakim oldu. Bunlardan biri de Atina’daki Yunan Ortodoks Kilisesi idi. Fener Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul edenler Yunanistan’a sonradan bağlanan kuzey kesimdeki kiliseler, Girit ve 12 Ada Metropolitleri ve Yunanistan dışında yaşayan Yunanlıların mensubu oldukları kiliselerdir. Dolayısıyla Yunanistan’ın bir bölümü otosefaldir. 1883’ten beri Yunan Kilisesi bağımsız ise de bazı tasarruflarını patriğin onayına sunuyor.
Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Otosefal kiliseler, patriklere bağlı olmalarına rağmen kilise işlerini ulusal düzeyde herhangi bir patrikten bağımsız olarak yönlendirebilen, ama Ortodoksluğu bağlayıcı kararlar alamayan kiliselerdir.
  • Dünya üzerindeki Ortodoks Kiliseleri üç gruptan oluşuyor:
    *Patriklik Düzeyindeki Kiliseler: İskenderiye, Antakya (Şam), Kudüs, İstanbul.
    *Ulusal Kiliseler: Moskova, Belgrad, Bükreş, Sofya, Tiflis.
    *Otosefal Kiliseler: Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk, Polonya, Gürcistan, Kanada, ABD, Afrika Metropolitlikleri.
  • Fener Patrikhanesi’ne bağlı metropolitlikler ve başpiskoposluklar şunlardır: Kadıköy, Gökçeada, Bozcaada, Prens Adaları, Terkos, Girit, 12 Adalar, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa.

ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa’da yaşayan bütün Ortodokslar Fener’e bağlı değildir. Sadece buralarda yaşayan Yunanlıların bağlı oldukları kiliseler Fener’e bağlıdır. ABD’de 14 milyon civarında Ortodoks nüfus vardır ve bunların 2 milyonu Yunan’dır ve Fener’e bağlıdır. Ayrıca, Aynaroz, Patmos, Selanik, Cenevre ve Kore’de de bazı kurumlar Fener’e bağlı olarak çalışmaktadır.

  • Fener Patriği’nin otoritesi altında olmayan otosefal Ortodoks kiliseleri liderlerini kendileri seçer, ama meşruiyet, İstanbul’daki Eşitler Arasında Birinci (Pirumus Inter Pares) olan Patrikhane’den gelir. Bunlar, liderlerini İstanbul’a teklif eder ve son seçimi İstanbul yapar.
  • Fener Rum Patrikhanesi, 9. yüzyıldan bu yana ayinlerde ilk sırada anılmaktadır. Ayinlerde sayılış sırası İskenderiye, Antakya, Kudüs, Rusya, Belgrad, Romanya, Bulgar, Tiflis Patriklikleri, Kıbrıs ve Atina Başpiskoposluğu, Polonya Metropolitliği, Arnavutluk ve Çekoslovakya Başpiskoposluğu şeklindedir.
  • Ancak kesin olan şey, Ortodoks dünyasının onursal merkezi Fener Rum Patrikhanesi’dir.
  • Yunanistan Başpiskoposunun Patrik Bartholomeos ile arası çok bozuk ama, genellikle Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu devrinde Yunan kültürünü ve milli kimliğini ayakta tuttuğu için Patrikhane’ye karşı şükran duygusu içindeler. İstanbul’a gelen Yunanların çoğu mutlaka Patrikhane’ye giderler. Bir ara Yunanlılar, Patrikhane’yi bir Yunan adasına taşıyıp ona “zulme uğramış sürgünde Patrikhane” adını vermeyi düşünmüşlerdi.

 

Bizans İmparatorluğu 106| Bizans’tan Sonra 1

  • Bulgarların Hıristiyanlığı kabulü büyük ölçüde Cyril ve Methodius kardeşlerin misyonerliği sayesinde 870 yılında gerçekleşmişti. Günümüzde tüm Slav dillerinin yazımında kullanılmakta olan Kiril alfabesinin önceli olan Glagolitik alfabeyi de bu kardeşler oluşturmuştu. Bizans, Bulgarların Hıristiyan olmasını sağlayarak onları politik etki çemberine almış; sınır komşusunun dini ve politik alanda rakipleri olan Roma ve Germenlerin etki alanına girmelerini de önlemişti. Bulgarlar Bizans sanatını da benimsemişlerdi.
  • Rusların 10. yüzyılda Hıristiyanlığı kabulünde de Bizans sanatının büyük etkisi olmuştu. Burada, diplomatik araç olarak sanattan bahsedebiliriz. Aya Sofya’da sergilenen İsa’nın ve onun elçisi olan imparatorun ihtişamı, Konstantinopolis’e gelen Rus heyetlerini hep çok etkilemişti. Kiev, Konstantinopolis’i model aldı, Konstantinopolis’ten mozaik sanatçıları Kiev’e gitti, Kiev de bir Altın Kapı yaptı.
  • Bizans’ın Kafkasya, Mısır, Yakın Doğu’daki Hıristiyanlık üzerinde etkisi olmadı. Onların kendi Hıristiyanlık anlayışları vardı.
  • Süryaniler ve Koptlar hep Müslüman devletlerin tebaası oldular.
  • Gürcüler, Bizans kilisesinin ayin usullerini aldılar ama Kafkasya halkları sanatta İran etkisinde kaldılar.
  • 451 yılındaki Konsil kararlarını tanımayan Ermeniler, başka bir dini dünyaya aittiler ve Ermeni krallar Müslümanlara Bizans’a olduğundan daha yakındılar. Ama Bizans’ta çalışan, hatta sarayda önemli görevlere gelen Ermeniler vardı. 989 yılında, depremde hasar gören Aya Sofya’nın kubbesini yapan, Ani’deki katedralin de ustası olan Trdat olmuştu.
  • 11.-12. yüzyılda Bizans’ın askeri ve diplomatik gücü azalmaya başlamıştı.
  • 1204 yılındaki Latin işgali, Bizans devletler hiyerarşisinde mütevazi unvanları kabul etmek zorunda kalmış olan yöneticilerin intikam alma dönemi oldu. Latin işgali sonrası Bizans’ın askeri ve diplomatik gücü eskisi gibi olamadı. Ama Bizans’ın politik baskısının ortadan kalkması, yurtdışında Bizans sanatına olan ilgiyi artırdı. Bizanslı sanatçılar yurtdışından çok talep gördü.
  • Rönesans, 13. yüzyılda Giotto ve Masaccio ile başlamıştır. Dolayısıyla fetihten kaçanlar Avrupa’da Rönesans’ı başlattı iddiası asılsızdır.
  • Başka bir iddia da fetih olmasaydı, Rönesans’ın Konstantinopolis’te başlayacağı yönündedir. Karşı görüşte olanlar ise, Bizans sanatının Rönesans gibi bir oluşumu başlatmak için cılız olduğunu öne sürer.
Pantokrator İsa, Yunan Theofan, 1378. The Church of Transfiguration, kubbe, Novgorod. Fotoğraf:www.varvar.ru

Pantokrator İsa, Yunan Theofan, 1378.
The Church of Transfiguration, kubbe, Novgorod.
Fotoğraf:www.varvar.ru

Kurtarıcı İsa, Andrei Rublev, 1410. Tretyakov Devlet Galerisi, Moskova. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Kurtarıcı İsa, Andrei Rublev, 1410.
Tretyakov Devlet Galerisi, Moskova.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Kurtarıcı İsa, El Greco, 1600. National Gallery of Scotland, Edinburgh Fotoğraf:commons.wikimedia.org

Kurtarıcı İsa, El Greco, 1600.
National Gallery of Scotland, Edinburgh
Fotoğraf:commons.wikimedia.org

  • 1390 yılında İmparator Manuel Paleologos tarafından Türklere karşı destek aramak için Venedik’e gönderilen heyete başkanlık eden Konstantinopolis doğumlu Manuel Chrysoloras (1355?-1415), Yunan edebiyatının Batı Avrupa’da tanınmasında öncü rol oynamıştır.
  • 15. yüzyılın en ünlü ikona sanatçısı, Ortodoks fresk ve ikonlarıyla ortaçağ Rusya’sının en büyük ressamı kabul edilen Andrei Rublev’in (1360-1427 veya 1430) hocası Bizanslı sanatçı Yunan Theofan (1340?-1410?) idi.
  • Konstantinopolis, Moskova’dan Madrid’e kadar uzanan geniş bir etki çemberi oluşturmuştu.
  • Ressam, heykeltıraş, mimar Domenikos Theotokopulos, namı diğer El Greco (1541 – 1614) Bizans biçemini İspanya’ya taşıdı. Bizans biçeminin izleri İspanya’nın yanı sıra Balkanlarda, Venedik ve Siena okullarında da görüldü.
  • Bizans imparatorluk sanatı, altınla işli ipek giysiler, gümüşle süslenmiş saraylar, askeri zaferleri betimleyen mozaikler ile gücün nasıl teşhir edileceğini imparatorluklara öğreten bir medeniyet oldu.
  • 395 yılında Roma ikiye bölündükten ve Batı Roma 453’te yıkıldıktan sonra Avrupa, geri kalan tek Roma’yı “Doğu” Roma olarak anmıştı. Oysa devletin resmi adı, Roma İmparatorluğu idi. 1557 yılında, Alman hümanist ve tarih bilgini Hieronymus Wolf, Doğu Roma İmparatorluğu tarihi hakkında Latince bir kitap yazdı. Bu kitapla birlikte tarihte ilk kez, bir devlet yıkıldıktan 104 yıl sonra isim değiştirdi ve 1123 yıl süreyle Doğu Roma diye bilinen devlete Bizans adı verildi. Bu isimlendirmede devletin, Roma uygarlığının devamı değil de Ortaçağ Yunan uygarlığı olduğu savı vardır. Bazı tarihçiler tarafından yapay bulunan bu ad, tüm dünya tarafından benimsenir. Günümüzde dilimize de çok yerleşmiş olduğu için ben de bu adı kullanmayı tercih ettim.

 

Özbekistan Gezisi 50 Politik Gelişmeler 3 Andican Olayları

11 Mayıs 2005

  • Moskova ve Beijing’i endişeye sevk eden ABD-Özbekistan ilişkileri 2004 yılı itibariyle soğumaya başladı. Yine 2004’te Kerimov, Rusya’nın Orta Asya İşbirliği Örgütü’ne katılması gerektiğini belirtti, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) Taşkent’teki zirvesinde Özbekistan, Rusya ve Çin ile ikili anlaşmalar imzaladı.
  • ABD-Özbekistan yakınlığı, Taşkent’in Moskova ve Orta Asya başkentleri tarafından yalnızlaştırılmasıyla yanıtlandı. Amerikan kuvvetlerinin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte Rusya’nın Orta Asya’da etkisini arttırması, Taşkent’in Moskova nüfuzundan endişe duymasına yol açtı.
Andican Olayları sırasında biz de grup olarak Semerkand’da idik. BBC’de olayları izlediğimizde, yukarıdaki kareyi TV’de gördük. Aynı kare 24 Mayıs günü Hürriyet’te Uğur Ergan’ın haberinde yer aldı. Türkiye’nin Özbekistan’a hibe ettiği, üzerinde Türk bayrağı bulunan Land Rover marka askeri ciplerin Andican Olaylarında kullanılmasından TC rahatsız oldu, Türk bayrağının kaldırılması Özbekistan’dan resmen istendi.

Andican Olayları sırasında biz de grup olarak Semerkand’da idik. BBC’de olayları izlediğimizde, yukarıdaki kareyi TV’de gördük. Aynı kare 24 Mayıs günü Hürriyet’te Uğur Ergan’ın haberinde yer aldı.
Türkiye’nin Özbekistan’a hibe ettiği, üzerinde Türk bayrağı bulunan Land Rover marka askeri ciplerin Andican Olaylarında kullanılmasından TC rahatsız oldu, Türk bayrağının kaldırılması Özbekistan’dan resmen istendi.

  • Yaklaşık 300.000 nüfusu olan Andican’daki olayların başlangıcı, Özbek makamlarının radikal dinci örgütlerle bağlantıda bulunduğunu iddia ettiği 23 kişiyi, ülkede bölücülük yaparak mevcut iktidarı devirmeye çalışmak suçuyla 3-7 yıl arası hapse mahkum etmesiyle başladı. Hapsedilenlerin suçsuz olduğunu ifade eden ve serbest bırakılmalarını talep eden yakınlarının başlattığı protesto gösterileri yaklaşık üç aydır sürmekteydi. Önceleri birkaç yüz kişinin katılımıyla yapılan protesto gösterileri, 11 Mayıs 2005 tarihinde, Özbekistan’da daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde 4.000 kişinin katıldığı büyük bir gösteriye dönüştü. Eylem şiddetlenerek ikinci günün gecesinde Andican’da bulunan hapishane basılarak mahkumların çıkarılmasına ve güvenlik güçlerinin rehin alınmasına kadar vardı. İslam Kerimov da bölgeye geldi, güvenlik güçleri olaylara müdahil oldu.
  • Olaylarda, Kırgızistan topraklarında aktif olan, radikal dinci örgüt Hizbut Tahrir’in adı geçti. Başka bir görüşe göre ise, Özbekistan’da yaşanan her olayın radikal dinci teröre bağlanmasının bir klasik olduğu yönünde idi. Yönetim herhangi bir muhalif yapılanmaya izin vermediği için, siyasi muhalefetin de, radikal dincilerle birlikte ülkede şeriat düzeni kurma, ülkeyi bölme ile suçlandığı bilinmektedir.
  • Özbek halkının genel anlamda muhafazakar Müslümanlar olduğu ifade edilebilir. Bölgelere ve kentlere göre farklılık arz etse bile genel anlamda din konusunda hassas bir toplumdan bahsetmek mümkündür. Özbek tekkelerinin şeyhleri, kökenleri ya da aşiret ilişkileri önemli olmaksızın, yüzyıllar boyunca Orta Asyalı Müslümanların sözcüsü olmuşlardır. İstanbul’daki Orta Asyalı şeyhlerin neredeyse tamamı Nakşibendi tarikatındandı.
  • Orta Asya toplumunun kimliği, kişiliği ve kültürünün iki kültürel hat tarafından biçimlendirildiği düşünülür.
    Birinci hat büyük ölçüde Amu Derya vadisinde, Horasan, Fergana, Kaşgar gibi kentlerde odaklanan, kentli, okuryazar ve çok iyi örgütlenmiş yönetici grupları içerir.
    Siri Derya boyunca Aral ve Hazar denizlerinin çizdiği hattın kuzeydoğusunda uzanan ve Karakum Çölü’nü de içeren ikinci hat yarı kentli ve göçebe grupları içerir.
    Maveraünnehir, bu iki hat arasında bir geçiş hattıdır. İran-İslam etkileri birinci hatta baskın olmuştur.
  • Sosyo-ekonomik, tarihi, kültürel ve siyasi sebeplerden dolayı siyasi İslam hareketleri, 20. yüzyılın başından beri, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın paylaştığı Fergana Vadisi’nde daima taban bulmuştur. Suudi ve İranlı misyonerler, kendi İslam anlayışlarını yaymak amacıyla Fergana Vadisi’ni seçmişlerdir. Fergana’da binlerce medrese, cami ve Kuran kursu vardır. 1916 yılında Çar karşıtı isyan burada başlamış; Kızıl Ordu’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Basmacılar buradan çıkmış; Enver Paşa burada öldürülmüştü. 1990 yılında SSCB’nin dağılması ile Fergana yine olayların merkezi oldu. 1991 yılında Suudi Arabistan’ın desteğini alan bölgede, 1994 yılına gelindiğinde 15.000 talebenin eğitim göreceği medreseler hazırdı.
  • Ülkede binlerle ifade edilen tutuklamaların, tutukluluk sırasında öldüğü iddia edilenlerin ve faili meçhul cinayetlerin kamu vicdanını zorladığı da bilinmektedir.
  • Andican olayları olduğunda, Afganistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da ABD’nin; yine Kırgızistan’da ve Tacikistan’da Rusya’nın askeri üsleri bulunmaktaydı. Bu üslerin tümünün tahsis edilme nedeni aynıdır: “Uluslararası radikal dinci terörizm ile mücadele.”
  • Özbek yönetimi Andican Olaylarını, anayasal düzenin değiştirilerek İslami bir yönetim kurulması girişimi olarak değerlendirirken uluslararası kamuoyu aynı görüşü paylaşmadı. Olaylara müdahale biçimi, kullanılan silahlar, yaşamını yitirenlerin sayısındaki çelişik rakamlar, Kırgızistan’a sığınan muhalifler Batı’da çok eleştirilirken, Rusya ve Çin olayları Özbekistan’ın iç işi olarak nitelendirdi. BM, ABD ve AB, Kerimov yönetiminden, Andican olaylarının bağımsız bir komisyon tarafından soruşturulmasını istedi, olumsuz yanıt alınca, Batılı devletler ve NATO Kerimov’u kınadı.
  • Olaylardan bir gün sonra Rusya, olayların radikal dinci örgütler tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi; Kerimov’un ölenlerin sivil halk değil, teröristler olduğu şeklindeki açıklamasına destek verdi.
  • Çin, Özbekistan Hükümeti’nin tavrını kuvvetle desteklediğini açıkladı.
  • Özbekistan yönetimi ABD ile herhangi bir pazarlık yapmadan keskin bir dönüş yaparak ABD’yi karşısına aldı; Kongre 23 milyon dolarlık yardımı askıya aldı; Güneşli Özbekistan Hareketi’nin başındaki Sancar Umarov’un Washington’a gitmesi ilişkileri iyice gerginleştirdi.
  • Üyeler arasında hedeflenen ekonomik ilerlemenin kaydedilememesi, kurulması hedeflenen Serbest Ekonomik Bölge’nin ve Barış Gücü’nün 1999 yılından beri kurulamamış olması nedeniyle Taşkent, GUUAM’dan 2005 yılında ayrıldı. Kerimov, 1999-2005 yılları arasında Özbekistan’da gerçekleşen bombalı eylemler karşısında GUUAM’dan güvenlik alanında da destek alamadığını düşündü. Ayrıca, örgüt içerisinde demokrasinin ve insan haklarının ilerlemesine yönelik hedeflerin gündeme gelmesi de Kerimov’u rahatsız etmişti.
  • ABD’nin sivil toplum kuruluşları ve büyükelçilikleriyle ülke halklarını cesaretlendirmesi, siyasi örgütlenmelerin açıkça teşvik etmesi ve maddi olarak desteklemesi Kerimov iktidarı için açık bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.
  • Özbekistan, Andican Olaylarından 16 gün sonra, 29 Temmuz 2005’te, ABD’nin Özbekistan’daki askeri üssünü 6 ay içerisinde boşaltmasını istedi.
  • Oysa Özbekistan bağımsız olduğundan beri en Rusya karşıtı liderlerden biri olan, ABD’nin desteğini arayan, olabildiğince Rusya’dan uzaklaşmaya çalışan; 2004 yılından itibaren soğumaya başlayan ABD-Özbekistan ilişkilerinin kaderini büyük ölçüde Andican olayları belirlemiştir, işte bu yüzden Andican Olayları önemlidir, Andican Olayları dönüm noktası olmuştur.
  • Özbekistan, Ekim 2005’te Rusya, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulan Avrasya Ekonomi Topluluğu’na üye oldu; Kasım 2008’de geçici olarak bu örgütü terk etti. Kasım 2009’da bazı konular üzerinde anlaşamadığı için Orta Asya Birleşik Enerji Sistemi Projesi’nden ayrıldı. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi olan Özbekistan, bu teşkilatın ortak askerî tatbikatlarına iştirak etmeyip sadece gözlemci sıfatıyla faaliyetlerine katılıyor.
  • Bunların yanında Özbekistan, ciddi siyasal ve toplumsal sorunlarla da yüz yüze. Ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği; Özbekistan İslami Hareketi, İslami Cihat Birliği ve Hizb ut-Tahrir gibi yönetim karşıtı örgütlerin tehdidi; yaklaşık 30 milyonluk nüfusunda 129 çeşit milletin bulunması ve bu etnik grupların çoğunun, komşu ülkelerin ana topluluğu ile aynı olmasının yarattığı sınır ötesi etnik sorunlar Özbekistan’ı ciddi şekilde zorlayabiliyor.
  • Orta Asya’daki Çin-Rusya rekabetinde bölge ülkelerinin kimi tercih edecekleri konusu da zorlu bir alan. Kazakistan ve Kırgızistan, Rusya’nın oluşturduğu Avrasya Birliği’ne üye olmak isteklerinden dolayı taraflarını belirttiler. Özbekistan ile Türkmenistan için ise taraf olmak zor bir seçenek.
  • Orta Asya devletleri ile Rusya arasındaki yüzyıldan daha uzun bir sürede gelişmiş olan ilişkiler derin ve çok yönlüdür. Orta Asyalılar Çin’i Rusya’dan çok daha büyük bir tehdit olarak görmektedir.
  • Özbekistan, Orta Asya’da Kazakistan ile liderlik yarışındadır. Kırgızistan üzerinde doğalgaz fiyatını arttırmakla baskı oluşturabilirken, Tacikistan’ı da doğalgazı kesmekle tehdit edebiliyor. Ayrıca Kazakistan-Özbekistan, Kırgızistan-Özbekistan ve Tacikistan-Özbekistan arasında ciddi bir su sorunu yaşanıyor. Sovyet döneminden kalma Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasındaki anklav sorunu (bir devletin topraklarının başka bir devlet tarafından kuşatılması) Taşkent’in diğer Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini gerebiliyor.
  • Kerimov yönetimi, diğer ülkelerin insan hakları, demokrasi, ekonomi ve güvenlik araçları ile söylemlerini kullanarak ona baskı yapılmasını önlemeyi amaçlıyor. Özbekistan’a yoğun yatırım yapan Çin, Japonya ve Güney Kore’nin bu hususta hassas davranmak suretiyle Özbekistan ile kesintisiz sıcak ilişkilerini devam ettirebildikleri de bir gerçek.

 

Bizans İmparatorluğu 34 | Bizans İmparatorluk Giysileri

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan  Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı. Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu. Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh'a verilmiştir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı.
Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu.
Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh‘a verilmiştir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Diokletianus erguvani rengi sadece imparator ailesine tahsis etti. Erguvan rengi boya oldukça ender bulunan, dikenli deniz salyangozundan elde edilebildiğinden, en pahalı ve en nadir malzeme olan bu renk giysileri kullanma hakkı yalnızca iktidardaki aileye verilmişti (Imperial purple). Erguvani ipeği halktan birinin giymesinin cezası ölümdü. Ama Kilise’nin yüksek rütbelileri kullanabilirdi.
  • İpek tüccarları yabancılara mor boya ile onu oluşturan renkli boyaları, bunların imparatorluk dışına çıkartılmasına engel olmak amacıyla, satamazlardı. İpek tüccarları loncasına kabul edilebilmek için meslekteki 5 üyenin referansı gerekirdi. Ham ipek tüccarları ticaretlerini kendilerine ayrılan kamu yerlerinde ve herkese açık bir biçimde yapmaya zorunluydular. Ham ipek tüccarlarının ipek giymesi ve mor ipek boyası yapması yasaktı. Bu renk giysiler çok pahalıydı. Ancak yine de Bizans işi sağlama almış ve yasal kısıtlamalar getirmişti. İmparator VI. Leon devrinde yazılmış Praefectura Kitabı‘ndan anladığımıza göre başta erguvani ipek olmak üzere “yasaklanmış malların” barbar ulusların eline geçmemesi için çeşitli tedbirler alınmıştı.
  • Gerçekte, kumaş halinde ipek ve ipek giysiler düzenli olarak ülke dışına gönderiliyordu. 8. yüzyılda üst düzey yabancılar arasındaki kaftan modası bunun en iyi kanıtıdır. İpek eşya, imparatorluk tarafından, diplomasi çerçevesinde sunulan armağanlar olarak dolaşımda kaldı.
  • Sasani kökenli bir motif olan simurg, Bizans dokumalarında, heykel sanatında, kemik sandıklarda yaygın olarak kullanılmıştır.
Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945. Puşkin Müzesi, Moskova. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945.
Puşkin Müzesi, Moskova.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz. Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz.
Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

  • Justinyen zamanında Roma toga’sı yüksek sınıfların giysisi olmaktan çıktı, yerine uzun, gösterişli brokar giysiler kullanılmaya başlandı. İmparator giysileri altın ve gümüş tellerle işlenmiş ve taşlarla süslenmiş olduğu için ağır olurdu.
  • Dalmatika, üst sınıflar tarafından ve özel törenlerde giyilen bir çeşit dış giyimdi. 6.-10. yüzyıllar arasındaki dalmatikalar Ravenna mozaiklerinde İmparator Justinyen tarafından giyilen cüppe şeklinde karakterize edilebilir.  Bu bir tunik veya gömleğin üzerine giyilir ve genellikle kemerli olurdu. Dalmatika için genellikle sert kumaşlar kullanılırdı. Kalın kumaşın üstüne genellikle süs olarak inciler ve değerli madenlerden şeritler konur ve madalyonlar iliştirilirdi. Ve bu sebeple alt sınıftan olan kimseler için oldukça pahalı bir kıyafetti. 10.-13. yüzyıllar arasında dalmatikalar en yaygın üst sınıf Bizans giysileri oldu. Bu dönemde giysi boyu yere kadar uzadı ve kollar biraz daha geniş oldu. Bunlar kemerli ya da kemersiz olarak giyilebiliyordu. Boyunun uzamasına rağmen yırtmaçlarla yürümeye uygun hale getirildi. Bu tip dalmatikaların bazıları düğmeler ile tutturularak önden kapanabiliyordu. Dalmatika, üst sınıf kadınlar tarafından da giyildi.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Bizans’ta erkek iç giysisi diz altında biter, kadınınki yere kadar uzanırdı. Hem erkekler hem kadınlar, iç giysinin üzerine, kumaş atarlardı. Bu kumaş dikişsiz olurdu ve himatyon denirdi. Kumaşın dökümünün bolluğu zenginlik göstergesiydi. Kumaş, Frigler’den beri bilinen, fibula denen bir nevi çengelli iğne ile tutturulurdu. Himatyon, bir elle de tutulurdu. Tablion adı verilen, genellikle 30×30 veya 50×50 cm büyüklüğünde, saray görevlileri ve imparator giysilerinde en gözalıcı kumaştan yapılan süsleri vardı. Tablion bazen etek ucuna doğru da uzardı. Bazen aplike edilmiş çift tablion kullanılırdı. Himatyonların işlemeleri, 6.-7. yüzyıldan sonra taşlarla süslendi. Tören kıyafetlerine Sasani etkisi yansıdı. Loros adı verilen, içi kırmızı ipek, işli, uzun bir parça imparator, imparatoriçe giysisi üstüne sarılırdı. Kutsala dokunurken eller himatyon ile kapatılırdı. Sakkos denen, kaftana yakın bir kıyafetleri vardı.
  • Birbirine teğet daireler içinde iki sırt sırta aslan motifini çok severlerdi.
  • Pek çok saç modeli vardı. İmparatorluğun son dönemlerinde türban benzeri ve kenarı kürklü şapkalar moda olmuştu.
  • Kısa pelerinler (chlamys) yarım daire şeklinde kumaştan kesilmiş parçalardı. Genellikle arkadan kalça mesafesine kadar inip üzerinde inci ve değerli taşlarla bezenmiş şeritler olurdu. Pelerinin aynı zamanda gücü sembolize etme gibi bir özelliği de vardı. Rahat hareket imkanı olması açısından omuzlara iğnelenerek kullanılırdı. Daha sonraları generaller de pelerin kullanmaya başladılar.
  • Romanos IV. Diogenes’in, büyük zorlukla taşıyabildiği, ağır bir giysi giydiği, giysiyi ne ayaktayken düzgün tutabildiği, ne de içinde oturabildiğini anlatan 1071 tarihli bir belge vardır.
  • Aleksios I. Komnenos, askeri bir zafer sonrası komutanına, bizzat kendisinin giymiş olduğu cüppeler ve pahalı imparatorluk himatyonları hediye etmişti.
  • III. Mihael Komnenos para bulmak zorunda kaldığında, bazısı som altından yapılmış, bazısı altınla işlenmiş resmi imparatorluk giysilerini eritme yoluna gitmişti.
  • 14. yüzyılda aristokratlar, İsa ve Meryem’den bile daha parıltılı giysiler içinde betimlenmiştir.

 

Maksim Gorki ve Moskova’daki Evi

Maksim Gorki’nin Çocukluğum adlı eserinin Can Yayınları’ndan çıkması ile 2000 yılında Moskova’da gezdiğim Gorki müze-evini hatırladım. Toplumcu gerçekçi bir yazara hiç uymadığını düşündüğüm, ama çok güzel bir Art Nouveau örneği olan malikaneyi çok beğenmiştim.

Bina, Modern mimari akımın Rusya’daki en önemli öncülerinden olan Feodor Şektel tarafından 1900 yılında tasarlanmış. Ekim Devrimi’nden sonra ailesiyle birlikte Rusya’yı terk eden sanat hamisi ve banker Stepan Riyabuşinski’ye ait olan malikane, bir süre devlet yayınevi olarak, daha sonra yabancı ülkelerle kültürel temaslar için kullanılmış, 1931 yılında Stalin tarafından Maksim Gorki’ye hediye edilmiştir. Riyabuşinski ise birkaç yıl sonra Fransa’da ölmüştür. Gorki bu evde 1936 yılında ölünceye dek 5 yıl, bir nevi hapis hayatı yaşamış.

Acı anlamına gelen Gorki müstear adını kullanan, küçük yaşta yetim kalan, tahsilini tamamlayamayan, uzun süre başıboş, yoksul bir hayat süren, küçük yaşlarda başladığı emekçiliğin zorlukları içinden gelen, Marksizm’i benimseyerek Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni destekleyen, Bolşeviklerin safına geçmekle birlikte partiye hiçbir zaman resmen üye olmayan, sağlık sorunları nedeniyle bir süre İtalya’da yaşadıktan sonra Sovyetler Birliği’ne dönerek Stalin’in yanında yer alan, Sovyet Yazarlar Birliği’nin ilk başkanı, Sovyetler Birliği’nin resmi devlet edebiyatı toplumcu gerçekçiliğin ortaya çıkışına katkıda bulunan, Stalin’in baskısının artması ve uygulamaları ile hayal kırıklığı yaşayan, yazma esinini kaybeden veya yazmaktan kaçınan, 1936’da tedavisi sırasında gizemli bir şekilde ölen, büyük ihtimalle Stalin tarafından zehirlenen, ama tabutu Josef Stalin tarafından taşınan Maksim Gorki, Rus edebiyatının en etkileyici yazarlarından biri olmuştur. Rejim karşısında tehlikeli konumda olan yazarları, örneğin Babel’i, koruması altına almaya çalışmış, ölümünden sonra Babel ancak birkaç yıl daha kendini kurtarabilmiş, sonra nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde öldürülmüştü.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Sağlam bir olay örgüsü kuramaması, yaşamın anlamı üzerine uzun tartışmalara yer vermesi bazı eleştirmenler tarafından bir ölçüde başarısız olduğunun göstergesi sayılmıştır. Çehov ile mektuplaşmaları (Yazışmalar, Yankı Yayınları, 1966), Tolstoy’un Gorki’ye olan ilgisine ve ondan etkilenmesine, Çehov’un Gorki’nin yazınınına yönelttiği eleştiriler ve tavsiyelere yer vermektedir. Çehov açıkça Gorki’nin tabiat, aşk ve kadın tasvirlerindeki aşırılığı,  sık sık kullandığı bazı kelimelerin kulağa çirkin geldiğini, sürekli olarak tabiata insankişiliği vermesinin tasviri monoton, tatsız, hatta bazen anlaşılmaz hale getirdiğini uzun uzun yazıyor. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyor. Gorki, “Siz istediğiniz kadar büyük şehri methedin, benim için iyi hiçbir tarafı yok. Gökyüzünün gözü yaşlı, halk kendini beğenmiş, edebiyatçılar hem gözü yaşlı, hem kendini beğenmiş….. Bütün kadınlar da ya doktordur, ya öğrenci. Yani ne olursa olsun aydındır. Bir sivrisinek Petersburg’lu bir kadını soksa, zavallı hayvan can sıkıntısından ölüverir. İşte bütün bunlar beni korkutuyor” diye yazar. Böyle yazmasına rağmen Moskova’da uzun süre yaşar.

Yazdığı gerçekçi hikayelerde Devrim öncesi yıllarda Rus toplumunun içinde bulunduğu yoksulluk ve acımasızlık ortamı büyük bir güçle yansıtılmıştır. Hikayelerde efsane, masal ve folklor ögeleri edebiyat düzeyine yükseltilmiş, bireysel başkaldırı, halkın yaşam ve özgürlük tutkusunun simgesi olmuştur.

Binadaki en dikkate değer parça, bir denizanası figürü oluşturacak şekilde biçimlendirilmiş bronz bir lamba ile son bulan perdahlı Estonya kireçtaşından merdivendir. Merdiven başında da Gorki’nin büstü yer almaktadır.

İçinden geldiği için çok iyi tanıdığı kesimin, evsiz barksız yoksulların yaşamından bir kesit sunduğu Ayaktakımı Arasında adlı oyunu ilk kez 1902’de Moskova Sanat Tiyatrosu’nda oynanmış, oyunu Stanislavski yönetmiş ve başrolü üstlenmişti. 1936’da senaryosunu Zamyatin’in yazdığı, Jean Gabin’in başrolü üstlendiği filmi Jean Renoir çekmişti. 1946’da Hintli yönetmen Çetan Anand’ın uyarlaması ilk Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almış; 1957’de Kurosava oyunu Edo dönemi Japonya’sına uyarlayarak beyazperdeye aktarmıştır.

Çar yönetimiyle uyuşmazlığa düştüğü için hapsedildi; hapisten çıkınca Rus devrimci hareketine adadığı tek uzun yapıtı, 1905 Devrimi’nin kanlı bir biçimde bastırılmasının ardından 1906’da yayımlanan Ana adlı romanı, 1926’da Pudovkin tarafından sessiz film yapılmış, Brecht sahneye uyarlamıştır.

1925’te yayımladığı Artamonovlar’da köleliğin kaldırılmasından sonra giderek hızlanmaya başlayan kapitalist gelişmeyi ve bu gelişmenin insanlar üzerinde yaptığı etkileri anlatır. Burjuvalaşan insanların yanısıra emekçi sınıfın gelişmesi ve devrimci düşüncenin oluşması hikaye edilirken, Devrim öncesi Rusya’nın çelişkileri ortaya konmaktadır. Kapitalizmin o günlerdeki yükselişinin ailelere, kuşaklar boyu yansımaları Avrupalı yazarların gözde konusu olmuştur.

Gorki kendi hayatını anlatan kitaplar da yazdı: Çocukluğum (1913-14), Ekmeğimi Kazanırken (1915-16), Benim Üniversitelerim (1923). 1936 yılında dünyaca ünlü bir yazar olarak Moskova’da ölen Maksim Gorki’nin adı, doğduğu kente verildi.

 

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Hayat Üniversitesinin Yazarı, Celal Üster, Cumhuriyet Kitap, Sayı 1235, 17 Ekim 2013.
  • Moskova Life 2013
  • Maksim Gorki ve Yaşanmış Hikayeler, Ataol Behramoğlu, Can Yayınları, 1981.
  • Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.
  • Artamonovlar, Maksim Gorki, Oda Yayınları, 1988.
  • Yazar Dostlukları, Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, Sayı 591.
  • Ecinniler, Elif Batuman, Doğan Kitap, 2011.