Etiket arşivi: Milliyet Kitapları

Süreyya Operası’ndaki Sergi ve Bizde Operanın Başlangıcı 3

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası fuayesinde sergilenen peruklardan bazıları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası fuayesinde sergilenen peruklardan bazıları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Cemal Reşit Rey (1904-1985) çoğunun librettosunu ağabeyi Ekrem Reşit Rey’in yazdığı operetler, operalar ve müzikal komediler (revü) (Adalar, 1934; Alabanda, 1941 ve Aldırma, 1942) yazmıştır. Lüküs Hayat on operetinin en ünlüsüdür. Bestecinin 1920’de yazdığı iki; 1924, 1926, 1929’daki operalarına ilaveten 1942-1945 yıllarında üzerinde çalıştığı, orkestrasyonunun 1973 yılında tamamlandığı Çelebi adlı operası ile toplamda altı operası vardır.
  • Ahmet Adnan Saygun’un (1907-1991) pek çok eserine ilaveten Kerem (1952), Köroğlu (1973) ve Gılgamış (1962-1983) adlı operaları da vardır. Üç perdelik Kerem, ilk büyük ve önemli Türk lirik dramı sayılır.
  • Bülent Arel’in (1918-1990), Çocuklar İçin Eski Tarzda Bale Süiti (1948), Hansel-Gratel (1952) adlı bale müziği besteleri vardır.
  • İlhan Usmanbaş’ın (1921-) da eserleri arasında bale müzikleri vardır. Oluşum (1969), Bulutlar Nereye Gider? (1970), Yurtta Barış Cihanda Barış (1982) bunlardan bazılarıdır.
  • Cumhuriyet dönemi ikinci kuşak bestecilerinden Nevid Kodallı’nın (1925-2009) opera ve bale müziği eserleri ise Antigone (1958), Van Gogh (1956 ve 1964) ve Hürrem Sultan’dır (1976).
  • Ferit Tüzün’ün (1929-1977) Midas’ın Kulakları (1969) adlı operası ve Çeşmebaşı (1964) adlı bale müziği bu konu ile ilgili sayacağımız eserler arasındadır.
  • Cengiz Tanç (1933-1997) Çoğul, 1972; Yoz Döngü, 1974; Çağrışımlar, 1980; Yankılar, 1981 ve İnsanın Yükselişi, 1987 adlı bale müziği için uygulamalar bestelemiş, 1975 yılında ise üç perdelik Deli Dumrul operasını tamamlamıştır.
  • Yalçın Tura’nın (1934-) ise, iki perdelik operası Karacaoğlan (2009) ve üç perdelik Sevmek Nedir? adlı melodramını ve 1988 yılında yazdığı Yaratılış adlı balesini bu yazı kapsamında saymamız gerekir.
2008 yılında Aida operası için Serdar Başbuğ tarafından hazırlanan kostüm. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2008 yılında Aida operası için Serdar Başbuğ tarafından hazırlanan kostüm.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY, 1994.
  • Opera-Bale Kostüm Sergisi, Prof. Refika Tarcan, Sergi broşürü.
  • Müzik Kılavuzu, Faruk Yener, Milliyet Kitapları, 1970.
  • Şu Eşsiz Müzik Sanatı, Faruk Yener, Cem Yayınevi, 1990.
  • Müzik Tarihi, İlhan Mimaroğlu, Varlık Yayınları, 1987.
  • 100 Opera, Faruk Yener, Doğan Kardeş Matbaacılık, 1964.

 

 

Megalitler 3

The Burren, İrlanda. Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş. Fotoğraf:gloccamorra.com

The Burren, İrlanda.
Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş.
Fotoğraf:gloccamorra.com

  • Dik taşların yatay taşla masa tablası gibi örtülmesinden oluşan anıta ise dolmen denir. Bunlar çoklu gömme için kullanılan mezar odalarıdır. Yan yana sıralanarak üstü kapalı bir yol oluşturanları da vardır. Bu galerilerin bazılarının uzunluğu 25 metreyi bulur. Dolmenlerin toprak üstünde ve toprak altında olanları vardır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere tümülüs, kurgan  veya höyük adı verilir. Bazılarının içinde taş sandukalar bulunmuştur. Toprak üstünde olanların da bir zamanlar gömülü olabileceği düşünülmektedir. Yurdumuzda en çok dolmen Trakya Bölgesi’nde bulunur.
  • Kafkasya’da yaklaşık MÖ 1100-400 yılları arasına tarihlenen Kuban Kültürü’ne ait pek çok dolmen bulunmuştur. Batı Kafkasya dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Bu delikler özel tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır.
  • Ruhun çıkıp gitmesini sağlamak için bir ruh deliği olan dolmenler kapatma taşı ile ve toprakla örtülmemiştir. Bunların örneklerine Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Kars dolmenleri Kafkas, Adıyaman ve Gaziantep dolmenleri ise Levant dolmenleri ile benzerlik gösterir. Bulundukları yöreye göre isim alanlar olduğu gibi; en eski dolmenler, büyük dolmenler, çokgen dolmenler, asıl dolmenler, dörtgen dolmenler, genişletilmiş dolmenler, uzun dolmenler, yuvarlak dolmenler ve dehliz dolmenler şeklinde de sınıflandırılmıştır.
  • Güney batı İngiltere’de Budmin yakınlarındaki taş anıtın erkeklerin ve kadınların enerjilerini artırdığına, hayvanları da çektiğine inanılır. Bu anıt, Galliler arasında bir bereket ve üreme simgesi olarak görülürdü. Kısır kadınlar ve yeni evliler gece yarısı taşı ziyaret ederlerdi.
İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur. Fotoğraf: earth spirit essences

İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur.
Fotoğraf: earth spirit essences

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Anadolu Megalitleri, Bakiye Yükmen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003.
  • http://www.nkfu.com/menhir-nedir
  • Eski Dünya’nın Yetmiş Büyük Gizemi, Brian M. Fagan, Oğlak Yayınları, 2002.
  • Malta, Book Distributors Limited Publishing, 2014.

 

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

 

 

Nar 6

Narlı Madonna, Sandro Botticelli, 1487. Fotoğraf: goldenhorncafe.blogcu.com

Narlı Madonna, Sandro Botticelli, 1487.
Fotoğraf: goldenhorncafe.blogcu.com

  • Afrika’da Gabon’da ve Asya’da nar, dişilik bereketini sembolize eder. Hindistan’da da kısır kadınlar çocuk sahibi olabilmek için nar suyu içerler. Bir Vietnam mitolojisine göre, nar açıldığında yüzlerce çocuk verir. Her tür doğum, büyüme ve çoğalma fikrini içeren konularda nar sembolü yer almış, tören eşyalarına yansımış, hatta tahılların saklandığı küpler de nar motifleriyle süslenerek, bolluk ve bereket gibi beklentiler dile getirilmiştir.
  • 19. yüzyılda yazılmış bir kitaptan, dövülmüş nar kabuklarıyla deriyi ovarak deriye elastikiyet kazandırıldığını; Dicle Nehri üzerinde işleyen sandalların bu yolla yapıldığını okuyoruz.
  • Doğu Akdeniz ülkelerinde, nar çok eski zamanlardan beri şarap ve şerbet yapımında kullanılmıştır. Ayrıca nar sosu ve nar ekşisi yapılmıştır.
Anadolu’da dokunan halı ve kilimlerde Yaşam Ağacı en çok işlenen motiflerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’da dokunan halı ve kilimlerde Yaşam Ağacı en çok işlenen motiflerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hüsamettin Koçan’ın 1980’lerden bugüne kullanageldiği, figür gibi dikey boyanmış Y biçimi, hayat ağacı ile ilişkilendirilebilir. İnsanın merkezinden çıkan, ya da merkezinde insanın bulunduğu bir kozmik ağaç. Fotoğraf: csmuze.anadolu.edu.tr

Hüsamettin Koçan’ın 1980’lerden bugüne kullanageldiği, figür gibi dikey boyanmış Y biçimi, hayat ağacı ile ilişkilendirilebilir. İnsanın merkezinden çıkan, ya da merkezinde insanın bulunduğu bir kozmik ağaç.
Fotoğraf: csmuze.anadolu.edu.tr

  • Osmanlı Devleti zamanında tatlı ve ekşi nar cinsinin bulunduğunu, beyaz narın tanelerinin pembemsi ve tatlı olduğunu, Bağdat’tan gelen siyah narın kabuğunun koyu mor renginde, iri taneli ve ekşi olduğu bilinmektedir. Osmanlıda narın, limondan önce yiyeceklerde, ekşi soslarda kullanıldığını biliyoruz.
  • Nar suyu ve şerbeti Mısır’da, İran ve Türkiye’de bugün hala çok sevilir.
  • Nardan yapılan bir şurup Yakındoğu’da yemek pişirmede kullanılır. Bu sos, tavuklu sebzeli yemeklerde, tavuk, ördek pişirilirken kullanılan, tatlı-ekşi lezzet veren bir sostur.
  • Kuru nar taneleri yemeklerde kullanılır.
  • Yeni yılda evin kapısının önünde evin hanımı yeni yılın bereketli olması ve yeni bir hayatı başlatması için narı yere atar ve narın tanelerini saçar. Bu gelenekte nar hem bitmiş olan yılı, yani ölümü, yeni yılla yeniden başlayan hayatı simgeler.
  • Benzer bir gelenek hasadın bereketli olması için Türkiye’de de uygulanır.
  • Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.
Oturduğum sokaktaki bir apartmanın girişine konmuş seramik nar ağacı panosu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Oturduğum sokaktaki bir apartmanın girişine konmuş seramik nar ağacı panosu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nar Türkiye’de siyah rengin elde edilmesinde kullanılmış, nar çiçeklerinden de koyu kırmızı boya elde edilmiştir.
  • Türkiye’de kilimlerde, kanaviçelerde, cam altı resimlerde bolluk ve bereketin simgesi olarak yaşam ağacı, gün çiçeği ve nar işlenir.
  • Modern tıp, narı ömrü uzatan ve yaşlanmayı geciktiren yiyecekler arasında saymaktadır. Böylece nar, bir cennet meyvesi olmaya devam etmektedir.
Nar Ağacı, Karla Gudeon. Fotoğraf: www.covegallery.com

Nar Ağacı, Karla Gudeon.
Fotoğraf: www.covegallery.com

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Nar, Gönül Tekin, Yemek ve Kültür, Yaz 2014.
  • Somut Olmayan Kültürel Miras, Baksı Kültür Sanat Vakfı Yayınları, 2015.
  • Art and History of Egypt, Alberto Carlo Carpiceci, Casa Editrice Bonechi, 1994.
  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Eski Yakındoğu’da Nar Sembolizmine Dair: Bir Derleme Çalışması, H. Hande Duymuş Florioti, Tarih Okulu Dergisi, Haziran 2015.
  • Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.
  • Mosaics of the Bardo Museum, Art and History Collection, Céres Edition, 1998.
  • Altın Dal, Cilt I, James G. Frazer, Payel Yayınları, Bilim Kitapları 37.
  • Altın Dal, Cilt II, James G. Frazer, Payel Yayınları, Bilim Kitapları 38.
  • Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı.

 

Renkler 13

  • Giysi renklerine de özel anlamlar yüklenmiştir.
  • Sayılar Kitabı’nda çocukları koruması için giysilerinin kenarına mavi kurdele geçirilmesi önerilir.
  • Gebelik sırasında mikroplardan korunmak için kadınlar mavi atkılar, eşarplar tercih ederdi.
  • Önceleri Hıristiyanlar arasında, belki kilise avlularının, belki de toprağın yeşil olmasından ötürü, bu renkte giysi yaptırmanın yakışık almadığına, insan bedeninde yeşilin uğursuzluk getireceğine inanılmıştır. “Yeşil giyersen, yakınların da çok geçmeden siyahlar giyer” sözü bir zamanlar yaygın olarak söylenegelmiştir. Doğanın önem kazanmasıyla birlikte bu inanç da yavaş yavaş silinmiştir. Doğanın egemen rengi olduğu için İrlanda’da her zaman yeşilin şans getirdiğine inanılmıştır.
  • Victoria Dönemi’nde (1837-1901) Britanya’da, kumaş ve duvar kağıdı boyalarında, özellikle yeşilde, arsenik kullanılıyordu. Bu yüzden de yeşil renk sakıncalı bulunuyordu.
  • Mezarlıktaki rengi hatırlattığı için kahverengi giyside uğursuz sayılmıştır.
  • Siyah giyenin yaşamında bir değişiklik olacağına, kırmızı giyenlerin büyük bir güce kavuşacağına hükmedilmiştir.
Kırmızılar İçinde Madame Juillard’ın Portresi, Giovanni Boldini (1842-1931). Fotoğraf:stlukesguild.tumblr.com

Kırmızılar İçinde Madame Juillard’ın Portresi, Giovanni Boldini (1842-1931).
Fotoğraf:stlukesguild.tumblr.com

  • Kırmızı, sonsuz enerjinin simgesidir. 10. yüzyılda insanlar hastalıkları iyileştirmek için kırmızı örtülere sarınırlardı. Bir ara kırmızı giyen kadınlara yosma gözüyle bakılır oldu. Soyguncular, sadece tanınmamak için değil, korunmak isteği ile de yüzlerini kırmızı mendille örttüler.

 

Yararlanılan Kaynak

  1. Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.