Etiket arşivi: Mısır

Şiddet 51| Doğu’da Kadının Konumu 9

  • Pakistan’da bir kadın tecavüze uğramışsa, mahkemeye başvurabilmek için dört erkeğin tanıklığına ihtiyacı var! Tecavüze uğrayan kadının yanında bu eylem anında erkek koruyucusu yoksa peşinen kötü karakterli olarak suçlanıyor! Ziya ül Hak döneminde (1978-1988) kadınların ve Müslüman olmayan kimselerin mahkemede tanık olarak dinlenmesi yasaklanmıştı.
  • Pakistan diktatörü Ziya ül Hak, peçe takma zorunluluğu getirdi. Onun döneminde kadınlar, bozulmuşluğun kökeni olarak ilan edildi. Kadınların meslek sahibi olması, ahlaksal çöküntünün ve ailenin parçalanmasının nedeni sayıldı. Yeni rejim, kadınları çalışma hayatından dışladı. Ziya ül Hak’ın sıkı rejimi sona erdikten sonra da Pakistan’da mizojini günümüze kadar devam etti.
Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2002 yılında, Pakistan’ın Pencab Eyaleti’nde, erkek kardeşinin daha yüksek kasttan bir kadınla ilişki kurmasını cezalandırmak için bir kadın, yaşadığı köyün heyeti tarafından, yüzlerce tanık önünde, bir saat boyunca, birden çok erkeğin kendisine tecavüz etmesi cezasına mahkum oluyor. Tepkiler o kadar büyük oluyor ki, polis olaya karışan erkekleri tutuklamak zorunda kalıyor, kadına da tazminat ödeniyor.
  • Yine 2002 yılında bir kadın, eniştesini kendisine tecavüz etmekle suçladığı için taşlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Tepkiler üzerine ceza kaldırıldı.
  • Sharmeen Obaid-Chinoy (1978-), günümüzdeki en ünlü Pakistanlı kadın. 2012 ve 2016 yıllarında belgesel dalında almış olduğu iki Akademi Ödülü, altı Emmy Ödülü ile tanınan bir sinemacı. 2012 yılında Time Dergisi onu dünyanın en etkili yüz kişisinden biri seçmiş. Davos’ta yüzlerine kezzap atılan Pakistanlı kadınları anlatan belgeselinin izlenmesinden iki yıl sonra, 2017’de Dünya Ekonomik Forumu’nda eş başkanlık yapan ilk sanatçı oldu. Ülkesindeki namus cinayetlerine yoğunlaşıp, karılarına işkence uygulayan kocaları cezalandıran yasaların çıkmasını sağlamış.
  • 2002 yılında Kuzey Kore’de, kadın tutukevinde doğum yapan kadınların çıplak beton zemin üzerinde, doktorun doğumu çizmesi ile kadının karnına basarak yaptırdığı, doğan çocuğun ise hemen öldürüldüğü Washington’da Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu önünde anlatılmıştı.
  • 2002 yılında Nijerya’da evlilik dışı hamile kalan bir kadın, boynuna kadar toprağa gömülerek halk tarafından başı parçalanana kadar taşlanma cezası aldı.
  • Klitoridektomi, İngiltere’de Viktoryen Dönemde (1837-1901) de uygulanan bir metottu. Kadınları melankoli, histeri ve nemfomani gibi kadın hastalıklarından koruduğu düşünülüyordu. Günümüzde de Mısır’dan Somali’ye kadar uzanan bölgede, Arap Yarımadası’nda ve Asya’nın bazı yörelerinde kadınların ve genç kızların %80-100’ü klitoris sünnetine maruz kalıyor.
  • Kenyalı kadınların yaklaşık yarısı bugün de cinsel organ sakatlanmasının tehdidi altında.
  • Nijerya’da her insanın bir erkek bir de kadın ruhuyla dünyaya geldiğine inanılıyor. Bir kadında kadınlık ruhunun tam olarak gelişmesi için, erkek ruhunun bulunduğu beden parçasının alınması gerekiyor. Kadınsal ruh, sünnet edilen deri parçasının altında olduğu için de erkeklerde sünnet zorunlu.
  • Mısır’da1996 yılında kadın sünneti resmen yasaklandı.
  • Arap dünyasındaki kadınların peçe takma zorunluluğu, Batı için geriliğin simgesi iken, peçe takma, Batı’nın siyasal, ekonomik ve kültürel baskısını yıkmanın da sembolü oldu.
  • 11 Eylül 2001 olaylarının planlayıcısı Mohammed Atta, vasiyetinde hiçbir kadının cesedine değmemesini, hiçbir hamile kadının veya kirlenmiş kişilerin kendisine veda etmemesini ve taziye için evine ayak basmamasını istemişti!
  • Yemen’de Arap Baharı ile başlayan kaosta 2011 yılında imzalanan Girişim’de istenen hususlardan biri “çocuklar ile kadınlar başta olmak üzere dezavantajlı kesimlerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması” olmuştur.
Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

2017 yılı itibarıyla dünya genelindeki çocuk gelin (18 yaşın altında) sayısının 700 milyon olduğu basında yer aldı.

Hindistan’da Yüksek Mahkeme 18 yaş altı kız çocuklarla evlilikte cinsel ilişkinin tecavüz kapsamına alınmasına karar verdi.

İngiliz tıp dergisi Lancet’te yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre dünya genelinde 2010-2014 arasında her yıl güvensiz koşullarda 25 milyon kürtaj operasyonu yapıldı. Bunların %97’si Afrika, Asya ve Latin Amerika’da gerçekleşti.

Dünyada okuma yazma bilmeyen ve eğitim hakkından mahrum bir milyara yakın yetişkinin üçte ikisinin kadın olduğu biliniyor.

Dünyada 131 milyon okul çağındaki kız çocuğu eğitim almıyor.

10 kız çocuğundan biri 20 yaşından önce cinsel şiddete uğruyor.

Dünyadaki arazilerin %1’i, 300 trilyon dolarlık mal varlığının 14 trilyon doları kadınlara ait.

Üniversiteyi yeni bitirmiş kadınlar erkeklerden %20 daha az para kazanıyor. Bu fark on yıl içerisinde %31’e kadar artıyor.

Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın, sürdürülebilir kalkınmaya giden önemli bir yol; müreffeh, barışçıl ve dirençli toplumlar oluşturmak için gerekli olduğu, yalnızca kadınların değil, insanlığın geleceğine de yatırım olduğu düşünülüyor.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

 

Dövme – Tendeki Nakış 1

  • Günümüzde çok yaygın olarak karşılaştığımız dövme arkaik bir gelenektir.
  • Cilalı Taş ile Bronz Çağı arasında, yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış Avusturya-İtalya sınırındaki Ötztal Alpleri’nde doğal yolla korunmuş Buz Adamı Ötzi’nin vücudunun çeşitli yerlerinde 57 dövme olduğu görülmüştür. Mumyalanmış cesetlerde de dövmelere rastlanmıştır. MÖ 2000’lerden kalma Mısır mumyalarında kamış ve yaprak boyalarıyla yapılmış dövmeler bulunmuştur. Mısır’da görülen dövme figürleri onların ilah ve ilahelerinin sembolleriydi. MÖ 500-300’lere tarihlenen Altaylarda Hun Devleti’nin kültürünü temsil eden başlıca kurganlardan olan Pazırık kurganlarında mumyalanmış cesetlerde iğneyle ve genç yaşta yapıldığı tespit edilmiş dövmelere rastlanmıştır. Mısır ve Pazırık’taki buluntular yönetici sınıflarda vücuda dövme yaptırma geleneğinin olduğunu göstermiştir.
Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme. Fotoğraf: Okur Yazarım

Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme.
Fotoğraf: Okur Yazarım

  • Antikçağ yazarları dövmenin Trakyalılar, Eski Yunanlar, Galyalılar, Germenler ve Britonlar tarafından kullanıldığını yazmışlardır.
  • Heredot, Tarih adlı eserinde Trakya’da dövme yaptırmak soyluluk işaretidir; dövmesiz olmak kötülük getirir, diye yazar.
  • Eski Roma’da ise suçlulara ve kölelere dövme yapılırdı. Hıristiyanlık sonrası Avrupa’da dövme yapımı yasaklandı. Büyük geziler döneminde Amerika yerlileri ve Polinezyalılarla tanışınca Avrupalılar dövmeyi yeniden keşfettiler. Hıristiyanlık’ta dövmeyi yasaklayan açık bir hüküm de yoktur.
  • Zerdüştlükte, dövme yoluyla vücudun deforme edilmesine olumlu bakılmadığı rivayet ediliyor.
  • Tek tanrılı dinler, pagan inancın dışavurumu olarak gördükleri dövmeyi yasaklamışlardır. Tevrat, bedeninizde yara açmayacaksınız, kendinize dövme işaret koymayacaksınız, der.
  • Hz. Muhammed’inyaşadığı dönemde Araplar, özellikle Arap kadınlararasında dövmenin uygulandığı, Peygamber’in bu konuda menfi bir fikri olduğu bazı kaynaklarca ifade edilmektedir. Dövme, Cahiliye devrinin bir uzantısı olarak görülmüştür. Ama yasaklamalara rağmen Araplar arasında varlığını korumuştur. Araplarda özellikle el, bilek ve kola dövme yapılır.
  • Dinler içindeki heterodoks gruplar bu kadim geleneği devam ettirmiştir.
  • Osmanlı dünyasına dövme Cezayirli gemiciler aracılığıyla girmiştir. Cezayir ve Tunus’ta, özellikle de Berberilerde dövme geleneği yaygındır. 17. yüzyıldan itibaren yeniçeriler tarafından bulundukları ortayı (taburu)/bölüğü belirtmek amacıyla o bölük veya ortanın nişanı vücudun görünen bir yerine dövme olarak yapılmıştır; bu ocaklarına bir bağlılık  göstergesi ve yeniçerinin en önemli süsü idi. Ama genel olarak Osmanlıda dövme kabadayılık alameti sayılırdı. Yeniçeri ocağının kapatılması İstanbul’daki dövme geleneğinin bitmesinde etkili olmuş, diye düşünülüyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 314|Çağdaş Dönemde Müzik 1

Otantik İcra

  • 1600-1750 yılları arasına tarihlenen, Floransa sarayları için yapılan, Venedik’te ise ticari amaç taşıyan Barok müzik 20. yüzyılda yeniden keşfedilmiştir.
  • 1980’lerde Ortaçağ, Rönesans ve Barok’a Erken/Eski Dönem denmiş ve otantik icra dönemi başlamıştır. Günümüzde dönem pratiğinin uygulanması önemseniyor; tarihsel farkındalık içeren icra (historically informed practice) gerekli görülüyor. Mozart pianoforte, klavikord kullanıyordu; onun eserlerini piyanoyla icra etmek otantik icra ile çelişiyor. Bach, Leipzig’deki kilisede Passion’u 8 kişilik bir koroya söyletmiş. Eseri, kalabalık bir koroya söyletmek doğru bulunmuyor.
  • Günümüzde arzu edilen, Barok çalışmış olanın Barok, Romantik çalışmış olanın Romantik dönem eserlerini icra etmesi.
Erken Dönem Müziği ile anılan Hortus Musicus 2016’da konserlere ev sahipliği yapmaya başlayan İstanbul Deniz Müzesi’ndeydi. Programlarında yer alan eserlerin en eskisi 12. yüzyıla tarihleniyordu. Toplulukta üçü ses sanatçısı olmak üzere on müzisyen vardı. Barok dönem müziğinde sesin şarkı gibi değil, enstrüman gibi çıkması gerektiğini; düz, çınlak ve vibrasyonsuz olmasını izledik. Otantik icrayı tamamlayıcı bir uygulama olarak müzisyenler dönemin giysi tarzını seçmişlerdi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Erken Dönem Müziği ile anılan Hortus Musicus 2016’da konserlere ev sahipliği yapmaya başlayan İstanbul Deniz Müzesi’ndeydi. Programlarında yer alan eserlerin en eskisi 12. yüzyıla tarihleniyordu. Toplulukta üçü ses sanatçısı olmak üzere on müzisyen vardı. Barok dönem müziğinde sesin şarkı gibi değil, enstrüman gibi çıkması gerektiğini; düz, çınlak ve vibrasyonsuz olmasını izledik.
Otantik icrayı tamamlayıcı bir uygulama olarak müzisyenler dönemin giysi tarzını seçmişlerdi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sigiswald Kuijken, Barok kemanın doğru tarzda nasıl çalınması gerektiğine dair çalışmalar yapmış. O dönemde kemanın çene altına dayanmadan çalınması gerektiğini ortaya koymuş. Konser öncesi dönem pratikleri hakkında bilgi vermeyi önemsiyor. Kendisi de dönemin çalgılarını kullanıyor. Sigiswald Kuijken, 2004’te violoncello da spalla, omuz çellosu, adıyla bilinen çalgı aletini literatüre kazandırmış. Bach’ın çello için olan eserlerini yazarken aklında bu aletin olduğu düşünülüyormuş.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sigiswald Kuijken, Barok kemanın doğru tarzda nasıl çalınması gerektiğine dair çalışmalar yapmış. O dönemde kemanın çene altına dayanmadan çalınması gerektiğini ortaya koymuş. Konser öncesi dönem pratikleri hakkında bilgi vermeyi önemsiyor. Kendisi de dönemin çalgılarını kullanıyor.
Sigiswald Kuijken, 2004’te violoncello da spalla, omuz çellosu, adıyla bilinen çalgı aletini literatüre kazandırmış. Bach’ın çello için olan eserlerini yazarken aklında bu aletin olduğu düşünülüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1986 yılında kurulan Les Musiciens du Louvre, Barok, Klasik ve Romantik dönem eserlerini dönem çalgılarıyla icra eden topluluklardan biri.
  • Arp sanatçımız Şirin Pancaroğlu da geçmişi 2500 yıl önceye dayanan, 17. yüzyılda Osmanlı’da da kullanılan, Osmanlı dönemi minyatürlerinde sıkça betimlenen, yere oturarak çalınan, ancak tarih içinde kaybolan bir arp olan Çeng’i yeniden müzik dünyasına kazandırdı.
Fotoğraf:www.wikiwand.com

Fotoğraf:www.wikiwand.com

Yazılı ve görsel belgelerden öğrendiğimize göre arp, telli çalgıların en eski örneğidir. Sümer, Asur, Mısır, Orta Asya, Moğol, Timurlu, İran ve Hint sarayları ile Araplarda kullanılmış, en eski medeniyetlerden aktarılarak Osmanlı’ya ulaşmıştır. Çeng, Osmanlı kültüründe kadınlarla ilişkilendirilmiştir. Çengi, hem Çeng çalan kadını, hem de dans eden kadını tanımlayan bir sıfat olmuştur. Fotoğraf:www.musikidergisi.net

Yazılı ve görsel belgelerden öğrendiğimize göre arp, telli çalgıların en eski örneğidir. Sümer, Asur, Mısır, Orta Asya, Moğol, Timurlu, İran ve Hint sarayları ile Araplarda kullanılmış, en eski medeniyetlerden aktarılarak Osmanlı’ya ulaşmıştır. Çeng, Osmanlı kültüründe kadınlarla ilişkilendirilmiştir. Çengi, hem Çeng çalan kadını, hem de dans eden kadını tanımlayan bir sıfat olmuştur.
Fotoğraf:www.musikidergisi.net

 

 

Okuma Üzerine

  • Sessiz okuma kadim bir sanat değildir.
  • 4. yüzyılda Augustinus, kadim Yunanlar ve Romalıların okuduğu gibi okurdu: Noktalar ve büyük harfler olmadan birbirine bağlı harf dizilerini anlamlandırabilmek için yüksek sesle.
  • Yüksek sesle okumak yalnızca normal değil, bir metnin tam olarak anlaşılabilmesi için gerekli de sayılıyordu. Metne hayat üflenmesi gerekiyordu.
  • 9. yüzyıla gelindiğinde, noktalama işaretlerinin ve kitapların nispeten yaygınlaşması, sessiz okumayı sıradan hale getirmiş, mahremiyet, okuma sanatının bir özelliği haline gelmişti.
  • 1588’de İtalyan mühendis Agostino Ramelli, okurun aynı anda on kitaba erişmesine izin veren dönen okuma masasını icat etmişti.

  • Yunanlar için kitap, bir hafıza desteği idi ve uygar hayatın merkezinde yer almazdı.
  • İbraniler için kitap, Kitab-ı Mukaddes, göçebe bir halkın göçlerinde varlığını sürdürebilmesini sağlayan uygarlıklarının çekirdeği haline geldi.
  • Sembolik olarak kadim dünyanın İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ile sona erdiği düşünülür.
  • Kitap sahibi olmanın bir toplumsal statü olarak kabul edilmesi, Roma İmparatorluğu’ndan sonra, 14. yüzyılda Avrupa’da başlar.
  • Okuma eyleminin gayesi, temel niteliği, görülebilen bir amaç, bir sonuç eğilimi olmayışıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.

 

Şiddet 29 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 2

  • Roma İmparatorluğu’nda Bona Dea, İsis gibi tanrıçalara inanan mezheplerin çok taraftarı vardı. Roma’da bazı inanışlar kadınlara özgüydü. Tanrıça Fortuna ve Vesta kültü gibi.
  • Ancak hane halkının başı baba idi. Babanın çocukları satma, yeni doğanı aileye kabul etme, ölüm dahil ceza verme, geleneğe karşı geleni aileden kovma yetkisi vardı. Baba rahip, yargıç ve yasa rolü oynuyordu.
  • Evlenilecek kız kaçırılıyor veya satın alınıyordu. Kadın, evlendikten sonra da kendi ailesinin adını taşıdığı için yeni ailesinde hep yabancı sayılıyordu.
  • Eski Roma’da karısının düşük yapma kararını yasal olarak evin reisi olan erkek verebiliyordu.
  • Roma Krallık Dönemi’nin bitip (MÖ 753-509) Roma Cumhuriyet Dönemi’ne (MÖ 509-27) geçişte kralın oğlunun asil bir kadına tecavüzü rol oynamıştır. Lucretia’nın abisi ve kocası isyan başlatırlar ve ilk konsüller olurlar.
Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610. İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus  (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur. Fotoğraf: Serkan Hızlı

Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610.
İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur.
Fotoğraf: Serkan Hızlı

  • İnsanlık tarihinin ilk kadın hakları eylemlerini Romalı kadınlar gerçekleştirdi: MÖ 215 yılında İkinci Pön Savaşı sırasında çıkan yasa ile kadınların takı ve giysilerine bazı kısıtlamalar getirilmiş, savaş bittikten sonra da yasa yürürlükte tutulmuştu. Konuyu Senato gündemine aldırmışlar, görüşme günü Forum’da toplanarak taleplerini yüksek sesle gündeme getirmişler, yasanın yürürlükten kalkmasını sağlamışlardı.
  • Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip Yaşlı Cato (MÖ 234-149), kadın düşmanlığının simgesi idi. Yaşlı Cato, kadın eşitliğinin getireceği tehlikelere karşı sert uyarılarda bulunmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun korkulu rüyası isyankar kadınların aynı eğilimdeki köleler ile işbirliği yapmasıydı.
  • Romalılar, Mısır’da 21 yıl hüküm süren, 9 dil bilen Cleopatra (MÖ 51-30) ile kadınların siyasette etki kazanmalarının yol açtığı felaketi gördüklerini düşündüler. Cleopatra, çok eskiden beri var olan, bağımsız karar verebilecek kadar akıllı bir kadının ahlaklı olamayacağı düşüncesini pekiştirmişti. Bunda Romalıları çok ilgilendiren aşklarının da payı olmuştu.
Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler. Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi

Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler.
Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi