Etiket arşivi: Mimar Sinan

Şiddet 81| Kültür Mirasına Yönelik Şiddet 3

  • Bosna-Hersek‘in Mostar şehrinden geçen Neretva Nehri üzerinde bulunan, Boşnakların Stari Most dediği Mostar Köprüsü, Mimar Sinan‘ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında inşa edilmişti. Yapılma amacı, Kanuni Sultan Süleyman’ın Slav kökenli Bosnalı vezirine teşekkürdü.
    Köprü şehrin farklı etnik mahallelerini birbirine bağlıyordu. Her yıl bir dalış yarışması düzenleniyor, Hırvat, Sırp ve Müslüman delikanlıları, köprüden nehre atlıyordu. Bu, herkesin etnik kimliğiyle katıldığı, karşılıklı birbirini kabul ettiği bir ritüeldi.
    Mostar Köprüsü 1993′te Boşnak-Hırvat Savaşı sırasında Hırvat güçleri tarafından fiziki olarak yıkıldı.
    Mostar Köprüsü’nün aslına uygun inşasına, UNESCO ve Dünya Bankası desteğiyle, 1997 yılında bir Türk firması tarafından başlandı. Yeni köprü Temmuz 2004’de açılmış, 2005 yılında Dünya Miras Listesine eklenmiştir.
    Köprü fiziki olarak yerine kondu ama simgeledikleri sonsuza kadar yok oldu.
    Mostar Köprüsü, savaşların dünya mirasına verdikleri zararın sadece bir örneğidir.
Allianoi’de hamamın ana salonunda bulunan, hasarsız ele geçirilen Afrodit heykeli, 2000 yıldır durduğu yerden alınarak Bergama Müzesi’ne götürüldü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Bergama Müzesi 2001.

Allianoi’de hamamın ana salonunda bulunan, hasarsız ele geçirilen Afrodit heykeli, 2000 yıldır durduğu yerden alınarak Bergama Müzesi’ne götürüldü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Bergama Müzesi 2001.

  • Bir de ekonomik nedenlerle (doğru ya da yanlış) verilen zararlar var. Bunlar genellikle hidroelektrik santrallere yer açmak için kesilen ağaçlar ve santrallerin sular altında bıraktığı yerlerle ilgili oluyor ve ülkemizin farklı bölgeleri için süregelen tartışmalara ve protesto gösterilerine neden oluyor.
  • Bunlardan biri olan Allianoi antik kenti ılıcası, devasa tünelleri, köprüleri, anıtsal çeşmesi, caddeleri, tabanı muhteşem mozaiklerle süslü mekanları ve 400’ü tıp aleti olmak üzere yaklaşık 1.600 kadar envanterlik, 10.000 civarında etütlük eseriyle sıra dışı bir kültür mirası idi. Allianoi, on bin metre karelik kullanım alanı ile Anadolu’da şimdiye kadar bilinen en büyük termal yapı ve bir Asklepios kült merkeziydi. Ayrıca, ısısı hiç değişmeyen, 42-47 derece, sıcaklıktaki suyu ile günümüzde bile kullanılabilecek denli iyi korunmuş bir merkezdi.
    Antik dünyanın günümüze ulaşmış en önemli sağlık ve tedavi merkezlerinden biri olan Allianoi’yu Yortanlı Barajı’nın suları altında kaybettik.
  • Kırklareli’ndeki 11 farklı yarasa türüne ev sahipliği yapan Koyunbaba ve Koruköy Mağaraları içlerinde yapılan kaçak kazılar ve yakında faaliyet gösteren taş ocakları yüzünden tehdit altında. Her biri günde 1500 böcek yiyerek tarıma ve insanlığa faydalı olan yarasalar zarar görüyor. Koruköy Kalesi’ne çok yakın olan taş ocağı kaleyi de tehdit ediyor. Aynı bölgedeki Karlık Mağarası da defineciler tarafından kazılarak tahrip edilmekte. Ülkemizde mağaralar da tehdit altında.
  • 2100 yıllık Kibele heykelinin bulunduğu Ordu’daki tarihi Kurul Kalesi’nin bitişiğindeki taş ocağı, mahkeme kararına rağmen genişleyerek kaya mezarlarını dinamit patlatarak yok etti. Ordu Müzesi ve Kurul Kalesi Bilimsel Kazı Başkanlığı’nın duruma sessiz kaldığı gazetelere yansıdı.
  • Ülkemizden kaçırılan tarihi eserlerin geri alınma çalışmaları uzun zamandan beri Kültür Bakanlığı’nın asli görevleri arasında. Geri kazanılan eserlerin haberleri basında yer alıyor.
  • İtalya’da kültür mirasının korunması için İtalyan Jandarma Komutanlığı’na bağlı faaliyet gösteren bir polis teşkilatı vardır. Türkiye’de de İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir nevi kültür polisi teşkilatı kurulması düşünülüyor.
  • Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı on beş yıldır kültür mirasımız konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyor, kültür mirasının korunmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.

 

 

Bizans İmparatorluğu 117| Hipodrom 3

Konstantinopolis’e Antoine Helbert’in gözü ile bakış. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Konstantinopolis’e Antoine Helbert’in gözü ile bakış.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Araba yarışları simgesel ve siyasi bir öneme de sahipti: Geç Antik dönemde imparator devlet arabasının evrensel sürücüsü idi.
  • Takımlar, bazı açılardan gerçek anlamda askeri rakipler gibiydiler. Bizans imparatoru, yarışlarda takımlardan birini veya diğerini desteklemekle beğeni toplar, hoşnutsuzluk yaratan önlemlerin neden olduğu etkileri düzeltirdi.
  • İlk önceleri Maviler, Beyazlar, Yeşiller ve Kırmızılar olarak dört takım vardı. Bir zaman sonra Beyazlar, Mavilere ve Kırmızılar da Yeşillere katıldılar. Yarışçılar Zodyak’ın 12 burcunu simgeleyen 12 kapının gerisinde yerlerini alıyorlardı. İmparator, locasından beyaz mendil sallayarak yarışları başlatıyordu.
  • Arabalar spina etrafında 7 kez dönüyorlardı. Yedinci turda imparator locası kathisma’nın önüne ilk gelen sürücü yarışı kazanıyordu. Araba yarışları sonucunda yarışı kazanan sürücülere gümüş ve altın yapraklarla yapılmış taçlar veriliyordu. Tur sayısını tespit için 7 yunus Hipodrom’un yuvarlak kısımda, 7 yumurta düz tarafta bulunurdu. Bizanslılar yunusun dünyanın en hızlı yaratığı olduğunu düşünüyorlardı. Bir tur bitince baş aşağı olan yunus düz hale getiriliyordu.
  • Yarışlarda Hipodrom takımların rengi ile ve hurma dalları ile süsleniyordu. Atların gövdeleri de boyanıyordu. Arenanın zemini, kumdu. 1958 yılında Ben-Hur filmi için yaptıkları araştırmalarla kültür tarihçileri önemli bulgulara ulaştılar. Kum tabakasının yüksek olmaması gerektiği ortaya çıktı. Yan yana 4 araba yarışırdı. Spinaya yakın olan, mesafe açısından şanslıydı ama çok keskin viraj almak zorundaydı. İlk müsabakadan sonra zemin mahvoluyordu. Toz ve çamur sorun yaratırdı. Zemin hafif ıslatılıp biraz kuruduktan sonra yarış başlıyordu. Arenanın yanında su tahliye kanalları olurdu.
  • İmparator Hipodrom’a girince alkışçılar, alkış ve övgü ile imparatoru karşılardı. Bu kişilere hem İmparator hem de takımlar para verirdi. Hipodrom’da soylular, askerler, esnaf, kadınlar gibi hiyerarşik oturuluyordu.
  • Aynı günde birden fazla yarış/eğlence yapıldığı da olurmuş. 9. yüzyıldan sonra araba yarışlarına ilgi düşmüş. Bazı imparatorlar da  yarışlara katılmışlardı, Basileus güreş yapmaya çıkmıştı. 1204’den, Latin İstilasından sonra araba yarışı yapılmadı.
  • Hipodrom’da halk yer, içer; gösterileri izlerken hem eğlenir hem de siyasi anlaşmazlıkları dile getirme fırsatını bulurdu. Hipodrom’da yarışlar sırasında patlayan; Yeşiller ile Mavilerin mali önlemlere karşı ittifak yaptığı; sonradan halkın tümüne yayılan; askerler tarafından zorlukla bastırılan ünlü Nika İsyanı 532 tarihlidir. Nika, araba yarışlarında şampiyonları teşvik etmek için yapılan tezahürattı.
  • Atların süvarisiz yarıştırıldığı da olurmuş. Yerdeki çivili tahtalar batınca atlar daha hızlı koşarlarmış. Ama atlara iyi bakılıyor, bazen anıt mezara gömüldükleri bile oluyormuş.
Günümüzde Sphendone.

Günümüzde Sphendone.

  • Tizikon adlı, atlı oyuncuların topla oynadığı ve ileride ülkeyi yönetecek olan gençleri eğitmek için kullanılan eski bir oyun (günümüz polo oyununun muhtemelen atası olan) Konstantinopolis’e İran’dan gelmiş olmalıdır. Haçlı Seferleri ile bu oyun Ortaçağ Fransa’sına da yayılmıştır. Selçuklular’ın çevgan adlı oyunu da bu oyuna benzerdi.
  • Sphendone, Hipodrom’un güneyindeki yarım daire biçimli bölümüdür. Sphendone hem yarış alanını hem de imparator locasını en az gören yerdi. Sphendone’deki koltuklarda alt tabakadan seyirciler otururdu. Ama yine de güneydeki dönüş noktasından çarpışmalar çok iyi seyredilirdi. Bazı halka açık  infazlar da Sphendone önündeki alanda gerçekleştirilirdi. Sphendone’nin üst sütunlu galerisinden Marmara Denizi’nin (Propontis) manzarası mükemmeldi. Halkın Büyük Saray’ı görebileceği en güzel yer de burasıydı.
  • Sphendone’nin bugün ayakta kalan yapısı 25 tonozlu odadan ve kavisli bir koridordan oluşmaktadır. Hipodrom’un ilk zamanlarında yarış malzemeleri ve gösteri öncesinde vahşi hayvanlar bu odalarda tutulurdu. Muhtemelen 557’deki depremden sonra cephedeki menfezler kapatılarak tonozlar payandalarla desteklenmiş ve güçlendirilmişti. Değiştirilmiş cephesine sadece dar menfezler yapılmıştı. Şehrin su ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla odalar ve koridor 800’lü yıllarda kapatılarak, hala içinde su bulunan, bir sarnıca dönüştürülmüştü. Üst kat sütunları, boyları kısaltılarak Süleymaniye’nin revaklı bölümünde kullanıldı, denir.
Heykeli dikilen araba yarışçıları olmuştur, bunların en ünlüsü Porphyrios’tur. Yaklaşık 480 yıllarında doğan, Afrika kökenli bu ünlü yarışçı, İmparator Anastasius zamanında (491-518) Konstantinopolis’e getirilerek eğitilir. Zaman zaman hem Maviler hem de Yeşiller adına yarışmıştır. Kaynaklara göre Spina üzerine yedi heykeli dikilir. 60-70 yaşına kadar yarıştığı, 545 yıllarında öldüğü sanılıyor. Porphyrios’un tunç heykellerinin kaidelerinden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Anıt-kaideler üzerinde Porphyrios’un zaferlerini konu alan sahneler işlenmiştir.

Heykeli dikilen araba yarışçıları olmuştur, bunların en ünlüsü Porphyrios’tur. Yaklaşık 480 yıllarında doğan, Afrika kökenli bu ünlü yarışçı, İmparator Anastasius zamanında (491-518) Konstantinopolis’e getirilerek eğitilir. Zaman zaman hem Maviler hem de Yeşiller adına yarışmıştır. Kaynaklara göre Spina üzerine yedi heykeli dikilir. 60-70 yaşına kadar yarıştığı, 545 yıllarında öldüğü sanılıyor. Porphyrios’un tunç heykellerinin kaidelerinden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Anıt-kaideler üzerinde Porphyrios’un zaferlerini konu alan sahneler işlenmiştir.

  • Osmanlı buraya At Meydanı dedi. At Meydanı, Osmanlı döneminde yeniçeri isyanlarına  ve şehzade düğünlerine mekan olmuştur. Osmanlı’da da şenlikler, sünnet düğünleri burada yapıldı. Burası cirit için uygun değildi, cirit Kadırga’da Cundi (atlı silahşör) Meydanı’nda atılırdı.
  • Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Hipodrom’un batıdaki kısmına 1520-21’de İbrahim Paşa, doğu kısmına Güzel Ahmet Paşa sarayları yapıldı. Mimar Sinan yapısı olan Güzel Ahmet Paşa sarayı 1609 yılında yıktırılarak yerine Sultanahmet Camii yapıldı.
  • Sphendone’nin üstünde, Sultanahmet Camii külliyesine ait imarethane ve Dar-ül Şifa binaları ile Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi ve Marmara Üniversitesi Rektörlük binası bulunmaktadır. Sphendone duvarı, Hipodrom’un günümüze kadar ayakta kalan tek duvarıdır. Yıkılma tehlikesi olduğu basında yer almıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 113| Aya Sofya

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı  Aya Yorgi Bazilikası. İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı Aya Yorgi Bazilikası.
İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • En büyük pagan, en büyük Hıristiyan ve en büyük İslam imparatorluklarının başkenti İstanbul’un en önemli Bizans eseridir.
  • Aya İrini ve Aya Sofya kiliselerinin eski pagan tapınakları üzerine kurulduğu yolunda görüşler vardır. Aya Sofya’nın yerinde görkemli bir Apollon Tapınağı olduğu düşünülür.
  • Tartışmalı olmakla birlikte ilk Aya Sofya, genelde Büyük Konstantin yapısı olarak kabul edilmez. Yapım emrini onun verdiği düşünülse de, İlk Aya Sofya 360 yılında II. Konstantius tarafından bitirilmiştir. Ama bu Büyük Kilise’nin (Megale Ecclesia) I. Konstantin’in kent tasarımının önemli bir ögesi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Dinsel otoritenin kent içindeki merkezidir.
  • Önünde Augusteion adı verilen kentin ana meydanı vardır.
  • İlk yapının bazilika tipinde ve ahşap çatılı olduğu sanılıyor.
  • İlk Aya Sofya, 404 yılında çıkan bir ayaklanmada önemli hasar gördü, II. Theodosius onarttı, 415 yılında tekrar ibadete açıldı. Bugün Ayasofya Müzesi’nin bahçesinde bulunan yapı parçalarının bu ikinci Aya Sofya’nın anıtsal girişine ait olduğu ileri sürülür. İkinci Aya Sofya’nın yine bazilika tipinde ve ahşap tavanlı olduğu ve Sofya-Hikmet adının bu binaya verildiği düşünülür.
  • İkinci Aya Sofya, 532’deki Nika İsyanı sırasında yandı. I. Justinyen, isyan bastırıldıktan hemen sonra, bugüne kadar gelen üçüncü Aya Sofya’nın yapımını başlattı. Beş yılda tamamlanarak 537 yılında açılışı yapılan kilise bu kez Aya Sofya-Kutsal Hikmet adını aldı.
  • İki Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios o güne kadar yapılmış en büyük kilise kubbesini gerçekleştirdiler. Altı yıl süren mabedin inşaatında, yüz ustanın gözetiminde on bin işçinin çalıştığı düşünülür. Daha sonra Aya Sofya’yı sadece üç kilise, Londra’da St. Paul, Roma’da St. Peter ve Milano’da Duomo geçebildi. Bizans mimarisi büyük kiliseler yapacak ancak bir daha bu büyüklükte bir kilise yapamayacaktı.
  • Aya Sofya, Bizans imparatorlarının taç giydikleri, dolayısıyla Tanrı tarafından tayin edilerek ilahi niteliğe büründükleri mekandı.
  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin kubbeye yaklaşımları hem bir süreklilik, hem de bir farklılık gösterir. Bu ilişki Roma’daki Pantheon’dan Aya Sofya’ya, sonra da Şehzade Camii’ne uzanır.
  • Kubbe, üç kültürde de iktidarın simgesidir.
  • Roma’da pagan kültürün anıtsal tapınağı olan Pantheon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır. 118-125 yılları arasında inşa edilmiştir. 43 metre çapında tek bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin yükü 6 m genişliğindeki duvarlarla karşılanır ve kubbenin ortasında daire biçiminde bir boşluk vardır.
  • Konstantinopolis’te Doğu Roma kültürünü simgeleyen yapı Aya Sofya’dır (532-537).  32.81 m çapındaki kubbenin yükü ayak, sütun ve payandalarla (piers, columns, buttresses) karşılanır.
  • Osmanlı dönemi İstanbul’undaki  Mimar Sinan yapısı Şehzade Camii’nin (1548) 18 m çapındaki merkez kubbesi yarım kubbelerin desteği ile iç mekanda 39 metreye çıkar.
  • Aya Sofya patrikliğin mekanıydı ama imparatorun sorumluluğu altındaydı ve onun büyük yortu günlerinde ibadet ettiği kiliseydi. Konstantinopolis’i siyasi bir başkent olarak tanımlayan iktidar mekanının önemli bir parçasıydı.
  • Aya Sofya 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasına hizmet etmiştir.
  • Kubbe, tonoz ve kemerlerindeki bitkisel dekorasyonu nedeniyle “çiçekli tapınak” olarak da anılırdı.
  • 9. yüzyıldan başlayarak kilisedeki eserlerin yaratılmasında altın, gümüş, renkli taş ve renkli cam ağırlıklı malzeme kullanılmıştır.
  • Aya Sofya’nın apsisine İkonaklazm sonrası hemen bir Meryem Ana ile İsa betimlemesi konmuştur. Osmanlının zayıflamasını yeterince dine bağlı olmamaya bağlayan, 1720 Patrona Halil İsyanı sonrası bu betimlemenin üzeri kapatılmıştır.
  • Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Aya Sofya’ya ahşaptan bir minare yaptırarak camiye dönüştürmüş ve ibadete açmıştır. İsmi değiştirilmemiş, mozaiklere de dokunulmamış, kalın perdelerle örtülmüştür. Aya Sofya’nın mozaikleri 18. yüzyılda kapatılmıştır. Binanın bakımı için Fatih döneminde bir vakıf kurularak önemli bir gelir kaynağı yaratılmıştı. Aya Sofya’nın avlusundaki padişah türbeleri Osmanlı’nın yapıya verdiği önemin işaretidir.
  • Mimar Sinan Aya Sofya’yı depreme karşı daha dayanıklı olması için sağlamlaştırmıştır.
  • ABD Araştırma Enstitüsü’nden Thomas Wittemore Aya Sofya’da kasıtlı tahribat yapılmadığını söylemiştir.
  • 1935 yılında dışardan başka bir girişi olan hünkar mahfili ibadethane olarak açık bırakılarak ana yapı müze haline dönüştürülmüştür.
  • Aya Sofya’nın dünyada tek imam ve müezzin kadrosu olan müze olduğu söylenir.

 

Bizans İmparatorluğu 24 | Din 9 | İkonaklazm

İKONAKLAZM / İKONA KIRICILIK / TASVİRLER KAVGASI
726-842/3

 

  • 8. yüzyılda İsa’nın suretinin yapılması ile ilgili dini tartışmalar çıktı:
    İkonalara karşı olanlar, tasvire ibadetin, paganizmin ihyası olduğu; ikonalar ve diğer tasvirler aracılığıyla sanatın günaha boğulduğu yönünde,
    İkona severler ise, İsa’nın tasvirinin dinin özünü okuma yazma bilmeyen halka anlatmak için yapıldığını; resme değil, resimdeki kişiye ibadet edildiği gibi savlar öne sürdüler.
  • Bizanslılar için azizin kendisi, onun rölikleri ve onun imgesi aynı şeydi, eşdeğer saygı görmekteydi. İkonaklast hareket, sadece resimsel imgelere, ikonalara değil, aziz kültlerine ve kutsal kalıntıları olan röliklere karşı da saldırıda bulunmuştur.
  • 726-842/3 yılları arasında kutsal sayılan resimler (freskler sökülerek, mozaiklerin üzerleri sıvanarak, ikonalar kırılarak) yok edilmiş, İsa haç ile temsil edilmiştir. Ayrıca, manastırlar da kapatılmış, keşişler zor duruma düşmüştür.
  • 726’da İmparator II. Leo bazı ekonomik ve siyasi etkenlerin de zoruyla, İncil’den sahnelerin fresklerle kilise duvarlarına resmedilmesini yasaklayarak, yapılmış kutsal resimlerin de tahribini öngören ikonaklazm dönemini başlattı.
  • İsa, dünyaya insan kılığında geldiği için insan doğası da vardı; İsa ezelden beri Baba Tanrı ile beraber miydi; eğer ezelden beri var idi ise, İsa kılığına girmeden önce neydi; sureti yapılan Tanrı İsa mı, insan İsa mı sorularının yarattığı dini tartışmalar 726-842 yılları arasında ikonaların toplanmasına, yok edilmesine, suret yasağı getirilmesine, bir çok sanat eserinin tahrip edilmesine yol açtı. Bu yıkıcı döneme İkonaklazma Dönemi dendi.
  • Söz konusu tarihlerde ikona ile tapınma bir yasaklandı, bir serbest bırakıldı. Bölgenin doğusunda oturanların Yahudiler ve Müslümanlarla temasları daha çoktu. Bu iki dinde ise ikon benzeri dini imajlar kesinlikle yasaklanmıştı. Bu halklar ile temasta olan Bizanslılar ikonaların yaygınlaşmasından rahatsızlık duydular. Bu dönemde ikonalar zaman zaman devletten büyük destek görmüş (İmparatoriçe/Basileus Atinalı  Irene), zaman zaman ise yasaklanmıştır (III. Leo, Birinci Putkırıcı İkonaklast İmparator (685-741)), (V. Leo). Aynı şekilde, ikonaların daha çok Doğu kökenli imparatorlar tarafından yasaklandığı, onların Doğu’daki suret yasağından etkilendikleri için yasaklama getirdikleri öne sürülen argümanlardan biridir.

“Şeytan insanları yanılttı, böylece onlar Yaratıcı yerine yaratılmış olana tapındılar….Hıristiyanlık görüntüsü altında yavaş yavaş idolcülüğü geri getirdiler.” 754 tarihli Konsil’den.

“Neden Hıristiyanlar paganların elinde bozgunun acısını çekiyorlar? Bana öyle geliyor ki, bunun nedeni ikonlara tapınılmasından başka bir şey değildir. Ve, bu nedenle ben, ikonları kırmaya niyetlendim.” V. Leo.

  • İkonalardan yana olanlar, İsa’nın iki doğasının birbirine karışamaz ve ayrılamaz olduğunu; yapılan suretin insan İsa’ya ait olduğunu; sureti yaparken İsa’nın doğalarını ayırmadıklarını öne sürdüler.
  • Bu dönemde Kilise ile ordu karşı karşıya geldi. Teoloji ile ikona Bizans’ta çok iç içe olduğu için büyük problem yaşandı. Askerler manastırlara girip ikonaları kırdılar, suret yapanların avuçları dağlandı ama dini resimle ibadetten vazgeçilmedi.
  • Kapadokya kentlerinden bir kısmı, kutsal resimleri savunanları kaçırarak erişilmez bölgelere sığınmaya yöneltti. İkonaklazm dönemi, keşişlerin baskıya uğrayıp, katledilmesine ve manastırların kapatılıp dağıtılmasına sahne oldu. Yasakların kalktığı dönemde, fresk sanatı tüm Kapadokya’da yine gelişip güçlendi.
  • İkonaklazm döneminde kiliselerdeki freskleri örtüp üzerlerine haç yaptılar. Aya İrini’nin apsisindeki haç bu dönemden kalmadır. Bu haç, ikonaklast dönem sonrası da korunmuştur. Haçın etrafında, Tevrat’tan alınma “Tasvir yapma, YHV kıskanç bir Tanrı’dır” alıntısı yazılıdır.
  • Yerebatan Sarayı’nın üzerinde, Aya Sofya’nın karşısında Justinyen’in Kudük’teki Süleyman Tapınağı ile Aya Sofya’yı karşılaştırıp, “Bak Süleyman, ben seni geçtim” demek için yaptırttığına inanılan Hz. Süleyman’nın heykelinin de bu dönemde yıkıldığı düşünülüyor.
  • İkonalara çok bağlı olan İmparatoriçe İrene 787 yılında Nicaea’da (İznik) Konsil’i topladı.  7. ve son ekumenik Konsil, ikona düşmanlığını kınadı. İkonlar bir kez daha serbest bırakıldı. Böylece, 787-813 arası huzurlu geçti.

“Eskiler, Tanrı’yı asla betimlememişlerdi. Ama şimdi, Tanrı bir bedene bürünmüş olarak bize göründüğünde…ben görmüş olduğum Tanrı’nın bir imgesini yaptım. Ben maddeye tapınmıyorum, maddenin Tanrısı’na tapınıyorum, ki O, benim kurtuluşum için cisimleşti.” İkonaklazm muhalifi, Şam’daki Halife’nin danışmanı, keşiş Mansur veya Şamlı John.

Piskoposlar ile öteki kilise önderlerinin öğreti, yönetim, disiplin ve benzeri sorunların görüşülüp, karara bağlandığı toplantılara, konsillere, bütün piskoposlar katıldıysa ekümenik konsil (Katoliklere göre ise yalnızca papanın çağrısıyla toplanan konsiller ekumeniktir); patriklikleri ya da bölgeleri temsil eden konsillere ise sinod adı verilir. Hem Ortodoks hem de Katolik kiliselerince kabul edilen ekumenik konsiller şunlardır: 1-            Nikaia (İznik) Konsili 325 2-            Konstantinopolis Konsili 381 3-            Efes Konsili 431 4-            Khalkedon (Kadıköy) Konsili 451 5-            II. Konstantinopolis 553 6-            III. Konstantinopolis Konsili 680-681 7-            II. Nikaia (İznik) Konsili 787   4. yüzyıla tarihlenen İznik Ayasofya Müzesi, İznik'in tam ortasında , surlarla çevrili kentin dört kapısından gelen yolların kesiştiği yerde inşa edilmiştir. 787 yılında Hıristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. Konsil burada toplanmıştır. Fotoğrafta, Konsil’in toplandığı, sintronon denen oturma bölümü görülmektedir. 1331'den sonra Orhan Gazi burayı camiye dönüştürmüş, 16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Mimar Sinan tarafından bir mihrap ilave edilip, yan neflerde büyük kemer açıklıkları oluşturulmuştur. 2007 yılında çok eleştiri alan restorasyon çalışmaları başlatılmış,  yapı müze olarak açılmış, 2011 yılında tekrar cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fotoğraf:www.wikimapia.org

Piskoposlar ile öteki kilise önderlerinin öğreti, yönetim, disiplin ve benzeri sorunların görüşülüp, karara bağlandığı toplantılara, konsillere, bütün piskoposlar katıldıysa ekümenik konsil (Katoliklere göre ise yalnızca papanın çağrısıyla toplanan konsiller ekumeniktir); patriklikleri ya da bölgeleri temsil eden konsillere ise sinod adı verilir.
Hem Ortodoks hem de Katolik kiliselerince kabul edilen ekumenik konsiller şunlardır:
1- Nikaia (İznik) Konsili 325
2- Konstantinopolis Konsili 381
3- Efes Konsili 431
4- Khalkedon (Kadıköy) Konsili 451
5- II. Konstantinopolis 553
6- III. Konstantinopolis Konsili 680-681
7- II. Nikaia (İznik) Konsili 787
4. yüzyıla tarihlenen İznik Ayasofya Müzesi, İznik’in tam ortasında , surlarla çevrili kentin dört kapısından gelen yolların kesiştiği yerde inşa edilmiştir. 787 yılında Hıristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. Konsil burada toplanmıştır. Fotoğrafta, Konsil’in toplandığı, sintronon denen oturma bölümü görülmektedir.
1331′den sonra Orhan Gazi burayı camiye dönüştürmüş, 16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Mimar Sinan tarafından bir mihrap ilave edilip, yan neflerde büyük kemer açıklıkları oluşturulmuştur. 2007 yılında çok eleştiri alan restorasyon çalışmaları başlatılmış, yapı müze olarak açılmış, 2011 yılında tekrar cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Fotoğraf:www.wikimapia.org

  • 815 yılında Konstantinopolis’te ikona kırıcılık ile ilgili sinod toplandı.
  • Bu dönemin bitişi Methodius’un Patrik seçilmesi ile oldu görüşüne ilaveten, İmparator Theophilos öldüğünde yüzüne ikona koyup öyle gömdüler ve bu tatsız dönemi böylece kapattılar, diye de bir yorum vardır.
  • Dinin Bizans’ta olduğu kadar merkezi bir rol oynadığı devlet azdır. Bizans’ta teoloji, sadece ruhbanı ilgilendiren bir olay değildi; inancın ve tapınmanın doğruluğu, İmparatorluğu tehlikeye atabilecek önemde bir konuydu.
İstanbul, Burgazada’da keşiş  Metodius’un ikona kırıcılar tarafından yedi yıl hapsedildiği mahzen. 843 yılında naip olan İmparatoriçe Theodora keşiş Metodius’u Patrik seçtirtince ikonaklazm dönemi tamamen bitmiş oldu. Bu mahzenin üzerine 9. yüzyılda İmparatoriçe Teodora Antigone tarafından Aya Yani (Vaftizci Yahya) Kilisesi yaptırılmış.

İstanbul, Burgazada’da keşiş Metodius’un ikona kırıcılar tarafından yedi yıl hapsedildiği mahzen. 843 yılında naip olan İmparatoriçe Theodora keşiş Metodius’u Patrik seçtirtince ikonaklazm dönemi tamamen bitmiş oldu.
Bu mahzenin üzerine 9. yüzyılda İmparatoriçe Teodora Antigone tarafından Aya Yani (Vaftizci Yahya) Kilisesi yaptırılmış.

7. yüzyılda Selanik’in koruyucusu olan Aziz Demetrius’un mezarından iyileştirici özelliğe sahip bir yağ aktığı söylenir. Aziz Demetrius kültünün ikonaklastik harekete karşı olanları koruduğuna inanılır. Yukarıda Aios Demetrius Bazilikası apsis ve ikonastasisi, altta ise Demetrius Bazilikası. Selanik, Yunanistan.

7. yüzyılda Selanik’in koruyucusu olan Aziz Demetrius’un mezarından iyileştirici özelliğe sahip bir yağ aktığı söylenir. Aziz Demetrius kültünün ikonaklastik harekete karşı olanları koruduğuna inanılır.
Yukarıda Aios Demetrius Bazilikası apsis ve ikonastasisi, altta ise Demetrius Bazilikası.
Selanik, Yunanistan.

 

  • 843 yılında ikonafillerin kazanması Ortodoksluğun Zaferi olarak anılır.
  • Hıristiyan dünyasında İkonaklazm, 16. yüzyılda Reform ile tekrar yaşandı. Bu defa Protestan ikonaklazmı olarak.

Fotoğraflarla Suriye Gezisi 1 / Şam 1

İç savaş, bir ülkenin başına gelebilecek en kötü şey. Suriye’de, bunca zaman sonra bile tünelin ucunda bir ışık görünmüyor. 2003 yılında yaptığım Suriye gezisinde pek çok uygarlığın izlerini görmüş, Suriye’ye gitme kararımdan çok memnun kalmıştım. Şimdilerde savaş haberleriyle beraber gelmekte olan bazı tarihi eserlerin de tahrip olduğu haberleri çok üzücü. En kısa zamanda akan kanın durmasını umalım ve Şam ile gezimize başlayalım.

Şam – Ulusal Müze Ulusal Müze’nin giriş kapısı, Yunan, Roma, Mezopotamya, Bizans etkisi taşıyor. Sekizinci yüzyılda Emeviler döneminde yapılan çöl saraylarından Kasr el Hayır el Garbi’nin parçalarından yapılmış. Akantus yaprakları, sütunçeler, altı köşeli yıldız, çıplak memeli kadın, hayvan figürleri, hayat ağacı motifleriyle süslenmiş. En tepe antikiteyi temsil ediyor.

Şam – Ulusal Müze
Ulusal Müze’nin giriş kapısı, Yunan, Roma, Mezopotamya, Bizans etkisi taşıyor. Sekizinci yüzyılda Emeviler döneminde yapılan çöl saraylarından Kasr el Hayır el Garbi’nin parçalarından yapılmış. Akantus yaprakları, sütunçeler, altı köşeli yıldız, çıplak memeli kadın, hayvan figürleri, hayat ağacı motifleriyle süslenmiş. En tepe antikiteyi temsil ediyor.

Ulusal Müze’nin bahçesinde küçük bir binanın içinde Dora Europos’tan taşınmış sinagog freskolarını gördük. Dora Europhos’u, MÖ 4. yüzyılda Selevkoslar kurmuş. Dora Europhos, Fırat kıyısında, Mari’nin kuzeyinde. Buradaki sinagog MS 2. yüzyılda yapılmış. Sasani saldırısında sinagogun duvarı devrilmiş, freskolar çatlamış ama toprağa gömülen freskolar korunmuş

Ulusal Müze’nin bahçesinde küçük bir binanın içinde Dora Europos’tan taşınmış sinagog freskolarını gördük. Dora Europhos’u, MÖ 4. yüzyılda Selevkoslar kurmuş. Dora Europhos, Fırat kıyısında, Mari’nin kuzeyinde. Buradaki sinagog MS 2. yüzyılda yapılmış. Sasani saldırısında sinagogun duvarı devrilmiş, freskolar çatlamış ama toprağa gömülen freskolar korunmuş.

Süleymaniye Tekkesi, on altıncı yüzyılda yapılmış. Mimar Sinan’ın eseri bir Sufi tekkesi. Klasik Osmanlı üslubu.

Süleymaniye Tekkesi, on altıncı yüzyılda yapılmış. Mimar Sinan’ın eseri bir Sufi tekkesi. Klasik Osmanlı üslubu.

 Burada on yedinci yüzyıldan sonra İznik çinisi üretilmiş.

Burada on yedinci yüzyıldan sonra İznik çinisi üretilmiş.

San Remo’da ölen ve İstanbul’a en yakın müslüman toprağına defnedilmeyi vasiyet eden son padişah Vahidettin Süleymaniye Tekkesi’nin arkasında gömülü.

San Remo’da ölen ve İstanbul’a en yakın müslüman toprağına defnedilmeyi vasiyet eden son padişah Vahidettin Süleymaniye Tekkesi’nin arkasında gömülü.

III. Selim döneminde yapılan medrese şimdi çarşı olarak kullanılıyor.

Çarşının duvarında, pek çok yerde, o zamanlar görülen Esad ailesinin resimleri.

Çarşının duvarında, pek çok yerde, o zamanlar görülen Esad ailesinin resimleri.

Daha sonra Doğu Kapısı’ndan Hıristiyan mahallesine girdik. İlk Hıristiyanlardan Hananya’nın şapeline gittik. Resullerin İşleri Bap 9 Hananya’dan bahsediyor.

Daha sonra Doğu Kapısı’ndan Hıristiyan mahallesine girdik. İlk Hıristiyanlardan Hananya’nın şapeline gittik. Resullerin İşleri Bap 9 Hananya’dan bahsediyor.

St. Paul, yaptığı konuşmalarda Yahudileri kızdırınca müritleri onu sepet içinde bu delikten indirerek Hananya’nın evine kaçırırlarmış.

St. Paul, yaptığı konuşmalarda Yahudileri kızdırınca müritleri onu sepet içinde bu delikten indirerek Hananya’nın evine kaçırırlarmış.

Eski Şam evlerinden iki örnek.

Eski Şam evlerinden iki örnek.