Etiket arşivi: mit

Roman 3

Fotoğraf: Sosyobaz

Fotoğraf: Sosyobaz

“Mit, gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.

Bir romanı okuma deneyimi, bize mitolojinin geleneksel iç görüsünü anımsatan belli nitelikler taşır; bir tür meditasyondur.

Okurlar, bu kurgusal dünyanın “gerçek” olmadığını çok iyi bilirler, ama okurken çekimine kapılırlar.

Etkileyici bir roman, kitabı elimizden bıraktıktan çok sonra yaşantımızın perde arkasına dönüşür.

Roman, başka yaşamları ve acıları anlayarak paylaşabilmemizi sağlayan, duygudaşlığımızı artıran hayali inisiyasyondur. Merhameti, başkalarının acısını paylaşma yeteneğini öğretir.

Önemli bir romanın, aynı mitoloji gibi, dönüştürücü bir yanı vardır; her güçlü sanat çalışması gibi, bunu yapmasına izin verirsek, bizi sonsuza kadar değiştirir.”

 

Karen Armstrong, Mitolojinin Kısa Tarihi, Merkez Kitaplar, 2005.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 290|Sokak Sanatı 1

  • Sokak Sanatı, seyirci kitlesine sunduğu eseri ile sanat nesnesinin konumunu, geleneksel algılama ve sahip olma araçlarını sorgular. Bu sanatçılar, her yapıtın üretilmesinden önceki ve sonraki süreç üzerine daha çok odaklanır. Derrida’nın görüşlerine uygun olarak, gönüllü bedensel emeğin ve zaman adamanın buradaki gerçek armağan olduğu söylenebilir.
  • Kamusal Sanat, sanat eserini ve bu eser vasıtasıyla kamusal alanları ve sokağı Öteki ile ilişkilerin geliştirilmesi potansiyeline açık tutar.
  • Çağdaş Kamusal Sanat eserleri bize bazen modanın, siyasi sıradanlığın ve medyatik adetlerin ortasında hala heterojenlik üretebileceğimizi hatırlatır.
2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şeh¬rinde, çeşitli işler yapan iki yüzden faz¬la cü¬ce hey¬ke¬li var. Cü¬ce hey¬kel¬le¬ri ko¬mü¬nizm dal¬ga¬sı¬nın gel¬di¬ği dö¬nem¬ler¬de ko-mü¬niz¬mi des¬tek¬le¬yen, Turuncu lakaplı bir gru¬bun anı¬sına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler. Fotoğraf:seferia.com

2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şehrinde, çeşitli işler yapan iki yüzden fazla cüce heykeli var. Cüce heykelleri komünizm dalgasının geldiği dönemlerde komünizmi destekleyen, Turuncu lakaplı bir grubun anısına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler.
Fotoğraf:seferia.com

  • Sokak Sanatı, şablonları, yapıştırmaları, posterleri, ahşap kutuları, kartonu, çerçevenin içindeki renkleri, ahşap baskıları, kaldırım resimlerini, mozaikleri, haritaları, hatta örgü ve dantelleri de içine alıyor. Lambadan otobüse kadar her şeyi örgü malzeme ile kaplayanlar, tığ işi ile grafiti yapanlar var. Olek, New York’ta, bronz inek heykelini tığ işi ile kaplamıştı. Çalışması birkaç saat sonra yerinden kesilip çıkarılmıştı.
  • Grafiti Sanatı, Şehir Sanatı, Sokak Sanatı ya da Dışlanmış Sanat adı verilen sanatın ünlü çizerleri: D*Face, Swoon, Shepard Fairey, Belçikalı Roa, Ben Eine, Robbo, Inkie, Pure Evil, Tox..
  • Ben Eine, grafiti Vandalizm’inden 20 kez tutuklanmış, 6 kez suçlu bulunmuş. David Cameron başbakan olarak Beyaz Saray’a yaptığı ziyarette Obama’ya Ben Eine’nin resmini hediye etmişti. Eine artık çok ünlü, fiyatı yükseldi ve San Francisco’daki bir gösteride tüm eserleri satıldı.
  • İngiltere’nin Bristol kenti tam bir grafiti şehridir. 1989 yılında İngiliz polisi 72 ressamı Vandalizm’den yakaladı. Açılan dava, sanatçılara büyük tanınırlık sağladı; hepsi ulusal kanala çıktı; BBC 2 konu ile ilgili bir belgesel hazırladı. Bu durum pek çok kişi için esin kaynağı oldu ve yeni bir heves yarattı. Bristol’de Barton Hill tehlikeli bir yer olarak ün kazandı; grafiti çizerleri için bir vahaya dönüştü.
  • Bristol grafitiyi sahiplenmeye karar verince şehir meclisi Inkie’nin düzenlediği Sokak Sanatı sergisine 40 bin pound destek verdi. Şehir merkezindeki bir sokak dünyanın en büyük açık hava sanat sergisine ev sahipliği yaptı.
  • David Samuel, Londra metrosunun durak isimlerini ünlü grafiti ressamlarının adları ile değiştirmişti.
  • Joseph Campbell ABD’nin büyük şehirlerinde çok grafiti olmasını ABD’de gençlerin kendi mitlerini kendilerinin oluşturma arzusuna bağlamıştı.

 

Şiddet 8 | Mitlerdeki Şiddet

  • Zamansızlığa işaret eden bir sanat biçimi olan, kadim felsefe adı da verilen mitlere göre, bu dünyada yaşanan her şeyin, tanrılar dünyasında mutlaka bir sureti vardır.
  • Mit, gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.
  • Bir mitin kalıplaşmış tek bir uyarlaması bulunmaz. Koşullar değiştikçe, öykülerimizi başka türlü dile getirmemiz gerekir.
  • Erken Neolitik mitolojide hasat, kutsal evlilikti. Toprak dişiydi, tohumlar tanrısal ersuyu. Yağmur ise gökle yerin cinsel birleşmesiydi. Ekim sırasında kadınlarla erkekler arasında cinsel ayinler yaygındı. Çin ve Japonya’da varlığın temeli eşeysizdi, ancak daha sonra toprağa dişi özellik atfedildi. Toprak, ana tanrıçaya dönüşünce farklı bölgelerde farklı adlar aldı. Neolitik Ana Tanrıça, erkeklerin daha güçlü görünmesine karşın, aslında kadınların daha güçlü olduklarını ve denetimi ellerinde tuttuklarını gösterir. Tanrıça Anat acımasız bir savaşçıdır, genellikle kan denizinde yüzerken tasvir edilir.
Huysuz İhtiyar Tanrı, Grayson Perry, sırlı seramik, detay, 2010. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Huysuz İhtiyar Tanrı, Grayson Perry, sırlı seramik, detay, 2010.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Erken mitolojide ekme biçme işleri şiddetle iç içedir; yiyecek elde etme uğruna ölüm ve yıkımın kutsal güçlerine karşı sürekli savaşmak gerekir. Tohumun toprağın içine girmesi, meyve vermeden ölmesi gerekir, ölümü acılı ve sancılıdır. Paramparça edilen, uzuvları koparılan, hunharca sakatlanan ve öldürülen ana tanrıça mitleri boldur. Mısır’da ölüler tanrısı aynı zamanda hasat tanrısıdır.
  • Kent yaşamının özünde şiddet içerdiği, öldürme ve sömürmeye olanak verdiği görülür. Kent kuran ilk insan Kabil’di ve ilk katildi.
  • Mezopotamya Tanrılarından Marduk, yenilgiye uğrayan tanrılardan birinin kanıyla toprağı karıştırarak ilk insanı yaratır. Babil’in kurucusudur.
  • Ortadoğu savaş mitlerinde kargaşadan düzen doğabilmesi için kozmik görevlerini yerine getirenlerin önce öldürülmeleri, paramparça edilmeleri gerekir. Tanrıça İştar da, kültürü yok eder, hiçbir ilişkisi uzun sürmez, her sevgilisini mahveder.
  • Eksenel Çağ (MÖ yaklaşık 800-200) savaşlar, sürgünler, toplu katliamlar, kentlerin yakılıp yıkılma hikayeleriyle doludur.
  • Greklerin Gök Tanrısı Uranos, kendi oğlu Kronos tarafından iğdiş edilmişti.
  • Yunanların Hayvanlar Tanrıçası Artemis, doymak bilmez ve kincidir. Kurban alıp kan dökmesiyle ünlüdür.
  • Ürün Tanrıçası Demeter öfkeli ve kincidir, aynı zamanda Ölülerin Sahibesi’dir. Aşk Tanrıçası Afrodit bile öç alarak korku salar.
  • Adonis, aile idealini saptıran bir cinsel ilişkinin ürünüdür.
  • Kahramanlık mitoslarında Prometheus insanlık adına tanrılardan ateşi çalmış, yüzyıllar boyu ağır cezalar çekerek bunun bedelini ödemek zorunda kalmıştı.
  • Aineias, eski yaşamını geride bırakmaya, yurdunu alevler içinde yanarken görmeye ve Roma’ya varmadan önce yeraltına inmeye zorlanmıştı.
  • İngiliz dinler tarihçisi Karen Armstrong’a (1944-) göre insanlığa merhametin önemini idrak etmesini sağlayacak; anlık gereksinimlerin ötesini görmesine yardım eden; yeryüzüne kutsal gözüyle bakarak saygı göstermesine yarayacak mitler gereklidir. Yabancılaşma, can sıkıntısı, hiççilik, boş inanlar, tekbencilik ve umutsuzluk çağdaş yaşamın verimsizliğidir.
  • Eril dil kullanımı ile edebi ve mitolojik yazında bir şiddet dili yaratılmıştır. Yunan mitolojisi ve Atina tragedyaları, masum çocukların ve aile bireylerinin öldürüldüğü Niobe Efsanesi gibi şiddet hikayeleriyle doludur.
  • Keçi türküsü anlamına gelen tragedya, Dionysos için yapılan şiddet içeren, kanlı ritüellerden doğmuştur. Trajedi, şiddetin kültürlenmiş formlarını izleyiciye aktararak katharsis (ruhun yıkıcı tutkularından arınması) yaşatmayı amaçlar.

 

Beyin Salatası 4

  • Hafıza sadece bir yerde konumlanmış değil. Beynin on bir ayrı parçasında. Bir anıyı çağırmak beynin aynı anda birden fazla merkezini eşzamanlı harekete geçirmekte.
  • Duke Üniversitesi nörogenetik uzmanları tarafından yapılan ve Biological Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırmada:

    *kendilerine fiziksel anlamda kötü davranılan, yeterince ilgi görmeyen ve yoksul ortamda büyüyen 12 yaşındaki çocuklar ile
    *orta sınıftan, ilgi ve sevgiyle büyümüş aynı yaştaki çocukların beyinlerini taramadan geçirdiler.

    Gergin bir ortamda yetişen çocukların beynindeki duyguları işlemden geçiren ve bellekle ilintili olduğu bilinen bölgelerin çok daha küçük boyutlarda olduğu saptandı. Çoktandır bilinen, insan yaşamının erken evrelerinde yaşanan gerginliğin yetişkinlik döneminde yaşanan bunalım, kaygı, kanser, meslek yaşamında başarısızlıkla yakından ilişkili olduğu böylece bir kez daha ortaya konmuş oldu.

  • Üstün yeteneklilerin sıra dışı bir işler belleğe sahip oldukları biliniyor. İşler bellek yalnızca sayı dizilerini ezberleme becerisinden ibaret değil. İşler bellekte kısa erimli bellek söz konusudur. İşler bellek bir yandan giren bilgileri işlemden geçirirken, bir yandan da bu bilgileri bellekte tutma yeteneğidir. Mozart’ın müzik parçalarını ezberleme ve kafasında partisyonlar oluşturma konusundaki olağanüstü yeteneği buna örnektir.
Fotoğraf: hayalidostlarmekani.blogspot.com

Fotoğraf: hayalidostlarmekani.blogspot.com

  • Üstün yeteneklilerin beyinleri konusunda araştırmalar yapan Ohio State Üniversitesi öğretim üyesi Joanne Ruthsatz ve arkadaşları, üstün yetenekli çocukların çoğunun 10 yaşına gelmeden alanlarında profesyonel düzeye ulaştıklarını ve alanlarının genelde kurala dayalı alanlar olduğunu tespit etti. Birkaç yıllık odaklanmanın ardından üstün yetenekli kişilerde, yeni bilgileri giderek daha hızlı özümseyip öğrenmelerine olanak tanıyan, uzun erimli işler bellek yapıları oluşmaktadır.
  • Araştırmacılar, bir topluluk olarak, üstün yeteneklilerin üstün yetenekleri olmayanlardan oluşan denetim grubuna kıyasla, çok daha yüksek düzeylerde otistik özellikler sergilediklerine de tanık oldular.
  • Resimde üstün yeteneklere sahip olanların, işler bellek açısından en az matematikte üstün yeteneklere sahip olanlar denli olağanüstü bir beceri sergiledikleri görüldü. Ancak işler bellek konusunda en yüksek puanları alanlar müzikte üstün yetenekli kişiler oldu.
  • Üstün yetenekliler, en azından ortalama düzeyde bir genel anlaksal işlev (kavrama), olağanüstü yüksek düzeylerde işler bellek, ayrıntılara özen gösterme ve alana odaklı yetenek gibi özellikleriyle tanınırlar.
  • Olağanüstü yeteneklere sahip birçok kişinin küçük yaşlardan başlayarak ebeveynlerinden destek aldığı bilinir. Vanderbilt Üniversitesi’nden Martha J. Morelock’a göre, böyle bir destek genelde belirgin bir öğrenme tutkusunun sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • MIT ve Tufts Üniversitesi’nde araştırma projelerinde yer alan Lynn Goldsmith ile Tufts Üniversitesi’nden David Henry Feldman’ın birlikte yürüttükleri araştırmalar neticesinde, üstün yetenek olgusunun çeşitli etmenlerin şans eseri rastlaşmalarının bir sonucu olduğu yargısına vardılar (Nature’s Gambit).
  • Hafızada saklama şekli herkesin kendisine özel. İyimser insanlar güzel olayları daha güçlü, kötü olayları ise güçsüz alt biçemlerle saklıyorlar.
  • Beyin, benliği korumak için onu rahatsız eden hafıza depoları yokmuş gibi davranıyor.
  • Harvard Üniversitesi’nden nörobilimci Steve Ramirez, psikiyatrik rahatsızlıklara çözüm bulmak amacıyla yürüttüğü çalışmalarda travmatik anıların olumsuz etkilerini değiştirme deneyleri yapmış. Hafızanın içeriğinin değiştirilmesinin etik sorunları beraberinde getireceğinin de farkında.
  • Bir özlü söz şöyledir: Beyin de mide gibidir; dolması değil, hazmetmesi önemlidir.

 

Beyin Salatası 2

  • Beynin çok farklı bölümleri var ama kabaca sol ve sağ olmak üzere, iki ana parçadan söz edilir. Sol beyin için mantık, dil, detaylar, düzen/kontrol, dışadönüklük, hesap ve analizden bahsedebiliriz. Sol beyin, her şeyin mantıkla, detaylı konuşarak, kontrollü ama sosyal bir şekilde çözüldüğü taraftır. Sağ beyin için ise duygular, resimler, parça değil bütün, özgürlük, içe dönüklük, sanat ve yaratıcılık söz konusudur. Sağ beyin, resimlerin, duyguların, olayın bütününün, çok özgür ama içine kapanık olarak bulunduğu taraftır.
  • Genel olarak, bilinç görevlerinin sol, bilinçaltı görevlerinin sağ lobda olduğunu söylemek yanlış olmaz.
  • Çocuklukta her iki lobu da dengeli kullanırken, ilerleyen yıllarda tek bir yarım küreye yüklenme alışkanlığı gelişiyor.
  • Solakların %10’unda lobların görev dağılımının tam ters şekilde işlediği biliniyor.
  • Stresli zamanlarda sağ ve sol beyin arasındaki bağlantı zayıflar. Stresli zamanlarda beynin en ilkel bölümü olan arka beyin, daha gelişmiş olan ön beyni baskılayarak, sağ ve sol lobun arasındaki iletişimin azalmasına neden oluyor.
  • Claude Lévi-Strauss (1908-2009) tarafından geliştirilen felsefi bir tutum olan Yapısalcılık, insan beyninin yapısı nedeniyle bütün insanların ikili zıtlıklarla düşündüklerini öne sürer.
Fotoğraf: korefenomeni.blogspot.com

Fotoğraf: korefenomeni.blogspot.com

  • Alışkanlıkların oluşumunda ve devam ettirilmesinde etkili olan beyin devrelerinin noktasal olarak konumları saptanmış. Sydney Üniversitesi’nden Bernard Balleine ve New South Wales Üniversitesi’nden Simon Killcross, beyinde alışkanlıklarla ilgili birden fazla devre bulunduğunu tespit etmiş. MIT’den Catherine Thorn, insanların alışkanlık haline getirecekleri davranışları öğrenirken, alışkanlıkla ilgili devrelerin güçlendiğini, bilinçli davranışlarla ilgili devrelerin ise zayıfladığını ortaya çıkartmış.
  • Son 20 yılda yapılan araştırmalarda alışkanlıkların gelişmesi için 3 haftalık bir sürecin gerekliliği saptanmış. (Bir İspanyol atasözü şöyle der: Alışkanlıkların zinciri önceleri fark edilemeyecek kadar hafif, sonraları kırılamayacak kadar güçlü olur.)
  • Araştırmacılar, denek hayvanları üzerinde yapılan araştırmalarda beyinde bazı hücreleri lazerle ışık bombardımanına tutarak o bölgedeki nöronların açılıp kapanmasını sağladılar. Son edinilen alışkanlığın bu teknikle kapatılmasından sonra, bir önceki alışkanlığın yeniden ortaya çıkması ilginç bir gelişme olarak kayıtlara geçmiş.
  • Beyindeki elektriksel aktivite, dalga olarak yayılıyor. Beyin dalgaları, duygularımız hakkında çok önemli bilgiler veriyor.
  • Duyu organlarımızdan bilinçaltımıza saniyede 4 milyar bit bilgi geliyor. Bilinçli beynimiz sadece 2 bin bit bilginin farkına varıyor ve filtreleme yaparak önemli gördüğü bilgileri içeri alıyor.
  • İnsan burnu on binden fazla kokuyu alabiliyor, beyin ise onları ayırt ediyor.
  • Ortalama bir insan günde ortalama 60.000 düşünce işliyor. Düşüncelerimizin de çok büyük bir bölümü bilinçaltında.
  • Beynin ağırlığı vücut ağırlığının %2’sidir.
  • Vücudun istirahatte kullandığı oksijenin %20’sini beyin kullanır.
  • Beyin, kandan dakikada 80 mg glikoz alır.
  • Beyne giden kan miktarı, bir dakikada vücuda pompalanan kanın %20’sidir.
  • Pennsylvania Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, erken ergenlik döneminde yani 12 yaşlarında beyindeki kan dolaşımının kızlarda ve erkeklerde eşit olduğu; ergenliğin orta evresinde, 16 yaşlarında farklılık saptandığı; erkeklerde kan dolaşımı zayıflamaya devam ederken, kızlarda hafif bir güçlenme görüldüğü ve geç ergenlik döneminde bu eğilimin daha da arttığı gözlenmiş. Farklılıklar özellikle sosyal davranışlar ve duyguların ayarlanışıyla ilgili beyin bölgelerinde çok belirgin olduğu saptanmış.
  • Kadın beyni, erkekten ortalama %20 daha fazla glikoz kullanır.
  • Beynimizdeki 100 milyarı aşkın nöronun (sinir hücresi) birbiriyle nasıl haberleştiği henüz kısmen biliniyor.
  • Kısa bir süre öncesine kadar hakim anlayış insan beyninin çocukluğun ilk yıllarında son şeklini aldığı ve sonrasında da değişmez olduğu yönündeydi. Ancak son 10 yılda yapılan araştırmalar bu kanıyı değiştirdi. Artık beynin neredeyse ömür boyu süren bir adaptasyon ve yeniden şekillenme kapasitesine sahip olduğu düşünülüyor. Nöroplastisite beynin esneklik özelliği üzerinde duran yeni bir kavram. Ancak araştırmalar nöronlar arasında var olan bağlantıların gücünde değişiklik olmasının, birtakım yeni nöronal bağlantılar oluşurken önceden var olan bazı bağlantıların ortadan kalktığını ve bazı nöronal devrelere yeni nöronların eklendiğini gösteriyor. Bu yeniden şekillenebilme kapasitesinin insan beyninin yeni ortaya çıkan çevresel koşullar ve streslere uyum sağlamasını izah ettiği düşünülüyor.
  • Bazı yeni becerilerin kazanılmasının, beynin yeni organizasyonlar geliştirebilmesiyle mümkün olduğu saptanmış. Buna paralel olarak, teknolojinin belleğin çalışma şeklini değiştirdiği düşünülüyor. Teknoloji geliştikçe beynin, verimliliği en üst düzeye çıkartmak için de gerekli uyumu göstereceği düşünülüyor.
  • Kayba uğrayan işlevlerin beynin sağlam bölümleri tarafından devralınmasıyla kısmen ya da tamamen geri döndürülebildiği bulunmuş.
  • Beyindeki nörotransmitter’lar kimyasal ileticilerdir. Bunlardan ikisi, serotonin ve dopamin, kadın beyninde daha fazladır.
  • Beyin acı duymuyor. Baş ağrısı beynin civarındaki kas ve sinirlerden geliyor.