Etiket arşivi: Milliyetçilik

Milliyetçilik 7

  • Sömürgecilik, milliyetçiliği, ona karşı direnirken bile körüklemiştir.
  • Dünyadaki milliyetçi devrimlerin ilk örnekleri, karşı çıktıkları yöneticilerle aynı dili konuşan ve aynı dine bağlı, ayrıcalıklı seçkinler tarafından gerçekleştirilmiştir. Söz konusu seçkinler, sömürgeciler tarafından eğitilmiş, yerli halktan kişilerdi. Latin Amerika’nın İspanyol sömürgelerinde en tepe yöneticiler İspanya’dan gelir ve genellikle görevleri bitince İspanya’ya geri dönerlerdi. Altlarında kreol (İspanyol asıllı Latin Amerika doğumlular) memurlar kitlesi çalışırdı. Bunlar genelde doğdukları bölgede görev yapar, İspanya’ya gitme gibi bir umutları olmazdı. Bu onlara üstlerindeki “gerçek” İspanyollardan farklı olduklarını hatırlatırdı. Bu sömürge memurları, eğitimli seçkinler olarak, ulusal bütünleşmenin kültürel tabanını oluştururlardı. Her ülkenin sömürgecilik karşıtı seçkinleri, uluslararası milliyetçilik söylemine, kendi koşullarına göre yeni bir yön kazandırdılar. Yeni fikirler ürettiler, değişik yerel ögeler kattılar.
2017 Venedik Bienali, Malta Pavyonunda sergilenen eserlerden biri de Osmanlı’nın Malta Kuşatmasını betimleyen yastık kılıfı idi. Düşman, kimlik oluşumu için gereklidir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2017 Venedik Bienali, Malta Pavyonunda sergilenen eserlerden biri de Osmanlı’nın Malta Kuşatmasını betimleyen yastık kılıfı idi. Düşman, kimlik oluşumu için gereklidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Milliyetçilik, sömürgeci devletle ve sömürge ekonomisindeki özel çıkarlarla ilişkili grupların ortak bir projesiydi: En önce emperyal metropollerde okuyan ya da tecrübe kazanan gençler arasında yayıldı.
  • Milliyetçiliği doğuran ana kaynaklardan biri ulusal bütünleşme düzeyidir. Ayrılıkçı milliyetçilikler de genellikle ulusal bütünleşmenin başarısızlığından doğar. Sovyetler Birliği ve çeşitli Doğu Avrupa ülkeleri, bunun en bariz örneğidir. Milliyetçilik söyleminin, bir yandan ayrılıkçı pan-milliyetçi ve birleştirici hareketleri barındırma özelliği vardır.
  • Sonradan ve bir tür emekle, “öteki” hayat alanlarında da yaşayabileceğini, “öteki” milletten insanlarla gerçek ilişkiler kurabileceğini bilen, bu vasfına güvenen insanın milliyetçiliği aşması kolaydır. Aksine bu vasfını geliştirememiş insan için milliyetçilik, korunma içgüdüsüne cevap veren doğal bir ideolojidir.

 

Milliyetçilik 6

  • Sırp etnik temizliği, Breton ayrılıkçılığı, Pan-Arap milliyetçiliği, maçlardan önce milli marş okunması bunların hepsini birleştiren baskın ortak retorik milliyetçiliktir.
  • Yok olmanın eşiğinden dönme ya da kahraman bir geçmişe sığınma gibi konular sevilir. ABD’de Reagen’cılık, Fransa’da de Gaulle’cülük, yenilikten çok eskiliğeitibar eden iddialara tutunan bir milliyetçiliği beslemiştir. Küresel milliyetçi söylem, ulusal geçmişe sıkı sarılır.
  • Görece küçük dilleri yeniden canlandırma da uluslararası milliyetçi dalganın bir çabasıdır.
  • İsviçre, Kanada ve ABD, içlerindeki herhangi bir etnik grubun kültürüne indirgenemeyecek bir siyasi kültür geliştirmiştir. Bu ülkeler anayasaya veya siyasi süreç ve kurumlara sadakatle, bireylerin aralarındaki etnik farklılıklara rağmen onları bir arada tutmayı başarmıştır. Jürgen Habermas, etnisiteyle tanımlanan milliyetçiliğe bir alternatif olarak anayasal vatanseverlik kavramını geliştirmiştir.
Fotoğraf: Dünya Dinleri

Fotoğraf: Dünya Dinleri

  • ABD göçmenlerin etnik farklılıklarını büyük ölçüde korumalarına izin vermiş ama ulusal kimliğini muhafaza etmiş; kategorileştirmelere değil, bağlılığa dayanmıştır. Bu, vatandaşlığa dayalı milliyetçiliktir. Etnik milliyetçilikten farklıdır. Yine de WASP (Beyaz Anglo-Sakson Protestan), ulusun imgesine kültürel damgasını, Püritenler ise kültürel ve Neo-Con’larla siyasi damgasını vurmuştur. 1770’lerden sonra Kuzey Amerika’da İngilizlere meydan okumaya başlayanların çoğu püritenlerdi. “Biz Amerikalıyız” dediler. Böylece Püritenlik, artık sadece dinsel değil, milliyetçi bir ideoloji haline de geldi. Yani ABD için de etnik milliyetçilik konusunu tamamen dışarda bırakamayız. ABD’de Vatana Bağlılık Yemini, İç Savaş sonrası dönemin bir ürünüdür. Yeminin 60’ların sonunda ve 70’lerde milliyetçilik karşıtlığıyla birlikte kullanımı azalmıştı ama 90’ların muhafazakar, daha şoven havası içinde kullanımı tekrar arttı.
  • Aynı şekilde ortak kültür de, kolektif kimlik geliştirmeyi garantilemez. Britanya, Yeni Zelanda ve Avustralya örneklerinde olduğu gibi.
  • Milliyetçilik, daha önceden var olan kimlik ve geleneklerden kaynağını alır, ulusal kimlikler de bu gelenekleri yansıtır. Ancak milliyetçilik önceden var olan etnik kimliklerde temel değişiklikler yapar ve kültürel miraslara yeni anlamlar katar.

 

Milliyetçilik 4

  • 18. ve özellikle 19. yüzyıllarda, İngilizler kraliyet ailesinin Alman kökenli olmasına açıkça sinirlenmeye başladılar. Kraliyet ailesi Birinci Dünya Savaşı sırasında adını daha İngiliz bir isim olan Windsor olarak değiştirdi.
  • Ulusal dil görece yeni bir olgudur. Milli dilde konuşma ancak 19. yüzyılda, seçkinler arasında bir kendini tanımlama meselesi haline geldi. Özellikle Orta Avrupa’da dil, ulusal kimlik tartışmalarında merkezi bir rol oynamıştır. Sözlükler, dil bilgisi ve imla kılavuzları, 18. ve 19. yüzyıl İngiltere ve Amerika’sının ulusal sürecinin de önemli bir parçası olmuştur.
  • 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da yapılan eğitim reformu ile ortak bir Fransız tarihi ve standart bir Fransızca okullarda öğretilmeye başladı. Böylece ortak dil ve tarih, Katolik kimliğine eklendi. Protestanlar ulusal birlik adına katledilmiş veya sürgüne yollanmışlardı. “Fransız” olmak için diğer bütünleştirici faktörler, Fransızların, bütün kesimleriyle Devrim’e ve ardından Napolyon Savaşlarına katılımları olmuştur. Fransızların tek bir halk olarak oluşumları böyle gerçekleşmiştir.
  • Milliyetçilik, bir erkek ideolojisidir. Militarizmin ve geleneksel ataerkil kültürün benimsenmesi dolayısıyla cinsiyetçidir. Milliyetçi söylem, aynı zamanda ulusun geleceğini nüfus artışında görmesi itibarıyla, genellikle üremeye vurgu yapar. Sırp milliyetçilerinin, Bosna’dan istedikleri toprakları boşalttırmak için tecavüz suçunu bu denli çok işlemelerinin bir nedeni de budur.
İskoç ulusal kimliğinin çok temel bir sembolü olan kilt, İskoç ulusunun, çokuluslu Büyük Britanya hakimiyetine karşı verdiği direniş bağlamında icat ve ıslah edilmiştir. Yaygınlaşması 18. yüzyılın başlarına rastlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Edinburgh, 2001.

İskoç ulusal kimliğinin çok temel bir sembolü olan kilt, İskoç ulusunun, çokuluslu Büyük Britanya hakimiyetine karşı verdiği direniş bağlamında icat ve ıslah edilmiştir. Yaygınlaşması 18. yüzyılın başlarına rastlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Edinburgh, 2001.

  • İnsanları, ilksel bağlar üzerinden seferber eden liderler baştayken, ulusal ya da etnik kimlikler ırkçı düşünüşle birleşirse Hitler Almanya’sında, Burundi ve Ruanda’da olduğu gibi tehlike kapıda demektir. Ama ırkçı düşünüşün milliyetçilikle bir araya gelmesinden otomatik olarak soykırım çıkmaz. İmparatorluklar soykırıma yatkın değillerdi. Soykırım asıl büyük örneklerini, milliyetçi söyleme dayanan modern devletler yarattılar.
  • Romalılar için natio, yani ulus, aynı atalardan gelen, aynı karaktere sahip kişiler demekti.
  • Ulus kavramının, egemen bir varlık olarak kendisini Fransız Devrimi ile tesis ettiği düşünülür. Bastille baskını, az sayıda kişi tarafından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, halkın aktörlüğü fikrini simgeler. Fransızların vatandaşlığa ilişkin fikirleri, etnik olmaktan ziyade siyasi bir anlam taşıyordu. Bu sebeple Fransa modern ulus-devletin anası sayılır.
  • Amerikan İç Savaşı (1861-1865) Amerikan milliyetçiliğini Birleşik Devletler düzeyinde pekiştirmiştir.
  • Bismarck ile Hitler arasındaki dönem (1890-1933), koyu ve etnisiteye dayalı bir Alman milliyetçiliğine sahne olmuştur.
  • Milliyetçilik insanın sonradan ve emekle kazanılmış özellik ve imkanlarına değil, aksine doğal veya doğuştan edinilmiş sayabileceğimiz ırk, dil, din, gelenek, ülke doğası, tarih gibi boyutlarına vurgu yapar ve bunlara anlamlar yükler.

 

Dil 4 Avrupa’da Ulusal Dil

Fotoğraf: The Huntley Voice

Fotoğraf: The Huntley Voice

  •  Ulusal dil görece yeni bir olgudur.
  • Latince, Avrupa’daki farklı hanedanların asıl anlaşma diliydi.
  • Paris Fransızcası, halkın ulusal dili olmadan yüzyıllar önce, üst sınıflar tarafından uluslararası dil olarak kullanılıyordu.
  • Fransa’da, geç 18. yüzyılda, Latince ve Yunanca yerine Fransızca’nın kullanılması ve dil standardizasyonu yönünde belirli bir baskı oluşmuştu ama Fransızlar, Fransız milliyetini Fransızca konuşmakla henüz özdeşleştirmemişti. Çeşitli yerel lehçeler gücünü koruduğu gibi, College de France’da 18. ve 19. yüzyılda bile Fransız dili profesörlüğü bulunmuyordu.
  • Doğu Avrupa’nın birçok bölgesinde üst sınıflar, köylülerin anlaması mümkün olmayan bir dil kullanır ve yerel dilleri ancak evlerinde emir vermek için gerektiği kadar öğrenirlerdi.
  • Milli dilde konuşma ancak 19. yüzyılda, seçkinler arasında bir kendini tanımlama meselesi haline geldi.
  • Bu yüzyılda Doğu Avrupalı entelektüeller, filoloji araştırmaları, sözlük yayınlama ve sistematik imla gibi araçlarla dilin standartlaşmasını amaçlayan Alman tekniklerini örnek aldılar.
  • Orta Avrupa’da dil, ulusal kimlik tartışmalarında merkezi bir rol oynamıştır.
  • Sözlükler, dil bilgisi ve imla kılavuzları, 18. ve 19. yüzyıl İngiltere ve Amerika’sının ulusal sürecinin de önemli bir parçası olmuşlardır.
  • 18. yüzyıl Avrupa’sında çok dil bilmek, Aydınlanma Çağı ürünü entelektüelin alametifarikasıydı.
  • Fransa ve İngiltere’de 19. yüzyılda yaşanan sömürgecilik deneyimi, dil karşısındaki tutumlara yeni bir biçim verdi. İlk İngilizce kürsüleri Hindistan üniversitelerinde kuruldu ama fikir İngiltere’de de tuttu. Academie Française de dilin standartlaştırılması için çalışan bir kurum halini aldı.
  • Alman devletlerinin siyaseten parçalanmış yapısına rağmen, Almanca bu devletler içinde, Fransızcanın Fransa’da konuşulduğundan daha yaygındı. Alman düşünürlerine göre dil, kendine özgü bir hayat tarzının ifadesidir. Orijinal diller, doğrudan doğruya o dili konuşan halkların ruhunu yansıttıkları için, bileşik, türemiş dillere üstün tutuluyorlardı. Ödünç alınan her şey bozulmaydı. Dil, bir ulusun varlığının tek ölçüsüydü. Ancak günümüzde ulusal kimliğin temelinin dil olduğu fikri, Fransa’da Almanya’dan daha yaygındır.

 

Yararlanılan Kaynak

Milliyetçilik, Craig Calhoun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

 

 

Milliyetçilik 3

  • Avrupa’da, milliyetçilerin, göçlerin denetim altına alınması için bastırmaya başlaması; vatandaş ordularını oluşturması; modern anti-Semitizmin biçimlenişi; var olan devletlerin birleşmesinden çok ayrılmasını teşvik etmesi 19. yüzyılın son dönemlerinde gerçekleşmiştir.
  • Dünya üzerinde, 1914’ten beri var olan ve yönetim biçimleri şiddet yoluyla değiştirilmemiş yalnızca sekiz devlet bulunuyor. Bunlar Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu’nun dört eski üyesi, ABD, İsveç ve İsviçre’dir. Geriye kalan ülkelerin tümü etnik çatışmaya sahne olmuştur.
  • Siyasi ya da sivil milliyetçilikte, ulusal kimlik, kurulmuş bir devletin meşru üyesi olmaktan doğar. Vatandaşlığa bağlı milliyetçilik genellikle Fransız Devrimi ile ilişkilendirilir. Kültürel ya da etnik milliyetçilikte ise, ulusal kimlik, vatandaşlıktan ayrı ve belki üstün görülen, kimi kültürel veya etnik kıstaslara göre belirlenir. Etnik ya da kültürel milliyetçiliğe en sık örnek verilen Almanlardır; siyasi veya sivil milliyetçiliğin en yaygın örneği ise Fransızlardır.
  • Milliyetçilik, bir kolektif kimlik oluşturma yoludur. Milliyetçiler, tarihsel ve sosyolojik süreçlerin altını çizerek, ulusları kültür ve kan bağı olan büyük aileler olarak sunarlar. Bu gibi ilksel bağlar/kimlikler, vatandaşlığa bağlı milliyetçilik için tehdit oluşturur. Ulusların modern formuna yakın bir biçimde tarihin başlangıcından bu yana var olduğunu söyleyenler yalnızca milliyetçi ideologlardır. Ama bizim için, gerçek olduğuna inandığımız şeyler gerçektir (Perception is reality. – W. I. Thomas). İnsanların, sorunlu olduğunu bildikleri, ama yine de bir özdeşleşme kurdukları bazı anlatıları kabullendikleri bilinir.
  • Kültürel milliyetçiliğin tarihinin vatandaşlığa bağlı milliyetçilikten daha eski olduğu kolayca söylenebilir. 15. yüzyılın sonunda İspanya’da, 16. yüzyılda Fransa’da yaşanan Katolikler lehine diğer din ve mezhepleri yok etme, egemenlik alanını kanla tek dinli hale getirme kültürel milliyetçiliğe/etnik arındırmaya iki eski örnektir.
  • 1492 yılında Endülüs Devleti’nin de yıkılışıyla 780 yıl boyunca İber Yarımadası’nda yaşamış olan Müslümanlar ve onlarla beraber Yahudiler, bir tercih yapmak zorunda kaldılar. Ya dinlerinden vaz geçecekler ya da vatanlarını terk edeceklerdi. Papa tarafından Katolik Krallar diye adlandırılan Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand devrinde ülke yalnız Katoliklerden oluşsun diye pek çok can alındı, büyük göçler yaşandı.
  • 1572 yılında Fransa’da yaşanan Saint Barthelemy Katliamında Katolikler evlerinde uyumakta olan Protestanlara saldırmışlar, Paris’te başlayan katliam daha sonra ülke geneline yayılmış, iki gün süren katliam sonucunda on binlerce Protestan öldürülmüş, sağ kalan Fransız asıllı Protestan soyluların tamamına yakını Katolikliği kabul etmiş, Protestan halkın bir kısmı İsviçre ve Almanya’ya kaçmış, bir müddet sonra da Kuzey Amerikalı Huguenot topluluğu oluşmuştur.

 

Günümüzde de aynı amaçla aynı hunharca eylemler yaşanmaktadır: Örneğin Myanmar’ı sadece Budistlerden oluşan bir devlet haline getirmek için Myanmar ordusu yıllardan beri Arakan Müslümanlarına yönelik etnik temizlik yürütmektedir. Saldırı, terör ve açlığa mahkum etme yöntemiyle Müslümanlar, Müslüman Bangladeş’e kitlesel göçe zorlanmaktadır. Myanmar ordusu hem ülkeden kaçan yüz binlerce Arakanlıyı katletmek hem de Bangladeş'e sığınanların geri dönüşünü engellemek için Bangladeş sınırına da mayın döşüyor. Arakan’da yaşayan, Rohingyalı olarak adlandırılan bu Müslüman gruplar yıllardan beri devlet terörü ile karşı karşıya. Fotoğraf: Değişim Haber

Günümüzde de aynı amaçla aynı hunharca eylemler yaşanmaktadır: Örneğin Myanmar’ı sadece Budistlerden oluşan bir devlet haline getirmek için Myanmar ordusu yıllardan beri Arakan Müslümanlarına yönelik etnik temizlik yürütmektedir. Saldırı, terör ve açlığa mahkum etme yöntemiyle Müslümanlar, Müslüman Bangladeş’e kitlesel göçe zorlanmaktadır. Myanmar ordusu hem ülkeden kaçan yüz binlerce Arakanlıyı katletmek hem de Bangladeş’e sığınanların geri dönüşünü engellemek için Bangladeş sınırına da mayın döşüyor. Arakan’da yaşayan, Rohingyalı olarak adlandırılan bu Müslüman gruplar yıllardan beri devlet terörü ile karşı karşıya.
Fotoğraf: Değişim Haber