Etiket arşivi: Modernizm

James Joyce 9

Dublin’deki James Joyce Merkezi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dublin’deki James Joyce Merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Dublin’deki James Joyce Merkezi, 18. yüzyıla ait Georgian stili özenle restore edilmiş bir evde hizmet vermektedir. Merkezin amacı Joyce’un hayatı ve eserlerine, yazımına ilham kaynağı olmuş Dublin şehrine ilgiyi artırmaktır. Merkezde Joyce Ailesine ait portreler, Joyce’un geçmişi ve ilham kaynakları rehberli turlarla anlatılmakta, workshoplarla çalışılmaktadır. Joyce ve onun devrinin Dublin şehrini gösteren filmler izlenebilmekte, Joyce’un sesinden eserleri dinlenebilmektedir. Yazarın Paris’te arkadaşı Paul Leon’un evinde 1930’larda arkadaşına Finnegans Wake’in son yazılmış bölümünü okuduğu masa, o evdeki en sevdiği koltuk gibi kullandığı mobilyalar da sergilenmektedir. Merkez, kamu ve özel kaynaklara ilaveten Avrupa Birliği’nin de katkılarıyla 1996 yılında açılmıştır. Joyce ailesinin üyeleri Merkeze sık sık geldikleri için onlarla karşılaşmak, tanışmak da mümkündür.
Dublin sokakları sadece Ulysses’in sayfalarıyla değil, karakterleriyle de bezelidir; bunlardan biri Molly Bloom. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dublin sokakları sadece Ulysses’in sayfalarıyla değil, karakterleriyle de bezelidir; bunlardan biri Molly Bloom.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Merkezin çay salonunun duvarlarında Ulysses’in 18 bölümü James Joyce’un büyük büyük kuzeni Paul Joyce tarafından duvar resimleri ile tasvir edilmiştir.
  • Kitapta bahsi geçen Leopold ve Molly Bloom’un Eccles Sokağı No. 7’deki evlerinin kapısı da çay salonundadır. Ev, 1970’li yıllarda yıkılmış ama kapısı kurtarılmıştır.
  • Umberto Eco’ya göre Joyce’un erotizmini anlamak için Ulysses’i, özellikle de son bölümü okumak yeterlidir. İlk baskısında kapağı yeşil olduğu için Ulysses “Yeşil Kitap” olarak da anılır.
  • Modernizmin zirvesi, başyapıtı sayılan Ulysses İrlanda milliyetçiliğine karşı bir metin olarak görüldüğü için önceleri İrlanda’da basılmamış.
  • ABD hükumeti müstehcenlik gerekçesiyle James Joyce’un Ulysses adlı eserini toplatma kararı almış, kitap 1933 yılı sonunda aklanmıştı.
  • 20. yüzyılın en büyük romanı olarak nitelenen Ulysses’in el yazmalarının bir bölümü Londra’daki Sotheby’s müzayede evinde 2001 yılında 1 milyon 378 bin Euro’ya alıcı bulmuştu.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 270|Çağdaş Kavramsal Sanat 1

Kavramsal Sanat:

Özünü kavram’ın oluşturduğu,
Kavram ve anlamın plastik biçimin önüne geçtiği,
Sanatçının tepkisel tavrının, yapıtın içeriği haline geldiği,
Form ve içerik bakımından, toplumsal ve politik bakımdan devrimci,
Düşünsel temelleri olan, bilgiye dayalı bir sanat hareketidir.

Hayalkırığı II, Burçak Bingöl, 2013. Burçak Bingöl’ün (1976-) işleri, aidiyet, kültür, kimlik, dekorasyon ve üretim gibi kavramları, aralarındaki sınırları bulanıklaştırarak sorgular. Daha çok kültür ve kimlik kavramlarına odaklanan Burçak Bingöl, seramik, heykel, video, desen, yerleştirme ve fotoğrafı kullandığı eserleriyle tanınıyor. Sanatçımızın  Hayalkırığı II (Broken II) adlı seramik çalışması 2016 yılında New York'taki Metropolitan Müzesi Daimi Koleksiyonu’na girdi. Fotoğraf: ny.voltashow.com

Hayalkırığı II, Burçak Bingöl, 2013.
Burçak Bingöl’ün (1976-) işleri, aidiyet, kültür, kimlik, dekorasyon ve üretim gibi kavramları, aralarındaki sınırları bulanıklaştırarak sorgular. Daha çok kültür ve kimlik kavramlarına odaklanan Burçak Bingöl, seramik, heykel, video, desen, yerleştirme ve fotoğrafı kullandığı eserleriyle tanınıyor.
Sanatçımızın Hayalkırığı II (Broken II) adlı seramik çalışması 2016 yılında New York’taki Metropolitan Müzesi Daimi Koleksiyonu’na girdi.
Fotoğraf: ny.voltashow.com

  • Kavramsal sanatın devamı, 1998 yılında tanımlanan ilişkisel sanat olmuştur. İlişkisel sanat, teorik ve pratik hareket noktasını, genel insan ilişkilerinden ve sosyal bağlamlarından alan bir dizi sanatsal pratik olarak tanımlanmıştır. Sanatçının kültürel aktivist veya müdahil olarak olaylara ve kurumlara dahil olması, sanat ile gündelik hayatı yeniden bir araya getirmeye yönelik avangard fikri devam ettirmektir. Bu fikre göre, sanat eserlerinin rolü artık hayali ve ütopyacı gerçeklikler oluşturmak değil, bizzat yaşam biçimleri ve eylem modelleri olmaktır. İlişkisel sanat bu bakımdan, Dadacılık’ı, Sürrealizm’i, 1960’ların Neo Avangardlarının Fluxus etkinliklerini, Sitüasyonizm’i ve Happening’leri devam ettirir. Önemli isimleri Rirkrit Tiravanija, Carsten Höller, Maurizio Cattelan, Félix Gonzales-Torres, Jeremy Dellar’dır.
  • Dadacılık ile başlayan özgürlük yaklaşımı Çağdaş Sanat ile devam etmekte ve izleyeni özgürleştiren bir ifade alanı sunmaktadır; izleyicisine siyasal, toplumsal, kültürel zeminlerde eleştiri olanağı vermektedir.
  • İnsanın geliştikçe, bilincini geliştirdikçe, yerleşik beğeninin ötesine geçmeyi öğrendiği biliniyor. Bunu sistematik hale getiren Modernizm olmuştu. Bu gelişme ile, güzel olanı güzelin ötesinde aramak ve bulmak öğrenilmişti. Çağdaş Sanat, güzel kavramını önemsemiyor. Çirkini, banali, iğrenç ve düşkün olanı da gösteriyor; onun kuramını üretiyor. Bugün Klasik olan neredeyse arkaik ve terk edilmiş anlamına geliyor.
  • Şiddete dayalı görüntü ve anlayış insanları güzel ve yüce duygusundan uzaklaştırıyor.
  • Doksanlı yıllarla birlikte sanat, döneme ait özgün sorunların ve soruların etrafında yeniden şekillendi. Sanatsal evrende ortaya çıkan alışılmamış ya da değişmiş ifade biçimleri eskiye dair sorular üzerinden çözülemezdi, biçime ve öze yönelik yanlış anlamaların temelinde yatan da budur. Konuyla doğrudan ilgili olmayan çevrelerde olduğu kadar sanat çevrelerinde de bu anlayış aşılmadan yeni sanat yapıtlarının okunabilmesi, yorumlanabilmesi ve yeniden üretilebilmesi olanaksızdır. Küratör ve sanat eleştirmeni Nicolas Bourriaud (1965-) bu bağlamda karşılıklı-eylem, bir aradalık ve ilişkisellik üzerinden bir okuma öneriyor. Sanat yapıtının temeline bu kavramların gelip yerleşmesinin nedenini ise, kapitalist düzenin günümüzde insani ilişkilerde yarattığı eksikliklerde arıyor. Bu noktada sanatın zengin bir toplumsal deney alanı olduğunu düşünüyor. Kitabı İlişkisel Estetik (Relational Aesthetics, 1998), sanatın büyük ekonomik sistemle olan bağları doğrultusunda yeniden kurgulandığı bir manifesto sayılır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 263|Heykeller ve Nesneler 2 Jeff Koons

  • Çağdaş Dönem’in bir başka özelliği de çoğu sanatçının, sanat skalasının geniş olması. Modernizm’den sonra, “ressam”, “heykeltıraş” diye bir ayrım pek kalmadı. Sanatçı resim, heykel, yerleştirme, kolaj yaptığı gibi şiir ve roman yazabiliyor, sinemada, moda dünyasında da etkili olabiliyor.
  • Paslanmaz çelikten ayna yüzeyli balon hayvanlar ve sıradan nesnelerin reprodüksiyonlarını üretmekle tanınan Jeff Koons (1955-), Pop kültürün son temsilcisi olarak anılmaktadır. Salvador Dali ve Andy Warhol’u ustaları olarak kabul ettiğini belirten sanatçı, eserlerinin satış performansına bakıldığında, yaşayan en pahalı sanatçı olarak tanınmaktadır.
  • Koons, 1990’lı yıllarda tümüyle popüler kültür imgeleri üzerine kurulu heykelleriyle gündeme gelmişti. Heykelleri kendisi tasarlar, profesyonel heykeltıraşlarla çalışarak Pembe Panter, Michael Jackson gibi popüler imgeleri, kendi tasarladığı biçim ve boyutlarda sergilemiş, bunlar heykel sanatının Çağdaş örnekleri olarak nitelendirilmiştir. Bibloları dev boyutlarda yeniden üreten ve kitsch olgusuna değinen, balon gibi geçici nesneleri bronz gibi malzemelerle yeniden üreterek kalıcı hale getiren, sanat yapıtının değerinin hangi temelde aranabileceğine dair soru işaretleri oluşturan Koons, nesne temelinden hareket eden Yeni Kavramsalcı sanatçılar arasında sayıldığı gibi, Tüketim Nesnesi Sanatı denilen eğilimin de öncüsü sayılmaktadır ama tüketim kültüründen ilham alan tek sanatçı Koons değildir.
Jeff Koons, 1992 yılında ürettiği Yavru Köpek adlı eserinin pek çok çeşitlemesini yapmaya devam etti. Parlatılmış paslanmaz çelik, saydam boya kaplama ayna yüzeyli Balon Köpek (1994-2000), 58 milyon dolara satıldı. Yavru Köpek’in çeşitlemeleri arasında çok çeşitli renklerde ürettiği Lale Balonlar ile Balon Çiçekler de sayılabilir. Balon Çiçek adlı çalışması Christie’s müzayede evinin Londra’da düzenlediği açık artırmada 12.9 milyon pounda satılarak, yaşayan bir sanatçının eserine o güne kadar verilen en yüksek fiyat olmuştu. Koons objeleri devasa boyutlara taşıyarak kitsch denilen estetik anlayışın bir “yüksek kültür” unsuru olup olamayacağını sorguluyor. Fotoğraf:topics.nytimes.com

Jeff Koons, 1992 yılında ürettiği Yavru Köpek adlı eserinin pek çok çeşitlemesini yapmaya devam etti. Parlatılmış paslanmaz çelik, saydam boya kaplama ayna yüzeyli Balon Köpek (1994-2000), 58 milyon dolara satıldı. Yavru Köpek’in çeşitlemeleri arasında çok çeşitli renklerde ürettiği Lale Balonlar ile Balon Çiçekler de sayılabilir. Balon Çiçek adlı çalışması Christie’s müzayede evinin Londra’da düzenlediği açık artırmada 12.9 milyon pounda satılarak, yaşayan bir sanatçının eserine o güne kadar verilen en yüksek fiyat olmuştu. Koons objeleri devasa boyutlara taşıyarak kitsch denilen estetik anlayışın bir “yüksek kültür” unsuru olup olamayacağını sorguluyor.
Fotoğraf:topics.nytimes.com

Koons, enstalasyonlarından birinde bir Hermés efsanesi olan Birkin model çantayı da kullanmıştı. Fotoğraf:observer.com

Koons, enstalasyonlarından birinde bir Hermés efsanesi olan Birkin model çantayı da kullanmıştı.
Fotoğraf:observer.com

  • Moda ve sanatın buluşmasında belki de en etkin rolü 2000’li yılların başından bu yana dünyanın en önemli çağdaş sanatçılarıyla işbirliği yapan; bizi moda ile sanatı, müze ile butiği bir arada ve yeniden düşünmeye çağıran  Louis Vuitton oynuyor. Marka, olayı tasarımcı-sanatçı-ürün üçgeninde görüyor. Louis Vuitton bugüne kadar Takashi Murakami, Richard Prince, Yayoi Kusama, Stephen Sprouse, Cindy Sherman, James Turrell, Olafur Eliasson, Daniel Buren ve Jeff Koons ile işbirliği yaptı. Markanın 2014’te Paris’te açılan, mimar Frank Gehry tasarımı bir sanat müzesi de var.
  • Stephen Sprouse’un grafitileri, Murakami’nin renkli logoları, Kusama’nın puantiyelerinden sonra Koons, Louis Vuitton için “yüksek sanat” ürünü vermiş beş usta ve onların beş eserini seçti: Da Vinci (Mona Lisa), Rubens (Kaplan Avı), Fragonard (Köpekli Kız), Van Gogh (Buğday Tarlası ve Selviler) ve Titian (Mars, Venüs ve Aşk Tanrısı). Koons, Eski Ustalar adlı koleksiyonu için bu başyapıtları yeniden yaratarak üzerlerine metal harflerle ustaların adlarını yazdı. Markanın logosu olan LV’nin karşısına JK harfleri kondu. Ürünlere sanatçının alameti farikası haline gelmiş olan tavşan figürü eklendi. 51 parçalık bir koleksiyon oluştu. Koons, bu projenin işlerini sokağa çıkarttığı bir iletişim platformu olduğunu düşünüyor. Bu proje ile yüksek sanata ve sanat tarihinin büyük ustalarına atfedilen hiyerarşiyi silme çabası gösterdiğini söylüyor.
Koons'un New York'taki bembeyaz atölyesinde bir asistan ordusu çalışır. Koons, sabah 8.30'dan akşam 17.30'a kadar ofistedir ve onlara enerji pompalar. Kendisi Popeye ve Hulk temsilleri yapar; Manet, Dali, Poussin ve Courbet'nin eserlerini toplar. Fotoğraf: Hubert Fanthomme/Revealed

Koons’un New York’taki bembeyaz atölyesinde bir asistan ordusu çalışır. Koons, sabah 8.30′dan akşam 17.30′a kadar ofistedir ve onlara enerji pompalar. Kendisi Popeye ve Hulk temsilleri yapar; Manet, Dali, Poussin ve Courbet’nin eserlerini toplar.
Fotoğraf: Hubert Fanthomme/Revealed

 

Çağdaş Sanata Varış 254|Çağdaş Sanat 2

  • Kiliselerde imgelem insan biçimli, mağaralarda ise hayvan biçimindedir. Joseph Campbell’e (1904-1987) göre bu ikisi aynı şeydir. Biçim ikincildir. Önemli olan mesajdır. Campbell’in bu değerlendirmesi Çağdaş Sanat için de geçerlidir; burada da biçim ikincildir, önemli olan mesajdır.
  • Birçok dinde ve inanışta yaradılışın ve zamanın yeniden doğuşu, döngüsel oluşu söz konusudur. Arkaik toplumların/insanların, somut zamanı yok ederek tarih dışına itişi, zamanın geri çevrilemezliğini reddedişi, böylelikle sürekli bir şimdiki zamanı yaşayışı, Modernizm sonrası tarih tartışmalarının da gündemini oluşturur. Zamanın döngüsel yanı, yenilenme isteğine karşılık gelir, geleneksel olanı da içinde gizler.
    Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olan Alman filozof Martin Heidegger (1889-1976) de Sanatın Doğuşu ve Düşüncenin Yolu adlı makalesinde düşüncemize sunulmuş olanı tekrar düşünmek gerektiğini söyler.
  • Theodor Adorno, “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır,” dediğinde, bir yandan soykırım sonrası edebiyatın imkansızlığı ve geçersizliğini ifade ediyor ama beri yandan da bu yaşananların yeni sanat türlerini ve dilini dayattığını söylüyordu.
  • Modernizm’de “yeni” vurgusuna karşılık, “eskiyi bilmenin gereği” de öne çıkarılırken, Çağdaş Dönem’de “yenilik” kavramı sorgulanır: “Yenilik”, “eski”nin geleneksel gücü ile ilişkilendirilir, bazen de halk resim geleneğinin kodlarını çözüp güne taşımak istenir.
Civilizations’ta Anastasia Radevich geçmiş, günümüz ve geleceğin kayıp medeniyetlerinden ilham alıyor. Geçmişte yükselen deniz seviyesiyle kaybolan medeniyetleri, sular altında kalarak paslanmış ve yosun tutmuş topuklarla, günümüzün çevre sorunlarını derinin ve ipeğin üzerine yaptığı petrol sızıntısı, atom bombası baskılarıyla ve gelecekte medeniyetlerin dünyanın ikinci bir buzul çağına girmesiyle yok olacağına dair olan inancını da donmuş bir dünya baskısı ve buzul görünümlü topuklarla ayakkabılara taşıyor. Lost adlı koleksiyonundan. Fotoğraf:the-lizard-queen.blogspot.com

Civilizations’ta Anastasia Radevich geçmiş, günümüz ve geleceğin kayıp medeniyetlerinden ilham alıyor. Geçmişte yükselen deniz seviyesiyle kaybolan medeniyetleri, sular altında kalarak paslanmış ve yosun tutmuş topuklarla, günümüzün çevre sorunlarını derinin ve ipeğin üzerine yaptığı petrol sızıntısı, atom bombası baskılarıyla ve gelecekte medeniyetlerin dünyanın ikinci bir buzul çağına girmesiyle yok olacağına dair olan inancını da donmuş bir dünya baskısı ve buzul görünümlü topuklarla ayakkabılara taşıyor. Lost adlı koleksiyonundan.
Fotoğraf:the-lizard-queen.blogspot.com

  • Sanat artık düşünülmeyeni düşünmek, yaşanmamış olanı gerçekleştirmek ve bunu alışılmamış yöntemlerle yapmak demekti.
  • Çağdaş Sanat’ın 1945 sonrası avangard pratikten, neo-avangard’dan evrildiği düşünülür.
  • Çağdaş Sanat’ın kökleri, biçimin içeriğe katkıda bulunduğu Modern sanat hareketlerinde yatar.
  • Popüler kültür, tüketim ve Çağdaş Sanat arasında bir alışveriş mevcuttur.
  • Çağdaş Sanat görünüşünde, üretiminde ve fikirlerinde alışılmadık sanatı ima eder.
  • Hem biçim hem konu bakımından alışılmadık olduğu için zorlayıcıdır.
  • Her sanat yapıtının bir yüzeysel bir de derin anlamı vardır. Çağdaş Sanat yapıtları bize ilk bakışta bir öykü anlatmazlar. Çağdaş Sanat yapıtını anlamak bir “okuma” sorunudur, bilgi kavramıyla ilgilidir. Çağdaş Sanat’ı anlamak, bir emek gerektirir; izleyiciden böyle bir beklentisi vardır.

 

Çağdaş Sanata Varış 230|Çağdaş Dönem 6 11 Eylül

  • 11 Eylül 2001’de ABD’ye saldırılar gerçekleştirildiğinde ABD başkanı George W. Bush idi.
  • ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından ilk olarak Afganistan’a sonra Irak’a yönelik askeri harekat gerçekleştirdi. Bu harekatları, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yaptığı genel kabul gördü.
  • Soğuk Savaş politikasının esas stratejisi olan caydırma ve korunma ilkeleri terk edildi. Bunlar yerine George W. Bush yönetimi, İç Güvenlik Bakanlığı oluşturdu, teröristlere karşı mücadele etmek için Vatanseverlik Yasası çıkardı; düşmanla doğrudan savaşmayı öngören doktrinini açıkladı ve Irak’a saldırıp Saddam Hüseyin rejimini yıktı.
  • Baudrillard’a göre, milyonlara TV kanalları aracılığıyla izletilen Saddam heykelinin yıkılışının otantik olmadığı; heykeli yerde sürükleyen kişilerin çoğunun foto muhabiri olduğu ortaya çıkmıştı. O nedenle gerçek artık hayatımızdan çıkmıştı. “Gerçeğin öldüğü” daha önce de ilan edilmişti. Baudrillard’a göre ölen taklit, mimesis idi. Mimesis, hem bilimin hem de sanatın özüydü. Batı kültürünü ve metafiziğini bu yöntem oluşturmuştu. 20. yüzyıl sonunda ise insanlar nesneleri de, sanatı da doğaya değil, bizzat kendileri tarafından üretilmiş nesnelere bakarak üretiyordu. Baudrillard buna simulacrum (Yun. taklit) diyordu.
11 Eylül 2001'de, Amerika'ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City'de Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi. Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

11 Eylül 2001′de, Amerika’ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City’de Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi.
Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

  • 11 Eylül saldırısı sanatın bir kez daha mistisizmle buluşmasına yol açtı. Bunun en önemli nedenlerinden biri korkunun öne çıkması, güven duygusunun yok olmasıydı. ABD’yi, özellikle New York’u saran Retro (geriye dönüş) akımının altında sığınma duygusunun yer aldığı düşünülüyor. Retro’nun, Modernizm’in attıklarını baş tacı etmesiyle 11 Eylül, Modernizm’in gerçek sonu olarak da adlandırılıyor.
  • New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin El-Kaide’nin hava saldırısı sonucu yıkılması, üç binden fazla kişinin ölümüne yol açması bir kent-kıyımı (urbicide) biçimidir; sivillerin katli olduğu kadar kent yaşamının ve gündeliğin güven veren rutininin de yıkımı olmuştur.
  • 11 Eylül’den beri Amerikalılar terörden, İslam’dan, Müslümanlardan korkuyor. Son zamanlarda İŞİD ve mülteci dalgası da bu korkuyu artıran faktörler oldu.
  • Korkunun sistemli bir süreç haline dönüşmesi, 1960 sonrasına güvensizlik çağı adının verilmiş olmasından sonra, bu döneme de risk toplumları adının yakıştırılmasına neden oldu. Sanayi üretimi mekanizmalarının oluşturduğu kirlilik ile çevre koşullarında ortaya çıkan yıkım ve küresel ısınma da güvensizlik ortamının artmasına katkıda bulunuyor. Önce mekanın yitimini yaşayan dünya, sonra da gerçeğin yitimini yaşıyor ve mistik-metafizik arayışlar ve Gerçeküstücülük artıyor, deniyor.
  • Slavoj Žižek 2002 yılında yayınlanan kitabında 11 Eylül’ün ardından köktencilik ile demokrasi arasında sahte bir seçim sunulduğunu; bu seçimle, demokrasinin emperyalizmin gerekçesi haline sokulduğunu; böylece, küresel kapitalizmin köktenciliğinin örtüldüğünü öne sürer.
  • Susan Sontag’a göre, Batı, giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladı. Aklın ölümü, entelektüelin ölümü, ciddi edebiyatın ölümü gibi gerçekliğin ölümünü bildiren haberler, birçok insan tarafından da üzerinde fazla kafa yormadan kabullenilmekte.
  • Sanal gerçeklik için her gün yeni yolların geliştirilmesi ile, sanal gerçekliğin fiziksel ortamların yerini almasının getireceği sorunlar da tartışma konuları arasına girmiş oldu.
  • Francis Fukuyama’ya göre, Afganistan’da ve Irak’ta işler ABD’nin istediği gibi gitmedi. ABD’de iktidarda olan Neo-con’lar (Yeni Muhafazakarlar), önleyici savaş doktrinini dış politikanın mihenk taşı haline getirerek yanlış yapmış oldular. Diğer ülkelerin çıkarlarına ve görüşlerine, uluslararası normlara ve kurumlara saygılı olmayan bir dış politika izlediler; büyük ölçekli sosyal mühendisliğin zorluklarının farkına varamadılar.
  • Slavoj Žižek 2003 yılında bir Donald Rumsfeld analizi yapmış, Rumsfeld’in Irak’ta yapılan işkenceleri bildiğini bilmemesi,  Lacan’ın söylediği kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir ve Žižek’in değerlendirmesine göre bu tam anlamıyla Freudçu bilinçdışıdır.